3. bölüm / 5
Layd’s Secrets~3. Bölüm | Teklif
Bölümler 5Şu an: 3. Bölüm | Teklif
Yazım yanlışları için özür diliyorum, iyi okumalar💞🪷
Motor sesi, gecenin ağır sessizliğinde yankılanırken siyah araba demir kapının önünde yavaşça durdu. Farların kısa süreli aydınlattığı taş yol, birkaç saniye sonra yeniden karanlığa gömüldü.
Kapıyı açıp dışarı çıktı Doruk. Yüzündeki ifade değişmiyordu; sert, ölçülü ve alışılmış kadar soğuktu. Ceketinin önünü düzelttikten sonra gözlerini evin ışıklarına çevirdi. İçeride bir hareket vardı. Perdelerin arasından kayan gölgeler, fazla sessiz duran o evin içinde bir şeylerin döndüğünü belli ediyordu.
Onu neden çağırdıklarını bilmiyordu. Telefonda söylenenler kısa ve yetersizdi. “Gelmen gerekiyor.” demişlerdi sadece. Ne açıklama yapılmıştı ne de soru sorulmasına izin verilmişti.
Bahçeye doğru ilerlerken adımları kararlıydı ama etrafındaki havayı dikkatle süzüyordu. Bu çağrıda ters duran bir şey vardı. Fazla resmi, fazla ani ve gereğinden fazla sessizdi.
Demir kapı arkasından kapanırken Doruk başını hafifçe kaldırdı. Evin giriş kapısı aralanmıştı bile. Sanki onu bekliyorlardı.
Doruk, ağır adımlarla mermer basamakları çıktı. Kapının önüne geldiğinde içeriden yayılan loş ışık yüzüne vuruyordu. Kapıyı açan orta yaşlı hizmetli kadın, kısa bir baş hareketiyle onu selamladı. Kadının yüzündeki gerginlik, dudaklarının kenarına kadar işlemişti.
“Hoş geldiniz Doruk Bey.” dedi alçak bir sesle.
Doruk cevap vermedi. Sadece içeri girdi. Ayakkabısının sert tabanı, geniş antrede yankılanırken kadın arkasını dönüp salona doğru seslendi.
“Elif Hanım… oğlunuz geldi.”
O an evin içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Doruk gözlerini yavaşça salona çevirdi. Büyük oturma odasının ortasında annesi oturuyordu. Elif Hanım, her zamanki gibi kusursuz görünüyordu; dik duruşu, sakin yüzü ve tek bir kırışık bile barındırmayan sert ifadesiyle. Ama bu kez yalnız değildi.
Yanındaki kadın yabancıydı.
Mavi gözleri, odanın loş ışığında bile dikkat çekiyordu. Zarif görünümünün altında insanı huzursuz eden bir soğukluk vardı. Siyah elbisesi kusursuzdu, elleri dizlerinin üzerinde sakince duruyordu. Kadın konuşmuyordu ama bakışları doğrudan Doruk’un üzerindeydi. Sanki onu inceliyor, tartıyor gibiydi.
Doruk yavaşça salona girerken gözleri sehpaya kaydı.
Orada bir fotoğraf vardı.
Genç bir kızın fotoğrafı. Uzun koyu saçları omzundan aşağı dökülüyordu. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Fazla masum görünüyordu.
Fotoğrafın hemen yanında siyah bir silah duruyordu.
Ve açık bırakılmış bir telefon ekranı.
Doruk’un kaşları hafifçe çatıldı. Telefon ekranında bir mesajlaşma uygulaması açıktı. Üst tarafta kayıtlı isim dikkat çekiyordu.
“Efsa – Koruma Ekibi”
Altında ise konum bilgileri, saatler ve kısa mesajlar vardı.
“Evden çıktı.”
“Kafede.”
“Şu an yalnız.”
Doruk’un bakışları birkaç saniye telefonda kaldıktan sonra annesine döndü.
“Elindeki insanlar artık çocuk mu takip ediyor?” dedi soğuk bir sesle.
Elif Hanım en ufak tepki vermedi. Sadece önündeki fincanı masaya bıraktı.
“Otursana Doruk.”
“Burada ne oluyor?”
Bu kez cevap annesinden değil, mavi gözlü kadından geldi.
“Oldukça önemli bir konu konuşacağız.” dedi sakin bir tonla.
Doruk kadına kısa bir bakış attı.
“Sizi tanımıyorum.”
Kadın hafifçe başını eğdi. Mavi gözleri, Doruk’un yüzünde birkaç saniye dolaştıktan sonra sakinliğini bozmadan konuştu.
“Ben de sizi tanımıyorum Doruk Bey.” dedi nazik ama ölçülü bir sesle. “Ancak sanırım ikimiz de aynı sebepten dolayı bu odadayız.”
Odada birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Hizmetli kadın çoktan ortadan kaybolmuştu. Evin içi rahatsız edici kadar sessizdi.
Doruk sonunda koltuğa oturdu ama gözlerini sehpadan ayırmadı. Özellikle de silahtan.
“Anne,” dedi alaycı bir şekilde. “Bu kadar dramatik olmaya gerek var mıydı?”
Annesi derin bir nefes verdi.
“Bazı meseleler dramatik olmak zorundadır.”
Doruk’un çenesi gerildi. “Direkt konuya gir.”
Elif Hanım kısa süre oğluna baktı. O bakışta annelikten çok hesap vardı.
“Önünde iki seçenek var.”
Doruk hiçbir şey demedi. Sadece bakıyordu.
Kadın sehpadaki fotoğrafı işaret etti.
“Ya o kız ölür…”
Doruk’un bakışları bir anda Efsa’nın fotoğrafına kaydı.
“…ya da Eflin ile bir ilişki içerisindeymişsiniz gibi davranırsın.”
Doruk’un yüzündeki ifade anında sertleşti.
“Elif Hanım, siz kafayı mı yediniz?” dedi sertçe Eflin.
“Elindeki şirketler, anlaşmalar ve soyadın; hepsi belirli bir düzenin içinde ilerliyor.” dedi annesi sakinliğini bozmadan. “Ve bazı insanlar, seni farklı bir yerde görmek istiyor.”
“Bu yüzden mi bir kızın hayatını masaya koydunuz?”
“Elimizdeki seçenekleri koyduk.”
Odanın içindeki sessizlik bu kez başka bir şeye dönüştü. Ağır, boğucu ve tehdit dolu bir sessizliğe.
Doruk birkaç saniye konuşmadı. Gözleri önce telefona, sonra silaha kaydı. Ardından yavaşça annesine baktı.
Yüzündeki ifade tamamen değişmişti artık.
Soğukluğu bile daha tehlikeli görünüyordu.
“Elini,” dedi yavaşça, sesi neredeyse fısıltı kadar sakinken, “Efsa’nın adının geçtiği hiçbir şeye sürmeyeceksiniz.”
Mavi gözlü kadın hafifçe arkasına yaslandı. Kendisi de aynı tepkileri vermişti. Garipsemiyordu.
Elif Hanım ise oğluna hiç korkmadan bakıyordu.
“Demek şartı kabul ediyorsun.”
Doruk’un çenesi sertçe kasıldı.
“Hayır.” dedi gözlerini annesinden ayırmadan. “Tehdidinizi kabul etmiyorum.”
Elif Hanım, Doruk’un son cümlesinden sonra birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Odanın içindeki hava bile gerilmiş gibiydi.
Sonunda fincanını yavaşça masaya bıraktı.
“Tehdidi kabul etmemen sonucu değiştirmiyor.” dedi sakin bir sesle. “Bu gece Eflin’i evine sen bırakacaksın.”
Doruk kaşlarını çattı.
“Hayır.”
“Elbette bırakacaksın.”
“Şoförünüz yok mu?”
Mavi gözlü kadın —Eflin— ilk kez hafifçe başını çevirdi. Sanki bu tartışmanın içinde olmaktan hoşlanmıyormuş gibi görünüyordu. Ama yüzündeki sakin ifade bozulmuyordu.
“Elif Hanım, gerçekten gerek yok.” dedi kibarca. “Kendi aracımla gelebilirdim zaten.”
“Elbette gelebilirdin.” dedi Elif Hanım. “Ama bu gece insanlar sizi birlikte görmeli.”
Doruk sinirle kısa bir kahkaha attı.
“Harika. Daha ilk geceden tiyatro başlıyor.”
“Bu bir tiyatro değil.” dedi annesi sertleşen sesiyle. “Bu bir anlaşma.”
Doruk tam cevap verecekken Elif Hanım’ın bakışları değişti. O bakışı çocukluğundan beri biliyordu. Tartışmanın bittiğini anlatan bakıştı bu.
“Eflin Hanım’ı evine bırakacaksın.” dedi son kez.
Doruk birkaç saniye boyunca annesine baktı. Ardından sert bir hareketle ceketini düzeltti.
“Tamam.” dedi dişlerinin arasından.
Eflin yavaşça ayağa kalktı. Zarif hareketlerine rağmen üzerinde tuhaf bir ağırlık vardı. Sanki bulunduğu her ortamı sessizce kontrol edebiliyordu.
Kapıya yöneldiklerinde hizmetli kadın çoktan antrede bekliyordu. Doruk anahtarını masadan alırken göz ucuyla sehpadaki fotoğrafa tekrar baktı.
Efsa hâlâ oradaydı. Gülümsüyordu.
Ama artık o gülümsemenin yanında bir tehdit vardı.
—
Gece havası keskin ve soğuktu.
Doruk arabanın kilidini açtıktan sonra hiçbir şey demeden sürücü koltuğuna geçti. Eflin ise sessizce yan tarafa oturdu. Kapı kapanınca birkaç saniye boyunca sadece motor sesi duyuldu.
Doruk arabayı sertçe hareket ettirdi.
“Bu işten ne kazanıyorsun?” dedi gözünü yoldan ayırmadan.
Eflin camdan dışarı bakıyordu. Sokak lambalarının ışığı yüzüne vurup kayıyordu.
“Ben de aynı soruyu size sorabilirim.”
Doruk alaycı şekilde güldü.
“Benim kazandığım bir şey yok. Annem insanları tehdit etmeyi hobi edinmiş.”
Eflin hafifçe iç çekti.
“Benim ailem de çok farklı sayılmaz.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sessizliği bozan şey, Eflin’in zamanında çalan telefonuydu. Zarif bir melodi arabanın içini doldurmuştu. Eflin, telefonuna yöneldi ve kim olduğuna bakmadan aramayı kabul etti.
Yaptığı hatalardan bir tanesi de bu aramayı bakmadan açamasıydı, çünkü kesinlikle açtığına pişman olacaktı.
“Efendim?” sesi zarif ve yumuşaktı. Kötü birisi değildi, sadece bu tekliften kendisini ve karşılığındaki kişileri korumaya çalışıyordu.
Karşı taraftaki konuşmayı duyduğunda, eski ses tonundan eser kalmamıştı. Sesi, öncekinin aksine kararlı çıkıyordu. Sert duruşundan taviz vermek istemiyor gibiydi.
Karşı tarafın konuşmaları, “*” ile gösterilecektir.
*Sevgilim, nasılsın?*
Derin bir nefes verdi Eflin. Sevgilim diyorsa bir şey isteyeceği çok açıktı.
“Ne istiyorsun Eymen?”
*Çok kabasın Eflin. Nasıl olduğunu sormuştum sadece.*
Eflin, hmhm dercesine başını sallamıştı. İnandırıcı değildi.
“Sesini duymasaydım inanki daha iyi olacaktım. Söyleyeceğin başka bir şey yoksa kapatıyorum.”
Ardından telefonu kapattı. Doruk belli etmeden gülmüştü bu hareketine. Sert tavrı hoşuma gitmişti.
Doruk direksiyonu tek eliyle çevirirken yan gözle kadına baktı.
“Demek bundan sonra sevgili rolü yapacağız.”
“Öyle görünüyor.” dedi Eflin sakin bir sesle.
“Berbat.”
Bu kez Eflin’in dudaklarının kenarında küçücük bir gülümseme oluştu.
“Katılıyorum.”
Doruk birkaç saniye kadına baktıktan sonra tekrar yola döndü.
“Kurallarım var.” dedi net bir sesle.
“Dinliyorum.”
“Birincisi, bana karışmayacaksın.”
“Zaten böyle bir niyetim yok.”
“İkincisi, bu ilişki görüntüsü ne kadar sürecekse sürsün, özel hayatıma müdahale etmeyeceksin.”
Eflin başını hafifçe salladı.
“Edeceğimi kim söyledi?”
“Üçüncüsü…” Doruk kısa süre sustu.
“…Efsa’nın adı bir daha bu işin içinde geçmeyecek.”
Arabanın içindeki hava bir anda değişti.
Eflin ilk kez ciddi şekilde ona döndü.
“O kız senin için önemli biri.” dedi sakin ama dikkatli bir tonla.
Doruk cevap vermedi. Çenesi sertleşmişti sadece. Canından çok sevdiğiydi Efsa.
Bu sessizlik bile cevaptan daha açıktı.
Eflin bakışlarını tekrar cama çevirdi.
“Merak etme.” dedi yumuşak bir sesle. “Ben de kimsenin zarar görmesini istemiyorum.”
Doruk bu kez kısa bir bakış attı kadına. İlk defa, onun annesi gibi biri olmadığını düşündü.
Ama yine de güvenmiyordu.
Çünkü bu gece o evde öğrendiği tek bir şey vardı:
Bu oyunda kimse gerçekten masum değildi.
Eflin’in yaşadığı sokağa girdiklerinde gece iyice sessizleşmişti. Yol boyunca ikisi de fazla konuşmamıştı. Arabada yalnızca düşük seviyede çalışan motor sesi vardı.
Doruk tam sitenin önünde yavaşlayacaktı ki uzaktan patlayan flaş ışıkları bir anda arabanın camlarına vurdu.
Doruk’un yüzü anında sertleşti.
“Lanet olsun.” diye mırıldandı.
Kaldırımın kenarında bekleyen birkaç kişi hızla arabaya yöneldi. Ellerindeki kameralar peş peşe patlıyordu.
“Doruk Bey! Buraya bakar mısınız?”
“Yanınızdaki hanımefendi sevgiliniz mi?”
“Yeni ilişkiniz hakkında ne söyleyeceksiniz?”
Eflin kaşlarını çatıp camdan dışarı baktı.
“Gerçekten hızlı çalışıyorlar.” dedi alçak sesle.
Doruk sinirle direksiyonu tuttu.
“Bu tesadüf değil.”
Muhabirlerden biri neredeyse arabanın önüne geçerken flaş yeniden patladı. O an Doruk refleksle Eflin’e doğru hafifçe yaklaşıp kameranın görüşünü kapatmaya çalıştı.
Ve tam o saniyede onlarca fotoğraf çekildi.
Muhabirler bağırmaya devam ediyordu.
“Doruk Bey, ilişkiyi ne zamandır gizliyorsunuz?”
“Evlilik iddiaları doğru mu?”
Doruk camı bile açmadı. Sert bir hareketle arabayı tekrar sürüp kalabalığın arasından çıktı.
Araba uzaklaşırken Eflin arkasına baktı. Kameraların ışıkları hâlâ gecenin içinde parlıyordu.
“Anneniz işi hızlandırmış.” dedi sakin görünmeye çalışarak.
Doruk’un çenesi sertleşti.
“Bu kadarını beklemiyordum.”
“Ben bekliyordum.”
Doruk kısa bir bakış attı.
Eflin koltuğa yaslandı.
“Bizi ilk geceden görüntülemeleri gerekiyordu. Yoksa insanlar inanmazdı.”
Doruk sinirli bir nefes verdi.
“İnsanların neye inanıp inanmadığı umurumda değil.”
“Ama Elif Hanım’ın umurunda.”
Bu cümleden sonra araba yeniden sessizliğe gömüldü.
Doruk Eflin’i evinin önünde bıraktığında kadın kapıyı açmadan önce birkaç saniye durdu.
“Yarın zor geçecek.” dedi sakin bir sesle.
Doruk alaycı şekilde gülümsedi.
“Şimdiden nefret ettim bile.”
Eflin hafifçe başını salladıktan sonra arabadan indi. Doruk ise onu binaya girene kadar izledi. Ardından direksiyonu sertçe çevirip geceye karıştı.
—
Sabah olduğunda şehir çoktan konuşmaya başlamıştı.
Telefon ekranlarında, internet sitelerinde ve magazin hesaplarında aynı fotoğraflar dönüyordu.
Doruk’un arabasının içinde Eflin’e doğru eğildiği kare.
Bir başka fotoğrafta Eflin’in yüzünü kameralardan saklamaya çalışması.
Ve en kötüsü… uzaktan çekilmiş, sanki samimi bir anmış gibi görünen bulanık fotoğraflar.
Başlıklar ise daha da berbattı.
“Aksoyların Veliahtı Aşka Mı Geldi?”
“Doruk Aksoy’un Gizemli Sevgilisi Ortaya Çıktı!”
“Gecenin En Çok Konuşulan Çifti!”
Aksoy Konağı’nın büyük yemek salonunda televizyon açıktı. Magazin programındaki kadın sunucu heyecanlı bir ses tonuyla fotoğrafları gösteriyordu.
“El ele görüntülenmeseler de yakın tavırları dikkat çekti…”
Elif Hanım kahvesinden sakin bir yudum aldı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir memnuniyet vardı.
“Beklediğimden iyi çıkmışlar.” dedi rahat bir sesle.
Karşısında oturan Doruk’un yüzü ise buz gibiydi. Elindeki telefonu masaya öyle sert bıraktı ki çıkan ses salonda yankılandı.
“İnsanların peşimize gazeteci dizdiğini biliyordun.” dedi annesine bakmadan.
Elif Hanım omuz silkti.
“Basının ilgisini kontrol etmek zorundasın.”
Doruk sinirle güldü.
“Kontrol mü? Bu resmen kurgu.”
“Elbette kurgu.” dedi annesi sakinçe. “İnsanlar gerçekleri değil, gördüklerini satın alır.”
Doruk cevap vermedi. Çünkü ne söylese boştu.
Aynı saatlerde, Eflin kendi evinde aynı haberleri izliyordu.
Telefonu durmadan çalıyordu. Mesajlar, aramalar, sosyal medya bildirimleri… Hepsi tek bir şeyi soruyordu.
“Doruk Aksoy ile birlikte misin?”
Eflin telefonu sessize aldıktan sonra derin bir nefes verdi. Gözleri televizyondaki fotoğrafa kaydı.
Karede ikisi gerçekten yakın görünüyordu.
Ama ikisi de biliyordu.
O fotoğrafın içinde aşk değil, zorunluluk vardı.
Tek bir aramaya odaklandı o an.
Tek bir mesaj.
Konum Gönderildi📍
Eymen Aksoy: Yarın erken saatlerde burada ol.
———
Kafeye girdiğimde içerisi neredeyse boştu. Sabahın o erken saatleri vardı ya, herkes ya işe yetişmiş ya da daha uyanmamış gibi… sadece köşedeki masada Eymen oturuyordu. Önündeki kahveye dokunmamıştı bile, parmakları masanın kenarında ritimsiz bir şekilde oynuyordu.
Beni görür görmez hemen kalkmadı aslında. Bir an bakıştı sadece, sanki “tamam geldi” der gibi… sonra çok normal bir şeymiş gibi sandalyesine yaslandı. Ben de yanına gidip oturdum.
“Sabah sabah erken kalkmışsın.” dedim, konuyu yumuşatmaya çalışarak.
“Uyuyamadım.” dedi kısa. Sonra garsona bakıp başıyla selam verdi, ama sipariş bile vermedi.
Bir süre ikimiz de konuşmadık. Sanki konuşulması gereken şey var ama kimse başlatmak istemiyordu. Bu sessizlik rahatsız edici değildi aslında, daha çok “bir şey geliyor” hissi veriyordu.
Eymen kahvesine baktı, sonra yavaşça bana döndü.
“Set falan nasıl gidiyor?” dedi, sanki en normal şeymiş gibi.
Omuz silktim.
“Yoğun.”
“Yoğun mu…” dedi, sonra kısa bir gülüş attı ama gözleri gülmüyordu. “Sen artık baya meşgul birisin.”
Bir an baktım ona.
“Evet, öyleyim.” dedim.
Yine sessizlik oldu.
Eymen bu sefer sandalyesinde biraz öne eğildi, ellerini masaya koydu ama hala doğrudan konuya girmedi.
“Şey…” dedi, sanki lafı tartıyormuş gibi. “Son zamanlarda… şey oluyor yani… haberler falan…”
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Ne haberleri?”
Eymen gözlerini kaçırdı.
“Biliyorsun işte.” dedi. “Sosyal medya, magazin… her yer.”
Bir an durdu.
Sonra başını kaldırdı.
Ve o an sesinin tonu değişti.
“Doruk Aksoy mesela.”
İçim bir an sıkıştı ama belli etmedim.
“Ne olmuş Doruk’a?” dedim sakin.
Eymen güldü ama bu gülüş keskin bir şeydi.
“Hiç.” dedi. “Sadece… her yerde onunla görünüyorsun.”
Bir süre sustum.
“İşim bu.” dedim.
Eymen başını hafifçe salladı ama ikna olmamıştı.
“İş mi…” dedi yavaşça. “Eflin, insanın işi onu sürekli aynı adamla gece gündüz bir arada tutmaz.”
O an içimde bir şey koptu.
Ama yüzümde belli etmedim.
“Ne demek istiyorsun?” dedim.
Eymen bu kez doğrudan baktı.
Bir saniye bile kaçırmadı gözünü.
“Doruk’la birlikte misin sen?”
Bir an dünya durdu gibi oldu.
Kalbim hızlandı ama yüzümde hiçbir şey oynamadı.
Cevap veremedim.
Çünkü veremezdim.
Ağzımı açtım ama ses çıkmadı.
Ve bu sessizlik, onun için cevap oldu.
Eymen sandalyesinden bir anda kalktı.
“Tamam!” dedi sert bir sesle. “Anladım!”
“Eymen, dur—”
“Duracak bir şey yok!” diye kesti sözümü. “Bana hiçbir şey söylemeden mi?!”
“Öyle değil!” dedim hemen, sesim yükseldi.
Ama ne söylersem söyleyeyim, kelimelerim yarım kalıyordu.
Eymen bir adım geri attı.
“Eflin, bana yalan mı söyledin sen?” dedi daha kırık ama öfkeli bir sesle.
Başımı salladım hızlıca.
“Hayır, hayır! Sadece anlatamıyorum!”
“Ne anlatamıyorsun?!”
Bir an sustum.
Söyleyemedim.
Gerçek, boğazımda takılı kaldı.
Eymen başını iki yana salladı.
“Yani bu doğru.” dedi daha sakin ama daha ağır bir tonla. “Benimle birlikteyken o adamla…”
“Hayır!” dedim keskin bir şekilde. “Öyle bir şey yok!”
Ama sesim bile artık güçlü çıkmıyordu.
Eymen gözlerini kısarak baktı.
“Eflin…” dedi yavaşça. “Ben aptal değilim.”
Bu cümle beni daha da susturdu.
Masada bir sessizlik daha oluştu.
Bu sefer farklıydı.
Artık “konu açılmadı” sessizliği değildi.
Bu, “bitmek üzere” sessizliğiydi.
Eymen derin bir nefes aldı.
Sonra sesi biraz düştü.
“Beni neden böyle bir şeyin içine soktun?” dedi.
Bakışlarımı kaçırdım.
“Eymen…”
“Cevap verme.” dedi hemen. “Bilmiyorum bile ne soracağımı artık.”
Bir süre sustu.
Sonra gözleri bana döndü.
“Bitti mi?” dedi daha düşük bir sesle.
Bir an durdum.
İçimde her şey birbirine karıştı ama tek bir şey netti.
Başımı hafifçe salladım.
“Evet.” dedim.
Eymen gözlerini kapattı bir saniye.
Sonra güldü ama kırık bir şekilde.
“Tamam.” dedi.
Sandalyeyi geri itti.
“Bak Eymen, zaten yapamıyoruz. Sürekli kavga ediyoruz, tartışıyoruz ve bu ilişki yürümüyor anlıyor musun? Bir şekilde bitmeliydi.”
Başını salladı yavaşça. Gözleri kırgın bakıyordu. Kafasını kaldırdı ve gözlerime baktı.
“Normal bir şekilde ayrılabilirdik.”
Anlamamıştım ne demek istediğini.
“Ne?”
Yavaşça ayağa kalktı.
“Diyorum ki, normal bir şekilde bitebilirdi. Bana, söyleyebilirdin. Anlayışla karşılardım. Ama sen.. sen, benimle çıkarken erkek kardeşim ile yürütmeyi denedin!”
Kardeş mi? Doruk ve Eymen kardeş miydi?
“Bana, ayrılmak istediğini söyleseydin tamam derdim Eflin! Sırtımdan bıçaklamana gerek yoktu! Beni anlıyor musun? Anlayamazsın. Çünkü sen, sadece kendi duygularını düşünen bir bencilsin!”
Bir şey daha söylemedi.
Sadece döndü ve gitti.
Haklıydı. Ayrılabilirdim. Onca koşuşturmacanın içinde aklıma gelmemişti.
Ben olduğum yerde kaldım. Haksızlığım karşısında kendimi sorguladım.
Bir süre daha.
Ve nereye gideceğimi düşünmeden… sadece yürümeye başladım.
Bu kadar kolay biteceğini tahmin ediyordum ancak içimde kopan fırtınalar vardı. Eymen asla sakin bir insan değildi ve bir şeyler yapacağını biliyordum. Kavgasız bir ayrılık, ikimizin de beklediği bir şey değildi.
Sadece kendi duygularını düşünen bir bencil.
——
Set alanına girdiğim anda yüzüme vuran sıcak hava ve koşuşturan insanlar, günün uzun geçeceğini anlamam için yeterli olmuştu. Herkes birbirine bir şey yetiştirmeye çalışıyordu. Makyaj ekibi sağa sola koşturuyor, kameramanlar ışıkları ayarlıyor, birileri sürekli kulaklıktan bağırıyordu.
Ben ise yalnızca kahvemi tutup fragman tarafına yürümeye çalışıyordum.
Tam o sırada set yöneticisi önümde belirdi.
“Eflin!” dedi aceleci bir sesle. “Seni arıyordum.”
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
“Günaydın sana da.”
Adam elindeki dosyaları göğsüne bastırdı. Fazla heyecanlı görünüyordu. Bu da genelde başıma bela çıkacağı anlamına geliyordu.
“Bugünkü çekim planı değişti.”
“Harika.” diye mırıldandım yorgun bir şekilde. “Çünkü hayatım yeterince normal gitmiyordu.”
Adam beni duymazdan geldi.
“Yeni bir reklam çekimi ayarlandı.”
“Benim haberim neden yok?”
“Çünkü dün gece kesinleşti.”
İçimde kötü bir his oluştu. Son zamanlarda kötü hislerim fazla haklı çıkıyordu.
“Kimin markası?” diye sordum.
Adam birkaç saniye sustu. Sanki söylemeden önce tepkimi ölçmek istiyormuş gibi baktı.
“Lorin.”
Başımı hafifçe salladım. Büyük markaydı. Şaşırtıcı değildi.
“Partner kim?”
Set yöneticisinin yüzündeki ifade bir anda değişti. O heyecanlı magazin bakışı vardı suratında.
“Önemli bir konuk geliyor.” dedi sesini hafifçe düşürerek. “Bayağı önemli.”
Kahvemden bir yudum aldım.
“Brad Pitt falansa hiç enerjim yok haberin olsun.”
Adam kısa bir kahkaha attıktan sonra dudaklarını birbirine bastırdı.
“Doruk Aksoy.”
Elimdeki kahve bardağı neredeyse kayıyordu.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey diyemedim. Sadece ona baktım.
“Şaka yapıyorsun.”
“Hayır.”
Başımı yana çevirip derin bir nefes verdim. Tabii ya. Evren benimle ciddi anlamda dalga geçiyordu artık.
Daha iki gün önce zorla aynı araca bindirildiğim adamla şimdi parfüm reklamı çekecektim. Hem de Lorin gibi herkesin konuşacağı bir marka için.
Muhteşemdi. Gerçekten.
Set yöneticisi heyecanla konuşmaya devam ediyordu.
“Magazin zaten sizi konuşuyor biliyorsun. Marka da bunu avantaja çevirmek istemiş. Sosyal medya yıkılmış durumda. İnsanlar sizi inanılmaz yakıştırıyor.”
Yakıştırıyor.
İçimden sinirli bir kahkaha geçti. İnsanlar neyin gerçek olduğunu bilmeden hikâye yazmayı çok seviyordu.
“Senaryoyu gördün mü?” diye sordum soğuk bir sesle.
Adam dosyayı bana uzattı.
Kapakta büyük harflerle şunlar yazıyordu:
“LORIN — Forbidden Flame”
Altında ise küçük bir not vardı.
“Doruk Aksoy & Eflin Yüksel reklam filmi.”
Bir an gözlerimi kapattım.
Bu haber çıktığında ülke yine ayağa kalkacaktı. Bunu biliyordum. Çünkü insanlar zengin adam ve oyuncu kadın hikâyelerine bayılırdı. Hele ki ortada gizem varsa… daha da fazla.
Tam dosyayı kapatırken setin giriş tarafında bir hareketlenme oldu.
Fısıldaşmalar başladı.
“Geldi…”
“Gerçekten çok yakışıklıymış.”
“Off, bunlar var ya kesin sevgili.”
Başımı kaldırdım.
Doruk Aksoy, siyah takım elbisesiyle set alanına giriyordu. Yanında birkaç koruma vardı ama yine de bütün dikkat doğrudan onun üzerindeydi. Yüzündeki ifade her zamanki gibi sertti. Sanki burada olmak istemediği kilometrelerce öteden anlaşılıyordu.
Ve dürüst olmak gerekirse…
Ben de istemiyordum.
Bakışları kalabalığın arasından kayıp doğrudan bana geldiğinde birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra Doruk, hiç gülümsemeden yanıma doğru yürüdü.
“Demek şimdi de reklam çiftçiliği yapıyoruz.” dedi kuru bir sesle.
Kollarımı bağladım.
“İnan bana, bu benim hayalimdi. Hatta çocukluk hayalim.”
Doruk kısa bir nefes verdi. Bu, onun sinirli versiyon kahkahasıydı sanırım.
“Annem bu haberi görünce muhtemelen şampanya patlatır.”
“Benim menajerim de kalp krizi geçiriyordur.” dedim.
Set ekibi ise çoktan etrafımızda dönmeye başlamıştı bile. Çünkü onların gözünde bu yalnızca bir reklam değildi.
Bu, yeniden gündemi patlatacak bir olaydı.
——
Çekim hazırlıkları başladığında setteki hareketlilik iyice artmıştı. Stilistler ellerinde kıyafetlerle koşuşturuyor, ışık ekipleri sürekli açı değiştiriyor, yönetmen birilerine bağırıp duruyordu. Ben ise makyaj koltuğunda oturmuş, önümdeki aynaya boş boş bakıyordum.
Hayatımın bir noktada “zorla sevgili rolü yaptığım adamla romantik parfüm reklamı çekiyorum” kısmına geleceğini biri söylese gülerdim.
Şimdi hiç komik değildi.
“Eflin Hanım, hazırız.”
Derin bir nefes verip ayağa kalktım. Üzerimde koyu lacivert, saten bir elbise vardı. Fazla şık, fazla dikkat çekiciydi. Zaten Lorin’in olayı buydu; insanlara ulaşılamaz görünmek.
Set alanına geçtiğimde Doruk çoktan oradaydı.
Siyah gömleğinin kolları dirseğine kadar sıvanmıştı. Işıkların altında bile fazla düzgün görünüyordu ve bu sinir bozucuydu. Gerçek anlamda sinir bozucu.
Yanımdan geçen iki kadın fısıldaşmayı bile bırakmamıştı.
“Bunlar gerçek sevgili değilse ben körüm.”
“Kimya akıyor resmen.”
İçimden “bir bilseniz” demek geçti.
Doruk beni görünce kısa süre baktı. Sonra gözlerini kıyafetime çevirdi.
“Vay.” dedi ciddi ciddi.
Kaşımı kaldırdım.
“Bu kadar mı?”
“Hayır aslında daha uzun bir şey söyleyecektim ama burada elli kişi var.”
İstemsizce güldüm.
Sorun şuydu; Doruk normalde insanlara karşı buz gibiydi ama bana karşı garip şekilde daha… rahat davranıyordu. Bu da işleri daha karmaşık yapıyordu.
Yönetmen ellerini çırptı.
“Tamam millet! İlk sahne!”
Çekim konsepti gece temalıydı. Büyük, loş ışıklı bir balo salonu hazırlanmıştı. Altın tonlu avizeler, siyah dekorlar ve arka planda çalan yavaş müzik… Her şey fazlasıyla romantik görünüyordu.
Yönetmen yanımıza geldi.
“Şimdi,” dedi heyecanla, “siz birbirini takıntı hâline getirmiş iki insan gibisiniz. Gerilim var ama çekim de var. Bakışlarla oynayın.”
Doruk ciddi bir ifadeyle adama baktı.
“Adamın maaşını sırf bu cümle için artırın.”
Ben kahkahayı zor tuttum. Yönetmen ise bunu iltifat sanıp gururlandı.
İlk sahnede Doruk’un yanıma yaklaşması gerekiyordu. Kamera bizi yandan çekecekti. Ben ona dönecektim, o da boynuma parfüm sıkacaktı. Basit görünüyordu.
Ta ki çekim başlayana kadar.
“Motor!”
Müzik yükseldi.
Doruk yavaş adımlarla bana doğru yürüdü. Kameralar dönüyordu ama o an etraftaki herkes bulanıklaşmış gibiydi. Çünkü adam rol yapmayı sinir bozacak kadar iyi beceriyordu.
Tam karşıma geldiğinde gözlerini üzerimden ayırmadı.
İçimde anlamsız bir gerginlik oluştu.
Elindeki şişeyi boynuma yaklaştırırken hafifçe eğildi.
“Gerilme.” dedi sadece benim duyabileceğim kadar sessiz bir sesle. “Seni yemeyeceğim.”
“Bundan çok emin değilim.” diye fısıldadım.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Yönetmen bir anda bağırdı.
“İŞTE BU! SAKIN BOZMAYIN!”
Set ekibinden biri resmen heyecandan alkışladı.
Çünkü kamerada gerçekten iyi görünüyorduk. Rahatsız edici derecede iyi.
İkinci sahnede dans etmeleri gerekiyordu.
Ben bunu duyduğum anda gözlerimi kapattım.
“Harika.” dedim. “Daha kötü olamazdı zaten.”
Doruk elini uzattı.
“Dans biliyor musun?”
“Elbette.”
“Güzel. Çünkü ben bilmiyorum.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ciddisin.”
“Tamamen.” dedi rahatça. “Şirket yönetebiliyorum ama vals konusunda başarısızım.”
İlk kez bu kadar normal konuşuyordu. Sanki Doruk Aksoy değil de, sadece yorulmuş biri gibiydi.
Müzik başladığında elini belime koydu. Hareketleri dikkatliydi. Ne fazla yakın ne fazla uzak. Ama kamerada bakıldığında sanki yıllardır birbirine aşık iki insan gibi görünüyorduk.
Ve bunu fark eden sadece ekip değildi.
Monitörün başındaki kadınlardan biri resmen iç çekti.
“Off bunlar evlenir.”
Diğeri başını salladı.
“Kesinlikle.”
Ben ise o sırada Doruk’un ayağıma basmaması için uğraşıyordum.
“Sağa.” diye fısıldadım.
“Ben sağdayım zaten.”
“Hayır, benim sağıma göre.”
Doruk hafifçe güldü. Gerçekten güldü bu kez.
“Bu reklam çıkınca herkes bize kafayı takacak.” dedi sessizce.
“Zaten takmış durumdalar.”
“Yazık.”
“Neye?”
“Gerçekten sevgili olduğumuzu sanmalarına.”
O an kısa süre ona baktım.
Normalde kibirli ve sert görünen adamın yüzünde ilk kez daha hafif bir ifade vardı. Ve en sinir bozucu kısmı şuydu; kameralar bunu inanılmaz seviyordu.
Çekim ilerledikçe ekip iyice bize odaklandı. Her sahneden sonra aynı cümleler duyuluyordu.
“Kimyaları inanılmaz.”
“Bu reklam rekor kırar.”
“Bunlar birlikte değilse ben hiçbir şey bilmiyorum.”
Saatler sonra son sahne çekilecekti.
Bu kez yakın plan vardı. Doruk’un bana yaklaşması, benim ona bakmam ve tam dudaklarımız yaklaşacakken ekranın kararması gerekiyordu. Klasik reklam gerilimi.
Yönetmen heyecandan yerinde duramıyordu.
“Tamam!” diye bağırdı. “Bana tutkuyu verin!”
“Adam resmen wattpad karakteri oldu.” diye mırıldandım.
Doruk duyup hafifçe güldü.
Sonra çekim başladı.
Bir anda tekrar o sessizlik oluştu. Kameralar dönüyor olsa bile yalnızmışız gibi hissettiren sessizlik.
Doruk yüzüme doğru eğildiğinde gözlerini üzerimden ayırmadı.
Ve birkaç saniyeliğine…
Bu reklamın sahte olduğunu unutmak gerçekten tehlikeli şekilde kolaylaştı.
Son sahnenin çekimi bittiğinde sette birkaç saniyelik sessizlik oldu. Ardından yönetmenin sesi bütün alanda yankılandı.
“KESTİK! Muhteşemsiniz!”
Bir anda alkışlar yükseldi. Işık ekipleri rahatlamış şekilde dağılmaya başladı, kameramanlar birbirine bir şeyler söylüyor, sosyal medya ekibi ise çoktan çekilen kareleri incelemeye koyuluyordu.
Ben derin bir nefes verip geri çekildim.
Ayağımın artık topuklulardan nefret ettiğini hissedebiliyordum.
Doruk da ceketinin düğmesini çözüp saçlarını geriye attı. Gün boyu ilk kez gerçekten yorulmuş görünüyordu.
Yönetmen yanımıza neredeyse koşarak geldi.
“Bu reklam olay olacak.” dedi heyecanla. “Kimyanız inanılmaz.”
Doruk düz bir ifadeyle adama baktı.
“Biz de tam onu istemiyorduk zaten.”
Adam şaka yaptığını sanıp güldü.
Ben telefonumu almak için fragmana yönelirken set çalışanlarının hâlâ bize baktığını hissedebiliyordum. Özellikle de fısıldaşmaları.
“Gerçekten birlikteler bence.”
“Bakışmalarını gördün mü?”
“Doruk Aksoy’un birine öyle baktığını ilk kez görüyorum.”
İçimden “keşke siz de bunun ne kadar saçma olduğunu bilseniz” demek geçti.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekranda tek bir isim vardı.
Elif Hanım.
Gözlerimi birkaç saniye kapattım. Çünkü bu kadının beni asla normal bir sebeple aramadığını artık öğrenmiştim.
Aramayı açtım.
“Efendim?”
“Eflin.” dedi sakin sesiyle. “Bu akşam bizimle yemeğe geliyorsun.”
Kaşlarım çatıldı.
“Biz?”
“Doruk, ben ve eşim.”
Eşi. Yani Doruk’un babası.
Bu iş gittikçe daha çok aile tiyatrosuna dönüyordu.
“Elif Hanım, bugünlük magazin yeterince beslendi bence.” dedim dikkatlice.
Kadın kısa bir sessizlikten sonra konuştu.
“Tam aksine.” dedi yumuşak ama net bir sesle. “İnsanlar sizi yalnızca merak ediyor. Biz ise onlara görmek istedikleri şeyi vereceğiz.”
Telefon kapandığında içimde kötü bir his oluştu. Yine.
Ve yine haklı çıkacağını biliyordum.
—
Set çıkışı tam bir kaostu.
Kapıların önünde gazeteciler, kameralar ve telefonlarını kaldırmış insanlar vardı. Güvenlikler zar zor yol açıyordu. Daha reklam yayınlanmadan bile sosyal medya çekim görüntüleriyle dolmuştu.
Ben çıkış kapısında durduğum anda flaşlar patladı.
“Eflin Hanım! Doruk Bey’le ilişkiniz ciddi mi?”
“Aksoy ailesiyle tanıştığınız doğru mu?”
“Evlilik iddiaları hakkında ne söyleyeceksiniz?”
Başım ağrımaya başlamıştı bile.
Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi.
“Kenara çekilin.”
Doruk.
Kalabalığın arasından yürüyüp yanıma geldiğinde gazeteciler daha da çıldırdı. Kameralar direkt yüzümüze döndü.
Ve Doruk…
Hayatım boyunca gördüğüm en profesyonel sahte sevgili performansını sergiledi.
Hiçbir şey demeden elini sırtıma koyup beni kalabalığın arasından geçirdi. Hareket doğal görünüyordu. Koruyucu hatta.
Muhabirlerden biri bağırdı.
“Doruk Bey! Eflin Hanım aileyle tanıştı mı?”
Doruk dönmeden cevap verdi.
“Bu kadar merak sağlıklı değil.”
Ben istemsizce güldüm.
Flaşlar yeniden patladı. Çünkü insanlar bizim gülmemizi bile olay yapıyordu artık.
Arabaya bindiğimiz anda Doruk derin bir nefes verdi.
“Bir gün bunların hepsini dava edeceğim.” dedi direksiyonu tutarken.
“Önce hangi birini seçeceğine karar vermen lazım.” dedim.
Doruk kısa bir bakış attı.
“Sen bu duruma fazla hızlı alıştın.”
“Hayır.” dedim camdan dışarı bakarken. “Sadece paniklemeyi bıraktım.”
Doruk birkaç saniye sustu. Sonra motoru çalıştırdı.
“Bu akşam için üzgünüm.” dedi beklenmedik şekilde.
Şaşkınca ona baktım.
“Ne?”
“Aile yemeği kısmı…” dedi rahatsız olmuş gibi. “Normalde insanları böyle şeylerin içine çekmem.”
İlk kez gerçekten samimi gelmişti. Rol yapmıyordu sanki.
“Senin suçun değil.” dedim sessizce.
Doruk dudaklarını birbirine bastırdı ama cevap vermedi.
—
Akşam olduğunda İstanbul’un en ünlü deniz kenarı restoranlarından biri neredeyse tamamen kapatılmıştı.
Boğaz manzarası camlardan içeri vuruyor, restoranın altın ışıkları denizin üstünde yansıyordu. Fazla lüks, fazla gösterişli ve tam olarak Aksoy ailesine uygun bir yerdi.
Ama dışarısı daha beterdi.
Restoran girişinin önü gazetecilerle dolmuştu.
Arabamız durduğu anda kameralar yine üzerimize çevrildi.
“Buraya bakın!”
“Doruk Bey, ilişkiniz ciddi mi?”
“Eflin Hanım aileye gelin mi oluyor?”
“Allahım.” diye mırıldandım.
Doruk kemerini çözerken bana baktı.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
“Ben de.”
Sonra indi.
Ve yine aynı şeyi yaptı. Kapımı açtı. Elini uzattı.
Kameralar çıldırdı resmen.
Çünkü görüntü… gerçekten fazla iyiydi.
Beraber yürürken dışarıdan bakıldığında tam anlamıyla zengin, kusursuz çift görüntüsü veriyorduk. Ve bunu fark etmek sinir bozucu olmaya başlamıştı.
İçeri girdiğimizde Elif Hanım çoktan masadaydı. Yanında Doruk’un babası oturuyordu.
Adam, Doruk’a göre daha sakin görünüyordu. Keskin yüz hatlarına rağmen daha kontrollü bir havası vardı.
Elif Hanım beni görünce zarif bir gülümseme takındı.
“Hoş geldiniz.”
Doruk’un babası ayağa kalktı.
“Eflin.” dedi kibarca. “Sizi sonunda tanıdığıma memnun oldum.”
Sonunda.
Bu kelime bile planlı hissettiriyordu.
Masaya oturduğumuz anda dışarıdaki flaşlar hâlâ camlardan görünüyordu. İnsanlar resmen aile yemeğimizi görüntülemek için birbirini eziyordu.
Ve Elif Hanım… bundan memnundu.
Bunu bakışlarından anlamak zor değildi.
Telefonundaki haberleri incelerken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılmıştı.
“Magazin sayfaları şimdiden patlamış.” dedi sakin bir sesle. “Oldukça güzel görünüyorsunuz.”
Doruk’un çenesi sertleşti.
Ben ise önümdeki su bardağıyla oynuyordum. Çünkü bu masada herkes rahat görünüyordu ama aslında kimsenin içi rahat değildi.
Özellikle de benimle Doruk’un.
Çünkü bu akşam dışarıdan bakıldığında bir aile yemeğiydi.
Ama gerçekte…
Kontrollü şekilde yazılmış bir senaryodan ibaretti.
Bölüm etkileşimi
