Bölümler 4Şu an: Kaçış Ve Takip
- 1 Pençelerin doğuşu364 kelime
- 2 Karanlık Uyanış794 kelime
- 3 Sabahın Pençeleri564 kelime
- 4 Kaçış Ve Takip685 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ormanın derinliklerinde deli gibi koşuyordum. Pençelerim toprağı eşeliyor, dallar yüzüme çarpıyordu ama hiçbirini hissetmiyordum. Tek düşündüğüm uzaklaşmaktı. O büyük, amber gözlü varlık hâlâ peşimdeydi.
Arkamdaki ayak sesleri güçlü ve ritmik geliyordu. Beni kovalamıyordu tam olarak… daha çok takip ediyordu. Sanki istediği zaman yakalayabilirmiş gibi sakin ama kararlı bir şekilde.
Kalp atışlarım kulaklarımda zonkluyordu. “Kim bu? Neden peşimde?” diye düşünüyordum sürekli. O zihnimde yankılanan derin ses hâlâ aklımdaydı: “Korkma… Sana zarar vermeyeceğim… henüz.” O “henüz” kelimesi içimi dondurmuştu.
Daha hızlı koştum. Yeni bedenim inanılmaz derecede güçlüydü. Rüzgâr tüylerimin arasından geçiyor, kaslarım her sıçrayışta daha da güçleniyordu. Ama o hâlâ arkamdaydı. Kokusu burnuma doluyordu – ağır, odunsu, biraz da kan ve toprak karışımı. Tehlikeli ama aynı zamanda… çekici. Bu his lanetten miydi? Yoksa başka bir şey mi?
Bir ara arkama baktım.Birkaç metre gerimdeydi. Postu sabah güneşinde parlıyordu. Gözleri üzerimde kilitlenmişti. Ne hırlıyordu ne de saldırıyordu. Sadece izliyordu. Bu beni daha da korkutuyordu.
“Dur!” diye bağırdı zihnimde. Ses tonu otoriterdi ama içinde tuhaf bir yumuşaklık da vardı. “Yalnız başına burada kalamazsın. Tehlikelisin.”
Cevap vermek istedim ama kurt bedenimde konuşamıyordum. Sadece boğazımdan bir hırıltı çıktı. Daha da hızlandım. Bir dereyi atladım, ıslak yaprakların üzerinden kaydım, sık ağaçların arasından zorlukla geçtim. Ama o her seferinde aynı mesafeyi koruyarak peşimden geliyordu.
Nefesim kesilmeye başlamıştı. Bacaklarım yoruluyordu. Yeni bedenim güçlü olsa da henüz buna alışkın değildim. Sonunda bir kayalığın dibinde durmak zorunda kaldım. Sırtımı kayaya yasladım, dişlerimi göstererek hırladım. Pençelerim toprağı kazıyordu. birkaç metre ötede durdu. Büyük bedenini yavaşça yere indirdi, saldırgan bir duruş sergilemiyordu. Amber gözleri beni süzüyordu. Zihnimde tekrar konuştu:
“Adın ne senin, küçük dişi?”
Soru o kadar net geldi ki şaşırdım. Cevap veremiyordum ama içimden “Efraz” diye geçirdim. Belki hissetti.
“Ben Ozias,” dedi sessizce. “Ezdar sürüsünün alfasıyım. Bu orman bizim bölgemiz. Sen… buraya ait değilsin. Kokun farklı. Lanetli bir kokun var.”
Lanet kelimesini duyunca içim titredi. Cadı, mor ışık, o korkunç sözler… hepsi aklıma üşüştü. Gözlerim doldu ama kurt bedenimde yaş akmıyordu. Sadece boğazımdan kısık bir inleme çıktı.
Ozias bir adım daha attı. “Korkma. Sana yardım edebilirim. Bu ormanda yalnız başına hayatta kalamazsın. Özellikle senin gibi… özel biri.”
Özel mi? Ne demek istiyordu?o tuhaf çekimi içimi yeniden yaktı. Ona yaklaşmak istiyordum, kokusunu daha yakından almak istiyordum. Ama korku ağır basıyordu. Geri çekildim, kayalığın kenarına yapıştım.
O anda Yelda ve Efsun’un sesleri çok uzaklardan geldi kulağıma. Yeni kulaklarım sayesinde normal bir insanın duyamayacağı kadar net duyuyordum.
“Efraz! Efraz neredesin?!”
Yelda’nın ağlamaklı, çaresiz sesi.
Efsun’un titrek haykırışı: “Kızım cevap ver! Lütfen… biz buradayız!”
Arkadaşlarım hâlâ beni arıyordu. Gece boyunca uyumamış olmalıydılar. Suçluluk duygusu içimi parçaladı. Onlara seslenmek istedim ama sadece bir kurt uluması çıkardı boğazımdan.
Ozias da duydu sesleri. Kulaklarını dikti. “İnsanlar…” diye mırıldandı zihnimde. “Seni arıyorlar. Ama onlara gidemezsin. Artık onlardan biri değilsin.”
Sözleri kalbime saplandı. Gözlerimi kapattım. Kaçmak istiyordum. Hem insanlardan hem ondan hem de bu lanetten.
Ama bacaklarım yorgundu. Ozias yavaşça yaklaştı. Burnuyla omzuma hafifçe dokundu. Dokunuşu elektrik gibiydi. Hem sıcak hem tehlikeli.
“Gel benimle,” dedi yumuşak bir sesle. “Güvenli bir yere götüreyim seni. Burada kalırsan… başına kötü şeyler gelebilir.”
Kararsızdım. Kaçmalı mıydım? Yoksa ona güvenmeli miydim?
Sonunda güçsüz bir şekilde başımı eğdim. Ozias yanımda yürümeye başladı. Beni yönlendiriyordu. Ormanın daha derin, daha karanlık bir kısmına doğru.
Arkadaşlarımın sesleri gittikçe uzaklaşıyordu.
Ve ben, yeni bedenimle, bilinmez bir alfa ile birlikte yürüyordum.
Bu kararın hayatımı sonsuza dek değiştireceğini o an henüz bilmiyordum. Ama içimde büyüyen o tuhaf çekim, korkuyla karışık bir heyecan veriyordu. Ozias’ın sıcak bedeni yanımda yürürken, kokusu etrafımı sararken, bir yanım kaçmak isterken diğer yanım ona daha da yaklaşmak istiyordu.
Ormanın gölgeleri üzerimize düşerken, geleceğin ne kadar karanlık olacağını hissediyordum.
Ne yapıyorum ben? Arkadaşlarım hâlâ beni arıyor. Yelda’nın ağlamaklı sesi, Efsun’un çaresiz haykırışları kulaklarımda çınlıyor. Onlara dönmek istiyorum. İnsan olmak istiyorum. Ama ya dönemezsem? Ya bu kurt bedenimde sonsuza kadar kalırsam? Ozias’ın kokusu… bu sıcaklık… neden içimi hem korkutuyor hem de sakinleştiriyor?
Ozias yanımda sessizce yürüyordu. Bazen burnuyla hafifçe yönümü düzeltiyordu. Güçlü bedeni bana güven veriyordu ama aynı zamanda ürkütüyordu. Adımlarımız senkronize olmaya başlamıştı. Bu fark ettiğimde mideme bir yumru oturdu.
Ya ona güvenirsem ve her şey yalansa? Ya bu ormanda sonsuza kadar kaybolursam?
Gölgeler uzadıkça, içimdeki sorular da çoğalıyordu. Ve ben, adım adım, bilinmeze doğru yürüyordum.
Bölüm etkileşimi
