4. bölüm · L-17

Korku

Lalin K

"Bulduk."

"Hayır... Bu kadar kolay olamaz."

Elimdeki dosyaya baktım.

Kalbim hızlanmaya başlamıştı.

"Aç."

"Ya açarsam ve gerçekten..."

Cümlemi tamamlayamadım.

Aşağıdan annemlerin sesi geliyordu. Evin önünde komşumuzla konuşuyorlardı. Vaktim azdı, bu odadan çıkmalıydım.

"Ya şimdi ne yapacağız? Yakalanacağız."

"Hayır, yakalanmayacağız. Henüz değil. Daha L-17 hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Elim boş dönemem."

"Yakalanınca ne yapacaksın peki? Senin de dediğin gibi bize gerçekleri anlatmazlar. Eğer bildiğimizi öğrenirlerse kim bilir bize neler yaparlar."

"Hayal gücüne bazen bayılıyorum ama benim olduğum yerde pes etmek diye bir şey yok."

Elimdeki dosyanın içindeki kâğıtların hepsini defterimin içine koydum. Aldığım kâğıtların yerini dolduracak başka kâğıtlar ekledim dosyanın içine. Çekmecenin içine aldığım gibi koydum ve çekmeceyi kilitledim. Ardından anahtarı aldığım yere koyup kamerayı tekrar aktifleştirme tuşuna bastım.

"Kızım, ne yapıyorsun çalışma odamda?" diye sordu babam.

Annemin gülüşleri dışarıdan geliyordu. Belli ki babam eve gelmeyi seçmişti.

"Kalemim yoktu. Bu yüzden çalışma odandan bir tanesini alayım dedim," diye açıkladım.

Babam kameranın olduğu yere doğru baktı. Kamerada yeşil ışık çıkıyordu. Bu, onun kayıtta olduğu anlamına geliyordu.

"Peki, çok rahatına bak," dedi ve odadan çıktı.

İçten bir nefes çektim. Eğer kayıtlara bakmayacağını bilseydim, derin bir rahatlama yaşadığımı yüzüme yansıtırdım. Ama hayır, kesinlikle o kâğıtlara bakacaktı. Tek umduğum, fazla dikkatli kontrol etmemesiydi.

Şu anda odamda, yatağımda uzanarak tavana bakıyordum. Hâlâ dosyaya bakacak cesareti kendimde bulamamıştım. Bir çıkmazın içindeydim. Babam odadan gittikten sonra annem ile aşağıda kaldılar. Neler konuştular, hiç bir fikrim yok.

"Kızım, yemek hazır," diye seslendi annem.

Yatağımdan kalkıp aşağı indim.

Masaya oturdum.

"Kızım, baban ile seninle bir şey konuşmak istiyoruz," dedi annem.

İkisine baktım.

"Anlamışlar."

"Ama çok dikkatli davrandık. Anlamış olamazlar. Bu... bu imkânsız."

"Ne bekliyordun ki? Takip ediliyoruz. Mutlaka edenlerden biri söylemiştir."

"Kızım..." diye giriş yaptı babam.

Düşüncelerimin yanlış olduğunu umuyordum.

"Biz annen ile seyahat etmeyi planlıyorduk ama şimdi seni de burada yalnız bırakmak istemiyoruz."

"Çok şükür."

"Sorun değil. Zaten yarın, neyse, kaldığım yerden eve geri dönecektim. Erkene almış olurum," dedim.

"Emin misin?" diye sordu annem.

Kafamla onu onayladım. Onlar da zaten çok bir şey demedi, beni zorlamadılar.

Akşam yemeğinden sonra hiç boşaltmadığım valizimi kontrol ettim ve Sophie'ye mesaj attım.

Her şey tamam, yarın geliyorum :Ben

Bir tane dosya buldum:Ben

Ama henüz açamadım :Ben

Mesajları görünce siler misin? :Ben

Son zamanlarda fazla izlendiğimi hissediyorum:Ben

Sophie ile olan sohbetten çıktım, yarın için kendime bilet baktım. Uygun bir tane seçip telefonumu kapattım. Suana kadar yasadiklarim filim seridi gibi gecti gozumden sanki hayatimin akisi normalden daha hizli akmaya basladi.....

"Kendine dikkat et, kızım," dedi babam.

Dün, bugün sabah için bilet almıştım çünkü artık her şey normalmiş gibi davranıyordum.

"Siz de dikkat edin. Umarım keyifli bir zaman geçirirsiniz," dedim.

İkisine sarıldım ve otobüse bindim.

Birkaç dakikanın ardından otobüs kalktı ve yolculuğa başladık.

Kaç dakika geçti bilmiyorum ama otobana çıkar çıkmaz yolda kalmıştık. Sorun ne bilmiyorum ama daha fazla dayanamayıp dışarı çıktım.

"Sophie, senin ne işin var?" diye sordu tanıdık bir ses.

Bu Elliot'tu. Afalladım. Onu burada görmeyi beklemiyordum.

"Ailemi ziyarete gelmiştim ve geri dönüyordum ama gördüğün gibi burada kaldık. Ya se... ya siz, hocam," dedim.

"Ben de eski aile evini kiraya çıkarmadan önce evden almam gerekenleri almaya gelmiştim. Yolda kalmış bir otobüs görünce bakayım dedim."

Hiçbir şey demedim. Anladığımı belirttim.

"Bak, ne diyeceğim. İstersen seni ben bırakayım? Zaten aynı yere gidiyoruz ve otobüsün durumu ciddi gibi," dedi Elliot.

"Arkadaşın doğru söylüyor, genç kız. Gerekli kişilere bildirdik ama bu semtin yakınlarında başka yerden otobüs olmadığından uzaktan geliyor. Yani anlayacağın burada bir ya da bilemedim, iki saat duracağız," diye açıkladı şoför.

Elliot'a baktım. Teklifi hâlâ geçerliymiş gibi bakıyordu.

"Bagajdan eşyalarımı alabilir miyim?" diye sordum şoföre.

O da onay verip şoför koltuğuna gitti ve bagajı açtı. İçinden çantamı çıkardım.

Elliot elimden alıp kendi arabasının bagajına koydu. Arabası tam spor araba tarzında değildi ama andırıyordu. Kendisi sürücü koltuğuna geçti, ben de yanındaki yolcu koltuğuna oturdum.

Şu anda Elliot ile birlikte geliyorum:Ben

Sophie: Ciddi misin?

Sophie: Niye bensiz peki?

Ben mi şoföre otobüsün bozulmasını söyledim? :Ben

Sophie: Ne bileyim, sanki bensiz hayatın daha eğlenceli.

Sophie: Üzülüyorum bak.

"Şimdi bir şey yapacağım ama sakın ol," dedi Elliot.

Kafamı telefonumdan kaldırıp ona baktım. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum.

"Kemerini bağla. Biraz hız sınırını aşacağım," dedi.

Refleks olarak elimle kemerimi tuttum.

Elliot'un ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum ve bana bir şey anlatmıyordu. Sadece gaza basıyor ve ara sıra dikiz aynasına bakıyordu.

Ben de sağımdaki aynaya baktım. İlk başta bir şey anlamadım ama birkaç dakika sonra kafama dank etti.

"Takip ediliyoruz. Ne yapacağız?"

"Ne mi yapacağız? Hiçbir şey. Bırakalım da şoförümüz yaptığı şeyi yapmaya devam etsin."

"Bence burada onlardan kurtulamayız," dedim.

Elliot hiç tepki vermedi. Sanki takip edilmek normalmiş gibi davranıyordu.

"Bence ikimiz de dürüst olalım," dedi Elliot. Etrafını kontrol etmeyi unutmayıp, "Alacağın yok, değil mi?" dedi.

"Ciddi misin!!!"

"Ne?!" diye çıkıştım.

"Benim yok ama senin var gibi," dedim. Oysaki vardı ama bunu ona söyleyemezdim, değil mi?

"Sadece sordum. O zaman belki sadece bizim önümüze geçmek istiyorlardır," dedi çocuk kandırır gibi. "Planın var mı?" diye sordu bu sefer.

"Yok ama bence otobandan çıkmalıyız. Eğer onları atlatmak istiyorsak..." dedim sanki hep yaşadığım bir şeymiş gibi. Gerçi haberim olmadan yaşadığım kesin.

"Peki, nasıl istersen," dedi Elliot.

Otobandan çıkıp Peterborough'a girdik. Çevre yolunda onları bir şekilde atlattık ve kalabalık bir yere park ettik.

"Çok sakin davranıyorsun. Sanki hep başkaları tarafından takip ediliyormuşsun gibi," dedim dayanamayarak. Onu da kendi işlerime bulaştırmıştım ama o bunu fark etmese de...

"Küçükken fazla film izlerdim. Onun etkisiyle böyle şeyler yaşamak bana hep ilginç gelmişti," diye açıkladı Elliot. "Ama sen de sakindin. Ne yapman gerektiğini iyi biliyorsun gibi."

"Son zamanlarda yaşadıklarımı sayarsak bu bir hiç gibi geliyor," diye geveledim ağzımda.

"Ne dedin?"

"Öyle, ben de macera yaşamayı hep sevmişimdir."

"Hiç sorma, ne demek ama..."

"Bence burada güvendeyiz ve yolumuz da kısa. Yani burada dinlenebiliriz. Ardından güvenli bir şekilde Cambridge'e geri döneriz," diye açıkladı Elliot.

Etrafa baktım. Şehir merkezine beş dakika kadar bir mesafedeydik. Diğer tarafımızda ise tren istasyonu vardı. O da beş-altı dakika yürüyerek ulaşılabilecek bir mesafedeydi. Acıkmaya da başlamıştım. Yani galiba burada gerçekten de biraz zaman geçirecektik.

"Olur. Bir şeyler yiyip öyle yola koyulabiliriz," dedim.

O da onaylayıp merkeze doğru yürüdü. Restoranlara bakmaya başladık. Bugün pazartesi, öğleden sonraydı. Genel olarak hafta içi kalabalık olmazdı ama yemek saatleriydi.

Bir restorana geçip oturduk. Genel olarak her çeşit mutfağa ait restoranlar vardı. Biz kebapçıya gelmiştik, gele gele...

"Nasıl, beğendin mi?"

"Güzel, yenilir."

"Yemekleri bitirip yola çıkalım istersen. Daha fazla geç olmadan varalım. Gece sürüş tehlikeli olur şimdi."

Hak verdim ona. Gece yolculuğunu zaten çok sevmiyorum...

"Yemekten beri ağzını açmıyorsun. Anlıyorum, bugünün biraz hızlı geçmiş olabilir ama bence yanlış anlaşılma olmuş olmasaydı araba bizi takip etmeye devam ederdi. Hem bak, yarım saat kalmış şuracıkta yani," dedi Elliot bana dönerek.

Oysaki sadece bu araba olayı değil, başka şeyler de canımı sıkıyordu ama yemekte bir durgunlaşma yaşamıştım...

Cebimdeki telefon çalmaya başladı. Kimin aradığını görmek için cebimden çıkarttım.

**Sophie arıyor**

"Alo," dedim durgunluğumun diğer tarafa da yansıdığına emindim

"I-I..." diye bir ses geldi diğer taraftan korkuyordu, sesi titriyordu

Ona bir şey mi olmuştu? "Sophie, iyi misin?"

"Eve gelmişler," dedi korku içinde

"Se-sen iyi misin peki?"

"Ne oldu? Bir sorun mu var?" dedi Elliot

Bir şeyler olduğunu anlamıştı "Eve hırsız girmiş," diye açıkladım, yalan değildi Sophie ile biz onlara hırsız diyorduk pardon, **hirhiz**

"İyi mi? Bir şeyi var mı? Yaralandı mı?" diye sordu Elliot

"Sophie? Orada mısın?"

"Çok korkuyorum, I. Ben sadece..." Ağlama sesi geldi diğer taraftan

"Kaç dakika var daha?" diye sordum Elliot'a, o da hızı artırdı

Buraları biliyordum ama yine de sanki daha çok varmış gibi hissediyordum

"Sophie, biz geldik. Şimdi kapatıyorum, tamam mı?" dedim oysaki kapatmak istemiyordum ama yanında yüz yüze olmak da istiyordum

Evin ön tarafına gelince hemen hızla kemerimi çıkarıp arabadan indim. Vakit kaybetmek istemiyordum, Sophie'yi öyle yalnız bırakamazdım

Binaya yöneldim, dışarıda değildi, büyük ihtimalle merdivenlerde olsa gerek

"Sophie!" diye seslendim

Apartmanın içinden, merdivenlerin yukarısından ağlama sesleri geliyordu. Bizim kata doğru çıktım

"I... I..."

"Buradayım, buradayım," dedim ona sarılarak

Uzun bir süre öyle kaldık... Ne o anlattı ne ben sordum. Şoku atlatamamıştı ve atlatmadan sormak istemiyordum zaten çok kötü durumdaydı

"İyi misiniz?" dedi Elliot ikimize hitaben

"Evet, galiba" dedi Sophie, uzun bir aradan sonra konuşmuştu "Ama burada kalamayız, I" dedi bana bakarak

Evin her eşyası yerdeydi kırılabilenler kırılmış, bazıları ise çatlamıştı

"Haklı. Burada kalmanız doğru olmaz. İsterseniz bu gece bende kalın. Sonra sakinleşince ne yapabileceğinize bir bakarsınız" dedi Elliot.

Sophie'ye baktım o da bana baktı.İkimiz de kabul ettik ve Elliot'un aracına bindik.