10. bölüm / 19
LEYL (KİTAP OLUYOR!)Koku
Bölümler 19Şu an: Koku
- 1 Oyun398 kelime
- 2 İhanet8.928 kelime
- 3 Fener6.695 kelime
- 4 Umut6.165 kelime
- 5 Karakter tanıtımı621 kelime
- 6 Ateş7.541 kelime
- 7 Koku6.955 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Peter7.796 kelime
- 9 Kale8.171 kelime
- 10 Gül6.777 kelime
- 11 Mühür7.113 kelime
- 12 frank6.211 kelime
- 13 Tehlikeli oyun7.418 kelime
- 14 Güzellim6.194 kelime
- 15 Orvian6.939 kelime
- 16 Müsabaka5.452 kelime
- 17 Öpücük4.565 kelime
- 18 İgor5.097 kelime
- 19 Esir4.902 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tahmini olarak iki saattir ateşin başında oturmuş, Karga’nın muhteşem kaslarını salyalarımı akıtarak izliyordum. O ise ellerini başının arkasına kavuşturmuş, duvara yaslanarak uzanıyordu. Gözlerini ara sıra bana bakmak için açıyor, beni şöyle bir süzdükten sonra geri kapatıyordu. İkimiz de birbirimize iki saattir tek kelime bile etmemiştik. Bu sessizlik sanırım ikimize de oldukça huzur veriyordu.
Kıyafetlerim ve bedenim çoktan kurumuştu ama Karga’nın yumuşacık olan tuniğini çıkarmak gibi bir derdim hiç yoktu. Çıkarmak istemememin en büyük sebebi, tunikten buram buram yayılan hafif is ve amber kokusuydu. Bu iki farklı zıt kokunun birlikte nasıl bu kadar etkileyici olduğunu anlayamıyordum. Sanırım bu Karga yüzündendi. Onun teni bu iki kokuyla birleşince ortaya bu bağımlılık yapan koku çıkmıştı. Kokuyu tekrar daha güçlü bir şekilde içime çekebilmek için tuniğin yakasına doğru eğildim. Kokuyu içime çekerken istemsizce gözlerim kapanmıştı. Bu öyle bir kokuydu ki bir an kendimi tekinsiz, her tarafı alevler içinde olan bir ormanda gibi hissediyordum, sonra bir anda ise kendimi her tarafı çiçekler açmış bir yaylada buluyordum. Ben düşüncelerime dalmışken Karga’nın eğlenen sesi beni kendime getirdi.
"Kokuma âşık olmuş olamazsın değil mi?"
Yüzünü tamamıyla bana dönmüştü. Sağ kaşı hafifçe havalanmış, sen hayırdır der gibi bakıyordu. Hızlıca dikleşip hafifçe öksürdüm. Gerçekten utanmıştım.
"Ne münasebet be! Ben sadece-"
Ne diyeceğimi bilemeyip sudan çıkmış balık gibi gözlerine bakmaya başlamıştım. Dudaklarımı kemirmeyi bırakıp cevap vermem gerekiyordu ama çok kötü bir halde yakalanmıştım.
"Sadece bu iğrenç is kokusunun tunikten gelip gelmediğini anlamaya çalışıyordum," dedim iyi bir bahane bulmanın verdiği rahatlamayla derince nefes vererek.
"Hım, ama yüzünde hiç iğrenir gibi bir hal yok. Tam tersi, aldığın kokudan hoşlanıyor gibi görünüyordun."
"Hiç de bile, sen yanlış anlamışsın," dedim gözlerimi kaçırarak. Şu an yüzümün domatesten hallice olduğuna emindim. Çünkü ne zaman utansam yanaklarım ve garip bir şekilde dudağımın üstü kızarırdı.
"Öyle olsun bakalım."
Aramızda oluşan sessizlikten bıktığım için konuşmaya başladım.
"Ya benim canım sıkıldı, daha ne kadar böyle boş boş oturmaya devam edeceğiz?" dedim oflayarak.
Karga tekrar gözlerini kapatarak, "Bilmem," diye cevap verdi. Şaka yapıyor olmalıydı değil mi!
"Ne demek bilmem? Beni kaçırdığına göre bir planın olmalı."
"Yanlışın var küçük hanım, ben seni kaçırmadım. Tam tersi, seni kurtardım." Bu adamdaki rahatlık insanı deli eden cinstendi.
"Evet, beni yere çakılmaktan kurtardın ama sonra buraya kaçırdın ya!" Sinirlerimi hoplatmayı iyi başarıyordu.
"Bakma bana öyle şaşkın Tortioslar gibi. Gözlerini biraz daha öyle belertmeye devam edersen yerlerinden fırlayacaklar." Ne diyordu bu adam böyle ya!
"Ey yüce tanrım, bu adama böyle kas verdiğin kadar biraz da akıl verseymişsin ya" diye söylendi iç sesim. Bugün iç sesimin alnından öpmek istiyordum, ne kadar da haklı konuşuyordu mübarek.
"Seni buraya getirmek benim için de beklenmedik oldu. Seni kurtardıktan sonra aslında orada bırakıp gitmeyi düşündüm. Ama sonra Mortias’ın seni bulamayınca başına gelecek sorunları düşünüp keyiflendim ve seni kendimle birlikte götürmeye karar verdim." Çok normal bir şeyden bahsediyormuş gibi oldukça rahattı. "Hem benim gibi muhteşem bir insanın yanında vakit geçirme şansına sahip oldun, bunun için bana teşekkür etmelisin küçük hanım."
"Bunu ciddi bir şekilde söylüyor olamazsın değil mi?" diye sordum artık bu adama şaşırmayı bırakarak. Oldukça garip ve ilginç bir kişiliği vardı. Ve ben istemeden bile olsa kendimi onu daha fazla merak ediyor halde buluyordum.
"Oldukça ciddiyim. Sırf bu gördüğün muhteşem kaslara kaç kişinin bir kez olsun dokunmak için para teklifinde bulunduğunu tahmin bile edemezsin. Ve üstelik bunu sadece insanlar teklif etmiyordu." Sağ gözünü kırpıp dizinin üzerinde yükseldi. Ve tüm yönünü bana döndü. Kollarını iki yandan kaldırıp sıkarak o muhteşem kol kaslarını bana sergilemeye başladı.
Etkilendiğimi gizleyerek, "Ne yapıyorsun sen böyle?" diye sordum. Gözlerimin bicepslere bakmaması için ekstra çaba sarf etmek zorunda kalmıştım.
"Sabahtan beri gözlerinle beni taciz ediyorsun. Ben de artık gizli gizli beni süzme diye açıkça sana vücudumu sergiliyorum," dedi ve ayağa kalkarak karşıma geçti. Ne yazık ki doğruyu söylüyordu. Sabahtan beri adamı gözlerimle çiğ çiğ yemiştim. Aman ben ne yapayım, adam Yunan tanrısı gibiydi. Çok rahatsız olduysa o da böyle yakışıklı olmasaymış hıh!
Önümde durup karın kaslarını işaret ederek, "İstersen dokunabilirsin küçük hanım. Senin gibi güzel bir prensesin bu şaheserlerden mahrum kalmasını hiç istemem." Maskesinin ardından büyük ihtimalle bana sırıtıyordu.
"Gördüğüm en iyi fizik değil ama kötü olduğunu da söyleyemem. Daha iyileri var, Mortias’ın fiziği gibi." Onun benimle eğlendiği yetmişti, şimdi onunla eğlenme sırası bendeydi.
"Ya fazla zevksizsin ya da körsün küçük hanım. Onun büyük ihtimalle büyüyle şişirdiği kaslarının, benim alın teriyle yaptığım kaslardan nasıl olur da daha iyi olduğunu söylersin?" dedi. Sesi şaşırdığını belli ediyordu. "Aptal bir insan bile onun ve benim aramdaki fizik farkını anlar. O domates kafanın benden iyi olduğu hiçbir konu yok."
İyice pazılarını şişirip arkasına döndü. Kollarını kaldırıp o geniş omuzlarını sergilemeye başlamıştı şimdi de. "Söylesene, hayatında kaç tane bu kadar kusursuz bir sırt gördün küçük hanım?" dedi yüzünü hafiften bana dönerek.
Doğruyu söylemek gerekirse ayağa kalkıp tırnaklarımı onun sırtına geçirip dokunmamak için kendimi zor tutuyordum. Muhteşem genişlikteki omuzları nefes kesici gözüküyordu.
"Eski sevgilimin bir evi sırtlayacak omuzları, emin ol karşımda poz kestiğin omuzlarından daha seksiydi. O yüzden üzgünüm canım, benden geçerli bir not alamadın," dedim gözlerimi ondan en uzak yere sabitlemeye çalışarak.
Yüzüme baktığında yalan söylediğimi anlamamasını umdum. Evet, Polat da yakışıklıydı, atletik bir sporcu bedenine sahipti. Ama Karga kesinlikle ondan daha iyiydi. Polat’ın sadece dört tane baklavası varken Karga’nın ise altı tane vardı. Bu bile benim için Karga’yı daha seksi yapıyordu.
"Eski sevgilin demek benden daha seksiydi?" Karga önüne dönmüş, kollarını göğsünün altında birleştirmişti. Bunu yaparken bile kol kaslarını şişirmeye çalışması onu çok şapşik gösteriyordu. Artık ona bakarken yarım ağız gülümsemeden edemiyordum.
"Hım hım, öyleydi." Külliyen yalan!
"Kimmiş bakalım benim gibi yakışıklılık abidesinden bile daha seksi olan adam?" Siyah, nizamlı saç tutamlarını dağıtarak ateşe doğru döndü. "Belki de tanıyorumdur o ultra yakışıklı olan adamı," dedi. Tam cevap verecekken konuşmama izin vermeyip sözlerimi ağzıma tıktı. "Ya da dur. Onu tanımam imkânsız. Bu diyarda benden daha yakışıklı bir adam daha yok ki."
"Ne kadar da egoistsin sen böyle be." Daha önce hiç onun kadar kendini beğenmiş birisiyle tanışmamıştım. Dışarıdan baktım yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe sözü resmen bu adam için var olmalıydı. Dışarıdan bakıldığında siyahlar içerisinde oldukça tehlikeli ve acımasız görünüyordu. Ama onunla birkaç dakika konuşunca içinden birden şapşik bir adam çıkıyordu.
"Egoist değilim küçük hanım. Sadece mükemmel olduğumun farkındayım," dedi ve bana göz kırparak yanımdaki kayaya oturdu. Benim gibi o da ayaklarını ateşe doğru uzattı. Ayaklarını saran çizmeye baktığımda, hem içine hem de dışına ikişer tane hançer sakladığını gördüm. Biraz gerilmedim değil ama bana zarar vermediği sürece istediği her yerine silah saklamakta serbesti.
"Mükemmel olduğunu düşünmen ne kadar da üzücü." Kafamı iki yana sallayarak onu onaylamaz sesler çıkardım.
"Mükemmel olmadığımı düşündüğün için mi yüzün son iki saattir gül gibi kıpkırmızı, küçük hanım?" dedi gözlerini üzerime dikerek.
"Üşüdüğüm için yüzüm kızardı öyle. Unuttun mu, beni şelalenin içinden geçirdin ya! Senin yüzünden sırılsıklam oldum." Dirseğimi sertçe onun karnına geçirdim. Kesinlikle bunu hak etmişti. İllaki beni o buz gibi suyun içinden geçirmek zorunda mıydı ki!
Vuruşum onda hiçbir etki yaratmamış olmalı ki o sadece gülüp kolumu tutmaya çalışıyordu. "Seni o suyun içinden geçirmeyi gerçekten istemedim ama bu büyüde daha yeniyim, o yüzden yeterince iyi kontrol edemedim. Özür dilerim küçük hanım," dedi sağ eliyle tekrar saçlarını karıştırarak. Ve gerçekten bakışları onun mahcup olduğunu gösteriyordu.
"Sen niye benim gibi ıslanmadın peki? Ve ben seni neden hiç görmedim?" Neden bunu daha önce sormamıştım ki? "Sabahtan beri adamın kaslarına odaklandığın için olabilir mi Nalincim!"
Bölüm etkileşimi
