Bölümler 3Şu an: 2.Bölüm:Geçmişin Çığlığı
- 1 GİRİŞ283 kelime
- 2 1.Bölüm:Cevap Ver Anne...3.350 kelime
- 3 2.Bölüm:Geçmişin Çığlığı5.945 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir şeyi öğrenmek istemek bence yanlış olmamalı.Her insan bir şeyleri merak eder.Mesela bir anda hayatınıza iki günde bir adam girmiş ve sizi izlediğini iki kere görmüşseniz meraklanırdınız.
Benim de bir şeyleri merak etmem çok normal!Bu simsiyah giyinimli adam iyice sinirlerimi bozmaya başlamıştı.Yaşamım sanırım fazla hızlı ilerliyordu çünkü iki gündür gördüğüm adam aklımdan çıkmıyor ve sanki aylardır tanıyormuşum gibi hissettiriyordu.Bu ani gelişmelerden bıkmıştım artık!
Annemin bana bir şeyler söylemeye niyeti yoktu ama bir şekilde öğrenecektim.
"Uzay...Bak oğlum..."demiş ve susmuştu.
Tam ağzımı açıp artık söylemesi gerektiğini söyleyecektim ki bir ses duyduk.Bu ses ikimizinde çıt bile çıkaramayacak şekilde susmamızı sağlamıştı.
Hemen annemi koruma içgüdüsü ile yatağın yanına yatırdım.Annem korkuyla gözlerinden yaşlar dökerek etrafına bakınıyordu.
"Uzay! Yanıma uzan oğlum!" annemin sesiyle etrafa bakınmaya son verdim ve anneme döndüm,
"Anne lütfen buradan çıkma ben bakıp hemen geleceğim,tamam mı?". Etrafımı kontrol ederek ayaklandığım sırada annem kolumdan tuttu,
"Gitme oğlum," ağlaması şiddetlendikçe şiddetleniyordu.
"Annem, söz veriyorum hemen geleceğim kurbanın olayım buradan bir yere ayrılma,ben gelene kadar kafanı bile kaldırma.".
Annem onun için zor da olsa kabul etti.Annemin saçlarına kısa bir öpücük bıraktım ve dikkatlice ayaklandım.Sesler hiç susmuyordu.Hemen odadan çıktım ve şuan aramızda iki oda olan odama doğru hızla koştum. İçeri girer girmez içinde kıyafetlerimin bulunduğu gardırobumun yanına gittim.Hemen sürgülü kapaklarını açıp kıyafetlerin altında saklı duran kutuyu elime aldım, kapağını açtım ve içinden çıkan silahı alıp eşofmanımın beline sıkıştırdırdım aceleyle.Hızlı adımlarda odamdan çıktım ve alt kata indim.Etrafıma bakarak kapıya ilerledim.Sesler dışarıdan geliyordu.Elimi eşofmanımın cebine attım ve telefonumu çıkardım, hızla babamı aradım.Neredeyse on beş-yirmi saniye sonra açıldı ve hemen babamın sesini duydum,
"Uzay, oğlum sakın evden çıkmayın hemen geliyorum caddenin başındayım."
Babamın söyledikleri ile neler olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.Büyük bir ihtimal ile rakip şirketlerden veya düşmanlardan biri yine bizi tehdit ediyordu ama hepsi boşunaydı.Hepsi bir zaman sonra tehditlerini geri çekmek zorunda kalıyorlardı çünkü bizi yenemeyeceklerini ve zararlı çıkacaklarını anlıyorlardı.
"Baba biz güvendeyiz.Bunlar kim tanıyor musun acaba?"
"Hayır Uzay.Onları tanımıyorum.Bunlar bizim hiçbir şeyimiz değil!Neden böyle bir şey oluyor anlamış değilim!"
Babamın sözleri ile şaşırmıştım.Tahminlerim doğru çıkmamıştı.Peki onlar değilse bu kişi kimdi? Ayrıca neden şuan bir anda saldırmaya başlamışlardı ki?
"Oğlum duyuyor musun?"
Babamın sesiyle düşüncelerimdem sıyrıldım.
"Efendim baba?"
"Oğlum sesin gelmeyince bir şey oldu sandım kapatıyorum geldim zaten."
"Tamam baba."
Konuşmamız sonlandıktan sonra hemen telefonumu cebime attım. Hızlıca kapıyı açtım ve kendimi dışarıya attım.Korumalar diğer garip siyah giyinimli adamlara karşı küçük bir savaş içerisindeydiler.Elimi hızlıca belime attım ve silahımı aldım. Yavaş yavaş görünmemeye çalışarak aralarına ilerledim.Garip giyinimli adamlardan biri beni farketmiş olacak ki bir anda bana döndü ve ateş etmek için silahını kaldırdığı sırada onu elinden vurdum.Kimseyi öldürmeye niyetim yoktu.Adam bağırarak iki büklüm bir şekilde yere eğildi.O sırada arka taraftan gelen babamın sesini duydum,
"UZAY! Oğlum ne yapıyorsun orada!"
Etrafımı hızla kontrol edip arkamı döndüm.Babam elinde silahı ile benim olduğum yöne doğru ilerliyordu.Kaşları çatıktı,
"Oğlum ben sana demedim mi dışarıya çıkm-" tam o sırada babamın arkasında gördüğüm garip giyinimli adamın bağırması ile babamın sözleri yarım kaldı çünkü o adam tam babamı vuracakken hem silah tutan elinden hem de iki dizinden vurmuştum onu.Adam yere düşmüş kıvranıyordu.Babam şokla bana bakıyordu çünkü daha önce hiç elimde silah görmemişti. Ayrıca kullanabildiğimi de bildiğini düşünmüyordum.
"Oğlum sen-".
"Baba zamanımız yok! Bırak şimdi şaşkınlığı!"
Konuşmamla hızla yanıma geldi.Birbirimize sırtımızı dönüp yasladık, babam benim arkamı bende onu koruyordum.Adeta savaşıyorduk.Önüme düşen bir adam ile paçalarım hep kan olmuştu.Tam paçalarıma bakarken bir şey gördüm.Nefesim kesildi.Adamın botunda o unutamadığım ve beynime unutamadığım için lanetler saydırdığım o izi gördüm.Tam da aklımdan çıkmıştı halbuki!Nereden çıktı bu şimdi?Ne ayaktı bu adamlar?İlla "gelin bizi bulun!" diyorlardı.
Hemen kafamı kaldırıp bize saldıran adamların botunu görebildiklerime baktım.Tam yedi bot görmüştüm ve hepsinin üzerinde aynı sembol vardı.Adamlar sanırım seri üretim yapıyorlardı.
Bir diğer dikkatimi çeken şey ise adamların ortalarında bulunan ve onların başları olduğunu düşündüğüm, yüzünü görmesem de otuzlu yaşlarında olan kocaman iri bir adam duruyordu.
"Baba,"
"Hım."
"Şuradaki iri adamı görüyor musun?"
"Görüyorum."
"Bence bunların başları gibi duruyor."
"Bana da öyle geldi."
"Bir şey daha diyeceğim baba,"
"Hızlı ol Uzay."
"Baba ben bu adamları tanıyorum..."
Babamdan ses gelmiyordu, buz kesmişti vücudu,
"Uzay,sen nereden tanıyorsun oğlum?"
Babamı hızla cevapladım,
"Baba her şeyi anlatacağım ama bana o iri adam lazım."
"Neden sana o lazım Uzay? Neler oluyor?"
"Baba hepsini anlatacağım,o adamı alırsak her şey ortaya çıkacak ve bana o lazım.Ben şimdi yavaş yavaş onun yanına doğru gideceğim onu tek başıma da halledebilirim ama kendimizi güvene almak için sen de benimle gel ve benim etrafımı koru,tamam mı baba?"
Babamdan onaylar mırıltılar çıkınca yönümü o tarafa döndürdüm ve birlikte ilerlemeye başladık.Adamın yanına yaklaşırken göz göze geldiğimiz korumaya onun anlayacağı bir şekilde kafamı haraket ettirerek iri adamı bana bırakmalarını söyledim.Neyse ki hemen anlamıştı ve diğer korumalara işaret vererek iri adamın etrafını boşalttılar.Babam da o sırada sırtlarımızı ayırıp yanıma geçtiği için hepsini görmüş ve şok içinde bana bakıyordu.Ona küçük bir gülümseme gönderdikten sonra iri adama döndüm.Neler olduğunu anlamaz bir şekilde korumalara bakıyordu ki korumaların arasından çıkan beni ve babamı görünce neler olduğunu anlamış gibi kafasını iki yana salladı.Babama dönüp küçük bir işaret verdikten sonra babam arkasını dönmüş beni korumaya başlamıştı.
Adama iyice yaklaştım ve aramızda üç adım kala durdum.Yüzü görünmese de pis pis sırıttığını hissedebiliyordum.Silahını bana doğrultacakken hızla eline vurmuş silahı uzak bir yere göndermiştim.Bende silahımı o tarafa doğru fırlatınca adam bana "demek dövüş istiyorsun." bakışı gönderdi.İki elimi de hızla kaldırıp yumruk şeklinde yüzümün hizasına getirdim,bu onun için yeterli bir cevaptı.
İlk yumruk ondan gelmişti, hızla eğilerek yumruğundan kurtuldum ve karnına sert bir yumruk geçirdim.Adam bir adım kadar arkaya sendelemişti.O iri ve güçlü olabilirdi ama ben de onun kadar iri ve çok güçlüydüm.Adam hızla bana koşmuş ve bir yumruk savurmuştu ama çok boş bir yumruktu.Bence yerini hesaplayamamıştı.Yine yana kaçarak kurtulmuştum.Hızla havadaki kolunu tutup ters çevirerek onu esir aldım.Kolunu küçük bir haraketle bastırarak kırdım. Kırılmıştı çünkü bunu o sesten anlamıştım.
Adamın kısa bağırışı üzerine bir anda dönmüş ve üstüme atlamıştı.Kendimi yerde bulduğum da o da benim üstümdeydi.Anın avantajı ile bana iki yumruk atmış, dudağımı ve kaşımı patlamıştı.Tam o sırada sinirle adama bakan ve bize doğru gelen babamı gördüm.O daha gelmeden adam bana üçüncü yumruğu atacakken elini tutup adamı üstümden attım ve bu sefer ben onun üstüne çıktım.
Adamın bir şey yapmasına izin vermeden hızla yumruklarımı yüzüyle buluşturdum.Silah sesleri azalmış arada bir tek tük ses geliyordu.
Adamı iyice yumruklayıp yüzünü adeta kan gölüne çevirmiştim. Özellikle belirli yerlerine vurmuş ve onu etkisiz hale getirmiştim.Babam yanıma geldiğinde hızla üstünden kalktım,ellerim kan içerisindeydi.Diğer adamlara kısaca göz gezdirdiğimde bazılarının yerde yattığını bazılarının da geri çekildiğini gördüm.Babama döndüğümde hala bana şaşkınlıkla bakıyordu.
"Baba bu adamı depolardan birine götürür müsün?Ben birazdan gelicem yanına."
"Uzay akşam konuşacağız oğlum."
Babamın uyarıcı ve sert sesiyle başımı salladım.Bir kaç adım ötemdeki silahımı aldım ve eve yöneldim.Hızlıca içeri girdim.Ellerimi yıkamadan önce annemin odasına çıktım.Hemen kapıyı tıklatıp içeri girdim.Yatağın kenarına baktığımda annem beni dinlemiş orada uzanıyordu.Kimin geleceğini görmek için hafif kafasını kaldırmıştı. Ağlamaktan gözleri şişmiş ve kızarmıştı. Ağlamaya devam ediyordu.Hemen beni görünce ayaklandı,bende yanına varmıştım.Sıkı sıkı kollarını boynuma sardı,bende ona kollarımı sardım.Geri çekildiğinde yüzümü görmüş olacak ki ellerini yüzüme koydu,
"Oğlum ne oldu sana?"annemin sorusuna cevap vermedim,
"Anne çok korktun mu?"
"Sana bir şey olacak diye o kadar korktum ki Uzay'ım yüreğim ağzıma geldi."dedi ve ağlaması şiddetlendi.
Tekrar anneme sarıldım,
"Geçti annem.Bak bitti, ağlama ne olursun artık."
Annem kafasını geri çekip bana baktı,
"Her şeyi anlatmadan önce gel şu dudağına ve kaşına pansuman yapalım."
Hızla kafamı salladım ve annemlerin odasında bulunan banyolarına girdik.Annem pamuk ve bir kaç şey çıkardı.Önce birazcık pamuk alarak onu ıslattı, önce kaşımın sonra da dudağımın kanını aldı.Sonra ise başka bir pamuğa batikon sürerek biraz yaksa da dudağıma ve kaşıma sürmeye başladı.
"Çok acıyor mu birtanem?"
Kafamı hayır anlamında salladım.Annem bunları yaparken ellerimi de görmüş önce yıkadıktan sonra oralara da batikon sürüp sarmıştı. Dudağıma ve kaşıma da küçük bantlar yapıştırarak kapattı. İşimiz bittikten sonra annemin yanağına kocaman bir öpücük bırakıp odasından çıktım.Kendi odama girip kıyafetlerimi değiştirdim çünkü onlar da kan olmuştu.
Üstüme hızlıca siyah bol bir pantolon ve siyah bir atlet geçirdim.Cebime ne olursa olsun yanımdan ayırmadığım cüzdanımı ve telefonumu koydum,
belime ise silahımı sıkıştırdım.Kasım ayının ortalarında olmamıza rağmen havalar hala sıcaktı. Bugün yağmur yağmasına rağmen hava da hiçbir değişiklik olmamış,sıcaklığını devam ettiriyordu.
Odamdan çıkıp koşar adımlarla aşağı indim, kapıyı açıp kendimi dışarı attım.Dışarıdaki korumalardan biri beni farkedip yanıma geldi,
"Genç bey,bir sorun mu var?" dedi.
"Bir dakika lütfen." koruma kafasını sallayıp beklemeye başladı.Hemen telefonumu çıkarıp babamı aradım,bir kaç saniye sonra açıldı.
"Efendim Uzay?".
"Baba neredesiniz?"
"Uzay Kerem amcana söyle o seni getirecek."
"Tamam baba." konuşmamız sonlandığında telefonumu cebime atıp Kerem amcamın yanına doğru ilerledim.Kerem amca hem babamın sağ kolu hem de oldukça yakın arkadaşıydı.Babam ile yaşları da aynıydı. Yanına varmıştım,
"Kerem amca beni babamın yanına götürür müsün?" Kerem amca arkasına bakınca beni görmüş ve
"Tamam oğlum hadi gidelim."demişti.
Arabaya geçmiş ve yola çıkmıştık.Bazı şeyler ortaya çıkacağı için hem heyecanlı hem de biraz korkuyordum.Umarım tanıdık birinin ihanetine uğramamışızdır.Zihnimde o kadar fazla şey dolanıyordu ki Kerem amcamın sesini anca duyabilmiştim,
"Uzayy! Oğlum duyuyor musun?". Anlık bir irkilme ile Kerem amcaya dönmüş
"Ha?"demiştim.
"Geldik oğlum,nerelere daldın öyle?".
"Bişey yok amca öyle dalmışım.".Bana gülümsedi ve bende ona gülümseyip hızlıca arabadan indim.Bir kaç sokak ötemizdeki depodaydık.Burayı unutmam imkansızdı.Arabanın önünde dikilmiş depoya bakıyordum. Şimdiden anılar beynimi bulandırmaya başlamıştı. Kafamı hızla iki yana salladım ve depoya yürümeye başladım.Kalbim yerinden çıkarcasına atıyordu. Nabzımı boğazımda hissediyordum.Kapıyı açıp içeri girdim.Burası soğuk hava deposuydu, içeride bazı şeylerin saklandığını düşünüyordum.
Girdiğimde bir koridordan geçtim ve adamın tutulduğunu düşündüğüm odanın kapısını açtım.Tam da tahmin ettiğim gibi adam bir sandalyede oturup bağlanmış babam ise ona yumruk atıyordu.Adamın bilinci kapalı gibiydi umarım değildir çünkü ona soracak çok sorum vardı.
Babam tam elini kaldırmış bir kere daha vuracakken kolundan tuttum.Geldiğimi yeni farketmiş olmalı ki tutunca bir an irkilmişti.Babam hemen kollarını bana dolayıp sıkı bir şekilde sarılmaya başladı.Bende kollarımı ona doladım ve bir kaç saniye öyle kaldık. Ayrıldığımızda babam kaşlarını çattı hemen konuştum,
"Anlatacağım sakin ol baba.Önce şunu halledeyim.Bilinci açık mı?"
"Uyanık hala şerefsiz." diyip kendi kendine homurdanmaya başladı.
İyice adamın karşısına geçtim ve çenesinden tutarak korkutucu bir ifade olduğunu düşündüğüm yüz ifademle adama bakmaya başladım.Yavaş yavaş gözlerini açıp bana baktı.Dudaklarına pis bir sırıtış koyarak bana bakmaya başladı.
"Tek soru soracağım ve sende cevap vereceksin.Başları sen misin?"dedim.
Kafasını sertçe sola doğru çevirdi ve bir kaç saniye öyle durdu.Sonra kafasını bana çevirdi ve dudaklarının kenarlarını alayla kıvırdı,
"Öyle olduğumu düşünüyorsan öyle olsun."
"Sana tek bir soru sordum!" diyerek bütün odada sesimin yankılanmasına neden oldum.Öfkemi ona göstermek istemediğim için bu sefer alayla gülen bendim o ise bana garip bir bakış atıyordu.
"Sizi tanıyorum, başları mısın yoksa başkasının çalışanı mı?"
Susup cevabını beklemeye başladım.Dakikalarca bekledim ama bu lanet olasıca adam ağzını açıp tek bir kelime söylememişti.Ben devam ettim,
"Ya konuşmak istemiyorsun ya da vereceğin cevabından korkuyorsun."
Sakinlikle söylediklerim ile adamın kafası hızla yukarı doğru kalktı.Sinirle bana bakıyordu,
"Ne oldu konuşmaya mı karar verdin?".
"Sana cevap vermeyeceğim!" diye bağırdı.
"Bu başları değilsin demek mi?".Cık sesini çıkartıp kafasını iki yana salladı.
"Bak çocuk,ne istiyorsan onu anlayabilirsin istersen beni öldüresiye dövün ya da komaya yatırın ağzımdan tek laf alamayacaksınız.".
"Sen ister sus ister konuş merak etme ben onu bulurum zaten,ben anlayacağımı anladım senle de işim bitti."
Hızla elimi belime doğru kaldırıp silahı almam bir kaç saniye sürdü. Hiç beklemeden adamı tam alnının ortasından vurdum.Onunla işim bitmiş ben anlayacağımı anlamıştım.Her şey ortadaydı. Silahı geri belime koyduktan sonra arkamı dönüp tam kapıya doğru ilerliyordum ki babam kolumdan tuttu,
"Uzay! Konuşmamız gerekiyor,hemen!".
Mırıldanarak konuştum,
"Biliyorum baba...".
"Oğlum sen hala neler yaptığının farkında değil misin?"
Kafamı hızlıca babama çevirdim.Sakin bir sesle,
"Gayet farkındayım.Benim burada bilmediğim tek şey bu adamların kim olduğu...".
Babam beni çekiştirmeye başladı, ileride bulunan masaya doğru ilerliyordu,
"Baba nolursun evde konuşalım çok yorgunum.".
Durdu ve dönüp bana baktı,
"Yine bir şeyler çıkarıp kaçarsan yemin ederim seni odana kitler zorla ağzından laf alırım."dedi.
Kafamı iki yana salladım,
"Öyle bir şey olmayacak eve gider gitmez çalışma odana gidip konuşabiliriz."
Babam ellerimi tuttu,
"Oğlum senin ellerin kirlendi.Sen...sen gözünü kırpmadan bir adamı öldürdün. Rahat uyuyabilecek misin? Geleceğini göze aldın mı? Hiç korkmadın mı?".
Babam hala şoktaydı,
"Aslında bugünkü hayalim her şeyi öğrenip huzurlu bir uykuyudu ama yine nasip olmadı.".Ben öldürdüğüm adamın ağzından laf almayı kastediyordum ki babam yanlış anlamıştı,
"Tabi uyuyamazsın! Önce git adamla dövüş hatta yumruklar ye sonra gel adamı alnının çatından vur bide üstüne 'huzurlu bir uyku istiyordum' de!".Bu çıkışa küçük bir kıkırtı gönderdim.
"Baba adamın ağzından laf almayı kastediyordum.".
Bu sefer bakış atma sırası babamdaydı.Babam bir elini omzuma atıp kapıya doğru itekledi,
"Hızlı ol o zaman,hemen eve gitmek istiyorum!"Hızlıca koşup kapıyı açtım.
"Aslında bende hızlıca eve gitmek istiyorum çünkü yarında sınavlarım var ve daha çok çalışmam lazımm!"
"Lan çalışmak için mi koşturuyorsun?Peki benimle konuşmaya ne oldu?Valla hemen seni buraya kitler zorla ağzından laf alırım!"
Babamın söyledikleri ile ifademin değişmesi bir saniye bile sürmedi. Anılar aniden zihnimi ele geçirmeye başladı. Gözlerim kararıyor,midem bulanıp başım dönüyordu.Anında kafamın dönmesini durdurmak istercesine ellerimi kafamın her iki yanına yerleştirip tutmaya başladım.Aradan 'hayır' diyen mırıltılarımı duydum.Bir anda kafamın içini allak bullak eden babamın sesini duydum,
"Uzay!Bana bak oğlum!"diyen bağırışları ile anında istemsizce bir komutu gerçekleştirir gibi korkuyla
"BAĞIRMA" diye bağırdım.
"Lütfen bağırma!Sus, çok korkuyorum!".
Mırldanmaya devam ediyordum.
"Sus,sus,sus..."
Sus çok korkuyorum!
Bu ses adeta tüm vücudumu ele geçirmişti.Tam o sırada devrildiğimi ve kafamı sertçe yere çarptığımı hissettim.Zaten kapalı gözlerimin önünde olan görüntü silikleşip kaybolmuş, dışarıdan gelen tek ışık kaynağı da yok olmuştu.Son hissettiğim şey babamın beni sarsarak 'Uzay' diye bağırışlarıydı...
***
Umut Varel'den
Oğlum gözümün önünde bağırıyordu.Ne yapacağını bilemez bir bebek gibiydim.Ellerim,kollarım,bacaklarım haraket edemiyordu.
"Lütfen bağırma!Sus, çok korkuyorum!".
"Sus,sus,sus..."
Uzay titremeye başlamış elleriyle kafasını tutuyordu.Bana susmamı söylediğinden beri hareket bile edemiyordum.Gözleri kısa bir anlığına açılmış ve geri kapanmıştı.Ben o gözlerde korku görmüştüm.Anında yana doğru devrilmeye başladı ve kafasını çıkardığı 'tok' sesi ile yere düştüğünü farkettim.
Olduğum yerde taş olmayı bırakıp hızlıca Uzay'a koştum.Yere dizlerimin üzerine oturdum.Kafasını kaldırarak dizlerime yerleştirdim.Ne de sert vurmuştu kafasını canının acımasını göze alamadığım ve korkusuz oğlum.Yerde boylu boyuna uzanırken omuzlarından tuttum ve hafifçe sarstım,
"UZAY!". Bağırıyordum ama artık umrumda değildi. Gözümden sakındığım oğlum önümde adeta kriz geçirip bayılmıştı.
Korumalar da başımda dikiliyordu.
"Uzay! Oğlum aç gözlerini!".Aniden Kerem korumaları adeta yararak yanıma geldi.
"Neler oluyor Umut!"kafamı iki yana salladım,
"Bi-Bilmiyorum, yardım et nolursun hastaneye götürelim!"
Kerem hızla Uzay'ın bacaklarının altından bir kolunu geçirdi, diğer kolu da sırtındaydı.
"Yardım etmeyi düşünür müydünüz acaba?"
Hemen ayağa kalktım ve bende diğer taraftan tuttum.Normalde herhangi birini taşıyabilirdin tek başıma ama oğlum sağ olsun aynı benim gençliğim gibi upuzun ve iriydi.Kendisi oğlum ama mübarek insan dışı varlık gibi iriydi.
Hemen Uzay'ı oradan çıkardık ve koşar adımlarla kendimizi deponun dışına atıp arabaya bindik.Ben arkada Uzay ile oturuyordum daha doğrusu Uzay'ın kafası kucağımda bedeni ne kadar sığmasa da uzanıyordu,Kerem ise arabayı sürüyordu.Korumalar ise arkadaki arabada geliyorlardı.
Uzay'ın saçlarında parmaklarımı gezdirirken elime sıcak bir ıslaklık geldiğini hissettim.Elime baktığımda kan gördüm. Şokla bacaklarıma baktım ve tüm bacağımın ve arabanın kana bulanmış olduğunu gördüm. Uzay'ın kafası hızla kanıyordu,
"Siktir, hayır hayır..."
Kerem'in bakışları bana dönmüş ve kanı görmüş olacak ki o da bir küfür savurdu.Arabanın hızlandığını hissettim.Uzay'ın kafasında kan gelen yere elimi bastırmaya başladım.Bir kaç dakika sonra gelmiştik.Hemen görevliler gelmiş sedye ile oğlumu alıp götürüyorlardı.Ben ise sadece yanlarında koşmakla yetiniyordum.Onu özel bölüme aldıklarında giremeyeceğimi fark etmiş durmuştum.Hemen sağımdaki duvara şey bir yumruk attım.Hastanede kimse yoktu.
"Umut,yapma.Gel şuraya otur da biraz sakinleş."
"Nasıl yapmayayım Kerem?Neler olduğunu görmedin mi oğluma? Gözümün önünde çocuk bildiğin çıldırdı."
"Aslında görmedim."dediği ile kafamı hızla ona çevirdim.Sert bakışlarıma mağruz kalmıştı ki iki eline de
'suçlu değilim' der gibi kaldırdı.
"Sakin ol.Bişey demedim.Lütfen o delici bakışlarını çeker misin üzerimden canım arkadaşım?".
Kafamı havaya kaldırıp sesli bir şekilde,
"La havle!" dedim.Tam o sırada doktorun özel bölümden çıktığını gördüm.Hemen ayaklanıp doktora doğru koştum.
"Az önce gelen gencin velisi misiniz?"
"E-Evet ben babasıyım Uzay'ın."
Elindeki dosyaya kısaca göz gezdirdi.
"Umut Bey olmalısınız?"
"Evet benim.Peki oğlum nasıl doktor bey?"
" Öncelikle sakin olmanızı rica ediyorum, Umut Bey. Oğlunuzun başını çarpması sonucu kafa derisinde kanamaya neden olan bir yara oluşmuş. İlk müdahalesini gerçekleştirdik ve kanamayı kontrol altına aldık."
İçim biraz olsun rahatlamıştı.
"Peki,ciddi bir durum söz konusu mu?"
"Baş bölgesine alınan darbeleri hafife almamak gerekir. Bu nedenle gerekli kontrollerini yaptık. Şu anki bulgularını değerlendiriyoruz. Bilincinin durumu ve nörolojik muayenesi bizim için önemli."
Çok şey sormak istiyordum ama kafamda kelimeleri toparlayamıyordum.
"Ne zaman kendine gelicek?Onu görebilir miyim?"
"Durumunu yakından takip edeceğiz. Bilincinin tamamen açık olduğundan ve herhangi bir ek sorun bulunmadığından emin olmamız gerekiyor. Şimdilik dinlenmesi önemli. Birazdan sizi yanına alabiliriz."
Kafamı salladım,
"Anlıyorum...Peki kalıcı bir hasar var mı?"
Doktorun vereceği cevap ya beni düşüncelerimden kurtaracaktı ya da beni daha kötülerine mağruz bırakacaktı.
"Şu aşamada böyle bir sonuca varmak için erken, Umut Bey. Endişenizi anlıyorum. Ancak kesin konuşabilmemiz için takip ve değerlendirmelerimizi tamamlamamız gerekiyor."
Sessizce nefesimi verdim,
"Peki doktor bey, yeterki oğlum iyi olsun."
Doktor küçük bir baş selamı verip gitmeye başladı.Kafamı önüme eğip gözlerimi kapattım.O sırada en başından beri yanımda dikilen Kerem'in elini omzumda hissettim.Kafamı kaldırıp ona baktığımda yüzünde üzgün ve mahcup bir ifade gördüm.
"Üzülme Umut,iyi olacak.Uzay oğlum çok güçlü bir çocuk."
"Biliyorum Kerem ama gördüklerimden sonra çok kötü hissediyorum.Neden öyle bişey oldu ki?"
Anında cebimde titreyen telefonum ile bakışlarım Kerem'den koptu.Telefonumu aldığımda gözbebeğim karımın aradığını gördüm. Nasıl unutmuştum.Olaylardan sonra depoya gitmeden önce onun yanına gitmeliydim.Ne de korkmuştur çiçeğim. Aramayı cevapladım,
"Efendim Sevda'm?"
"Umut!"
Sesi çok korkulu ve titrek geliyordu. Ağlamış olmalıydı.
"Sevda'm ne oldu?"
"Ne olmadı ki Umut? Önce silah sesleri duyduk Uzay'la sonra Uzay gitti kanlı bir şekilde geldi.Tekrar geri gitti ama hala oğlum ortada yok Umut! Lütfen bana Uzay'ın yanında olduğunu söyle!A-Ayrıca,peki sen neredesin?"
Karımın söylediklerini özlemle dinledim. Ne de çok korkmuştu göz nurum.
"Sevda'm hepsini biliyorum bende aşağıdaydım.Yanına gelmediğim için çok üzgünüm.Biz...Hastanedeyiz Sevda'm."
Daha sözümü tam bitiremeden Sevda'nın sesini duydum,
"N-ne diyorsun Umut!Ne hastanesi?Neler oluyor! Oğlum iyi mi?Sana mı bişey oldu?"
"Sakin ol lütfen çiçeğim.Her şeyi anlatacağım ama önce hazırlan ve aşağı in Veli seni getirecek buraya."
"İkinizden de mükemmel bir açıklama bekliyorum!Bacaklarınızı kırıcam,bi daha bişeye karışamazsınız artık!"
"Tamam bebeğim bende seni seviyorum!"
"Umut!"
Hemen yüzüme kapadı.Bir kaç saniye öyle kaldım.Sonra gülüp başımı iki yana sallayarak telefonu cebime attım.
"Yenge sizi mahvedicek."
Kerem'in sesi ile arkamı dönüp ona baktım.Bir kaç adım uzaklığımda duvara yaslanmış gülerek bana bakıyordu.Ona samimi olmayan bir gülücük gönderdim.
"Bende seni mahvedicem tatlım."
Anında ciddileştim.
"Sen bizi mi dinliyon lan!"
Ellerini yine havaya kaldırdı.
"Sakin Umut, telefonunun hoparlörü açıktı.". Kıkırdadı,
"Ayrıca dinlememek elde değildi."
"Lan sus!"
Bide adamı suçluyordum dinledi diye.Bendeki sağırlık kimsede yoktu. Normal konuşuyoruz sanmıştım.
Ne kadar endişelenmemeye çalışsam da bir gözüm hiç kapıdan ayrılmamış, canım oğlumun nasıl olduğunu hiç aklımdan çıkarmamıştım.
Bir süre sonra başım önümdeyken duyduğum yürüme sesleri ile kafamı kaldırıp koridora baktım.Koridorun başından doğru buraya hızlı adımlarla,titreyerek ve ağlayarak gelen Sevda'yı gördüm. Olduğum yerde dikeldim ve ona doğru döndüm.
"Sevda'mm..."
"Umut..."
Yanıma gelir gelmez ona sıkıca sarıldım. Mis kokusunu içime çekip saçlarına öpücük bıraktım.Kollarımın arasında titreyerek ağlıyordu.
"Umut...Neler oluyor?B-ben çok korktum.
Uzay nerede?Senin bir şeyin var mı?"
"Sevda'm Uzay birazdan odaya alınacaktır.Yani iyi."
"N-ne? Oğluma ne oldu Umut?"
Sesi gittikçe içine kaçıyordu.Doktorun odadan çıktığını görünce hemen kollarımızı ayırıp doktora döndük.
"Bir sorun mu var doktor bey?"
Sorumla doktor gülümseyip kafasını iki yana salladı.
"Hayır Umut Bey.Oğlunuz şuan gayet iyi.Size oğlunuzu 1080 numaralı odaya aldığımızı ve gidip görebileceğinizi söyleyecektim sadece."
Sevda'nın sesini duydum,
"Şükürler olsun Allah'ım! Oğlum iyi."
Hızlıca konuştum,
"Her şey için teşekkürler doktor bey."
"Ne demek Umut Bey.Bu bizim görevimiz."
Yine aynı şekilde baş selamı verip uzaklaştı.Sevda bana dönmüş konuşmaya başlamıştı.
"Umut hadi hemen gidelim.Uzay'ı görmem lazım."
Karımın isteğini duyar duymaz elini tutup yürümeye başladım.O da benim yanımda ilerliyordu,
"Gidelim Sevda'm.Daha fazla dayanamayacağım!"
***
Uzay Varel'den
Bir köşkün içerisindeydim.Önümde tenimi yakan bir şömine, yanımda ise kim olduğunu bilmediğim garip bir adam.
Eski zamandan kalma bir koltukta oturuyordum.Garip garip gıcırtılar çıkarıyor,sanki hareket edip beni yavaş yavaş iyice şömineye yaklaştırıyordu.Ben ise sadece şöminenin içinde cazırdayan alevlere bakıyordum.
Alevler gittikçe artıyor, büyüdükçe büyüyordu.Rengi de artık turuncu ya da kırmızı değil morumsu bir renge dönüşmüştü.
Yanımdaki adam yavaşça kalkıp eline bir kaç odun aldı.Şömineye yaklaşıp içine atınca bir anda alevler şömineden taşmış, bana doğru yaklaşmıştı.Koltuğun da hareketleri biraz daha hızlanmış beni iyice yaklaştırıyordu.
"Neler oluyor?"
Şömine ile aramda artık bir adım kalınca koltuğa yapışmış alevlerden uzak durmaya çalışıyordum.
Adam rahatça karşımdaki koltuğa oturdu. Sağ ayak bileğini sol dizine koydu ve arkasına yaslanıp beni izlemeye başladı.
"Daha yeni başlıyoruz Uzay..."
"Ne?"
Bir anda kendimi şöminenin içinde, alevlerle cayır cayır yanarken buldum. Canım yanmıyordu,sadece neler olduğunu idrak edemiyordum.
Tam o sırada alevler silikleşip kaybolmaya başladı.Daha ne olduğunu anlamadan gözlerimin içine bir ışık süzüldüğünü hissettim.Demek ki rüya görüyormuşum.Tabi buna rüya denebilirse.Gözlerim yanıyordu.Göz kapaklarım hareket ettmeyecek kadar çok ağırlaşmıştı.
Elimden gelen bütün gücümle gözlerimi açtım.Zaten kısık bir şekilde bakıyordum ve üstüne her şey çok bulanıktı.Biraz daha kendimi zorlayarak açtım. Artık etrafım daha net görünüyordu.
Bir hastane odasındaydım.Karşımda küçük bir televizyon ve ikili bir koltuk vardı.Oda da kimse yoktu.Sol kolumun bağlı olduğu bir serum vardı.Kolum buz gibi olmuş, bildiğin serumun içindeki sıvının kanım ile karışmasını hissediyordum.Sağ elimin işaret parmağında ise bir oksimetre (nabız ve oksijen yoğunluğu ölçeri) takılıydı.Yan tarafımda kalp atış seslerim geliyordu.
Bu kadar kötü ne olmuştu bana?Serum falan ne alakaydı?Tam o sırada odanın kapısının açıldığını duydum.Bakışlarım oraya döndüğünde ağlayan annemi ve endişe dolu ifadesiyle babamı gördüm.Annem koşarak yanıma geldi ve elimi tutup kısa bir öpücük bıraktı.
"Uzayy...".
Şimdi ağlaması daha da artmıştı.Ellerini yüzümü koydu,
"Oğlum... Biricik yavrum.O kadar korktum ki anlatamam Uzay'ım...".
Annem bana sarıldığında bende kollarımı ona doladım. Şuan hatırladığım tek şey deponun kapısında,çıkacakken ki görüntümüzdü.Babam yanımıza gelmiş bir elini annemin koluna atmıştı.Annem çekildikten sonra sıra babamdaydı.
"Ah, oğlum." dedi ve bana kollarını sardı. Bende ona kollarımı sardım.Babamla da sarılmamız bitince ikisininde kızgın bakışlarına mağruz kaldım.
"Ne oluyor?"
Babam 'ha' sesi çıkararak kafasını yukarı kaldırdı.Kafasını bana geri çevirdiğinde tüylerimi diken diken yapan bakışlarını gördüm.
"Ne mi oluyor? Oğlum sen neler olduğunun farkında değil misin?Neden hastanedeyiz acaba?Bize anlatman gereken çok şey var Uzay Bey!"
Tamam,her şeyi anlatırım ama ben neden hastanede bulunduğumuzu hatırlamıyordum ki!Neye göre konuşacaktım?Zihnimin son bir kaç saati silinmiş gibi hissediyordum.
Annem bir elini başıma attı ve başımın üstünden saçlarım boyunca okşamaya başladı.Ama bir sorun vardı!Ben saçlarımı hissetmiyordum!Aniden ellerimi kafama attım.
"Saçlarım nerede!".
Biraz yüksek çıkan sesimle annem ve babam bana şokla bakıyorlardı.Annem,
"Oğlum kafanda sargı var.".
Sakinlikle söylediği ile daha çok panikledim.
"Neden kafamda sargı var!".Aniden yanağıma küçük bir tokat attım. Çok sert vurmamıştım ama yanağımın kızardığına yemin bile edebilirdim,
"Allah'ım ne yaşadım ben?Kafamı bir yere çarptım da acaba orada mı bıraktım?"
Annem ile babama yavaşça kafamı çevirdim.Babam bir eli ağzında şokla bana bakıyor annem ise elini kapatmayla uğraşmamış direk ağzını kocaman açmış bana bakıyordu.Bu görüntüye gülmek içimden çok gelmişti ama ortam dolayısıyla yüzümde mimik bile hareket etmemişti.
"Uzay şaka gibisinn!".Arkadan gelen eğlenen sesiyle kapıdan kafasını uzatmış Kerem amcaya döndü bakışlarım.Bu adam tam kafa dengiydi!Kerem amca daha eğlenceli olduğu için soğuk ve pek eğlence sevmeyen biri onun da neşesini tüketebilirdi.Ama adam tam zıtlarını seviyordu!Bence onlar ne kadar zıt olursa olsunlar en iyi babamla kafa dengiydiler.Bence Kerem amcanın da anlaşabildiği kişiler genellikle ona zıt insanlar oluyordu.
Ben her dakika farklı bir ruh halinde olduğum için genelde çok kişiyle anlaşamazdım.Ama iyi ki benim üç kardeşim vardı.Kerem amca da hangi ruh halinde olursam olayım benim kafa dengimdi.
"Kerem amcaa!Beynimi depoda unuttum!"
"Senin beyin depoda değil oğlum.Sende direk yok."
Babamın sesini duyunca otomatik olarak kafam ona dönmüştü.Babama bombastic side eye bakışı attım.Tam o sırada kapının sertçe açılması ile bakışlarım o tarafa dönmüş biraz da irkilmiştim.
İçeri önce Koşarak Kumsal,sonra Kuzey ve en son Çağla girdi.Kumsal ağlamaktan kıpkırmızı olan gözleri ile bana bakıyor,onun arkasındaki Kuzey ise üzüntü ve endişe ile bana bakıyordu.En son Çağla'yı gördü gözlerim. Yüz ifadesi düz de olsa ben onun gözlerindeki korkuyu görmüştüm.Ona gülümseyerek göz kırptım,o da bana üzgün gülüşlerini gönderdi.Hepsini ayrı ayrı çok seviyordumm.
"Uzaaayy!"
Bir anda üstümde bir şey hissedince korkmadım değildi.Kumsal bağırarak üstüme atlamış, kolları bedenime sarılı ağlıyordu.
"Kumsal,bak bana.Bak iyiyim ben. Ağlama artık."
O sırada Kuzey ve Çağla da yanımıza gelmiş dördümüz birlikte sarılıyorduk. Kafamı kaldırıp hepsine tek tek baktım.
"Siz benim hastanede olduğumu nereden öğrendiniz?"
Sarılmamız bitti ve dikeldiler. Birbirlerine bakıp gülümsedikten sonra bana döndü bakışları. Sorgulayıcı bakışlarımı gönderdim onlara.
"Sevda teyzem söyledi.". Çağla'nın dedikleri ile kafam anneme döndü.Annem mahcup bir şekilde bana gülümseyerek bakıyordu.Anneme herkese haber verdiği için 'Abart' bakışı attım. Çiğdem devam etti,
"Sevda teyze söylemese Allah korusun ölsen haberimiz olmayacak.O yüzden kadına öyle bir bakış atma!"
"İyi de ben sizi düşünüyordum.Birincisi ödevimiz ve yarın sınavımız var.İkincisi,"
Kumsal'ı gösterdim ve devam ettim,
"..kızın işi varya hani."
"Ne demek öyle kızın işi var?Bensiz mi seni görmeye geliceklerdi?Ben seni tek bırakır mıyım?"
Kumsal'ın dedikleri ile Çağla gözlerini devirdi.Ne güzel arkadaşlarım vardı,hepsini bi ayrı seviyordum.
"Abart Kumsal,daha fazla dramatik olamazdın.Ayrıca biz varız ya."
Kumsal tekrar üstüme eğilince Kuzey hızlıca belinin iki tarafından tutup çekti.
"Ya rahat bıraksana çocuğu.Dinlenmesi gerekiyor."
"Bırak Kuzeyy! Ayrıca sanane? Arkadaşım hastanede yatıyor ve bende o kadar üzgünüm ki ona sarılmak istiyorum!"
"Biz de üzgünüz ama üzgünlüğümüzü farklı şekilde gösteriyoruz. Üstüne atlayarak üzgünlüğünü gösterme, canı acıyabilir."
Kumsal'ın gök mavisi gözleri dolmuştu.'Hıh' sesi çıkararak kollarını göğsünün altında birleştirdi ve güneş gibi olan sarı saçlarını savurarak arkasını döndü. Pembemsi ve şişkin dudaklarını da büzmeyi unutmamıştı.Beyaz tenine hafif dalgalı saçları ve arada bi yüzünün kızarması ona çok yakışıyordu.
O sırada kafamı okşayan bir el hissettim.Hafifçe başımı çevirdim ve baktım, gördüğüm kişi Çağla'ydı.Çok kederli bakıyordu.
"Neler oldu Uzay?Kafan çok acıdı mı canım arkadaşım?"
Şu ana kadar ilk defa bana biri nasıl olduğumu soruyordu.Bu gerçekten çok iyi hissettirmişti.Gözleri dolan Çağla'nın göz yaşları akmasın diye ellerimi yüzüne koydum ve parmaklarımla yavaşça gözlerini kapattım.Herkesin ağlamasına izin verirdim ama Çağla'ya asla.Çünkü aramızda en direnen kişi oydu ve onun ağlaması benim canımı yakıyordu.Evet Kumsal da bir şeyler için uğraşıyor,Kuzey de çabalıyordu ama hiçbiri Çağla'nın yaşadıklarını yaşamamış onun kadar çabalamamıştır.Kimse onun ne yaşadığını bilmediği için ağlayınca önemsemiyordu ama ben biliyor ve ağladığını görmek istemiyordum.
"Sakın Çağla...Yapma bunu bana..."
"Uzay...neler oluyor? Lütfen bana anlat.İstersen herkesi dışarı çıkarabilirim."
"Bende konuşmak istiyorum."
Çağla gözlerini açmış etrafa bakıyordu. Kafamı odada ki kişilere döndürdüm.
"Bizi Çağla'yla bir kaç dakika yalnız bırakır mısınız?"
Hepsi başını sallamış annem de çıkmadan önce yanağıma küçük bir öpücük bırakıp gitmişti. Şimdi Çağla'yla baş başaydım.Bir şeyler olduğunda yine birlikte konuşur,dertleşirdik.Bilirdik,iyi tanırdık birbirimizi.Bu Kumsal ile Kuzey'i dışlamak değildi,sadece biz birbirimizi daha iyi anlıyorduk.
Çağla ayak ucuma geçti ve yatağa oturdu,
"Eveet, dökül bakalım Uzay Bey."
Derin bir nefes aldım.
"Çağla...Size sabah anlattığım adam vardı ya.Hani botunda izi görmüştüm. Bugün aynı kişiler bizim evimize saldırdılar."
"Ne!"
"Neyse,bunlar saldırdılar işte benim hani kendime özel silahım vardı ya..."
"Uzay lütfen kullandım deme!"
Yavaşça gülümsedim,
"Kullandım."
"Allah cezanı vermesin!Hani o silahı öylesine almıştın?Birini...öldürdün mü?"
İçime öyle derin nefesler alıp çekiyordum ki birazdan ciğerlerim iflas edecekti.
"Öldürdüm ama dur gelicem oraya bitmedi daha."
"Ya üff! Şu senin saçma sapan şeylere heyecanın yok mu!"
"Boşver heyecanı,sonra beni onu kullanıyorken babam beni gördü.O kadar şaşırdı ki ağzını bile açamadı.Beni soru yağmuruna tutup mahvedicek. Zaten kullanmamı istemiyordu farkındaydım, sürekli depoda benim onlara bakıp elime almam babamı kızdırıyordu.Neyse, gördü ama şaşkınlığı kısa sürdü biz sonra birbirimizi falan koruduk."
Çağla o kadar ciddi duruyordu ki gülesim gelmişti ama tuttum kendimi.
"Neye gülüyorsun Uzay?"
Allah kahretmesin beni ya!Neyse herşey için çok geçti.
"Yok bişey ya."
"Eee,sonra ne oldu?"
"Sonra işte bir tane adam vardı,oradaki grubu yönetiyor gibiydi.Sonra ben babamın gözü önünde onunla dövüştüm."
"Oha,Umut amca senin dövüşebildiğini bilmiyor ki."
Sıkıntıyla 'uff' sesi çıkardım.
"Birazdan beni haşlayacak zaten."
"Neyse devam et sonra o konuya geliriz."
"Sonra işte birkaç yumruk yesem de yendim onu.Adamı görmen lazımdı ama neredeyse benimle aynıydı hatta yaş farkı nedeni ile o benden daha iriydi. Neyse sonra ben bunu babamla depoya gönderdim. Üstüm kan olduğu için işte hızlıca kıyafetlerimi değiştirip gittim oraya ama..."
"Peki, burası...hangi depoydu?"
Korku ve endişe ile sorduğu soruyu kafamı iki yana sallayarak cevapladım,
"Tahmin ettiğin yere götürmüşler..."
"Hassi- özür dilerim ama sen oraya gidince nasıl hissettin?"
"Bir an arabadan inince gözümün karardığını hissettim.Tamam işte boşver, içeri girdim ki babam adamı yumrukluyor.Babam kenara çekildikten sonra sıra bana geldi.Önce adama soru sordum ama cevap vermedi bir de benimle alay edip çocuk dedi bana.Sonra...bende onu tam alnının ortasından vurdum..."
"Ne!Ne yaptın sen Uzay?Umut amca seni dövse yeri yani."
"Ne bileyim bir anda oldu herşey."
"Ya adam öldürmenin bir anlığı mı olur? Peki sen neden hastanedesin?"
"Sonra biz tam çıkacaktık sadece orayı hatırlıyorum.Babamla evde konuşmayı kararlaştırmıştık ama sonra her ne olduysa bende o kapının önündeki son görüntümüzden başka bişey yok."
"Vay anasını.Beyimiz neler yaşamış da bizim haberimiz yok.Aklıma gelmişken annemler de yoldalar.Biraz misafir ağırlayacaksın."
"Peki."
"Biraz sarılalım mı?Buna çok ihtiyacım var."
Sorusuna kafamı sallayarak onay verdim.Hemen gelip sıkıca sarıldı,bende ona sarıldım.Çağla'ya sarılmayı o kadar özlemiştim ki ondan ayrılmak istemiyordum.Omzum da hissettiğim minik ıslaklıkla geri çekildim ve yüzüne baktım. Gözleri kapalı,arada bir minik minik göz yaşı akıtıyordu.Ela gözlerini açıp bana baktığında gözlerinin fazlası ile dolduğunu gördüm.
"Yapma..."
Kumral saçlarına ellerimi atıp biraz okşadım.
"Yapma kardeşim,kalbim çok ağrıyor..."
Gözlerini geri kapattığın da bir kaç damla daha döküldü.
"Bu lanet olasıca göz yaşları sadece senin yanında akıyor Uzay..."
"O zaman bırak sadece benim yanımda aksınlar.Başkası görmesin. Dayanamam."
Sarılmamız bittikten sonra ayağa kalktı,
"Sana bişey getirmemi ister misin?"
"Herkese kahve alsana ama bana çay lütfen.Bilirsin beni.Ben hakiki bir Rizeliyim."
"Merak etme ikimize de çay alacaktım zaten."
Kendisi de son derece bir Bayburtlu olduğu için o da çayı çok severdi.
Çağla odadan çıktıktan sonra herkes gelmiş sürekli bana bir şeyler soruyorlardı.'Nasılsın?, Birşeyin var mı?, Bişey ister misin?, Nasıl oldu?' gibi bir sürü soru sormuşlardı beş dakika içerisinde.Hepsine cevap vermeye çalışmıştım.Bu sürede Kuzey ve Kumsal da başımdan hiç ayrılmamıştı.Kumsal işten bir günlük izin almıştı, Kuzey'in ise ailesi zaten beni görüp gitmişlerdi. Çağla'nın ailesi bizi yalnız bırakmazken Kumsal'ın annesi Narin Teyze gelemediği için beni arayıp geçmiş olsun demişti.Bu sırada da Çağla gelmiş herkes bir koltukta oturmuş Kuzey ayakta onlar kahvelerini içerken biz çayımızı içiyorduk.Kantin o kadar kalabalıkmış ki yirmi dakika da gelebilmişti.Şimdi ise sadece biz vardık oda da.Karşımdaki koltukta Çağla ve Kuzey, yanımdaki küçük koltukta ise Kumsal oturuyordu.
"Uzay,bize anlatmayacak mısın acaba?"
Kumsal'ın sorusuyla bakışlarımı ona çevirdim.
"Anlatırım tabi..."
"Hadi anlat o zaman içim içimi yedi."
"Peki anlatıyorum.Şimdi..."
Hızlıca her şeyi kısa bir özetle anlattım. Hepsi ciddiyetle beni dinlemişlerdi.
"Oha harbi birini mi öldürdün şimdi?"
"Malesef Kuzey."
Odanın kapısı yavaşça aralandığında Çağla'nın annesi Efsa teyzeyi gördüm.
"Gelebilir miyiz?"
"Tabii ki."
Efsa teyze ve Çağla'nın babası Ilgaz amca içeri girip yanıma geldiler.Efsa teyze,
"Daha iyi misin oğlum?"
Bu sırada annem ve babam da içeri girmiş bir köşede dikiliyorlardı.
"İyiyim Efsa teyze."
"Daha iyi ol inşallah."
Ilgaz amcanın dedikleri ile bakışlarım ona dönmüş ve gülümsemiştim. Bakışlarım herkes de gezindiğinde annemle Efsa teyzenin birbirine baktığını,annemin gözleri yaşlarla dolu Efsa teyzenin ise gözleri sert bakıyordu. Bu bakışmayı Çağla durdurdu,
"Bişey mi oldu?Neden geldiniz anne?"
"Biz de son kez Uzay'a bakıp gitmeyi düşünüyorduk.Saat çok geç oldu kızım, yarın sınavın var bide."
"Doğru, yarın sınav var.Gidelim hadi."
Ayağa kalktığında ne olursa olsun yaz da olsa üstünden çıkaramadığı ceketlerinden birini bıraktığı yerden aldı ve önce benim yanıma gelip kollarını bana sardı.Ben de ona sıkıca sarıldım. Geri çekildiğinde omuzlarımdan tutmuş bana bakıyordu,
"Yarın okula gelebilecek misin?"
"Bilmiyorum.Ben sana belli olunca haber veririm."
"Tamam ama unutma.Ayrıca gelmezsen kendini zorlama sakın,kafana sonuçta darbe almışsın. Çok haraket etme başın dönebilir."
"Tamaaamm doktor hanım.Dediklerinizi aynı şekilde yerine getireceğim."
Bana gülüp geri çekildi.Efsa teyze de son kere kafamı okşadıktan sonra odadan çıkmak için yol aldılar.Çıkmadan önce babamla Ilgaz amca da birbirlerine gülümsemiş erkek selamlaşması yapmışlardı.Annem'le Efsa teyze de birbirlerine dünyanın en kötü bir saniyelik gülümsemesini sunmuşlardı. Annem de Çağla'nın saçlarını okşadıktan sonra geri çekilip beklediler.Çağla Kumsal ve Kuzey ile de vedalaşıp kapıya yöneldi.
"Dikkat et Uzay!"
Kapıdan çıkmadan önce ki son duyduğum şey Çağla'nın seslenişiydi.Bu sırada başım da dikilen Kumsal'ı farketmemiştim.Eğilip bana sarılınca bende ona sıkıca sarıldım.Geri çekildiğinde bana en tatlı gülüşüyle,
"Benim de gitmem gerekiyor Uzay. Annem başka hastanede önce onu görüp eve gitmem lazım. Yarın fazla mesai yapıcam."
Ben de ona gülümsedim,
"Tamam,tabi ki de git Kumsal.Keşke bugün burada çok durmasaydın yarın çok yorulacaksın."
"Hiçbir şey olmaz.Senin hastanede olduğunu duyduğum anda nasıl geldiğimi bilmiyorum."
"Ben seni düşünüyorum Kumsal... Lütfen kendini daha fazla üzme olur mu? Sen yetemiyorsan ben varım,Çağla ile Kuzey de var.Lütfen artık kendini bu kadar hırpalama.Narin teyzeyi iyileştireceğiz. Tamam mı?"
"Tamam Uzay, size güveniyorum."
Yanağından makas aldım,o da bana el sallayarak geri geri kapıya gitmeye başladı.O sırada Kuzey de ayaklanmış bana doğru geliyordu.Tam o sırada Kumsal dengesini kaybetmiş 'Ayy' diye çığlık atarak Kuzey'in üstüne doğru düşünce Kuzey onu çevik bir hareketle tutmuş biraz da eğilmişti.
Kumsal korkudan kapanmış gözlerini yavaşça açıp etrafa bakındı.Onu tutan iki kolun arasında olduğunu görünce bakışları Kuzey'e döndü.Kumsal ona gözlerini açmış masmavi gözleri ile ona bakarken Kuzey kitlenmiş bir şekilde o gözlerden bakışlarını ayıramıyordu. Tam o sırada Kuzey'in boğazındaki o hareketliliği görmüş yutkunduğunu anlamıştım.Hızlıca dikelmiş Kumsal'ı da tamamen ayağa kaldırmıştı.
"Ş-şey, teşekkür ederim Kuzey."
Annem,babam ve ben sinema izliyormuş gibi heyecanla onları izliyorduk.Kuzey elini kafasının arkasına atıp saçını biraz karıştırdı.
"Ne demek.Bir daha dikkatli ol lütfen. Ben orada olmayabilirdim."
"Olurum."
Kumsal hızlıca utanmış bir şekilde kapıya yönelip odadan çıktı.
"Vaayy.Kuzey bey?Neler gördük öyle."
Babamın sesi ile Kuzey kızarmaya başladı.Bu çocukta her Kumsal ile olaylarına kızarıyordu.
"Ya Umut amca niye öyle diyorsun? Bişey olmadı az önce unutun tamam mı?"
"Pek unutabileceğimizi düşünmüyorum."
Bunu söyledikten sonra kıkırdadım ve bana annemle babam da katıldı.
"Hayatım da izlediğim en iyi filmdi!"
Babam durmamakta kararlı gibiydi. Kuzey kızardıkça kızarıyordu.Annem Kuzey'in yanına gitti ve elini saçlarına atıp okşadı.
"Demeyin şöyle oğluma.Domates oldu yavrum benim."
Annemin dedikleri ile Kuzey'in kafası anneme dönmüş şaşırmış bir şekilde bakıyordu.Ben babamla hiç beklememiş kocaman bir kahkaha patlatmıştık.
"Yemin ederim Sevda hiç demeseydin daha iyiydi valla!"
"Ne dedim be.Siz de gülmeye meğillisiniz."
Babam lafa atıldı,
"Lan sen Kumsal'dan mı hoşlanıyorsun?"
"Umut amca,ben..."
"Ya baba çok belli değil mi?"
Bunu dediğim anda Kuzey'in delici bakışlarına mağruz kaldım.
"Yoo,yok öyle bişey uydurma Uzay."
"He he tamam.İnandım."
Bana gözlerini devirse de kızarıklılığı her şeyi ele vermişti.Ortam bir anda ciddileşti.
"Beni Uzay ile yalnız bırakır mısınız?"
Sıçtık.Bu sefer harbi sıçtığımın günüydü. Babam birazdan beni mahvedicek ağzıma bir güzel sıçacaktı.Bir daha beni herhangi bir depoya götürmeyecek hele ki silahların bulunduğu depoya asla götürmeyecekti.Kuzey başını eğerek çıkmıştı.Annem,
"Hayır Umut.Ben biliyorum zaten sana anlatamaz."
Bir dakika ben anneme sadece kafede ve okulda gördüğümü söylemiştim onları. Nereden biliyordu?Onların bugün bize saldıranların olduğunu biliyor muydu yani?Ayrıca bana depoda ne oldu hala bilmiyordum.Annem öğrenmiş miydi?
"Anne sen..."
"Sus Uzay!"
Annemin otoriter ve sert sesi ile komutunu yerine getirip yüzümü haraket bile ettirmedim.
"Sevda bak,sen hiçbir şey bilmiyorsun. Bırak canım ben Uzay'la sadece konuşacağım."
"Olmaz Umut.Gel ben sana bahsedicem ama o bilmiyor daha Umut..."
Ya,şuan hiçbir şey bilmeyen kişi bendim. Babam bile biliyordu ama ben bilmiyordum.
"Uzay biz birazdan geliriz."
"Peki,"
Annem babamı sürükleyerek dışarı çıkarmıştı.Ben ise sadece önümdeki duvarla bakışarak onları bekledim.
***
Yazar Anlatımı
Sevda Hanım kocası Umut Bey'i sertçe çekiştirerek odadan çıkarmıştı.Hızla onu bir köşeye götüren Sevda Hanım bu sırada etrafına da bakıyordu.Biri onları izliyor olabilirdi.Zaten hastane bomboştu ama kontrol etmekte fayda vardı.
"Noluyor Sevda?"
"Şşşşh.Bekle."
Sevda Hanım son kez etrafına bakındıktan sonra kocasına döndü.Bu sırada onlar iki duvar arası olan bir kapının önünde dururken Uzay ile kendisine çay almaya giden Kuzey gelmiş ve tam o duvarın yanında olduğu için duymuştu.Kuzey bu telaşlı sese meraklanıp durup dinlemeye başlamıştı. İyi ki onu görmemişlerdi.Sevda Hanım,
"Umut...g-geri geldiler."
"Kim geldi Sevda'm?"
"Onlar,Umut.Lanet geri geldi.Şuan Uzay'ın başında."
"Hassi-"
Umut Bey ellerini saçlarına atıp sertçe karıştırdı.Bu sırada Kuzey eli ağzında şokla onları dinliyordu.Elindeki çayların olduğu tepsi bile titremeye başlamıştı.
"Yok mu bunun bir çaresi Sevda?"
Sevda Hanım gözleri dolmuş bir şekilde kafasını iki yana salladı.
"Biliyorsun Umut..."
"Bak,yeminle burayı hatta dünyayı bunların bir tarafına montelerim. Tanıyorum oğlumu ben.O arkadaşlarını ölse bırakmaz. Oğlumu kaybetmeye meğilli değilim valla!"
"Sus Umut.Bunu bir şekilde Uzay'a söylemeliyiz."
"Peki sen geri geldiklerini nereden biliyorsun?"
"İki kere karşısına çıkmış. Ayrıca...Uzay...botunda ki izi fark etmiş. Bilirsin Uzay'ı her şeye dikkat eder."
"Bugünküler onlar mıydı?"
"Evet."
Kuzey duydukları ile bu sefer kül gibi bir renge dönüşmüş bembeyaz olmuştu. Ellerinde titreyen tepsi ile biraz geri gitmiş sonra hiçbir şey duymamış ve onların orada olduğunu bilmiyormuş gibi geçip gitti.
"Siktir,bu çocuk bizi duydu mu acaba?"
"Yok Umut,bizim burada olduğumuzu bile bilmiyordur."
Kendilerinin dinlendiklerinden habersiz Umut ve Sevda başlarına neler geleceğini bilmeden oradan çıktılar.Bu sırada Kuzey zihninde ki bir sürü soru ile Uzay'ın odasına ilerliyor başlarına ne büyük belaların geleceğini bilmiyordu. Koridorun köşesinde bu olanları gülerek izleyen garip adamın planı ise tıkır tıkır ilerliyordu...
Eveett, bölüm sonuuu!Elimden geldiğince güzel, heyecanlı ve komik bir bölüm yazmaya çalıştım. Umarım beğenmişsinizdir.Şuan pek okuyucum olmasa da birkaç okuyan olduğu için çok mutluyum.Diğer bölümü bu bölümü attığım tarihten önce okuduysanız küçük bir isim değişikliği yaptım.Umut Bey'i,Sevda Hanım'ı, Uzay'ı ve arkadaşlarını neler bekliyor acabaa.Yine küçük bir ricam vaar. Yorum yapmayı unutmayınn çünkü onlar da benim romanlarım. Görüşürüzz ️🌸🤧💗
Bölüm etkileşimi
