11. bölüm · Limbo
Mirakuru
Ormanın derinliklerine doğru ilerliyordum ki requiem'i test etme şansım hiç olmamıştı. Aptal bir paralel Evren kaçamağı olacak diye beklerken neredeyse 3 gündür buradaydım. İlerlediğim esnada bir çatırtı duydum.
Nate: *O tarafa silah doğrultur* Göster kendini.
X: *Arkasından üstüne doğru koşar*
Nate: *Dönüp yumruk atar, hiçbir etki etmez* What the...
Vurmaya hamle etmişti ki requiem ile başından vurdum.
Nate: *Silaha bakar* İkimiz çok iyi anlaşacağız.
Ard arda aynı adam gibi 5 kişi daha gelmişti. Requiem dışında fiziksel hiçbir güç o adamlar üstünde işe yaramıyordu. Hepsini temizlediğimde adamlardan birinin üstüne eğildim. Yanımda kan testlerini yapabilecek minik askeri seviyede bir makinem vardı ki:
Nate: Tamam makbuleler, bakalım ne kullanıyorsunuz?
*Kan değerlerine bakar* Bu ne şimdi... Talaş... Ve toprak... Shiitake mantarı japonların eski mucize serumu mirakuruyu üretmekte kullanılan radyasyon bölgelerinde bulunan askeri seviyede zehir bulunduran bir mantar... Bu herifler japon askeri, o tapınakta ki geçidi kullanarak buraya girmiş olmalılar. Harika piskopatlar Arafı bulmayı başarmışlar.
İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya da limbodan gelir derler. Benim durumunda ikisi de geçerli, babamı bulayım diye 6 saatlik bir uçak yolculuğu yaptım. Aptal bir dağ rehberi ve kızıyla bir dağa tırmandım. Off nate aklın neredeydi senin?
Philip: İtiraf etmeliyim bulunması kolay birisin.
Nate: *Taş atar, üstünden seker*
Philip: Bu ne içindi?
Nate: Canlı olduğundan emin olayım dedim. Requiem'i kullanmasam beni bulamazdın ama neyse.
Peder beyle beraber ormanda devam ederken bir ağaç eve gelmiştik. Güvenli ve anlaşılan nullixten uzaktı.
