3. bölüm · Lanetli Ruh

2.Bölüm

Irmak Demir

Kendimi bir sanrının içinde buldum. Her yer o kadar parlaktı ki, gözlerim kamaşıyordu. Toprak canlıydı; sanki bastığım her yerde bitkiler benimle konuşuyor, ayağımın altında nabız gibi atıyordu. Ağaçlar, gökyüzünü bir kubbe gibi kapatmış, güneş ışığını kristal bir avize gibi parçalayarak yere yansıtıyordu.
Ve oradaydı. Bu nasıl olabilir tıpkı efsane kitaplarındaki gibi gözüküyordu.
Amargo.
Kızıl saçları ayak bileklerine kadar uzanan, kehriban gözlerinde asırların yorgunluğunu taşıyan o varlık. Kulakları ve kuyruğu, gün batımının en sıcak turuncusuyla parlıyordu. “Merhaba Mika,” dedi. Sesi, kadife bir örtü gibi ruhuma işledi. “Şahmeran’ın ruhunu çalmamda yardım eden o küçük müttefiğim seni asırlar sonra görmek ne hoş.” diye cıvıldadı
Ona inanmak istedim. O kadar güzel, o kadar bilge duruyordu ki... Ama içimdeki bir ses, bana yalan söylediğini haykırıyordu. Amargo, güçlerini geri kazanmak için benim uyanışımı bir anahtar olarak kullanmak istiyordu. Beni kucağına alan o sevgi dolu eller aslında birer zincirdi. Ama hesaba katmadığı birşey vardı. Benim en iyi yaptığım şey sarışın aptal rolünü oynamaktır.

Şiddetli bir baş ağrısı beni o sanrıdan çekip çıkardı. Gözlerimi açtığımda yeniden o karla kaplı ormandaydım. Gökyüzü, bildiğim o mavi derinliğini kaybetmiş; neon şeritlerle süslü, kirli bir laciverte bürünmüştü. İlerideki dağlar, devasa birer dev gibi göğe uzanıyordu.İki saat boyunca karların içinde yol aldıktan sonra manzara aniden değişti. Kar tamamen kaybolmuş, yerini diz boyu uzanan soluk yeşil çimlere bırakmıştı. Sağımda pembe çiçekler, solumda ise gür bir akarsu vardı. Tam o sırada çalılıklardan bir hışırtı yükseldi.
"Birisi mi var orada?" diye bağırdım,
Bir kahkaha sesi yankılandı. Çalılıkların arasından yeşil saçlı, büyüleyici bir kız çıktı.Neredeyse 1.65 boylarındaydı, zayıf ve narindi. Üzerindeki elbise, sanki orta çağdan fırlamış, kat kat farklı kumaşların bir araya gelmesiyle oluşmuş bir sanat eseriydi. Saçlarına sarmaşıklardan oluşan bir taç dolanmıştı, ayakkabıları yoktu ve sol ayak bileğinde yeşil bir halhal parlıyordu. Gözleri ormanın en derin yeşiliydi.
"Ben Fory," dedi müzipçe. "Orman muhafızıyım" diye devam etti parmaklarıyla havaya garip şekiller çizdi parmalarından yeşil tozlar çıkıyordu "sonra bana teşekkür edersin tanrı misafiri" dedi ve bir anda kendimi uçarken buldum.

Gözlerimi yeniden açtığımda kızıl bir toprağın üzerindeydim. Kar gitmiş, yerini kavurucu bir sıcaklığa ve demir kokusuna bırakmıştı. Karşımda, hayal bile edemeyeceğim bir heybet duruyordu. Bembeyaz pulları güneşin altında elmas gibi parlayan, kanatlarını açtığında koca bir vadiyi gölgede bırakan bir ejderha.
Gözleri, deniz mavisi bir derinliğe sahipti. Ejderha önümde bir dizini yere koyup devasa elini yumruk yapıp göğsüne bastırdı ardından çöktüğüyer, yer sarsıldı. Zihnimde pırlanta saflığında bir ses yankılandı:
"Kraliçem... Sizi beklemekten yorulan gökyüzü, bugün gelişinizle şenlendi.Ben Roly. Sizin ejderhanız, sadık muhafızınız ve ruhunuzun aynasıyım."
“Ben... Ben kraliçe değilim,” diye kekeledim, geri geri giderken. Busefer zihnim den konuşmadı.
Roly, o devasa başını bana yaklaştırdı. Sıcak nefesi yüzümü yalayıp geçti. “Amargo size sadece bir Magor olduğunuzu söyledi, değil mi?" Pekala Amargo bana hiçbişey söylemedi ama onun bunu bilmesine gerek varmı emin değilim. "O bir hırsız. Sizin asıl kimliğinizi saklamak istiyor. Siz sadece bir tilki değilsiniz." Ben tilkimiymişim " Siz, ejderhaların saf kanını, vampirlerin asil hükmünü ve Şahmeran’ın kadim lanetini aynı bedende taşıyan tek varlıksınız. Boynunuzdaki o kolyeye bakın.”
Elim istemsizce boynuma gitti. Gümüş bir yıldız... Daha önce orada olduğundan emin bile değildim. Yıldız, parmaklarımın arasında titredi ve beyaz bir ışık saçmaya başladı. O an, Roly ile aramdaki o kopmaz bağı hissettim. Sanki o benim bir parçamdı, ben de onun.
“Peki şimdi ne olacak Roly?” diye sordum, ses
“Şimdi evimize gideceğiz Kraliçem. Bulut Sarayı’na. Orada her bir ejderha, sizin adınıza yemin etmek için sabırsızlanıyor. Ama dikkatli olun; Amargo’nun gözleri her yerde. O, sizin ruhunuzu uyandırmak için bir cadının ihanetine, bir ayinin karanlığına ihtiyaç duyuyor. "
Roly’nin kanadına tutunup o devasa gövdesine tırmandığımda, hayatımın artık asla eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Yerden yükseldiğimizde, altımızdaki kızıl dağlar küçülürken, içimdeki o yabancı enerji bir volkan gibi kaynamaya başladı. Ben Mika; dünyadan gelen o küçük kız, artık Shaminia Diyarı’nın en büyük gizemiydim. Ve bu sadece başlangıçtı.