Labirent kitap kapağı

3. bölüm / 4

Labirent

2 Bolum

Vaveyla Yazarı: gittttt_ me

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 2 Bolum

Selammmm gençler
Şarkı: Another Love – Tom Odell
Salonun içindeki sessizlik boğucuydu. Duvar saatinin tik takları, sanki herkesin kalp atışlarını sayıyordu. Rüzgar gözlerini hâlâ arka sıraya dikmişti. Az önce gördüğü o kadın… gerçekten orada mıydı?
Yoksa yine zihninin ona oynadığı bir oyun muydu?
Bir anlığına gözlerini kapattı. Açtığında o koltuk boştu.
Kalbi göğsünde sertçe çarptı.
“Hayal gördüm…” diye mırıldandı kendi kendine. Ama içindeki o tuhaf his susmuyordu. Çünkü o bakış… o bakış yabancı değildi.
Sanki yıllardır tanıdığı birine bakmış gibiydi. Tam o sırada hâkimin tok sesi salonda yankılandı.
“Sanıklar ayağa kalksın.” Rüzgar düşüncelerinden koparak ayağa kalktı. Batu yanında hâlâ rahat görünmeye çalışıyordu ama ellerinin titrediğini fark etmemek imkânsızdı.
Hâkim dosyayı kapattı ve gözlüğünün üzerinden ikisine baktı. “Dün gece yaşanan olayla ilgili ifadeleriniz dosyada mevcut. Ancak bazı detaylar hâlâ net değil.” Rüzgar’ın aklı hâkimin sözlerinde değildi.
Aklı hâlâ arka sıradaydı. Çünkü içindeki bir ses ona şunu söylüyordu: O kadın gerçekti.
Ve eğer gerçekten Eliza Saruhan ise… bu sadece bir kavga davası değildi.
Bu, yıllar önce gömüldüğü sanılan bir gerçeğin yeniden uyanışıydı.
Hâkim dosyayı ağır bir hareketle masaya bıraktı. Salondaki herkes susmuştu. Sanki herkes aynı anda nefes almayı unutmuş gibiydi. “Sanık Rüzgar Alkan.” dedi hâkim, sert bir tonla. Rüzgar başını kaldırdı. “Buradasınız. Peki anlatın… Dün gece tam olarak ne oldu?”
Rüzgar bir an Batu’ya baktı. Batu’nun yüzündeki o sahte rahatlık yerini hafif bir gerginliğe bırakmıştı. Gözleri “bir şey söyleme” der gibi bakıyordu.
Rüzgar derin bir nefes aldı.
“Biz… kulüpteydik.” dedi kısa ve kontrollü bir sesle. “Bir grup adam masamızdaki kızlara rahatsızlık verdi. Onları uzaklaştırmaya çalıştık ama olay büyüdü.” Hâkim kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Yani kendinizi savunduğunuzu mu söylüyorsunuz?”, “Evet efendim.” Hâkim birkaç saniye sessiz kaldı. Dosyadaki sayfaları çevirdi. “Tanık ifadeleri de buna benzer şeyler söylüyor.” dedi.
Salonda küçük bir mırıltı yayıldı. Rüzgar’ın babası Kıvanç Alkan arka sırada oturuyordu. Yüzündeki ifade hâlâ soğuk ve sertti. Yanındaki Taner amca ise kollarını bağlamış, sabırsızlıkla bekliyordu.
Ama Rüzgar’ın dikkatini çeken yine başka bir şeydi. Arka sıralar. Gözleri tekrar oraya kaydı. Ve o an…
Onu tekrar gördü.
Siyah paltonun içinde, başı hafif öne eğik bir kadın oturuyordu. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzü yarı gölgede kalmıştı ama o gözler…
Rüzgar’ın kalbi bir an duracak gibi oldu.
Bu sefer emindi. Hayal değildi.
Kadın başını yavaşça kaldırdı. Bakışları doğrudan Rüzgar’a kilitlendi.
O bakışta garip bir şey vardı… korku değil, şaşkınlık değil. Tanıma.
Sanki onu gerçekten tanıyormuş gibi. Rüzgar’ın içinden soğuk bir ürperti geçti.
“Bu imkânsız…” diye fısıldadı kendi kendine. Çünkü o yüz…
Yıllar önce gazetelerde okuduğu, hakkında sayısız söylenti çıkan o kızın yüzüydü.
Eliza Saruhan.
Ama Eliza Saruhan’ın deli olduğu söyleniyordu. Yıllardır bir rehabilitasyon merkezinde olduğu…
Hatta kimilerine göre artık hayatta bile olmadığı konuşuluyordu. O halde…
Burada ne işi vardı? Tam o sırada hâkimin tok sesi yeniden salonda yankılandı. “Sanık Rüzgar Alkan!” Rüzgar irkilerek kendine geldi. “Dinlemiyorsunuz sanırım.” dedi hâkim sertçe. Rüzgar hemen toparlandı. “Özür dilerim efendim.”
Hâkim birkaç saniye ona baktı. Ardından dosyayı kapattı. “Karar açıklanmadan önce son bir tanık dinlenecek.” Salonda hafif bir hareketlilik oldu. Rüzgar’ın kaşları çatıldı. “Tanık mı?” diye fısıldadı Batu’ya.
Batu da şaşkın görünüyordu. Mübaşir kapıya doğru yürüdü ve yüksek sesle bağırdı: “Tanık içeri alınsın!” Kapı yavaşça açıldı. Ve içeri giren kişi…
Siyah paltolu genç kadındı. Rüzgar’ın kalbi göğsünde sertçe çarptı. Çünkü artık emindi. Bu bir hayaldi orda oturan kadin eliza digildi.
Rüzgar’ın kalbi göğsünde sertçe çarptı. Çünkü artık emindi.
Bu bir hayaldi.
Kapıdan içeri giren kadın Eliza Saruhan değildi. Siyah paltonun içindeki genç kadın mahkeme salonuna birkaç adım attı. Saçları omuzlarına dağılmıştı ve yüzünde hâlâ dün geceden kalan morluklar vardı. Rüzgar gözlerini kısarak daha dikkatli baktı. Sonra gerçeği fark etti. Bu kız…
Dün gece kulüpte olan kızlardan biriydi.
O an zihninde dün geceye ait görüntüler kısa kısa parladı. Gürültülü müzik, bağırışlar, devrilen sandalyeler… ve o kızın korkmuş bakışları.
Batu da yanından hafifçe eğilerek fısıldadı. “Lan… bu kız o kız değil mi?” Rüzgar başını çok belli etmeden salladı. “Evet… o.”
Genç kadın tanık kürsüsüne doğru yürüdü. Her adımında salondaki bakışlar onun üzerindeydi. Hâkim gözlüğünün üzerinden ona baktı. “Adınız?” Genç kadın derin bir nefes aldı. “Ece Demir.” Hâkim başını salladı. “Dün gece olayın yaşandığı mekânda bulunduğunuz doğru mu?” “Evet efendim.” Salondaki herkes dikkat kesilmişti.
Hâkim dosyaya baktı. “Sanıklar Rüzgar Alkan ve Batu Öztürk’ün kavga başlatan taraf olduğu iddia ediliyor. Siz olaya tanık olmuşsunuz. Bize tam olarak ne olduğunu anlatın.” Ece birkaç saniye sustu. Gözleri kısa bir an Rüzgar’a kaydı. Rüzgar’ın içi tuhaf bir şekilde gerildi.
Çünkü kızın bakışında korkudan çok kararsızlık vardı. Sanki söyleyeceği şeylerin sonuçlarını düşünüyordu. Sonunda konuştu. “Hayır… kavga onlar yüzünden başlamadı.” Salonda anında bir uğultu yayıldı. Kıvanç Alkan’ın yüzündeki sert ifade hafifçe değişti. Taner amca da şaşkınlıkla başını kaldırdı.
Hâkim masaya hafifçe vurdu. “Sessizlik!” Sonra tekrar Ece’ye döndü. “Devam edin.” Ece derin bir nefes aldı. “Masamızdaki kızlara birkaç adam sürekli rahatsızlık veriyordu. Rüzgar ve Batu önce onları uyarmaya çalıştı… ama o adamlar saldırdı.”
Rüzgar kaşlarını hafifçe kaldırdı. Bu ifadeyi beklemiyordu. Batu da şaşkınlıkla fısıldadı. “Oha… kız bizi kurtarıyor.”
Ama Rüzgar’ın aklı yine başka bir yerdeydi.
Çünkü biraz önce gördüğünü sandığı yüz hâlâ zihninden gitmiyordu.
Eliza Saruhan.
Gerçekten bir hayal miydi? Yoksa…
O gerçekten buradaydı da Rüzgar onu bir anlığına mı görmüştü?
Hâkim gözlüğünü üzerinden indirdi, sessizlik salonu kaplamıştı.
“Sanıklar Rüzgar Alkan ve Batu Öztürk’ün dün gece yaşanan olayın ardından bazı yasadışı maddelere de karıştığı tespit edilmiştir.” dedi.
Rüzgar ve Batu’nun yüzü bir anda gerildi.
“Uyuşturucu kullanımı…” diye devam etti hâkim. “Bu ciddi bir suçtur. Kanun gereği her iki sanığa da iki ayrı ceza verilmesi söz konusudur. Ancak yasanın verdiği hakka göre sizler cezalarınızın türünü seçebileceksiniz: Hapis ya da rehabilitasyon programı.”

Rüzgar’ın kalbi hızla çarptı. Batu’nun yüzündeki sahte rahatlık yerini korkuya bırakmıştı.
Hâkim duraksadı, salonun sessizliği iyice derinleşti. “Seçim hakkınızı kullanın.” dedi hâkim.
Rüzgar derin bir nefes aldı. Bu sadece kendi geleceğini değil, Batu’nun ve belki de yakın çevresindekilerin hayatını da etkileyecekti.
Batu fısıldadı: “Ne yapacağız lan?” Rüzgar gözlerini yere dikti, sonra kararlı bir şekilde kaldırdı:
“Rehabilitasyon… Bu işten öğrenebileceğimiz çok şey var.”
Batu önce şaşırdı, sonra başını salladı. “Tamam… ben de aynı yolu seçiyorum.”
Hâkim not aldı ve ardından kararını verdi: “Sanıklar Rüzgar Alkan ve Batu Öztürk, yasadışı madde kullanımı nedeniyle mahkeme kararıyla 6 ay rehabilitasyon programına tabi tutulacaktır. Bu süre boyunca mahkemeye herhangi bir ihlal bildirimi yapılması durumunda hapis cezasına çevrilecektir.”
Rüzgar’ın gözü hâlâ arka sıradaki hayali kadına kaydı. Ama artık bir nefes alabiliyordu. En azından hayatta bir şansları vardı.
Batu omzuna hafifçe vurdu: “Baksana… kurtulduk gibi.” Rüzgar sessizce başını salladı. Ama içinde bir yerlerde, mahkeme salonundaki o bakış hâlâ canlanıyordu. Eliz’in gözleri… ve belki de geçmişin gölgeleri.

Şarkı: Another Love – Tom Odell

Adliyenin merdivenlerinden inerken Rüzgar’ın aklı hâlâ mahkeme salonundaydı.
Batu yanında konuşup duruyordu ama söylediklerinin yarısı Rüzgar’ın kulağına bile gitmiyordu.
“Akşam kutlama yapıyoruz bu arada.” dedi Batu. “Az daha içeri giriyorduk lan. Hayatı kıl payı kurtardık.”
Rüzgar durdu.
Adliyenin önündeki kalabalığa baktı. İnsanlar gelip gidiyordu. Avukatlar, polisler, davalılar… herkes kendi dünyasında aceleyle yürüyordu.
Ama Rüzgar’ın bakışları bir anda sabitlendi. Karşı kaldırımda biri duruyordu. Siyah bir palto. Omuzlarına dökülen koyu saçlar. Rüzgar’ın kalbi bir anda hızlandı. Kadın kalabalığın arasında sessizce duruyordu. Ve yine ona bakıyordu.
Rüzgar bir adım öne çıktı. “Batu…” Batu hâlâ telefonuyla uğraşıyordu. “Ne var?” Rüzgar gözlerini kadından ayırmadan konuştu. “Oraya bak.” Batu başını kaldırdı. “Ne var ki?”
Rüzgar kaşlarını çattı. Çünkü kadın artık orada değildi. Kalabalığın içinde kaybolmuştu. “Az önce burada bir kadın vardı.” dedi Rüzgar.
Batu omuz silkti. “Burada milyon tane kadın var.” “Hayır… o aynı kadındı.” “Mahkemedeki mi?”
Rüzgar cevap vermedi. Ama içindeki his bu sefer çok daha güçlüydü.
Bu bir hayal değildi. Çünkü o bakış…
İnsanın hayal edebileceği bir bakış değildi. Sanki yıllardır görmediği birini yeniden bulmuş gibi bakıyordu.
Ama bu imkânsızdı.
Çünkü Rüzgar hayatında Eliza Saruhan’ı hiç görmemişti.
En azından…, bildiği kadarıyla.
Tam o sırada Ozan arabasının yanından onlara seslendi.

Şarkı: Runaway – AURORA
Ertesi sabah rehabilitasyon merkezinin koridorları yine aynıydı. Solgun ışıklar, beyaza boyanmış soğuk duvarlar ve her sabah tekrar eden o ağır sessizlik…
Eliz yavaşça gözlerini açtı. Tavandaki ışık gözlerini hafifçe kamaştırdı. Birkaç saniye nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra her zamanki gibi gerçek geri geldi.
Aynı oda. Aynı duvarlar. Aynı hayat.
Yatağında doğruldu ve pencereye baktı. Dışarıda gri bir sabah vardı. Gökyüzü kapalıydı, sanki güneş bile bu yere uğramak istemiyordu.
Eliz içinden hafif bir nefes verdi. “Bir gün daha…” diye mırıldandı.
Geceyi neredeyse hiç uyumadan geçirmişti. Zihni sürekli aynı görüntülere dönüyordu. Bir mahkeme salonu, kalabalık insanlar ve sanık sandalyesinde oturan bir genç adam… Rüzgar.
Eliz kaşlarını çattı. “Saçma…” dedi kendi kendine.
Bu yerden yıllardır çıkmamıştı. Böyle bir şeyi görmesi mümkün değildi. Demek ki yine zihni ona oyun oynuyordu. Ama tuhaf olan şey, o görüntünün bu kadar gerçek hissettirmesiydi.
Sanki gerçekten olmuş gibi. Sanki bir anlığına başka bir yerde bulunmuş gibi.
Kapı hafifçe tıklandı. “Eliz, uyanık mısın?” diye seslendi tanıdık bir ses. Şebnem. “Elbette.” dedi Eliz yorgun bir tonla. Kapı açıldı ve Şebnem içeri girdi. Her zamanki gibi elinde dosyası vardı. “Günaydın.” dedi. Eliz hafifçe omuz silkti. “Burada günaydın diye bir şey yok.”
Şebnem buna alışkındı. Sandalyeyi çekip yatağın yanına oturdu. “Dün seni biraz dalgın gördüm.” dedi. “Yine düşüncelere gittin.” Eliz birkaç saniye sustu. “Bir rüya gördüm.” dedi sonunda.
Şebnem merakla baktı. “Nasıl bir rüya?”Eliz başını pencereye doğru çevirdi. “Bir mahkeme salonundaydım.” Şebnem kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Devam et.” “Elimde değildi.” dedi Eliz. “Sanki gerçekten oradaymışım gibiydi. Bir adam vardı… yargılanıyordu.” “Onu tanıyor muydun?”
Eliz başını yavaşça iki yana salladı. “Hayır.” Sonra kısa bir duraksama oldu. “Ama tanıyormuşum gibi hissettim.”
Şebnem kalemini dosyanın üzerine koydu. “Adını hatırlıyor musun?” Eliz birkaç saniye düşündü. O yüz zihninde yeniden belirdi. Sert ama yorgun bakışlı bir yüz… “Rüzgar.” dedi yavaşça.
Şebnem’in yüzünde belli belirsiz bir ifade değişimi oldu. “Rüzgar mı?” “Elimden bir şey gelmez.” dedi Eliz omuz silkerek. “Sonuçta sadece bir rüya.”

Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Şebnem ayağa kalktı. “Bugün biraz bahçeye çıkmanı istiyorum.” dedi. “Temiz hava sana iyi gelir.” Eliz hafifçe güldü. “Duvarların içinde temiz hava mı?” “Denemekten zarar gelmez.”

Şebnem kapıya doğru yürüdü ama çıkmadan önce bir an durdu. “Eliz…” Eliz ona baktı. “Bazen zihnimiz bize sandığımızdan daha fazlasını gösterir.” dedi Şebnem. Sonra kapıyı kapatıp çıktı.
Eliz yalnız kaldığında tekrar pencereye döndü. Rüzgâr dışarıdaki ağaçları hafifçe sallıyordu.
Eliz gözlerini kapattı. “Rüzgar Alkan…” diye mırıldandı. Sonra başını iki yana salladı. “Boş ver.”
Ama bilmediği bir şey vardı. Şehrin başka bir yerinde, o sabah Rüzgar Alkan da uyanmış ve ilk defa tanımadığı bir yüzü düşünmüştü.
Bir çift göz. Sessiz.
Ve tuhaf bir şekilde tanıdık.
Kader bazen iki insanı önce rüyalarla birbirine yaklaştırırdı.
Gerçekle tanıştırmadan önce.
Ama ya gerçekten daha once tanişyolarsa!

Şarkı: Until I Found You – Stephen Sanchez

Ben Ozan Korkmaz.
Henüz tam anlamıyla avukat sayılmam. Daha doğrusu… stajyer avukatım. Adliyede çoğu zaman dosyaları taşır, dilekçeleri hazırlar, duruşmalarda not tutarım. Ama yine de burada geçirdiğim her gün bana insanların hayatlarının nasıl bir anda değişebileceğini öğretiyor.
Bir insanın geçmişi bazen sandığından çok daha yakınında durur. Sadece onu görmesi için doğru zamanın gelmesini bekler.
Ben de o zamanı yıllardır bekliyordum.
Arabamı adliyenin otoparkına park ettiğimde saat neredeyse öğlene yaklaşıyordu. Dosyaları koltuğun yanına bıraktım ve birkaç saniye direksiyonun başında öylece kaldım.
Bugün tuhaf bir gündü. Rüzgar Alkan’ın davası sabah bitmişti. Aslında dosya benim değildi. Büromda çalıştığım avukatın dosyasıydı ama hazırlıkların çoğunu ben yapmıştım.
Kapıyı açıp arabadan indim. Rüzgar biraz ileride, adliyenin merdivenlerinde duruyordu. Yanında Batu vardı. Batu hâlâ bir şeyler anlatıp gülüyordu ama Rüzgar’ın aklı başka yerde gibiydi.
Beni fark edince başını kaldırdı. “Avukat bey.” dedi. Gülümsedim. “Henüz değil.” dedim. “Sadece stajyer avukatım. Ozan demen yeter.”
Son zamanlarda aramızdaki mesafe biraz azalmıştı. İlk başta sadece müvekkildi ama zamanla sohbet etmeye başlamıştık. İkimiz de ailelerimizin kurduğu hayatların içinde sıkışmış insanlardık.
Rüzgar cebine ellerini soktu.“Bugün için teşekkür ederim.” dedi. “İşimi yaptım.” dedim omuz silkerek.
Batu araya girdi. “İşini yaptı diyor bir de. Adam olmasa şu an içerdeydik.”
Rüzgar hafifçe güldü ama sonra yüzündeki ifade yeniden değişti. “Garip bir şey oldu bugün.” dedi.
Kaşımı kaldırdım. “Ne gibi?” Bir an düşündü. “Boş ver.” dedi sonra. “Saçma gelebilir.”
Ben hukuk okuyorum. İnsanların en saçma sandıkları şeyleri bile anlatmalarına alışkınım. “Denemek istersen dinlerim.” dedim.
Rüzgar birkaç saniye sustu. “Mahkeme salonunda birini gördüğümü sandım.” dedi. “Birini mi?” “Evet… ama sonra yok oldu.”
Batu hemen güldü. “Uyuşturucunun yan etkisi.” Rüzgar ona ters bir bakış attı. “Ciddiyim.” “Kimdi peki?” diye sordum.
Rüzgar başını hafifçe iki yana salladı. “Bilmiyorum… ama tanıyormuşum gibi hissettim.”
Bu cümle beni nedense düşündürdü. Çünkü bazen insanlar gerçekten tanıdıkları birini hatırlayamazlar… ama hisleri onları ele verir.

Tam o sırada telefonum çaldı. Ekrana baktım.
Meryem sultan
Bir anlığına kalbim tuhaf bir şekilde sıkıştı. Telefonu açtım. “Alo?” Karşı taraftan tanıdık, sıcak bir ses geldi. “Ozan… müsait misin?” “Ne oldu anne?”
“Eliz seni sordu.” O an dünya birkaç saniyeliğine durdu. Yıllardır adını yüksek sesle duymamıştım.
Eliz.
Çocukluğumun yarısı onunla geçmişti. Babam Kaan Korkmaz, Saruhan ailesinin şoförüydü. Annem Meryem de evde çalışıyordu. Biz de o büyük evin bahçesinde büyümüştük.
Eliz zengin bir ailenin kızıydı. Ben şoförün oğluydum. Ama çocukken bunların hiçbir önemi yoktu. Aynı ağaçlara tırmanır, aynı bahçede koşar, aynı hayalleri kurardık. Sonra bir gün…
Her şey değişti. “Eliz iyi mi?” diye sordum istemsizce. Annem’n sesi biraz yumuşadı. “Bugün seni hatırladı.”
Boğazım düğümlendi. “Gerçekten mi?” “Evet.” dedi. “Belki ziyaretine gelmek istersin.”
Telefonu kapattığımda Rüzgar bana bakıyordu. “Bir sorun mu var?” diye sordu.
Başımı iki yana salladım. “Hayır.”
Ama içimde tuhaf bir his vardı. Yıllardır kaçtığım bir geçmiş yeniden kapımı çalıyordu.
Ve ilginç olan şey şu ki… Benim çocukluk arkadaşım olan Eliz Saruhan…
Artık sadece bir isim değildi; geçmişimin bütün kırık parçaları, unuttuğum anılar, bastırdığım hisler bir anda gözlerimin önüne serilmişti. Bahçede koşturduğumuz günler, birlikte güldüğümüz sırlar, paylaştığımız hayaller… Hepsi bir anda geri gelmişti, hem sıcak hem de yakıcı bir hatıra gibi. O an, sanki yıllardır biriktirdiğim tüm suskunluklar, tüm gizlediğim özlemler bir anda yankı buluyordu.
Derin bir nefes aldım ve ellerimi cebime soktum. Adliyeden çıkarken adımlarımı yavaşlattım; her bir adım, içimdeki karmaşayı daha da derinleştiriyordu. Rüzgar ve Batu uzaklaşırken, kendi içimde bir sessizlik vardı; yıllardır sakladığım o çocukluk bağının yeniden kıpırdadığını hissediyordum. Telefonun titreşimi hâlâ kulağımdaydı ve “Eliz…” dediğim an, sanki zaman biraz durdu, geçmişle şimdi arasındaki sınır incecik bir çizgiye dönüştü.
Gözlerimi kapattım ve zihnimde eski evin bahçesine geri döndüm. O eski ağaç, çocukken tırmandığımız dallar, güneşin yüzümüze vurduğu yaz günleri… Hepsi bir film şeridi gibi önümden geçiyordu. Eliz’in kahkahası hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Ama o günlerden geriye kalan sadece anılar değildi; aynı zamanda yıllarca suskunluk içinde büyüyen özlemler, sorular ve belki de pişmanlıklar vardı.
Dışarıda rüzgâr hafifçe yüzüme vururken, bir yandan merak bir yandan korku ile dolup taşan bir hisle yürüyordum. Bilmediğim bir yolun başındaydım, ama içimdeki sessiz bir ses, bu yolun artık dönülmez olduğunu söylüyordu. Kalbimde tuhaf bir sıcaklık, göğsümde ise hafif bir sıkışma… Tüm bedenim, geçmişimle yüzleşmeye hazırlanıyordu.
Adımlarımı yavaşlatıp bir bankın kenarına oturdum. Ellerim hâlâ cebimde, telefonun ekrana yansıyan adını izliyordum: Eliz Saruhan. Sadece adını görmek bile eski yaraları yeniden açıyordu. Belki de yıllardır sakladığım duygular, bu isimle birlikte tekrar canlanıyordu. Bir yandan geçmişin tatlı hatıraları, diğer yandan zamanla büyüyen mesafeler… Hepsi bir arada, içimde karmaşık bir fırtına yaratıyordu.
Ve o anda anladım ki, geçmiş artık sadece bir hatıra değildi. O, kapımı çalmış, beni beklemiş ve şimdi önümde duruyordu. Ne kadar kaçarsam kaçayım, ne kadar görmezden gelirsem geleyim, çocukluğumun o sıcak, kırılgan dünyası artık geri dönüyordu. İçimde bir kararlılık doğdu; yüzleşmek, konuşmak, belki de kaybettiklerimi geri almak zorundaydım.
Rüzgâr saçlarımı savururken, gökyüzüne baktım. Bulutlar yavaşça akıyor, güneşin ışıkları farklı yönlere kırılıyordu. Her şey durgun, ama aynı zamanda hareketli bir sessizlik içindeydi. İçimdeki sessizlik, yılların biriktirdiği duyguların habercisiydi. Ve ben, yıllardır beklediğim o zamanı nihayet karşılamaya hazırlanıyordum. Geçmişim kapımı çalmıştı ve ben, buna hazır olmasam da, cevap vermek zorundaydım.
İçimde garip bir heyecan vardı; belki de korku kadar umut dolu bir heyecan. Eliz’in o gün beni hatırlaması, bana çocukluğumun bir parçasını geri veriyordu. Ve ben, farkında olmadan, yıllardır unutmaya çalıştığım bir dünyaya adım atıyordum. Bu adım, hem geçmişimi hem de geleceğimi değiştirecekti.
Her şey sessizdi. Ama ben biliyordum; bu sessizlik, büyük bir fırtınanın habercisiydi. Ve ben artık beklemeyi bırakıp, o fırtınanın içine girmeye hazırdım.

Evet bir bolumun daha sonuna geldik bakalim gelecek bolumde başimizane gelecek!

Aciba karşalaşicaklar mi eliz ve ruzgar!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18