20. bölüm · LENA VOLKOV-İKİ ÜLKE TEK HÜKÜM
BÖLÜM 14
Rauf & Faik — Колыбельная
Rammstein — Mein Herz Brennt
Unheilig — Geboren um zu leben
Ludovico Einaudi — Experience
Hans Zimmer — Why So Sertehlikeli
KIRMIZI ODA
Lena, Nox'un kapıyı kapatmasının ardından odada uzun süre tek başına kaldı.
Odanın içerisindeki sessizlik artık alıştığı bir sessizlik değildi. İlk geldiği günden beri buranın sessiz olduğunu düşünmüştü fakat zaman geçtikçe sessizliğin kendisinden çok, bu binanın sessiz kalmayı seçtiğini fark etmeye başlamıştı. Duvarların arkasından bazen çok hafif metal sesleri geliyor, ardından yeniden hiçbir şey duyulmuyordu. Sanki bina nefes alıyor ama bunu kimsenin fark etmesini istemiyordu. Lena sandalyesinden kalkıp odanın duvarlarına baktı, gözlerini köşelerde gezdirdi ve kapının altından içeri süzülen soluk ışığı birkaç saniye boyunca izledi.
Sonra kapı açıldı.
Nox içeri girdi.
Bu kez elinde yemek yoktu.
Her zamanki siyah kıyafetleri üzerindeydi ve yüzündeki siyah maske, odanın loş ışığında neredeyse duvarla bütünleşiyordu. Lena onun gelişini görünce ayağa kalktı. Nox hiçbir şey söylemeden birkaç saniye onu izledi. Ardından odanın arka tarafına doğru yürüdü. Lena kaşlarını çattı. Nox duvarın önünde durdu, duvarın belirli bir noktasına elini bastırdı ve birkaç saniye sonra içeriden çok hafif bir mekanizma sesi geldi.
Duvarın bir bölümü geriye doğru hareket etti.
Lena'nın bakışları değişti.
Daha önce orada bir kapı olduğunu fark etmemişti.
Nox başını ona çevirdi.
“Gel.”
Lena cevap vermedi.
Sadece açılan geçide baktı.
Geçidin içerisi tamamen karanlıktı.
Duvarların iki yanında küçük, eski ışıklar bulunuyordu fakat çoğu çalışmıyordu. Zeminin taşları nemliydi ve koridor aşağı doğru eğiliyordu. Lena birkaç saniye yerinden kıpırdamadı. İçgüdüleri ona oraya girmemesini söylüyordu. Fakat Nox çoktan geçide girmişti.
Lena derin bir nefes aldı.
Ardından onu takip etti.
Geçidin kapısı arkalarından kapandığında odanın son ışığı da kayboldu.
Artık yalnızca Nox'un birkaç adım önündeki silueti görünüyordu.
Lena yürürken çevresini dikkatlice incelemeye başladı. Koridorun duvarlarında eski çizikler vardı. Bazı bölümlerde anlamsız semboller bulunuyordu. Bazıları daire şeklindeydi, bazıları ise birbirine geçmiş keskin çizgilerden oluşuyordu. Hiçbiri Riven'ın sembolüne tam olarak benzemiyordu.
Ama hepsinde ortak bir şey vardı.
Kırmızı.
Duvarların belirli noktalarında çok eski kırmızı işaretler bulunuyordu.
Lena bir tanesinin önünde durdu.
Nox da durdu.
Lena parmaklarını işarete yaklaştırmadı.
Sadece baktı.
İşaretin altında anlamını bilmediği birkaç kelime vardı.
“Bunlar ne?”
Nox cevap vermedi.
Sonra yürümeye devam etti.
Lena istemeden onu takip etti.
Koridor uzadıkça hava daha soğuk hâle geliyordu. Yukarıdan gelen hiçbir ses artık duyulmuyordu. Sanki geçit onları binanın dışındaki dünyadan tamamen ayırmıştı. Bir süre sonra merdivenler başladı. Nox aşağı doğru inmeye başladı. Lena arkasından ilerlerken aşağıda ne olduğunu düşünüyordu.
Ve birkaç dakika sonra—
Bir kapının önünde durdular.
Nox kapıyı açtı.
Lena içeri adım attığı anda durdu.
Karşısındaki görüntü, şimdiye kadar gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Büyük bir oda.
Yüksek bir tavan.
Duvarlarda tek bir pencere bile yok.
Ve odanın içerisinde onlarca kişi.
Hepsinin üzerinde aynı kıyafet vardı.
Kırmızı, uzun ve kapüşonlu kıyafetler.
Yüzlerinin tamamı gölgede kalıyordu.
Hiçbiri Lena'ya dönüp bakmıyordu.
Hepsi aynı yöne bakıyordu.
Odanın karşı duvarına.
Riven'ın sembolü.
Lena'nın nefesi birkaç saniyeliğine kesildi.
Sembol duvarın tamamına neredeyse hâkimdi. Siyah çizgiler kırmızı zeminin üzerinde belirginleşiyor, çevresindeki küçük işaretlerle birleşerek daha büyük ve anlamını çözemediği bir şekil oluşturuyordu. Sembolün altında ise taş zemine yerleştirilmiş yuvarlak bir platform vardı.
Platformun çevresinde kırmızı kıyafetli insanlar sıralanmıştı.
Lena hiçbir şey söylemedi.
Sadece izledi.
Nox arkasında duruyordu.
Lena yavaşça odanın içerisine birkaç adım attı.
Kırmızı kıyafetli kişilerden biri başını çevirdi.
Sonra bir diğeri.
Ardından üçüncüsü.
Birkaç saniye içerisinde odadaki herkes Lena'ya bakıyordu.
Hiçbiri konuşmadı.
Hiçbiri yaklaşmadı.
Ama o bakışlar yeterliydi.
Lena, hayatında ilk defa bir odadaki sessizliğin bu kadar ağır olduğunu hissediyordu.
Sanki herkes onun gelmesini beklemişti.
Sanki onun kim olduğunu zaten biliyorlardı.
Ve Lena bundan hiç hoşlanmıyordu.
Gözlerini tek tek insanların üzerinde gezdirdi.
Kapüşonların altında yüzler neredeyse görünmüyordu.
Bazılarının gözleri seçiliyordu.
Bazılarının yüzü tamamen gölgede kalıyordu.
Hiçbirinin üzerinde isim yoktu.
Hiçbirinin kimliği belli değildi.
Lena yeniden duvardaki sembole baktı.
Riven.
Yine.
Nereye giderse gitsin karşısına çıkan aynı sembol.
Depoda.
Ekranlarda.
Duvarlarda.
Mesajlarda.
Ve şimdi burada.
Lena'nın zihninde bir düşünce belirdi.
Bu sembol yalnızca Riven'ı temsil etmiyor olabilir.
Tam o sırada kalabalığın içerisinden biri öne çıktı.
Kırmızı kapüşonunun altından yalnızca gözleri görünüyordu.
Lena'ya birkaç saniye baktı.
Sonra başka bir dilde konuşmaya başladı.
Lena anlamadı.
Kelime yapısı Rusçaya benzemiyordu.
Bazı sesler sertti, bazıları ise fısıltı gibi çıkıyordu.
Diğerleri aynı dilde cevap verdi.
Bir kişi.
Sonra iki.
Sonra bütün oda.
Bir anda onlarca kişi aynı bilinmeyen dilde konuşmaya başladı.
Lena'nın gözleri odanın içerisinde dolaştı.
Hiçbir kelimeyi anlayamıyordu.
Ama konuşma şekillerinde garip bir düzen vardı.
Sanki rastgele konuşmuyorlardı.
Sanki önceden belirlenmiş bir şey söylüyorlardı.
Lena Nox'a döndü.
Nox sessizdi.
“Ne söylüyorlar?”
Nox cevap vermedi.
Lena'nın yüzündeki ifade sertleşti.
“Beni buraya neden getirdin?”
Nox yine sustu.
Lena tekrar kırmızı kıyafetli insanlara döndü.
Tam o sırada kalabalığın içinden bir kadın öne çıktı.
Kapüşonunu biraz kaldırdı.
Yüzünün yalnızca yarısı görünüyordu.
Lena'nın gözlerinin içine baktı.
Ve Türkçe konuştu.
“Volkan senden bir şey saklıyor.”
Lena dondu.
Odadaki herkes sustu.
Lena'nın kalbi hızlandı.
“Ne?”
Kadın cevap vermedi.
Sadece Lena'ya baktı.
Lena bir adım attı.
“Ne saklıyor?”
Kadın sessiz kaldı.
Lena'nın sesi sertleşti.
“Benden ne saklıyor?”
Yine cevap yoktu.
Kadın yalnızca başını hafifçe eğdi.
Sonra geri çekildi.
Lena arkasından baktı.
“Ne olduğunu söyle.”
Kadın durdu.
Ama dönmedi.
“Henüz değil.”
Bu iki kelimeden sonra tekrar kalabalığın arasına karıştı.
Lena olduğu yerde kaldı.
Volkan.
Kardeşi.
Onun hakkında bir şey mi saklıyordu?
Ne?
Neden?
Ve bu insanlar bunu nereden biliyordu?
Lena'nın zihninde yüzlerce soru oluştu.
Volkan'ın son konuşması.
Onun sürekli bir şeyleri eksik anlatması.
Bazı sorularına verdiği kısa cevaplar.
Ve şimdi bu oda.
Lena yeniden duvardaki sembole baktı.
“Volkan'ın benden sakladığı şey ne?”
Kimse cevap vermedi.
Bunun yerine kırmızı kıyafetli insanlar yeniden kendi aralarında konuşmaya başladı.
Aynı bilinmeyen dil.
Aynı düşük ton.
Aynı düzen.
Lena kelimeleri anlamıyordu ama bu kez konuşmaların arasından kendi ismini duyduğunu düşündü.
“Lena...”
Başını hızla çevirdi.
Kimse ona bakmıyordu.
Bir başka ses yükseldi.
“Volkov...”
Lena'nın gözleri büyüdü.
Sonra kelimeler yeniden birbirine karıştı.
Nox hâlâ sessizdi.
Lena ona döndü.
“Sen bunları anlıyorsun.”
Nox cevap vermedi.
“Anlıyorsun, değil mi?”
Sessizlik.
Lena birkaç saniye onu izledi.
Sonra çok daha düşük bir sesle konuştu.
“Sen de bana yalan söylüyorsun.”
Nox'un başı hafifçe yana döndü.
Fakat cevap vermedi.
Lena geri dönüp odayı incelemeye başladı.
Duvarın diğer tarafında küçük siyah işaretler vardı.
Tavanın merkezinde eski bir metal halka bulunuyordu.
Yerde ise birbirine bağlanan çizgiler vardı.
Her şey bir düzen içerisindeydi.
Ama bu düzenin amacı neydi?
Lena anlamaya çalışırken odadaki konuşmalar bir anda kesildi.
Tamamen.
Bir saniye önce onlarca kişinin sesi varken şimdi tek bir nefes bile duyulmuyordu.
Lena başını kaldırdı.
Bütün kapüşonlu kişiler aynı anda ona bakıyordu.
Sonra—
Işıklar söndü.
Tamamen.
Lena'nın gözleri karanlığa alışmaya çalıştı.
Hiçbir şey göremiyordu.
Bir ses duydu.
Metal bir kapının kapanma sesi.
Ardından uzaklardan gelen ayak sesleri.
Bir.
İki.
Üç.
Sonra daha fazla.
Lena arkasını döndü.
“Nox?”
Cevap yoktu.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç saniye.
Karanlıkta yalnız kaldığını düşündüğü anda arkasından bir el ışığı açıldı.
Nox.
Lena'nın önünde duruyordu.
“Buradan çıkıyoruz.”
Lena hareket etmedi.
“Ne oldu?”
Nox yalnızca başını çevirdi.
“Şimdi.”
Lena son kez odaya baktı.
Karanlığın içerisinde Riven'ın sembolü artık görünmüyordu.
Ama Lena onun orada olduğunu biliyordu.
Bir sembolü görmeden de hissedebileceğini fark etmişti.
Nox onu tekrar geçide götürdü.
Koridor boyunca geri yürüdüler.
Lena tek kelime etmedi.
Fakat zihninde aynı cümle dönüp duruyordu.
Volkan senden bir şey saklıyor.
Geçidin kapısı yeniden açıldı.
Lena kendi odasına döndüğünde birkaç saniye olduğu yerde durdu.
Nox kapının yanında bekliyordu.
Lena ona baktı.
“Benden ne saklıyorlar?”
Nox cevap vermedi.
Lena gözlerini kıstı.
“Sen biliyorsun.”
Nox'un maskesinin ardındaki bakışları okunmuyordu.
Bir süre sonra kapıyı açtı.
“Dinlen.”
Lena'nın sesi arkasından geldi.
“Nox.”
Nox durdu.
“Bir gün o maskeyi çıkaracaksın.”
Nox cevap vermeden kapıyı kapattı.
Lena odada yalnız kaldı.
Yatağın kenarına oturdu.
Odanın sessizliği geri dönmüştü.
Fakat artık eskisi gibi değildi.
Çünkü Lena artık biliyordu.
Bu binanın içinde yalnızca Riven'ın kurduğu bir oyun yoktu.
Daha eski bir şey vardı.
Daha büyük bir şey.
Ve Volkan'ın ondan sakladığı söylenen sır...
Belki de bütün bu insanların Lena'yı neden bildiğinin cevabıydı.
Lena başını kaldırıp karanlık tavana baktı.
Gözlerini kapattı.
Ama kırmızı kapüşonları tekrar gördü.
Siyah sembolü.
O bilinmeyen dili.
Nox'un sessizliğini.
Ve son olarak o kadının cümlesini.
“Volkan senden bir şey saklıyor.”
Lena gözlerini açtı.
Bu kez korkmuyordu.
Merak ediyordu.
Ve Lena Volkov'un merakı, çoğu zaman korkusundan daha tehlikeliydi.
