4. bölüm · Kurdun Gölgesi: Şeytanın Varisi

4. Bölüm "Dava"

Yusuf Turgut

4. BÖLÜM

“Dava”

Adrian sabah erkenden ofisine gelmişti. Gözleri hâlâ uykuluydu ama içindeki öfke yatışmış gibiydi. Yine de zihni dağınıktı; aklı hâlâ o gece olanlardaydı.

Asansörden çıkıp camlarla çevrili dev ofisine girdi. Masasına oturdu, bilgisayarını açtı.
Sekreteri Eliza, kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi.

“Eliza, bugün sabah randevularım var mı?”

“Yok efendim ama... Bir sorun var.”

Adrian başını kaldırdı. Eliza’nın yüzündeki gerilim hemen dikkatini çekti.

“Ne oldu?”

Eliza dosyayı masaya bıraktı.

“Dün, insan kaynakları departmanından biri, ‘Adela Juden’ isimli bir çalışanı işten çıkarmış. Sebep gösterilmemiş. Kendisi sizi bizzat aramış ama ulaşamamış.”

Adrian kaşlarını çattı.

“Ben neden haberdar edilmedim? Hangi birim bu kararı aldı?”

“İK Müdürü Brian ile görüştüm. 'Üst düzeyden gelen bir talimat' olduğunu söylemiş.”

Adrian ayağa kalktı.

“Üst düzey? Benim bile haberim yoksa kimmiş o üst düzey?”

Eliza omuz silkti.

“Bilmiyorum ama... Hanımefendi bugün sizi arayıp tehdit gibi bir şeyler söylemiş. Sonra şirket avukatını aramış. Dava açacağını söylemiş.”

Adrian yüzünü buruşturdu.

“Yani... hiç tanımadığım biri, şirketime dava açıyor, çünkü bizim içimizdeki biri kafasına göre insan kovuyor. Güzel.”

Camdan dışarı baktı, Manhattan trafiğine.

İçinden geçirdi: "Daha dün bir ormanda bir ton adamı öldürmekten beter ettim. Şimdi de şirket içi kaosla uğraşacağım. Ne güzel."

(SAHNE DEĞİŞİR)

Adela Jude 32 yaşında, bekar bir anneydi. Şirketin teknik çizim ekibinde çalışıyordu.

Alanında uzman, disiplinli bir kadındı ama sessiz olduğu için pek dikkat çekmiyordu.

İşten çıkarıldığında şaşırmıştı. İhbar verilmeden, gerekçe gösterilmeden…

“Adrian Black…” dedi kendi kendine, “Senin haberin olmasa da şirket senin adını taşıyor. Bedelini sen ödeyeceksin.”

Dosyalarını toparladı. Evde küçük kızına bakması gerekiyordu ama şimdi tek düşündüğü, dava dilekçesini mahkemeye teslim etmekti.

Kafasında kararlıydı:

“Ben susarsam bir başkası da kovulur. Ama ben savaşacağım.”

(SAHNE DEĞİŞİR)

Adrian, Brian’ı çağırmıştı. Brian kapıyı tıklatarak içeri girdi.

Adrian hemen ayağa kalktı ve bir hışımla Brian'a yaklaştı.

"Bu kovulma olayı hakkında tek bir doğru cümle kuramazsan, seni bizzat sekiz kat aşağı fırlatırım." dedi sessiz ama tehditkâr bir ses tonuyla.

Brian titriyordu.

"Efendim, ben sadece üstten gelen yazılı emirleri uyguladım."

"Kim gönderdi o emri?"

"Adınızı taşıyan ama sizin mail adresiniz olmayan bir kullanıcıdan geldi."

Adrian bir anda irkildi.

"Yani... birisi benmişim gibi emir gönderiyor?"

Brian başını eğdi.

"Sanırım sistemde biri sizin kimliğinizi taklit ediyor..."

(SAHNE DEĞİŞİR)

Aradan 2 saat geçmişti. Adrian Masasının başında oturmuş, bilgisayar ekranına gözlerini dikmişti.

Kendisine dava açan Adela’ya ulaşmak istemiş ama Adela konuşmayı reddetmişti. Adrian bu sebeple Adela’nın avukatını araştırmıştı.

Ekranda bir isim:

Selena Velmont – İş Hukuku Uzmanı – 27 yaşında

Adrian, avukatın özgeçmişini tararken kaşlarını çattı. Harvard çıkışlı, Avrupa’da bir süre staj yapmış. Davalarında “etik ama acımasız” olarak tanımlanmış.

Bir video kaydını açtı. Genç bir kadın, bir konferansta konuşuyordu.

“Şirketler kanunları çiğnediğinde, genelde insanlar değil, sistem suçlanır. Ama sistemin arkasında hep birileri vardır. Benim işim, o birilerini bulmak.”

Adrian arkasına yaslandı. Gülümsedi.

“Kendini fazla ciddiye alıyor… ama etkileyici.”

Telefonuna uzandı.

“Eliza, yarın sabah için şu Selena Velmont adındaki avukata bir görüşme daveti gönder. Resmi bir davet. Ama... davetin tonunu yumuşat. Merak ettiğim bir kadın bu.”

(SAHNE DEĞİŞİR)

Gecenin sisli örtüsü, uzakta Manhattan siluetinin gümüş bir parıltıya bürünmesiyle ağırlaşmıştı. İçerisi loş, puslu bir atmosferle doluydu; yalnızca birkaç ekranın solgun ışığı, odaya hayat veriyordu. Ekranlar yan yana sıralanmıştı; kimisinde Adrian’ın güvenlik kamerası kayıtları, kimindeyse şirket içi e-postalardan seçilmiş içerikler bir kısmı çok daha gizli sistemlere ait sinyaller taşıyordu.

Odanın merkezinde, sırtı dönük şekilde duran bir adam duruyordu: Michael. Elinde, kabarık köpüklü kırmızı şarap dolu bir bardak; sakince bardağı çeviriyordu. Sol elindeki küçük uzaktan kumandayla ekranlardan birini büyütti:

Adrian ve sekreteri Eliza’nın sabah saatlerinde yapılan konuşmasının görüntüsü belirdi.

Kamera kaydından Eliza:

“Adela Juden isimli bir çalışan dava açıyor efendim… İşten çıkarılmış. Emri sizin adınıza göndermiş.”

Michael’ın dudaklarında sinsi bir gülümseme belirdi. Bir yudum şarap aldı; gülüşü hafif bir zehir taşıyordu.

Michael fısıltıyla, kendi kendine:

“Ve işte… ilk taş düştü.”

Ekran değişti. Bu kez İK Müdürü Brian’ın Adrian’la yüzleştiği an belirdi.

Kamera kaydında Adrian öfkeliydi:

“Birisi, sanki benmişim gibi emirler yolluyor?”

Michael başını önemsiz bir onay gibi eğdi. Hafifçe güldü; bu kahkaha sadece neşe değil, damarlarında dolaşan bir kibir taşıyordu.

Michael kötü bir ses tonuyla:

“Artık sadece kaslarla değil… akılla da savaşacaksın, Adrian. Ama bak… senin gibi ‘kaslara güvenenler’ satır aralarını okuyamaz.”

Bir başka ekran belirdi; Adela Juden’in uzaktan çekilmiş bir görüntüsü. Mahkeme binasına doğru yürüyordu, elinde koca bir dosya, arkasında ise küçük bir kız çocuğu. Michael bir an dondu… gözleri, o kıza takıldı.

Michael fısıldayarak konuştu:

“Küçük kurbanlar… büyük yangınların habercisidir.”

Sonra sessizce bir düğmeye bastı. Odanın köşesinde bulunan eski tip projektör çalıştı; yumuşak bir ışıltı yayıldı ve holografik bir harita yükseldi. Haritanın üzerinde Adrian’ın şirketi, bağlı departmanlar ve çalışan profilleri… Aralarından bazı isimler kırmızıyla parlatılmıştı. Adela’nın adı da kırmızıydı.

Michael adımlarını öne aldı, haritaya yaklaştı. Adela’nın isminin üstüne, parmağını koydu.

Michael sinsi bir ses tonuyla:

“Sen… güzel bir başlangıç yaptın, Adela. Farkında bile olmadan sahnede bir savaşı başlattın. Ve sen Adrian…”

Derin bir nefes aldı

“Zavallı… Zavallı bir zihin. Şimdi mahkeme koridorlarında yürüyor; ama hangi karanlığı sırtına alacağını bilemeyecek.”

Ve tam o andamtüm ışıklar söndü, ekranlar karardı.

Michael, karanlıktan dolayı görünmüyordu ama sesi duyuluyordu.

Michael’ın sesi (karanlığın içinde yankılanarak):

“Bu… sadece başlangıç. Sırada… sistemin kalbi var.”

Michael, bir şekilde Adrian’ın şirketinin kamera kayıtlarına ulaşabiliyor ve Adrian adına şirket içi mail gönderebiliyordu.

Bu sayede Adrian’ı çaresiz bırakmak için en yolun adli yollarla karalama kampanyası yapmak olduğuna karar vermişti.

(SAHNE DEĞİŞİR)

Adrian ofisinde bekliyordu. Gömleğinin yakalarını ve düğmelerini düzeltmiş, masasında kahvesi buharlaşıyordu. Kapı çaldı. Eliza başını uzattı.

“Eliza, Selena geldi mi?”

“Hayır efendim. Ama bir mesaj bıraktı.”

Adrian kaşlarını kaldırdı. Eliza zarif bir zarf uzattı. Adrian zarfı aldı, açtı. İçinden sade ama özgüven dolu bir not çıktı:

"Sayın Bay Black, Müvekkilim size doğrudan dava açtığı için, hukuki teamüller gereği sizin ofisinize değil, sizin bana gelmeniz uygun olacaktır.

Yer: Velmont Hukuk Bürosu, Brooklyn

Saat: 15:00

Saygılarımla,

Selena Velmont - Avukat"

Adrian zarfı masaya bıraktı. Gülümsedi ve alaycı bir tavırla konuştu.

“Yani… beni ayağına çağırıyor ha?”

Camdan dışarı baktı, dudaklarını büzdü.

“Harika. İki gündür uğraştığım şeyler yetmezmiş gibi şimdi Brooklyn’de bir hukukçunun kural savaşına gidiyorum. Ne güzel.”

4. BÖLÜM SONU

HİKAYE – SENARYO: YUSUF TURGUT