Layd’s Secrets~ kitap kapağı

5. bölüm / 5

Layd’s Secrets~

5. Bölüm | Yaratık

Vaveyla Yazarı: Cherry🩷 .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 5. Bölüm | Yaratık

Yazım yanlışları için özür diliyorum, iyi okumalar💞🪷

“Elini ağzına kapat ve ses çıkarma.”
Telefonun diğer ucundan gelen Doruk’un sert fısıltısı, kalbimin göğüs kafesime vurmasına neden olmuştu. Dizlerimi kendime çekmiş halde, karanlık odanın en dip köşesinde oturuyordum. Odanın içerisinde ağır bir rutubet kokusu vardı. Duvarlar betondu ve tavandan sarkan küçük sarı ampul, bulunduğum yere güçsüz bir ışık yayıyordu.
Ama ben ışığa değil, dışarıdan gelen seslere odaklanmıştım.
Ayak sesleri.
Yavaş.
Sürünür gibi.
İnsan gibi olmayan ayak sesleri.
Bir şeyler evimin içinde dolaşıyordu.
“Nefes alışını yavaşlat Eflin,” dedi Doruk, sesi bu kez daha kontrollü çıkıyordu ama arka plandaki karmaşa hâlâ duyuluyordu. Silah sesleri, bağırışlar, sirenler… Metal çarpışmalarını andıran uğursuz sesler birbirine karışıyordu. “Bana ne duyduğunu anlat.”
Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım. Dudaklarım titriyordu.
“Evde… biri var.” dedim kısık bir sesle. “Az önce konuştu. Bana… küçük prensesim dedi.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
Öyle bir sessizlikti ki, Doruk’un nefesinin bile durduğunu hissettim.
“Ses… bana mı benziyordu?”
“Evet.” dedim hemen. “Ama sen değildin. Sen bana öyle seslenmezsin.”
Doruk küfür etti. Hem de onu daha önce hiç duymadığım kadar öfkeli bir şekilde.
“Lanet olsun…”
Bir şey yere çarpmış gibi sert bir ses geldi telefondan. Ardından birkaç el silah sesi daha duyuldu. Birileri bağırıyordu. Doruk’un biriyle kavga ettiğini anlayabiliyordum.
“Doruk?” dedim korkuyla. “Neler oluyor? Bunlar ne?”
“Dinle beni.” dedi sertçe. “Sana ne olursa olsun saklandığın yerden çıkmıyorsun. Kapıyı açmıyorsun. Sesimi duysan bile açmıyorsun.”
Kaşlarım çatıldı. İçimde büyüyen korku midemi sıkıştırıyordu.
“Ne demek sesini duysam bile?”
Bu kez cevap vermedi hemen.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
“Çünkü onlar taklit ediyor.”
Kanım çekildi sanki.
Bir anda, dışarıdan gelen o ayak sesleri durdu.
Tam kapının önünde.
Nefesimi tuttum.
Kapının diğer tarafından hafif bir tıklatma sesi geldi.
Tak.
Tak.
Tak.
Sonra… Doruk’un sesi duyuldu.
“Eflin, aç kapıyı. Ben geldim.”
Gözlerim korkuyla büyüdü.
Telefon hâlâ kulağımdaydı.
Ve telefondaki gerçek Doruk aynı anda bağırdı:
“SAKIN AÇMA!”
Kapının arkasındaki şey birkaç saniye sessiz kaldı.
Ardından…
Bir kahkaha duyuldu.
İnsan kahkahasına benziyordu ama değildi. Boğuk, hırıltılı ve parçalanmış gibiydi. Sanki birisi insan sesini yanlış öğrenmişti de taklit etmeye çalışıyordu.
Kapının altından morumsu uzun parmaklar göründü.
Parmakların üzerinde siyah tüyler vardı. Derileri damar damar şişmişti ve tırnakları insan tırnağı değil, bildiğin pençeydi. Kapının alt boşluğunu zorlayarak içeri girmeye çalışıyorlardı.
Ağzımdan istemsiz bir inilti çıktı.
O anda yaratık kapıya sertçe vurdu.
Beton duvar bile titredi.
“EFLİN.” diye hırladı dışarıdaki şey. “Kokunu alabiliyorum.”
Gözlerimi kapatıp ağlamamaya çalıştım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki yaratığın bunu duyabileceğinden emindim.
Doruk’un sesi tekrar geldi.
“Bana bak.” dedi sert ama sakin olmaya çalışarak. “Şimdi beni dinliyorsun. O odanın sol tarafında gri bir dolap olması lazım.”
Titreyerek başımı çevirdim. Gerçekten vardı.
“Evet…”
“İçini aç.”
Ayağa kalkarken dizlerim titriyordu. Dolabı açtığım anda içeride siyah bir çanta gördüm. Fermuarını açınca birkaç şarjör, küçük bir tabanca ve metal bir bıçak vardı.
Şaşkınlıkla geri çekildim.
“Doruk…”
“Silahı al.”
“Ben kullanamam ki!”
“Bugün öğreniyorsun.”
Kapıya tekrar sert bir darbe geldi. Bu kez kapının üst kısmında çatlak oluştu. Yaratığın boğuk hırıltısı içeriyi dolduruyordu.
Ve yalnız değildi artık.
Dışarıdan başka sesler de geliyordu.
Birden fazla.
Aynı hırıltı.
Aynı sürünür gibi yürüyüşler.
Telefonun diğer ucunda motor sesi yükseldi.
Doruk hızlı sürüyordu.
Çok hızlı.
“Beş dakikaya oradayım.” dedi nefes nefese. “Sadece dayan.”
Tam o anda yukarıdan büyük bir patlama sesi geldi.
Ev sarsıldı.
Tavandan beton parçaları düştü.
Çığlık atmamak için ağzımı kapattım.
Üst kattan gelen şey… insan değildi.
Et parçalanmasına benzeyen ıslak sesler duyuluyordu. Mobilyalar kırılıyor, camlar parçalanıyordu. Yaratıklar evin içinde dolaşıyordu artık.
Ve içlerinden biri, tam kapının önünde durmuş beni dinliyordu.
Başını kapıya yasladığını duyabiliyordum.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
“Kalbin çok hızlı atıyor küçük prenses…”
Telefon bir anda cızırtı verdi.
Doruk’un sesi öfkeyle yükseldi.
“EFLİN YERE YAT!”
Aynı saniyede evin giriş kapısından büyük bir patlama sesi duyuldu.
Ardından silah sesleri başladı.
Bir değil.
İki değil.
Art arda.
Kulaklarımı sağır edecek kadar yüksek.
Yaratıkların çığlıkları evin içinde yankılanırken, kapının önündeki şey vahşi bir hırıltıyla geri çekildi.
Ve ben… Doruk’un sonunda eve geldiğini anlamıştım.

Kapının önündeki yaratığın çıkardığı ses, insan kulağının duymaması gereken türdendi.
Boğuk bir çığlıkla karışık hırıltısı, beton duvarlarda yankılanırken ardından birkaç el daha silah sesi duyuldu. Yukarıdan gelen ağır adımlar birbirine karışıyordu. Evin içi resmen savaş alanına dönmüştü.
Nefesimi tutmuş halde yerde yatıyordum. Ellerim titriyordu. Parmaklarımın arasındaki telefon bile kayacak gibiydi.
“Doruk?” dedim kısık bir sesle.
Cevap gelmedi.
Sadece silah sesleri.
Bir şeylerin parçalanma sesi.
Ve yaratıkların…
Allah kahretsin, o sesleri tarif etmek mümkün değildi. İnsan sesiyle hayvan sesinin birbirine zorla karıştırılmış hali gibiydi. Aç, vahşi ve akıl dışıydılar.
Kapının dışından bir gövdenin duvara çarpışını duydum. Ardından Doruk’un öfkeli sesi yükseldi.
“Geber artık!”
Bir el daha ateş edildi.
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
O sessizlik… daha korkutucuydu.
Telefon hâlâ açıktı ama Doruk konuşmuyordu. Kalbim deli gibi atarken yavaşça ayağa kalktım. Kapının çatlayan kısmından dışarıyı görmeye çalıştım ama sadece karanlık vardı.
Derken…
Bir şey kapının önüne sürüklendi.
Mor renkli uzun parmaklar görüş alanıma girdi önce. Ardından tüylü, iri bir kol. Yaratığın bedeni yerde sürünüyordu. Ağzından koyu siyaha yakın mor bir sıvı akıyordu.
Ve hâlâ yaşıyordu.
Sivri dişlerini göstererek kafasını bana çevirdi.
Gözleri yoktu.
Sadece simsiyah boşluklar vardı yüzünde.
Bir anda kapıya saldırdı.
Çığlık atarak geri çekildim.
Kapı zangır zangır sallandı.
“EFLİN!”
Doruk’un sesi bu kez çok yakından geldi.
Gerçekti.
Bunu anlayabiliyordum artık.
Çünkü sesindeki panik gerçekti.
“Kapıdan uzak dur!”
Aynı anda yaratığın kafası büyük bir gürültüyle yana savruldu. Kurşun sesi odanın içinde yankılandı. Kapının altından siyah-mor sıvılar akmaya başladı.
Nefes nefese kaldım.
Sonra…
Kapının kilidi açıldı.
Doruk içeri girdiği anda gördüğüm görüntü yüzünden birkaç saniye konuşamadım.
Üzeri kandı.
Siyah ve mor karışımı o iğrenç sıvı, siyah tişörtüne bulaşmıştı. Boynunda çizikler vardı. Elindeki silahtan hâlâ duman çıkıyordu. Dağılmış saçları alnına düşmüştü ve nefes alışverişi düzensizdi.
Ama gözleri…
Gözleri sadece beni arıyordu.
Beni görür görmez hızla yanıma geldi. Omuzlarımdan tuttu.
“İyi misin?” dedi sertçe. “Sana dokundular mı?”
Başımı hızlıca salladım.
“Hayır…”
Doruk gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Sanki o ana kadar nefes almıyormuş gibiydi.
Sonra beni aniden kendine çekip sıkıca sarıldı.
O an fark ettim.
Titriyordu.
Doruk titriyordu.
“Öldüğünü sandım…” dedi boğuk bir sesle.
Kalbim sıkıştı.
Ama o an duygulanmaya fırsat bile kalmadan yukarıdan korkunç bir gürültü geldi.
Tavan çatladı.
Doruk’un kafası anında yukarı kalktı.
“Lanet olsun.”
Ardından kulağındaki küçük kulaklığa dokundu.
“Atlas, durum?”
Kulaklıktan cızırtılı bir erkek sesi geldi.
“Üç tanesi aşağı indi! Ama biri hâlâ içeride Doruk, dikkat et—”
Ses bir anda kesildi.
Doruk’un yüzü gerildi.
“Atlas?”
Cevap yoktu.
Sadece cızırtı.
Bir anda üst kattan ağır bir şeyin sürünme sesi geldi.
Yavaş.
Bilinçli.
Avını arayan bir şey gibi.
Doruk hızla önümde durdu. Silahını kaldırdı.
“Arkamda kal.”
Tam o anda tavandaki çatlak büyüdü.
Ve tavandan bir kol sarktı.
Mor.
Tüylü.
İnsan kolundan iki kat uzun.
Ardından yaratığın kafası aşağı indi.
Bu diğerlerine benzemiyordu.
Daha büyüktü.
Çenesi olması gerekenden fazla açılıyordu. Sivri dişlerinin arasından siyah sıvılar damlıyordu. Kör gibi görünmesine rağmen kafasını direkt bana çevirmişti.
Beni görüyordu.
Yaratık gülümsedi.
Evet.
Bildiğin gülümsedi.
Ve Doruk’un sesiyle konuştu.
“Bu sefer seni koruyamayacak, Eflin.”

Yaratığın Doruk’un sesiyle konuşması, kanımı dondurmuştu.
O bozuk gülümsemesi hâlâ yüzündeydi. Çenesi olması gerekenden fazla açılmıştı. Sivri dişlerinin arasından akan koyu sıvı, tavandan damlayarak yere düşüyordu. Çatırdayan kemik sesleri eşliğinde tavandan tamamen sarkarken gözlerimi ondan ayıramıyordum.
Bu şey…
Bizi izliyordu.
Düşünüyordu.
Ve konuşabiliyordu.
Doruk önümde dururken silahını yaratığa doğrulttu. Parmağı tetiğin üzerindeydi ama ateş etmedi. Yüzündeki ifade sertleşmişti.
“Geri çekil,” dedi soğuk bir sesle.
Yaratık başını hafif yana eğdi. Hareketi neredeyse meraklı gibiydi.
“Yine aynı şeyi yapıyorsun,” dedi Doruk’un sesiyle. “Onu koruyabileceğini sanıyorsun.”
Doruk’un çenesi kasıldı.
“Konuşmayı kes.”
Yaratık bir anda tavandan kendini bıraktı.
Yere düştüğünde bütün oda sarsıldı.
Çığlık atarak geri çekildim. Doruk anında ateş etti. Kurşun yaratığın omzunu parçaladı ama yaratık sadece sendeledi. Acı çekmiş gibi görünmüyordu bile.
Aksine…
Gülümsüyordu.
Sonra inanılmaz bir hızla Doruk’a saldırdı.
Her şey birkaç saniyede oldu.
Doruk yaratığın darbesinden son anda kaçarken masa paramparça oldu. Beton duvara çarpan pençeler, duvarın içinde derin izler bıraktı. Yaratık tekrar saldırdı. Doruk silahın kabzasıyla yaratığın çenesine vurduktan sonra iki el daha ateş etti.
Birisi yaratığın boynuna geldi.
Mor sıvılar etrafa sıçradı.
Ama yaratık durmadı.
“Doruk!” dedim korkuyla.
Doruk bir anlığına bana baktı.
O küçücük dikkat dağınıklığı yetmişti.
Yaratık Doruk’u duvara fırlattı.
Nefesim kesildi.
Doruk’un sırtı sertçe duvara çarptığında çıkan sesi duydum. Silah elinden kayıp yere düştü. Yaratık saniyesinde üzerine atladı.
“Hayır!”
Koşmaya çalıştım ama Doruk sertçe bağırdı.
“Yaklaşma!”
Yaratık pençesini Doruk’un boğazına bastırmıştı. Sivri dişleri yüzüne yaklaşırken hırıltılı bir ses çıkardı.
“Bu sefer farklı,” dedi bozuk bir insan sesiyle. “Bu sefer onu canlı götüreceğiz.”
Canlı mı?
Ne demekti bu?
Doruk yaratığın kolunu itmeye çalışıyordu ama yaratık çok güçlüydü. Pençeleri derisini kesmişti bile. Boynundan ince bir kan çizgisi akıyordu.
O an yerdeki silahı gördüm.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Yapamazdım.
Gerçekten yapamazdım.
Ama Doruk’un yüzüne baktığımda… onun kaybetmeye başladığını gördüm.
Titreyen ellerimle silaha uzandım.
Ağırdı.
Parmaklarım neredeyse tetiğe bile düzgün oturmuyordu.
Doruk beni görünce gözleri büyüdü.
“Eflin, hayır—”
Yaratık kafasını bana çevirdi.
Ve o siyah boş göz çukurlarıyla bana baktı.
Korkudan nefesim kesildi ama tetiği çektim.
Patlama sesi odada yankılandı.
Kurşun yaratığın kafasının yan tarafını parçaladı.
Yaratık korkunç bir çığlık attı. Ses o kadar yüksekti ki kulaklarımı kapatmak zorunda kaldım. Geriye savrulurken Doruk fırsatı kaçırmadı. Yerdeki bıçağı kaptığı gibi yaratığın boynuna sapladı.
Bir.
İki.
Üç kez.
Yaratık çırpınmaya başladı.
Doruk son darbeyi indirirken yüzündeki ifade tamamen değişmişti. Gözlerinde alıştığım o sakinlik yoktu artık. Daha karanlık bir şey vardı.
Öfke.
Saf öfke.
Yaratığın bedeni yere yığıldığında oda sessizleşti.
Sadece nefes alışlarımız duyuluyordu.
Ellerim hâlâ titriyordu. Silahı elimden düşürdüm. Metal zemine çarparken çıkan sesle irkildim.
Doruk birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra hızla bana döndü.
“Yaralandın mı?”
Başımı salladım ama konuşamadım.
Doruk yanıma geldiğinde yüzündeki sert ifade biraz kırıldı. Elleri omuzlarıma tutundu. Gözleri beni baştan aşağı kontrol ediyordu.
“İyi misin?”
“Ben…” Sesim çatladı. “Ben ona ateş ettim.”
Doruk’un bakışları yumuşadı.
“Başka seçeneğin yoktu.”
Bir anda evin ışıkları gidip geldi.
Sonra tamamen söndü.
Oda karanlığa gömüldü.
Ve birkaç saniye sonra…
Üst kattan gelen yavaş alkış sesi duyuldu.
Bir.
İki.
Üç.
Kanım çekildi.
Bu kez gelen ses insan gibiydi.
“Etkileyici,” dedi tanımadığım bir erkek sesi. “Özellikle kızın.”
Doruk anında önümde durdu.
Merdivenlerden ağır ağır ayak sesleri gelmeye başladı.
Ve karanlığın içinden… biri aşağı inmeye başladı.

Merdivenlerden gelen ayak sesleri yavaştı.
Acele etmiyordu.
Sanki korkmamız için özellikle ağır yürüyordu.
Karanlığın içinden önce siyah ayakkabılar göründü. Ardından uzun bir palto. Adam basamaklardan aşağı indikçe yüzü de ortaya çıkmaya başladı.
Nefesim istemsizce yavaşladı.
İnsan gibi görünüyordu.
Diğer yaratıklar gibi mor tenli ya da korkunç değildi. Soluk beyaz tene sahipti. Siyah saçları geriye doğru taranmıştı. Keskin yüz hatları vardı. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme duruyordu.
Ama gözleri…
Gözleri normal değildi.
Gözbebekleri tamamen siyahtı.
Sanki içinde hiçbir şey yaşamıyormuş gibi boştu.
Doruk’un bedeni önümde daha da gerildi.
“Elinden kaçacağını biliyordum,” dedi adam sakin bir sesle. “Ama bu kadarını beklemiyordum.”
Doruk’un sesi buz gibiydi.
“Buraya nasıl girdin?”
Adam hafifçe güldü.
“Evine yaratık doluşmuşken bunu mu soruyorsun gerçekten?”
Bir basamak daha indi.
Yerdeki mor yaratığın cesedine baktı. Sonra gözleri bana döndü.
Bakışları midemi rahatsız edecek kadar yoğundu.
“Demek Eflin bu.”
Doruk bir adım öne geçti.
“Adını ağzına alma.”
Adam bunu duyunca gülümsedi.
“İlginç,” dedi bana bakmayı bırakmadan. “Onu ilk kez bu kadar korkmuş görüyorum.”
Doruk’un eli yavaşça tekrar silahına gitti.
Ama adam umursamadı bile.
Sanki vurulamayacağını biliyormuş gibiydi.
“Size saldırmaya gelmedim,” dedi sakince. “Henüz değil.”
“Ne istiyorsun?”
Adam cevap vermeden önce bana baktı.
Direkt gözlerimin içine.
“Onun ne olduğunu anlamasını istiyorum.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek o?”
Adam başını hafif eğdi.
“Doruk sana hiçbir şey anlatmadı mı?”
İçimde kötü bir his büyüdü.
Doruk’un yüzü kararmıştı.
“Kes sesini.”
“Eflin,” dedi adam beni duymamazlıktan gelerek. “Biraz önce o yaratığa ateş ettiğinde ne hissettin?”
Yutkundum.
“Ne?”
“Dürüst ol.”
Cevap vermek istemiyordum ama… haklıydı.
Bir şey hissetmiştim.
Korku dışında başka bir şey.
Garip bir dürtü.
Sanki ne yapacağımı biliyormuşum gibi.
Sanki ilk kez yapmıyormuşum gibi.
Adam bunu yüzümden anlamış olacak ki hafifçe gülümsedi.
“İşte bu.”
Doruk bir anda ileri atıldı.
Adamın yakasını tutup sertçe duvara yasladı.
“Bir kelime daha edersen seni burada parçalarım.”
Adam hiç korkmadı.
Hatta eğleniyor gibiydi.
“Gerçekleri sonsuza kadar saklayamazsın.”
Bir anda ev yeniden sarsıldı.
Üst kattan yeni hırıltılar duyuldu.
Daha fazla yaratık vardı.
Hem de çok fazla.
Doruk küfür ederek adamı bıraktı. Sonra bana döndü.
“Gitmemiz gerekiyor.”
“Doruk…” dedim yavaşça. “Ne anlatmaya çalışıyor?”
“Şimdi sırası değil.”
Tam konuşacaktım ki üst kattaki tavan büyük bir gürültüyle çöktü.
Üç yaratık aynı anda aşağı atladı.
Mor derileri karanlıkta parlıyordu. Sivri dişlerinden salyalar akıyordu. Uzun pençeleri yere sürtünürken tiz hırıltılar çıkarıyorlardı.
İçlerinden biri direkt bana baktı.
Ve saldırdı.
Bu kez düşünmedim.
Korkudan donup kalmadım.
Tam tersine…
Bedenim kendi kendine hareket etti.
Yanımdaki masanın üzerinde duran metal hançeri gördüğüm an elim otomatik olarak ona uzandı.
Ve o an…
Bir şey oldu.
Sanki dünya birkaç saniyeliğine yavaşladı.
Yaratığın hareketini net görüyordum. Pençesinin hangi açıyla geleceğini, nereden saldıracağını biliyordum.
Nasıl olduğunu anlamadan bir adım yana kaydım.
Yaratığın pençesi boşluğa geldi.
Ve elimdeki hançeri zarif bir hareketle yaratığın kaburgalarının arasına sapladım.
Yaratık çığlık attı.
Ama ben geri çekilmedim.
Hançeri çevirdiğimde bedeninin tam hangi noktasının zayıf olduğunu biliyormuş gibiydim.
Tek hamlede boğazını kestim.
Mor kan yüzüme sıçradığında birkaç saniye boyunca herkes durdu.
Ben bile.
Yaratığın bedeni yere yığılırken elim hâlâ havadaydı.
Ve ben…
Şok içinde hançere bakıyordum.
Çünkü bu hareketleri düşünmemiştim.
İçgüdüyle yapmıştım.
Doruk’un sesi alçak çıktı.
“…Lanet olsun.”
Başımı kaldırdığımda bana bakıyordu.
Ama gözlerinde korku vardı.
Gerçek korku.
Siyah gözlü adam ise karanlığın içinde gülümsüyordu.
“Sonunda fark etti.” dedi sessizce. “Kan uyanmaya başladı.”

“Ne kanı?” dedim titreyen bir sesle.

Elimdeki hançer ağırlaşmış gibiydi. Parmaklarımın arasından mor sıvılar akıyordu ama midem bulanmıyordu. Aksine… korkutucu şekilde sakindim.

Bu normal değildi.

Normal olmaması gereken şey ise Doruk’un yüz ifadesiydi.

Bana öyle bakıyordu ki sanki ilk kez görüyormuş gibiydi.

Siyah gözlü adam yavaşça alkışladı.

“İnanılmaz,” dedi alçak bir sesle. “İlk uyanışına rağmen bu kadar temiz hareketler…”

“Sus.” Doruk’un sesi sertleşti.

Adam omuz silkti.

“İstersen susarım. Ama kızın artık hissetti, değil mi?”

Bir anda içimde tuhaf bir sıcaklık dolaştı. Kalbim daha hızlı atmaya başladı. Kulaklarım evin içindeki her sesi seçebiliyordu artık. Yukarı kattaki yaratıkların hareketlerini… duvarların arasındaki tıkırtıları… hatta Doruk’un düzensiz nefesini bile duyuyordum.

Bu nasıl mümkündü?

Geriye doğru bir adım attım.

“Elimde ne oluyor bana?”

Doruk anında bana yaklaşacak gibi oldu ama durdu.

Sanki bana dokunmaya çekinmişti.

Bu daha çok korkutmuyordu belki ama… canımı acıtıyordu.

“Eflin…”

“Bana doğruyu söyle.”

Sesim çatladı.

“Şu an ne oluyor?”

Doruk gözlerini kapattı. Çenesindeki kaslar sertleşti. Sanki yıllardır kaçtığı bir şey sonunda önüne çıkmıştı.

Ama konuşamadan…

Üst kattan korkunç bir ses duyuldu.

Bu kez gelen şey hırıltı değildi.

Bir çığlıktı.

İnsan çığlığı.

Sonra kulaklıktan boğuk bir erkek sesi geldi.

“Doruk… yardım et…”

Atlas.

Doruk’un yüzü saniyesinde değişti.

Hiç düşünmeden merdivenlere yöneldi ama siyah gözlü adam önüne geçti.

“Çok geçti.”

Doruk onu sertçe itti.

“Çekil önümden!”

Adam bu kez gülmedi.

Yüzündeki ifade ilk kez ciddileşti.

“Üst katta sadece yaratıklar yok.”

Doruk durdu.

O küçücük duraksama bile kötü bir şey olduğunu anlamama yetmişti.

“Ne var?” dedim sessizce.

Kimse cevap vermedi.

Ve o an…

Üst kattan ağır bir sürüklenme sesi geldi.

Bir beden sürükleniyordu.

Yavaş yavaş merdivenlere doğru yaklaşıyordu.

Kalbim sıkıştı.

Sonra biri merdivenin başında göründü.

Nefesim kesildi.

Atlas’tı.

Ama değildi.

Gözleri tamamen siyahtı. Boynunda derin yarıklar vardı. Ağzı kan içindeydi. Yürüyüşü bozuktu. Kolları titriyordu.

Ve yüzünde acıklı bir ifade vardı.

“Doruk…” dedi boğuk bir sesle.

Doruk’un eli silahına gitti ama çekmedi.

Çekemedi.

Atlas bir adım daha indi.

Sonra kafası garip şekilde yana düştü.

Kemik sesi geldi.

İnsan boynu öyle dönemezdi.

“Kaç…” diye fısıldadı Atlas. “İçimdeler…”

Bir anda bedenini kontrol eden başka bir şey ortaya çıktı sanki.

Atlas’ın yüzü vahşice gerildi.

Çenesi açıldı.

Ve insan olmayan bir ses çıktı ağzından.

“Geç kaldınız.”

Atlas merdivenlerden üzerimize atladı.

Doruk sonunda ateş etti.

Kurşun Atlas’ın omzunu parçaladı ama durmadı. İnanılmaz bir hızla Doruk’a saldırdı. İkisi yere savrulurken ev yeniden sarsıldı.

Yukarıdan onlarca hırıltı duyuluyordu artık.

Çok fazlaydılar.

Siyah gözlü adam bana baktı.

Ve ilk kez o sakin tavrı kayboldu.

“Eflin,” dedi ciddi bir sesle. “Eğer burada kalırsan Doruk ölecek.”

Elimdeki hançere baktım.

Hâlâ sıcak gibiydi.

Ve korkutucu olan şey şuydu…

Nasıl kullanacağımı biliyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18