6. bölüm · KUZGUNUN KARANLIĞI

6. BÖLÜM: Kan ve Kanat

Doğan Karaorhanlı

6. BÖLÜM: Kan ve Kanat
Eren’in kafesinde yaralarını sarıp zihnini toplayan Doğan için artık tek bir hedef vardı:
Baran Haznedar’ın defterini tamamen kapatmak. Baran, kurduğu pusunun başarısız olduğunu anladığı an İstanbul Boğazı’na bakan, adeta bir kaleyi andıran lüks malikanesine kapanmış, etrafına onlarca silahlı koruma dikmişti.
Korku, insanı tedbirsiz yapardı. Baran da korkuyordu.Gecenin en karanlık saatinde, malikanenin dış bahçesinde ölümcül bir sessizlik hakim oldu. Doğan, 1.73'lük fit ve kaslı vücudunun verdiği muazzam çeviklikle bahçe duvarlarından bir gölge gibi sızdı. Üzerindeki siyah deri ceketi ve elindeki susturuculu silahıyla tam bir gece avcısıydı. Dışarıdaki korumalar, ne olduğunu bile anlamadan, Doğan’ın askeri disiplinle hesaplanmış taktiksel hamleleriyle teker teker, sessizce etkisiz hale getirildi.
Doğan, malikanenin devasa mermer kapısını aralayıp içeri sızdığında, Baran çalışma odasında viskisini yudumluyor, tir tir titriyordu.
Kapının yavaşça açılmasıyla arkasını dönen Baran, karşısında o zifiri siyah, dipsiz gözleriyle kendisine bakan Doğan’ı görünce elindeki kadeh mermer zemine düşerek tuzla buz oldu.
— "Doğan... Masa’nın haberi olmadan bunu yapamazsın! Haşmet Bey seni yaşatmaz!" diye kekeledi Baran, arkasındaki masada duran silahına uzanmaya çalışarak.Doğan, tek bir kelime bile etmeden silahını doğrulttu. Gözlerinde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. Soğukkanlılıkla tetiği çekti.
Baran, Masa’nın kuralını çiğnemenin ve Kuzgun’a pusu kurmanın bedelini hayatıyla ödedi.Ancak Doğan’ın intikamı sadece bir ölümden ibaret değildi; arkasında yeraltına mutlak bir dehşet, emniyete ise zekice bir mesaj bırakmalıydı.
Baran’ın cansız bedenini malikanenin bahçesindeki dev mermer heykele zincirlerle bağladı. Göğsüne, Masa’dan gizli yürüttüğü uyuşturucu ağının kanıtlarını sapladı.
Heykelin hemen dibine ise emniyetteki rüşvetçi polislerin listesini içeren siyah bir zarf bıraktı. Bu, yeraltında kulaktan kulağa yayılacak kanlı bir efsanenin, "Kuzgun" efsanesinin doğumuydu.
Yarım saat sonra, silah seslerinin ve ihbarın ardından Başkomiser Göktürk Karaca ve ekipleri malikaneye daldı. Bahçedeki o ibretlik manzarayı gören polislerin nutku tutuldu.
Göktürk, heykelin dibindeki zarfı alıp içindeki listeyi okuduğunda gözleri öfkeden delirdi. Kuzgun, polisi kendi içindeki hainlerle meşgul olmaya zorlamış, zekasıyla yine bir adım öne geçmişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Doğan, üzerindeki o kan kokan atmosferin ağırlığını atmak ve tek sığınağına dönmek için yeniden Balat’ın ara sokaklarına, Eren’in kafesine doğru arabasını sürdü.
Kafenin yakınındaki kırmızı ışıkta durduğunda, sağ şeridine yanaşan taksiye gayriihtiyari başını çevirdi.
O an zaman durdu.Taksinin arka koltuğunda, camdan süzülen yağmur damlalarını izleyen, yirmili yaşlarının ortalarında, ela gözlü, beyaz tenli ve siyah saçlı muazzam güzellikte bir kadın oturuyordu.
Psikolog Defne Korkmaz. İstanbul’a yeni taşınmıştı, yüzünde mağrur ve gizemli bir kararlılık vardı.Işık yeşile döndü, iki araba zıt yönlere doğru hareket etti.
Doğan, yanından süzülüp giden o kadının, yıllar önce bu kirli Masada yer alabilmek adına hayatını ellerinden aldığı adamın kızı olduğundan tamamen habersizdi. Daha da önemlisi, Defne'nin İstanbul'a gelir gelmez ilk uğrayacağı yerin, çocukluk arkadaşı Eren’in kafesi olacağından ve yollarının çok yakında orada kesişeceğinden habersizdi.
Kuzgun’un karanlığı, geçmişin en büyük günahıyla yüzleşmek üzereydi