4. bölüm · Lekeli Lotus

Bölüm 4

sahyne .

‎Askeriyede akşam saatleri garip olurdu.
‎Gündüzün telaşı çekilir, koridorlar sessizleşir; geriye sadece bot sesleri, uzaktan gelen birkaç konuşma ve nöbet değişimlerinin rutin uğultusu kalırdı.
‎Ben sessizliği severdim.
‎Ama o akşam sessizlik fazla sessizdi.
‎Masamın üzerindeki dosyayı kapatıp saate baktım. Saat yediyi geçiyordu. Tim ile Baran'ın evine yemeğe davetliydik.
‎Kalkıp üzerimdeki tişörtü düzelttim. Odadan çıktım. Baran tüm timi toplamıştı; bu emri versem yapamazdı. Altay ve Aleyna önde kimin oturacağı konusunda kavga ediyor, Tuna Boğaç'a önemli bilgiler söylüyordu:
‎— Karasinekler aslında fa notasından vızıldarlar.
‎— Vay anasını satayım!
‎Güzin ise yarı kapalı kahverengi gözleriyle etrafa bakıyordu.
‎Yavaş yavaş yanlarına gittim.
‎— Sohbet koyu, bakıyorum.
‎Tuna bana döndü:
‎— Komutanım, Donald Duck külot giymiyor diye Finlandiya'da yasaklanmış.
‎— Ne yapayım oğlum ben bu bilgiyle? Bu senin külotlarla alıp veremediğin ne?
‎— Komutanım, olur mu hiç öyle şey? Eğer giyilmezse pişik oluyor.
‎Gözlerimle Aleyna ve Altay'ı gösterdim.
‎— Bunların ne alıp veremediği var?
‎Boğaç konuya girdi:
‎— Komutanım, öne oturma kavgası yapıyorlar. Aslında Aleyna daha önce geldiğini söylüyor, Altay ise arkaya oturunca midesi bulandığını iddia ediyor.
‎Fısıldadı:
‎— Yalan söylüyor komutanım.
‎— Tamam! Yeter!
‎Tekerlek sesi duyuldu. Baran gelmişti. Aleyna ve Altay'a baktı:
‎— Ne kavgası ediyorsunuz lan? Hadi atlayın, hanım yemeklerin soğuduğunu söyledi.
‎Altay konuştu:
‎— Şuna bir şey söyle! Ben oturacağım öne!
‎Aleyna, Altay'ın ensesine bir şaplak attı.
‎— Ben oturacağım!
‎Baran sorunu kökten çözecek bir öneri yaptı:
‎— Kucak kucağa oturun, bana fark etmez.
‎Aleyna yüzünü buruşturup arka koltuğa oturdu. Altay öne oturdu.
‎Kendi arabama doğru yürüdüm. Baran seslendi:
‎— Komutanım, nereye!?
‎— Arabama.
‎— Doğru, adamın M4'ü var. Ne yapsın benim 2009 model Toyotamı? Hadi atlayın, aaa, sizi mi bekleyeceğim!
‎Güzin benim arabama doğru geldi.
‎— Komutanım, ben sizinle gelebilir miyim?
‎Başımla onayladım. Timdeki adam akıllı ikinci insan olabilirdi. Kardeş yarımın yakını.
‎Arabaya binip Baran'ın arabasını takip etmeye başladım. Güzin'de bir şeyler vardı.
‎— Ne oldu? Fazla solgunsun.
‎— Komutanım...
‎— Rütbeyi siktir et, ne oldu?
‎Güzin ağlamaktan konuşamıyordu. Hızla sağa çektim.
‎— İnmek ister misin?
‎Güzin derin bir nefes aldı.
‎— Sungur... Ben hamileyim.
‎Birkaç saniye yüzüne baktım. Ne diyeceğimi bilemedim.
‎Ela gözlerim kısıldı.
‎Güzin, soracağım şeyi anlamıştı. Daha ben ağzımı açamadan başını iki yana salladı.
‎— Barım'dan değil...
‎Sesindeki titreme arttı.
‎— Hata yaptım. Geri dönülmez bir hataydı. Özür dilerim, Sungur. Özür dilerim...
‎Bir süre sessiz kaldım.
‎Altı ay.
‎Altı aydır Barım kayıptı.
‎— Güzin...
‎Sesim düşündüğümden daha sert çıktı.
‎— Sen ne yaptığının farkında mısın?
‎Güzin başını eğdi.
‎— Altı ay. Altı aydır Barım kayıp. Sen ise...
‎Cümlenin devamını getiremedim. Çenemi sıktım.
‎— Neden yaptın?
‎Güzin cevap vermedi.
‎— Neden, Güzin?
‎Güzin'in bir eli karnında, bir eli ağzındaydı. Öğürmeye başlamıştı. Hızlıca torpidodan poşeti çıkartıp ona doğrulttum. Ardından biraz kendine gelince Baran'dan konumu alıp hızla ve öfkeyle sürdüm.
‎Eve geldiğimizde herkes çoktan oturmuştu. Baran'ın kızları Alara ve Dilara halıya uzanmış, önlerindeki matematik ödevlerini yapıyorlardı. Baran'ın eşi İnci Hanım ellerini silip yanımıza geldi.
‎— Hoş geldiniz!
‎Güzin'in yüzünü gördü, hayırdır der gibi bir bakış attı. Dilara ve Alara bizi fark edince hızla kalkıp sarıldı.
‎Masaya oturup sessizce yemeğe başladık. Masa sesliydi, kahkahalar yükseliyordu. Ardından Dilara, elindeki tüylü pembe kalemiyle babasının yanına yaklaştı:
‎— Baba, Barım abi nerede? Niye gelmedi?
‎Ardından Güzin'in titrek sesi duyuldu:
‎— İnci Hanım, lavabo ne tarafta?
‎Güzin hızlıca lavaboya gitti. Kilit sesi duyuldu. Baran, Dilara'nın kumral saçlarını okşayıp öptü.
‎— Barım abin biraz tatilde ama nerede olduğunu bilmiyoruz.
‎Zoraki şekilde gülümsedi.
‎— Sanırım gelince hepsini bize sürpriz olarak anlatıp fotoğraflarını gösterecek.
‎İnci Hanım biraz toparlamaya çalıştı.
‎— Tuna, biraz daha pilav ister misin?
‎— Yok, İnci yenge.
‎Boğaç hızlıca tabağını uzattı.
‎— Ben alırım, yenge!
‎İnci Hanım gülümseyerek tabağına pilav koydu.
‎— Al bakalım.
‎Masadaki sohbet yeniden devam etti. Tuna bir şey anlatıyor, Altay arada ona laf atıyor, Aleyna gözlerini deviriyordu.
‎Ben ise sessizce yemeğimi yiyordum.
‎Güzin hâlâ lavabodan çıkmamıştı.
‎Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
‎Güzin yerine oturdu. Gözleri kızarmıştı.
‎İnci Hanım ona baktı.
‎— İyi misin, Güzin?
‎Güzin başını salladı.
‎— İyiyim.
‎Yalan söylüyordu.
‎Ama o gece hepimiz yeterince yalan söylemiştik.
‎Barım'ın nerede olduğunu bilmiyorduk.
‎Bildiğimiz tek şey, altı ay önce kaybolan bir adamın hâlâ hayatımızın ortasında duran kocaman bir boşluk olduğuydu.
‎Sandalyeme yaslandım.
‎Barım'ın boş kalan sandalyesine baktım.
‎Keşke bazı insanların yokluğu, kendileri kadar sessiz olsaydı.