6. bölüm · Lekeli Lotus
Bölüm 6
Askeriyeden çıktığımda hava çoktan kararmıştı.
Arabaya doğru yürürken elimde hâlâ üç tane dosya vardı. Üçü de birbirinden gereksiz, üçü de birbirinden kalın.
Üç gündür aynı masada oturup belge okuyordum. Bir insanın hayatında bu kadar fazla imza atması normal değildi. Bir yerden sonra kendi imzamdan bile şüphe etmeye başlamıştım.
Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Saat kaçtı bilmiyordum. Bilmek de istemiyordum.
Tek istediğim eve gidip üzerimi değiştirmek, duş almak ve birkaç saat boyunca kimsenin bana "Komutanım, şu belge..." diye gelmemesiydi.
Arabaya birkaç adım kalmıştı ki arkamdan ses geldi.
— Komutanım!
Gözlerimi kapattım.
Daha dönmeden kimin olduğunu anlamıştım.
Tuna.
Yavaşça arkamı döndüm.
Tuna ile Boğaç yan yana yürüyordu.
— Ne var?
Boğaç elindeki dosyayı kaldırdı.
— Şu belgeleri yarın sabah...
— Hayır.
— Daha cümlemi bitirmedim, komutanım.
— Bitirmene gerek yok.
Boğaç dosyayı indirdi.
— Emredersiniz.
Tam arabaya binecekken Tuna konuştu.
— Komutanım, bir şey sorabilir miyim?
— Sor.
— Eve mi gidiyorsunuz?
— Hayır.
Tuna kaşlarını çattı.
— Hayır mı?
— Arabaya binip tekrar kışlaya döneceğim. Üç gündür yetmedi, dördüncü gün de orada kalacağım.
Tuna birkaç saniye düşündü.
— Mantıklı.
Boğaç Tuna'ya baktı.
— Sen gerçekten bugün bir şey söylememeye çalış.
Tuna onu duymamış gibi devam etti.
— Komutanım, siz eve gidince ne yapacaksınız?
— Dinleneceğim.
— Tek başınıza mı?
O an Tuna'nın yüzüne baktım.
Bir şey söylemedim.
Tuna da susmadı.
— Yani... İnsan üç gün boyunca kışlada kalıp sonra eve dönünce biraz...
Boğaç bir anda Tuna'nın ensesini tuttu.
— Komutanım, kusuruna bakmayın. Tunişko bu aralar depresyonda. İlaçlarını almadı sanırım.
— Boğaç, bırak lan!
Boğaç ensesini biraz daha sıktı.
— Ha? Öyle değil mi, Tuna Nehrim?
— Nehrim ne lan?
— Sus.
Tuna bana bakmaya çalışırken Boğaç hâlâ ensesinden tutuyordu.
— Komutanım, ben sadece...
— Tuna.
— Efendim?
— Devam etme.
— Emredersiniz.
Bir saniye sessizlik oldu.
Tuna başını eğdi.
Sonra dayanamadı.
— Ama komutanım, gerçekten merak ettim. Siz hiç evlenmeyi düşünmüyor musunuz?
Boğaç'ın eli tekrar Tuna'nın ensesine gitti.
— Ulan, senin ağzını...
— Boğaç.
Boğaç sustu.
Tuna da sustu.
Dosyaları arabanın arka koltuğuna bıraktım.
— Yarın sabah ikinizi de görmek istemiyorum.
Tuna'nın yüzü aydınlandı.
— İzin mi verdiniz?
Boğaç gözlerini kapattı.
— Tuna...
— Efendim?
— Sus.
— Tamam.
Arabaya bindim.
Motoru çalıştırmadan önce camı indirdim.
— Boğaç.
— Komutanım?
— Tuna'yı eve götür.
Tuna hemen araya girdi.
— Ben kendim giderim, komutanım.
Boğaç ensesinden tuttu.
— Yok. Seni ben götüreceğim.
— Bırak lan!
Camı kapattım.
İlk defa üç gündür yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
----------------------------------------------------------
Eve vardığımda saat iyice ilerlemişti.
Arabadan indiğimde sokak her zamanki gibi sessizdi.
Anahtarı çıkarıp kapıyı açtım.
İçeri girdiğimde üzerime garip bir sessizlik çöktü.
Evim bok gibi... Yok, hayır. Hayvan leşi var gibi kokuyordu.
Ayakkabılarımı çıkardım, montumu astım ve doğruca odama geçtim.
Üzerimdeki kıyafetleri değiştirip rahat bir eşofman geçirdim.
Aynada kendime baktım.
Üç günlük yorgunluk yüzümden okunuyordu.
— Hafif bokumsu görünüyorum sanırım.
Kendi kendime konuştuğumu fark edip aynaya bir kez daha baktım.
— Sana da iyi geceler.
Salona geçtim.
Kapıyı açıp içeri adımımı attığım anda durdum.
Pencere açıktı.
Kaşlarımı çattım.
— Ben bunu kapatmadım mı?
Bir süre pencereye baktım.
Sonra salona.
Sonra tekrar pencereye.
Tam o sırada koltuğun arkasından bir hareket gördüm.
Başımı çevirdim.
Bir kumru.
Salonda.
Bana bakıyordu.
Ben ona baktım.
O bana baktı.
Birkaç saniye hiçbirimiz hareket etmedik.
— Hayır.
Kumru kafasını yana eğdi.
— Sen kimsin lan?
Cevap vermedi.
— Güzel.
Bir adım attım.
Kumru sehpanın üzerine uçtu.
— Bak kardeşim, bugün gerçekten bununla uğraşacak hâlim yok.
Kumru öttü.
— Valla kuş dilini unuttum, anlamıyorum.
Kumru televizyon ünitesine uçtu.
— Hadi dışarı.
Kımıldamadı.
— Çık.
Yine kımıldamadı.
Derin bir nefes aldım.
Kumru bana baktı ve tekrar öttü.
— Evet. Ben de şaşkınım.
Pencereyi tamamen açtım.
— Hadi. Yolun açık.
Kumru uçmadı.
Hole gittim, ayakkabılığı karıştırıp ayakkabı kutusu buldum.
Salona geri dönüp halıya oturdum. Ayakkabı kutusunu açtım.
— Kardeş, hadi gir şuna. Bak, küçük ev vermiyorum. Kırk beş numara ayakkabı kutusu. Kral, benden iyi yaşayacaksın valla.
Kumru kutuya girdi.
İsim gerekiyordu.
— İsmini buldum. Senin adın Mokali.
Mutfaktan bir şeyler alıp koltuğa yerleştim. Televizyonu açıp kanalları karıştırırken bir kanalda John Wick filminin olduğunu gördüm. Çekirdek yerken filmi odaklanmış bir şekilde izliyordum.
John Wick: Eski bir tetikçinin yeniden suç dünyasına dönmesini anlatan aksiyon filmi.
— O mesafeden susturucuyla ses duyulmaz mı sanıyorsunuz siz?
Mokali öttü.
— Of, sus sen de, Mokali!
Ardından telefonum çalmaya başladı.
Siri konuştu:
"Haşere Sare arıyor."
— Sare, senin arayacağın zamana sıçayım! Anana sövsem, anan benim anam!
Telefonu açtım.
— Alo, ne oldu? Gece gece arıyorsun!?
Sare sakızını patlattı.
— Mesaj attım, şu soruyu çözemedim. Çözsene, canım ağabeycim.
— Git internete sor, çözemem.
Tam kapatacakken Sare bağırdı.
— Ağabey! Annem evin adresini istiyor! Bir şeyler gönderecekmiş!
— Ne bağırıyorsun, kızım...
Mokali tekrar öttü.
— Öten kim?
— Köpeğim! Kim olabilir? Kuş ötüyor!
— İyi, hadi kapatsana. Ders çalışıyorum. Anne! Ağabeyim beni rahatsız ediyor!
Telefon kapandı.
Anneme hızlıca evin adresini yazdıktan sonra gözlerimi kapattım. Mokali öttü.
— Lütfen sus veya siktir git, Mokali. Adamın kulak zarını sikiyorsun.
Uzun süre tavana baktım. Mokali tekrar tekrar ötmeye devam ediyordu.
— Bak, Mokali... Ben üç gündür doğru düzgün uyumadım.
Mokali sustu.
— Bütün gün belge okudum.
Sessizlik.
— Eve geldim, sen varsın.
Mokali kafasını yana eğdi.
— İsmini bile koydum sana. Daha ne istiyorsun?
Mokali öttü.
— Tamam. Anladım.
Bir avuç çekirdeği ağzıma attım.
— Sen de benim gibi yalnızsın.
Mokali tekrar öttü.
— Ama sen benden daha şanslısın. Senin yarın işin yok.
Çekirdeği bırakıp ayağa kalktım.
— Lütfen eve sıçma, bak. Kutu verdim. Git ona sıç. Hadi, Allah rahatlık versin, Mokali.
