2. bölüm · Lâice
"İmkansızlık"
"İmkansızlık aşıklar için yoktur..."
Kocaeli/Körfez 24 Eylül 2016
(İlahi anlatım)
Hava kapalı ve yağmurluydu. Yağmur taneleri hastanenin camına vuruyordu.
Kardeşini fizik tedavi için hastaneye götürmüştü Ferman. Tüm doktorlar aynı şeyi söylüyordu; yine umutsuz, yine umutsuz, yine umutsuz...
Artık tam bir çıkmaza düşmüştü, yapılacak şeyler gittikçe azalıyordu. Başını çaresizlikle ellerinin arasına aldı, bir köşeye çöküverdi. Hayat artık onun için umutsuz bir çıkmazdan ibaretti. Kardeşi için yapılacak hiçbir şey yoktu. Kardeşi ya... Kardeşi, annesinin emaneti...
Fakat hiçbir şey yapamıyordu. Kardeşi gözlerinin önünde eriyordu. Masal ALS hastasıydı. Kardeşine bir şey olması demek, annesinin emanetine hıyanet etmiş olması demekti.
Bu ise Ferman için çok yıkıcı bir durumdu.
Ama tabii ki de bunu kardeşine yansıtmaması gerekiyordu. Yine her zamanki gibi o tedaviden çıktığında sevdiği şeker ve çikolataları alıp onunla birlikte gezdi. Bir sürü şey aldılar.
Neşesini yerine getirip dikkatini dağıtması gerekiyordu. Tedavisi için önemli olanlardan bir tanesi de buydu.
Tam bunları düşünürken, yanında getirdiği siyah çantanın içinden bir mektup çıktı. Kağıdı burada okumak istemedi, eve gidip "overthink" yaparken okurum deyip cebine attı.
"Şu notların gizemini cidden öğrenmem lazım artık." diye söylendi kendi kendine. Cadde boyunca kardeşiyle ilerlemeye devam etti. Yağmur çiseliyordu.
Yolda yürürken okulundaki bir kızı gördü. Kız hafifçe gülümsedi. Ferman'ın gözleri bir saniye kızın gülünce açığa çıkan gamzelerine kaydı. Sonra da başıyla ufak bir selam verdi. Gülecek hali pek yoktu. Kız da hızlıca yoluna devam etti zaten. Acelesi vardı galiba.
Minik Masal’ın tekerlekli sandalyede uyuya kaldığını gördüğünde içi cız etti. Saçlarını okşayıp paltosunu kızın üzerine örttü. Taksiye binerken şoföre yol tarif edecek hali bile kalmamıştı. Bıraksalar o an ağlayabilirdi.
"Erkek adam ağlamaz." dedi geçmişten gelen bir ses. Babasıydı bu ses. Ne zaman ağlasa daha çok döverdi, "Erkek adam ağlamaz." derdi hep.
Kafasındaki sesleri susturmak istedi Ferman.
Kulaklığını takıp başını cama yasladı.
Yine sevdiği bir şarkı çalıyordu:
"Yavru ceylan gibi kaçar
Seke seke çaydan geçer
Nazo gelin ayağına takar
Hal hal
Bir bakışı canlar yakar
Gülüşüne cihan değer
Nazo gelin ayağına takar
Hal hal"
(Barış Manço / Hal hal)
"Acaba Lâice nasıl biridir?" diye düşündü Ferman.
Müzik zevki nasıldır, sesi nasıldır, bakışları nasıldır? Tabii birisi onunla oyun oynamıyorsa hayatında bir defa âşık olmayı deneyebilirdi.
Taksi şoförünün "Geldik evladım." lafıyla daldığı hayallerinden çıktı. Kardeşini uyandırmamaya dikkat ederek sandalyesine koydu, kapıya doğru gitti. Elindeki eşya ve sandalye ile kapıyı açmayı beceremedi. Tam elini uzatacakken kapıyı açan kızla göz göze geldi. Okulundaki kızdı bu. Yolda gördüğü.
"O da mı yetimhanede kalıyor yani?" diye şaşırdı içinden.
Kız "Bekle, sana yardım edeyim." dedi naif bir sesle.
— Gerek yok. Sen bizim okulda mıydın?
— Evet. Ne zaman fark edeceksin diye bekliyordum.
— Anlamadım? Ne dedin en son?
— Ver, sana yardım edeyim dedim.
— Yok sağ ol. Gerek yok, kendim hallederim.
— Peki, sen bilirsin. Ama bari poşetleri çıkarmana yardım edeyim, ellerin çok dolu.
— Sen aşağı inmiyor muydun? Yukarı niye tekrardan çıkıyorsun?
— Yo, yukarı çıkacağım.
— E o zaman niye çıkış kapısına geldin?
— Hava almak için.
— Tamam sen al havanı. (Eliyle karşıyı gösterdi) Bak şuralarda daha fazla hava var, oradan da alabilirsin.
— Komik misin sen? Ver, yardım edeyim işte.
— Hayır dedim.
— Karşılıklı olur, sonra sen de beni taşırsın.
— Ha?
— Okuldan geldiğimde şu merdiveni çıkmak çok zor geliyor.
— Git kendin çık!
— Tamam be, her şeyi yanlış anlama bebek.
— Ha?
— Yok bir şey.
— Peki. Lütfen karşıma çıkma, sinirimi bozdun iyice.
— Aa niye öyle dedin ki, benim seninle evlenmek gibi hayallerim vardı.
— Tüh, çok üzüldüm bak. Gerçekleşmeyecek bu hayallerin.
— Büyük konuşma.
— Aynısı senin için de geçerli, bebek.
Elindeki poşetleri zorlandığını belli etmeden üst kata kadar çıkardı. Odasına yerleştirdi.
Yorulmuştu. Bu da yetmezmiş gibi o kız da sinirini bozmuştu. "Erkek adam yardım istemez sonuçta." Ne diye yardım etmek istiyordu ki?
Odada ders çalışan Ayaz ile göz göze geldi. Kardeşiyle bayadır ilgilenmediğini fark etti. Bu şehir değişikliği işleri, Masal’ın tedavisi, kendi sorunları derken kardeşini çok ihmal etmişti. Gözlerinin anormal derecede kızarık ve benzinin solgun olduğunu fark etti. Yanına ilerledi, yatağın başucuna oturdu.
Bir kolunu kardeşinin omzuna atarak babacan bir tavırla kendine çekti.
— Ee hayat nasıl?
— Normal.
— Güzel.
— Güzel.
— Lan oğlum, diyalog kursana.
— Abi, bağırma kulağımın dibinde.
— Camia avlusuna bırakılma zamanın gelmiş senin.
— İşine gelince çağırıyorsun ama.
— O işime gelince. Şu an işime gelmiyor.
— Ya sabır...
— Abiye sabır çekilmez. Saygılı ol. Senin bir derdin var, anlat bakalım.
— Yok bir şey.
— Var bir şey.
— Yok bir şey.
— Var bir şey.
— Yok bir şey.
— Var bir şey.
— Yok bir şey.
— Lan yooook!
— İnanayım mı?
— İnan.
— Peki. Ama ne zaman anlatmak istersen ben buradayım, bunu unutma tamam mı?
— Tamam, sağ ol. Her şey için.
— Eyvallah.
Kardeşini kendine çekip sımsıkı sarıldı Ferman.
Ve mükemmel duygusal an şu sesle bölündü:
"SELAMÜNALEYKÜM EŞŞEKLEEEERRRR!" Tüm hızıyla odaya daldı Fırat. Sarı saçlarını artistik bir havayla savurup herkese bir bakış attı. "Niye üzgünsünüz lan, mutlu olun çabuk!" diye emir veren bir tavırla konuşmaya başladı.
— Tabii efendim, emredersin, deyip en umursamaz bakışını attı Fırat’a. Her delikten çıkan mükemmel arkadaşı. Ben kalıyorum diye sınıfta kasıtlı kalıp “Ben sensiz yaşayamam Romeo.” diye tüm yaz dalga geçen süper zeka arkadaşı... Fırat, getirdiği poşete elini attı. Yine bilgisayar oyunu almıştı. Bağımlı herif. Hevesle getirdi.
"Bakın ne aldımm, beraber oynuyoruz. İtiraz istemiyorum."
Ayaz onaylayan bir baş işareti yaptı. O da çok severdi bilgisayar oyunlarını. Hem neşesi de yerine gelir diye sevinerek onları başbaşa bıraktı, uykusunu bahane edip yatağına geçti.
Söylene söylene yatağına uzandı.
Bir anda aklına mektubu okumadığı geldi.
Hızlıca kalkıp çantasından mektubu aldı. Allah’tan Fırat ve Ayaz oyuna kendini çoktan kaptırmıştı. Onu görmezlerdi.
Bu, o mektuptan sonra ona gelen ikinci mektuptu.
Hevesli bir şekilde açtı. İç içe iki tane mektup vardı, iki farklı tarihe aitti. Galiba yazdığı mektubu teslim edememişti, diğeriyle birleştirip koymuştu.
Uykusuzluktan ağrıyan gözlerine rağmen okumaya başladı;
20/09/2016
Sana bir kaç gündür mektup atamadım. Seni unuttum zannetme sakın hep aklımdaydın, kalbimdeydin. Her saniye seni düşünüyorum. Ama acaba sen beni hiç umursuyormusun? Senin için bir kağıt parçasından mı ibaret bu mektuplar? Halbuki bu mektuplar benim yüreğimden kopuyor emin ol!
Bu gün de ben bir tık efkarlıyım.
Ama sana yazmak o kadar iyi hissettiriyor ki!
Bak sevgilim bu kelimeler benim ruhumdan dökülüyor.
Nolur beni günde bir kez bile olsun düşün.
Biraz olsun düşünülmek istiyorum sen tarafından.
Çok mu şey istiyorum?
Bu gün senin en sevdiğin kekden yaptım yine ama sana vermedim. Küçük bir dilenci çocuk gördüm yolda hepsini ona verdim. Sanırım o da senin kadar çok seviyor limonlu keki. Biliyormusun bir tanesini yedi kalanını kardeşlerine götürdü. Aynı senin küçüklüğün gibi...
Biliyormusun dün sana yazdığım mektubun üzerine vişne suyu döküldü. Yazık oldu mektuba...
Sonra oturup bu acaba bir işaret mi diye düşündüm. Ama hiçbir işaretin benim senden vazgeçmeme neden olamayacağını gördüm. Ömür boyu seninle olmayı o kadar çok isterdim ki
Bu sıralar kardeşinin durumunun iyi gitmediğini duydum. Üzülme ben inanıyorum iyileşeceğine.
İnsanların söylediklerine aldanma
İnsanlar her zaman imkansız derler birşeylere
Benim sana yazmama da imkansız dediler
Ama bak kelimelerim bir bir zihninde yankılanıyor.
İmkansız diye bir şey yok sevgilim. Bu hayatta imkansız diye bir şey yok.
Ee sen neler yaptın ben yokken ?
LÂİCE
" Sadece Seninle yananından"
Bu mektup inanılmaz dokunmuştu Ferman'a . Gerçekten birisi ondan hoşlanmış olabilirmiydi? Eğer öyleyse bu güzel cümlelerin sahibini Lâice'yi bulmayı o kadar çok isterdiki.
Büyük bir hevesle diğer kağıdı da açtı;
22/09/2016
Sevgilim diğer yazdığım mektubu sana ulaştıramadım çok özür dilerim. Onun için mektuplarım bu kadar gecikti. Acaba benden mektup bekledinmi. Eğer beklediysen çok ama çok özür dilerim. Ama eğer umursamadıysan umursa çünkü sen benim herşeyimsin
Beni göz ardı etme lütfen. Bana kendimi değersiz hissetirme. Senden başka kimsem yok.
Şu koca dünyada o kadar yalnızım ki ,yalnızlıktan bile daha yalnızım. Ama ben bundan zevk alıyorum çünkü sen varsın. Sen yanımdasın. En azından ben öyle hayal ediyorum. Seninle ilgili o kadar çok hayal kuruyorum ki. Bir kızımız oldu mesela geçen gün. Kızın olsa adını ne koyardın? Ben Rüya koyardım sanırım. Çok güzel bir isim değil mi?
Sen acaba en çok hangi ismi seviyorsun.
Kardeşinin tedavisi devam ediyormuş. İyileşicek eminim. İnanıyorum. Sana bundan sonra daha sık mektup göndericeğim. Umarım okuyorsundur.
Sana çok aşığım Ferman. Bak ölüm bile olsa sonunda yine seni severim. Beni sevmeni o kadar çok isterdimki. Şimdi belki sende istiyorsundur bana birşeyler sormak. Bunun için sana benimle nasıl mektuplaşabileceğini anlatıcağım.
Ama bir sonraki mektupta ;)
Beni merak et korsan :)
Lâice
(Sadece senin aşkınla yananından)
Sonunu getirmeden mektubu bitirmesine sinir olmuştu Ferman. Nolurdu sanki bu mektupta söyleseydi.Ona sormak istediği çok fazla soru vardı. İşi bu kadar dolandırmaya ne gerek vardı ki sanki. Direk karşısına çıkıp "Ferman ben sana aşığım" dese sanki dalga geçicekti. Ama böyle de güzeldi. O mektuplar onun kitaplarıydı. Annesinin gece onu uyutmak için okuduğu masallar kadar naif ve huzur doluydu...
Artık gözleri uykuya dayanamıyordu. Nerdeyse 1 haftadır doğru dürüst uyumamıştı.
Lâicesini düşünerek uyudu.
Uyumak geçirirmi sahi insanın yaralarını?
Herkese kitabımın giriş bölümünden selamlaaaaarrrrr
Öncelikle bu benim ilk kitabım ilk tecrübem
Hatalarımı mazur görün 🥹🫶🏻
Hafta 1-2 bölüm atmayı planlıyorum merak etmeyin bundan sonraki bölümler daha uzun olucak. Kitabımın konusu sade öyle abartılı şeyler yok. Temiz masum bir aşk okuyacaksınız.
Kitabı fazla uzatmam kısa bir kitap olur.
Tam çezerlik bir seyahatte okumalık gibi bir kitap olucak. Eğer tutarsa yeni kurgulara da başlarım belki. Aslında niyetim ünlü bir yazar olmak felan değil (ünlüyazarsalihabuzokolmıcammeraketmeyin)
ben zaten edebiyat öğretmeni olmak istiyorum kendimi kitap yazma konusunda da geliştirmek istiyorum sebebim biraz da bu aslında.
Karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Lâice sizce nasıl biri?
Birde okuyanlardan bir rica olucak
@gamzedeki_bulbul Instagram hesabımdan bana kitap ile ilgili geri dönüş yaparmısınız?
Her türlü eleştiriye açığım.
Okuduğunuz için çok çok teşekkür ederim 🌸 💝
