2. bölüm · Kusursuz

Bölüm 2 : Maskeler

Beyaz Yeşim

Şehrin en lüks restoranlarından birinin özel odasında, kristal bardakların ve gümüş çatalların tıkırtısı dışında ölümcül bir sessizlik hakimdi. Aras ve Efsun, masanın bir ucunda yan yana oturuyorlardı. Aras masanın altından Efsun’un elini tutuyordu; ama bu sevgi dolu bir tutuş değil, "hata yapma" uyarısı veren sert bir pençeydi.

Masanın diğer ucunda Aras’ın babası Yavuz Bey ve Efsun’un annesi Münevver Hanım oturuyordu. İki aile de bu birlikteliği, bir aşk hikayesi olarak değil, bir şirket birleşmesi gibi görüyordu.

"Gelecek ayki yardım balosuna birlikte katılmanız çok önemli," dedi Yavuz Bey, şarabından bir yudum alırken. "Genç ve başarılı bir çift imajı, yeni projenin lansmanı için hayati değer taşıyor. Aras, o gece herhangi bir tatsızlık istemiyorum."

Aras, babasının "tatsızlık" derken geçmişteki hatalarını kastettiğini çok iyi biliyordu. Yüzüne o sahte, itaatkar gülümsemesini yerleştirdi.

"Merak etme baba. Efsun yanımdayken her şey kontrol altında."

Münevver Hanım araya girdi, sesi bir bıçak kadar keskindi: "Efsun’un not ortalaması da bu dönem çok iyi. Aras ile olan ilişkisi onu disipline etti sanki, öyle değil mi kızım?"

Efsun, boğazına düğümlenen o hıçkırığı yuttu. Annesi için o sadece bir "başarı sembolüydü". Eğer mükemmel olmazsa, annesinin gözündeki tek değeri de kaybolurdu.

"Evet anne," dedi Efsun, sesini titretmemeye çalışarak. "Aras bana her konuda destek oluyor."

Yemek boyunca bu "mükemmel aile" tiyatrosu devam etti. Aras, Efsun’un tabağına nazikçe yemek koydu; Efsun, Aras’ın ceketindeki hayali bir tozu temizledi. Ama masanın altında Aras’ın tırnakları avucuna batıyor, Efsun’un ise midesi stresten kramplarla kıvranıyordu.

Yemek bittiğinde ve aileler kendi limuzinlerine binip uzaklaştığında, ikisi de otoparkın serin havasında derin bir nefes aldı. Maskeler saniyeler içinde düştü.

"Gerçekten iğrençler," dedi Aras, kravatını sertçe gevşetip yakasını açarken. "Seni bir başarı makinesi, beni de bir imaj düzeltme aparatı olarak görüyorlar."

Efsun, topuklu ayakkabıların üzerinde durmaktan yorulmuş bir şekilde duvara yaslandı.

"Bunu şimdi mi fark ediyorsun? Biz sadece onların satranç tahtasındaki taşlarız Aras."

Aras, ilk defa Efsun’a alay etmeden, dikkatle baktı. Onun yorgun gözlerindeki o derin yalnızlığı ilk kez o an sezdi. Belki de ilk defa, onun da kendisi gibi bir kafeste hapis olduğunu anladı.

"Yürü," dedi Aras, sesi bu sefer daha sakindi. "Arabaya bin. Eve gitmiyoruz."

Efsun şaşkınlıkla başını kaldırdı. "Nereye gideceğiz o zaman? Annem eve dönmemi bekliyor."

"Bir geceliğine kimsenin bizi izlemediği bir yere. Sadece... sadece nefes alabileceğimiz bir yere."

Aras arabayı çalıştırdı. Bu sefer sahil yoluna değil, şehrin karmaşasından uzak, kimsenin onları "o popüler çift" olarak tanımayacağı eski bir semte sürdü. Bir çorbacının önünde durdular. Ne gümüş çatal vardı, ne de kristal bardak.

"Burada mı yiyeceğiz?" diye sordu Efsun, şık elbisesine bakarak.

"Burada kimse senin not ortalamanı ya da benim babamın holdingini umursamaz," dedi Aras.

"Burada sadece Aras ve Efsun olabilirsin. Tabii eğer o maskenin altında hala birileri varsa."