Bölümler 4Şu an: 1. BÖLÜM: KORKU GÜNÜ
- 1 ÖN BİLGİ73 kelime
- 2 1. BÖLÜM: KORKU GÜNÜ1.783 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. BÖLÜM:𝙉𝙊: 𝟭𝟲1.127 kelime
- 4 BİLGİLENDİRME42 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün o gündü. Çocukluk arkadaşlarımla ergenlik dönemimizden beri hayalini kuracağımız şeyi yapacağımız gün. Peki ergenlik hayalimiz ne miydi? Korku evine gitmek. Biliyorum birkaçınız için bu çok ergence yetişkin insanlar gerçekten ergenlik hayalini gerçekleştirmek için korku evine mi gideceksiniz daha eğlenceli daha yetişkince bir şey yapsanıza diyorsunuz. Ama ne yapalım? İçimizde ergeni beslememiz lazım, hep içimizdeki çocuğu beslememiz lazım ki çocuklar gibi genç ve enerjik olalım tabi bu bizim için ergenliğimizi beslemek demek. Siyah kapüşonlumu alırken "Hadi Perva! Gel artık! Yemin ediyorum seni beklerken korku evi kapanacak" dedi Barlas, "Geliyorum!" Dedim kapıya onların yanına giderken, "Hadi ela gözlü!" Dedi Esin, Ela gözlü. Ela gözlü... Emre. Emre'm... o liseden arkadaşımızdı ama benim için çok daha fazlasıydı, lise aşkımdı. Belki ergenlik aşkıdır diyerek utancımdan asla açılamamıştım. Şimdi ise 4-5 ay önce onun şehit olduğu haberini aldık... Emre deniz kuvvetlerinde askerdi ve ben ona aşık olduğumu söyleyemeden şehit olmuştu. Bazen keşke diyorum... keşke red edilsem bile hislerimi bir kez olsun söyleyebilseydim, ela gözleri canlı iken onu arkadaştan öte gördüğümü itiraf edebilseydim. Kapı kulpunu tutarken elim titredi, nefes alıyordum ama sanki yetersiz geliyordu. Derin bir nefes aldım ve sakinleşmek için gözlerimi kapattım. Sonra o anı.
Lise mezuniyetindeyiz.
Emre mezuniyet cübbesiyle uyumlu lacivert bir takım elbise giymiş.
Onu son kez hayatta gördüğümden habersiz ilgisini çekeyim diye şaka yapıyorum.
Şakama gülüyor, güzel ela gözleri gülücüğünün etkisiyle kısılıyor.
O gülünce o mutlu diye bende gülüyorum.
"PERVA! Hadi!" Diye bağıran Ali'nin sesiyle gerçekliğe geri döndüm. Hırkamı alelacele giyip gidiyorum yanlarına. Arabaya binerken Esin hâlâ "Ya gitmesek mi acaba? Hiç içimde güzel bir his yok, hem orası çok korkutucu gözüküyor" diyordu. Ali sevgilisi Esin'in elini tutarken "Olmaz bir şey aşkım ben varım çocuklar var koruruz seni" dedi, "Offf! Aman be! Şu an sizin aşkınızı hiç çekemem valla kusura bakmayın. Esin sen de 4 yaşında çocuk gibi korkuyorum korkuyorum deme be!" Dedi barlas biraz abartmıştı ama haklıydı. Esin destek arar gibi bana baktı "Korku evleri sence de çok saçma di mi perva?" Dedi, "Aslında bence birazda faydalı, psikoloji de bazı korkuları üstüne gitme tekniği uygulayarak azaltırız ve yok ederiz" dedim tamamen bir psikolog edasıyla. Çünkü şu an bir arkadaş olarak cevap versem Barlas ve Esin arasındaki savaşta şehit olurdum.
1 saatlik yolculuğun ardından gelmiştik korku evine, ormanlık bir yerdeydi. Koyu ahşap bir ev gibi gözüküyordu evin dışı, ahşap çit kapısını itip evin bahçesine girdiğimizde kapının gıcıkırtısıyla bir kadın çığlığı duyuyoruz sonra da "Kaçın, o sizi lanetlemeden gidin buradan. O sizi benim gibi lanetleyecek... iyi rüyalarınıza elveda diyeceksin. Kaçın. Rüyalarınız lanetlenmeden kaçın" dedi çığlığın sahibi. Sanki... bir yerden tanıdık geliyordu kadının sesi...Ama korku evinde çalışan bir arkadaşım ya da yakınım yoktu ki. Korku evine girdiğimizde kapı gıcırtılar eşliğinde kapandı ve kapanınca yani şu filmlerdeki hayalet gülüşü olur ya onlardan çıktı, bunun bir oyun olduğu çok belliydi ama az önceki çığlık ve o sözler... sanki bu oyunun bir parçası değilmiş gibiydi. Sanki gerçekmiş gibi... ortam karanlık olduğu için alışkanlıkla telefonlarımızın fenerini açtık etrafı görmek için fenerle etrafımıza bakarken.
Bir çığlık yükseldi,Esin'den. Üçümüzde aynı anda oraya baktık ve bakmamızla bizimde Esin'in çığlığına eşlik etmemiz bir oldu. Palyaço maskeli.
Elinde sahte kanlı bıçak olan. Yanii... sahte kandır değil mi?
Dibimize girmiş biri vardı yanımızda.
Ama en garibi, en tiz çığlığın Barlas'a ait olmasıydı. "Telefon. Telefonlar yasak. Verin." Dedi palyaço maskeli kişi tok biraz robotsu bir sesle. Ali, Esin ve ben bunun oyunun bir parçası olduğunu tahmin ettiğimiz için verdik telefonlarımızı Barlas ise telefonunu göğüsüne çekmiş hayır diyen mızmız çocuklar gibi omuzlarını hayır anlamında hızlı hızlı aşağı yukarı kaldırdı. Some ekran bağımlısı arkadaş problems. "Bana ne vermiyorum!" Dedi. Palyaço onun en yakınındaki kişiyi yakalayıp yani Esin'i yakalayıp boynuna sahte kanlı bıçağı dayadı "O zaman arkadaşına veda et" dedi, Esin korku dolu gözlerle palyaçonun kollarında bedeni heykel gibi kilitlenmişken Barlas'a bakıyordu. "Tamam! Tamam! Al! Al da bırak gü-...Al da bırak arkadaşımı" dedi Barlas telefonu resmen bir bomba atar gibi palyaçoya verirken. Ee? Telefonları vermiştik niye Esin'i vermiyordu bu palyaço? "Lan bıraksana sevgilimi!" Dedi Ali, palyaço "Sizi uyarıyorum. O gelmeden çıkın. Her şey bir oyun. O gelince çok kötü olacak çıkın." Dedi ve Esin'i tutmayı bıraktı.Esin bize doğru sendeleyip sanki boğulmuş ve son anda kurtulmuş gibi derin bir nefes aldı o alınca bende farkında olmadan tuttuğum nefesimi verdim. Palyaço karanlığın içinde adım adım kayboldu. "İyi misin Esi?" Dedim, Esin'e hep Esi derdim küçüklükten beri, "İyiyim... İyiyim..." dedi Esin. Başka palyaço maskeli biri geldi. Bu korku evinin konsepti palyaçolardı heralde.
"En küçüğünüz kim?" Dedi, Esin "Benim" dedi. Palyaço Esin'in ellerini kelepçeliyip. Bir dakika... harbi kelepçeydi lan bu... bu nasıl fantezi amına koyuyim. Sanki polis hırsız oynuyoruz. Esin'in elleri kelepçelenince sanki benim ellerim kelepçelenmiş gibi kaskatı kesildim sadece elleri kelepçeli giden Esin ve onu götüren palyaçoya bakıyordum, daha baştan bu kadar korkacağımı düşünmemiştim.Bir psikolog olarak bu kadar korkmayı kendime yakıştıramıyordum ama üniversite de proseförümün de dediği gibi "𝐒𝐢𝐳 𝐩𝐬𝐢𝐤𝐨𝐥𝐨𝐠𝐬𝐮𝐧𝐮𝐳 𝐝𝐢𝐲𝐞 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐥𝐚𝐫ı𝐧ı𝐳𝐝𝐚𝐧 𝐤𝐚ç𝐦𝐚𝐲ı𝐧,𝐚𝐤𝐬𝐢𝐧𝐞 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐥𝐚𝐫ı𝐧ı𝐳𝐚 𝐬𝐚𝐫ı𝐥ı𝐧 𝐯𝐞 𝐨𝐧𝐥𝐚𝐫ı 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐦𝐚𝐲𝐚 ç𝐚𝐥ışı𝐧 çü𝐧𝐤ü ö𝐧𝐜𝐞 𝐤𝐞𝐧𝐝𝐢 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐥𝐚𝐫ı𝐧ı𝐳ı 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐲𝐚𝐜𝐚𝐤𝐬ı𝐧ı𝐳 𝐤𝐢 𝐛𝐚ş𝐤𝐚𝐥𝐚𝐫ı𝐧ı𝐧 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐥𝐚𝐫ı𝐧𝐚 ş𝐢𝐟𝐚 𝐨𝐥𝐮𝐧" Esin gelene kadar onu beklerken kalbim deli gibi atıyordu. Sakinleşmek için derin nefesler alıyordum.Kulakları delecek güçte bir çığlık yükseldi,Esin'dendi. Ali refleksle bir adım attı Barlas tuttu Ali'yi bileğinden "Oğlum sakin, korkmuştur kızcaz bir şey olmamıştır ki" dedi Barlas, "Olmamıştır di mi ya? Çok fena attı çığlık oğlum bir şey olmuş olmasın?" Dedi Ali. "Olmamıştır, korkutacaklar kızı esir almayacaklar ya" Dedim. Bir şey olmamıştır esi'me... değil mi? Ona bir şey olma düşüncesi beni bile korkutuyordu Ali'nin ne kadar korktuğunu düşünemiyordum bile. Olmamıştır... Esin güçlüdür dayanır. Olmamıştır Esin'e bir şey... Olmamıştır yani umarım olmamıştır. Esin'in çığlığından kısa bir süre sonra palyaço geldi "Arkadaşınız... kayboldu" dedi, Ali palyaçoya doğru gitti Barlas zor tuttu onu "Ne demek' kayboldu' lan! Sizin korku evinizde değil mi bu kız? Nerede olduğunu bileceksiniz lan! Kamera mamera yok mu kardeşim? Bakın bulun" dedi Ali. Barlas'ın koyu kahveleri Ali'nin açık kahvelerine baktı "Kardeşim... Esin için korkuyorsun biliyorum biz de korkuyoruz ama unutma burası bir korku evi korkutmak için yapıyolar. Oyun bunlar" dedi Barlas. Oyun..du değil mi? Şu an da korku evi ya da oyun ya da buraya verdiğimiz para umurumda değildi, sadece Esin'e bir şey olmasın yeterdi. Esin'e bir şey olmasının düşüncesi bile kalbimi hızlandırıyor, boğazımı düğümlüyordu.
Palyaço sanki hiçbir sikim olmamış arkadaşımız kaybolmamış gibi "En küçüğünüz kim?" Dedi, "Benim" dedi Ali, palyaço Esin'de yaptığı gibi Ali'yi de kelepçeliyip götürdü. Önce Esin şimdi de Ali noluyordu? Sanki bu bir oyun değildi... farklı bir şeydi... çok daha farklı... çok daha korkunç bir şeydi. Ali'nin gitmesinden 5-10 dakika sonra sanki birileri kavga ediyormuş gibi efor sesleri geldi, sonra bir anda gerçekten bir anda efor sesleri kesildi. Kavga mı ediliyordu? Kavga eden kişi Ali miydi? Ali'ye bir şey mi oluyordu? Ali ve Esin neredeydi? Kafamda türlü sorular vardı. Bu sefer diğerine kıyasla daha uzun süre bir sessizlik oldu öyle bir sessizlik ki kalp atışlarımızı ve nefes alış lerimizi resmen duyabiliyorduk, gerilmiştim. Gümüş, üzerinde E harfi olan kolyemle oynamaya başladım, bu kolyeyi doğum günümde Emre vermişti. Kolyeye dokununca sanki o yanımda gibi hissediyordum, rahatlıyor en azından bir nebze de olsa güvende hissediyordum. Derin bir nefes alıp burnumdan verdim daha rahattım,omuzlarım gevşemişti. Palyaço geldi, "Arkadaşınız... kayboldu." Dedi, önce Esin şimdi de Ali artık bunun bir oyun değil farklı bir şey olduğunu düşünmeye başlıyordum. Barlasla bakıştık artık ikimizde artık bunun bir oyun olmadığını düşünmeye başlıyorduk, "Ne demek kayboldu kardeşim? Önce Esin şimdi de Ali sizin korku evinizde değil mi burası? Bileceksiniz! Bulun arkadaşlarımızı! Korku evi mi esir mi alınıyoruz belli değil! Gidiyorum ben, şikayet edeceğim burayı da, bu nasıl korku evi? Korkutun diye para veriyoruz, kaybolalım diye değil!" Dedi Barlas kapıya doğru gitti. Barlas'ın kapıya doğru gitmesiyle palyaçonun ona doğru bıçak çekmesi bir oldu "Benimle gel" dedi palyaço Barlas'a. Bıçağı görünce gözlerim büyüdü sanki bıçak benim boynumdaymış gibi yutkunamadım ve hareket edemedim bile. Barlas bıçak çekilmesine öyle sakindi sanki daha önceden bunu biliyormuş gibi ben bile daha çok gerilmiştim onun haline.Barlas ve palyaço giderken Barlas o kadar rahat yürüyüyordu ki sanki yolu biliyormuş, ona bir şey olmayacağını biliyormuş gibi. Sanki bu oyuna bizim (Ali, Esin ve ben) gibi oyuncu olarak değil de oyunu bilen biriymiş gibi gidiyordu. Sanki bir şey saklıyordu.
Barlas'ın gidişi, diğerlerine göre daha sessizdi. Esin'de bir çığlık duymuştum, Ali'de kavga eder gibi efor sesleri, peki Barlas'ın gidişi? Sessizlik, kalp atışlarımı, nefes alış verişlerimi duyduğum, 'Çocuklara bir şey mi oldu? Biri onlara zarar mı verdi? Bunu kim yaptı?' Diyen düşüncelerimin arasında kaybolduğum, korku evinin zifiri karanlık kara delik gibi bilinmezliği arasında durduğum bir sessizlik. Neredeydiniz çocuklar? Noluyordu? Bu sadece bir korku evi oyun senaryosu gibi gelmiyordu,artık gözlerim karanlığa alıştığı için bir adım attım. "Çocuklar!" Diye seslendim, bir adım daha, "Esin!" Bir adım daha, "Ali!" Bir adım daha, nereye gittiğimi bilmiyordum sadece onlara sesimi duyurmak için belki de birbirimizi bulunuruz diye nereye gittiğimi, nelerle karşılaşacağımı bilmeden gidiyordum, "Barlas!" Bir adım daha. Zifiri karanlıkta belki bir umut duyarlar diye korkuyla hızlı atan kalbime korkudan arada kesik kesik olan nefesime rağmen ilerliyordum "Çocuklar! Esin! Ali! Barlas! Neredesin! Duyuyor musunuz? Çocuklar!" Nefesim kesikleşmeye başladı. Bir gölge hızla geçti yanımdan oraya baktım hiçbir şey yoktu "Ali?" Yutkundum, "Esin?" Gölgenin arkama geçtiğini hissettim "Barlas?" Gölge kişi kollarımı arkamda kelepçeler gibi tuttu "Eğer bir şakaysa hiç komik değil çocuklar" Dedim. "Sıra sende" dedi beni tutan kişi, sesi robotikdi kadın veya erkek sesi değildi kim olduğunu anlamadım."Bı-bıraksana beni! Bırak!" Dedim beni tutan ellerinden kurtulmak için eltenirken, "Benimle geliyorsun" dedi kollarımı öyle sıkı tuttu ki derimi acıtan tırnaklarını hissedebiliyordum, acıdan yüzümü buruşturup beni götürdüğü daha doğrusu sürüklediği yere onunla gidiyordum. Uzun, sessiz ve karanlık bir yürüyüşün ardından bir odaya geldik, kapının yanında şu yazıyordu:
𝗡𝗼: 𝟭𝟲
No 16... on altıncı oda... neden buraya girmek zorundaydım ki? Küçüklük travmamla aynı olan bir oda da şimdi yetişkin olarak neden bulunmak zorundaydım ki? Odaya girmemek için geri gitmeye çalışırken ayaklarım benimle aynı kararı almamış heykel gibi oldukları yerdeydiler ben en azından ruhumla buradan gitmeye çalışırken kollarımdan tuttup tırnaklarını bana geçirmiş gizemli kişinin de bana pek yardım ettiği söylenemezdi. "Girmek istemiy-" Dedim lafımı tamamlayamadan gizemli salak resmen beni fırlattır gibi odaya attı ve arkamdan kapıyı kapattı. Sert kapı kapanışı ve gizemli kişinin beni fırlattır gibi atmasından yere düşünce beynim klostorofobisi olduğunu hatırladı sanırım zaten zifiri karanlık olması ile bile korkutucu olan duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Nefesim kesikleşmeye başladı, bir işe yaramayacağını hatta çok hızlı alıp verirsem bayılmayı sebep olacağımı bildiğim halde derin nefesler almaya başladım kapıya ilerlerken. Kapının önünde yere çöktüm, kapıya vurdum "Çocuklar!" Bir tane daha, "Ali!" Bir daha "Esin!" Bir daha "Barlas!" Bir daha "Çocuklar! Lütfen gelin! Ali! Esin! Barlas! Çocuklar! Çocuklar lütfen!" Ellerim soğuk soğuk terliyor, duvarların üstüme üstüme gelişinden ciğerlerime aldığım hava yetersiz geliyordu, havanın yetersiz gelişinden gözlerim arada kararıyordu, uyku gibi değildi başka bir şeydi. Elim sanki 3 bin kilo gibi ağır gelmeye başlamıştı zar zor son bir kez vurdum kapıya "Çocuklar... lütfen gelin... bırakmayın beni burada... yalvarırım...yalvarırım! Gelin! Lütfen! Çocuklar! Ali! Es-" Dedim lafımı tamamlayamadan gözlerimin karanlığı artık sadece gözlerimi değil tüm bedenimi ele geçirdi, bayılmıştım.
Bölüm etkileşimi
