3. bölüm · Kurdun Gölgesi: Şeytanın Varisi

3. Bölüm "Babam"

Yusuf Turgut

3. BÖLÜM

“Babam”

Adrian dikiz aynasından kendine bakmış, yakasını ve saçını düzeltmişti.

“Takım elbise işi bitti, şimdi intikam vakti.” diye mırıldandandı kendi kendine.

Arabasına binmek için kapıyı açtı ama önünün ve arkasının arabalarla çevrili olduğunu hatırladı.

Öndeki iki arabaya döndü ve yavaşça birinin yanına gitti.

Hafif gerildi ve arabanın ön tarafına doğru ayağının altıyla sert bir tekme attı.

Arabanın önü parçalandı ve tır çarpmış gibi yolun kenarına savruldu.

Alaycı bir şekilde “Araçlarımızı lütfen düzgün park edelim.” dedi kendi kendine.

Arabasına bindi ve yavaşça kontağı çevirdi. Arabayı çalıştırdı ve oradan ayrıldı.

Ormanlık yoldan çıktı ve normal caddeye geldi. Sonra eline telefonu aldı ve annesi Sarah’ı aradı.

Çalıyor…

Sarah telefonu açtı.

“Oğlum yine geciktin.”

Adrian hiçbir şey olmamış gibi sakince cevap verdi.

“Anne biliyorsun patron benim. Kendi işimin başında durmalıyım.”

Sarah hafif sitem ederek cevap verdi.

“En sevdiğin yemekleri yapmıştım, soğudular.”

Adrian tebessüm ederek cevap verdi.

“Sen yeseydin keşke anne.”

Sarah “Eve gel de beraber yiyelim oğlum.” dedi kararlı bir ses tonuyla.

Adrian da “Tamam anne, yoldayım ben de. Naomi’ye söyle, yemekleri ısıtsın bari.”

“Tamam oğlum, hadi bekliyorum. Saat 22:30 oldu.”

“Tamam anne, görüşürüz. Gelirken almamı istediğin bir şey var mı?”

Sarah biraz düşündü ve sonra “Hayır yok.” dedi.

Adrian “Tamamdır.” diyerek telefonu kapattı ve yoluna devam etti.

(SAHNE DEĞİŞİR)

MİCHAEL’IN EVİ

Michael, ofisindeydi ve birkaç dosya üzerinde çalışıyordu. Bu sırada kafasında kurduğu planları sesli bir şekilde söylüyordu.

“Black İnşaat’ın %60 hissesini aldıktan sonra bu projeyi Londra’da hayata geçiririz. Aptal Adrian. Gencecik delikanlısın. Sana ilk başta geldiğimde güzelce kabul etseydin ikimiz de kazanırdık. Boşu boşuna zamanımı harcıyorsun.”

İçinden geçenleri sesli bir şekilde söylerken odanın kapısı sert bir şekilde tıklatıldı.

Michael bir an irkildi ve sonra “Gel!” diye bağırdı.

Adam içeri girdi ama biraz tedirgindi.

Michael şaşkın bir şekilde adamı dinlemeye hazırlandı.

Adam tedirgin bir şekilde konuşmaya başladı.

“Efendim, Adrian’ın aracı caddede görülmüş ama adamlarımızdan olumlu ya da olumsuz bir dönüş gelmedi.”

Michael şaşırdı ve öfkeli bir şekilde “Ne demek haber gelmedi!? Adrian caddedeyse imza ya atılmıştır ya da atılmamıştır. Nasıl haber vermezler!?” diye bağırdı.

Michael cebinden telefonu çıkardı ve “Tom” olarak kayıtlı birini aradı.

Telefon çalıyordu…

ADRİAN’IN DÖVÜŞTÜĞÜ ORMAN

Adrian’ın kafasına silah dayadıktan sonra arabaya fırlatılan kar maskeli adamın adı Tom’du.

Arabaya çok sert bir şekilde fırlatılmıştı ve bu sebeple kemikleri kırılmış ve baygın bir şekilde yerde yatıyordu.

Telefon uzun süre çalmıştı ve Tom gözlerini yavaşça ve zorla açabilmişti.

Kolunu oynatacak hali bile yoktu. Güçbela cebinden telefonunu çıkarabildi.

Telefonu açtı ve açar açmaz Michael’in öfke dolu bağırışlarıyla karşılaştı.

Michael:

“Adrian ile işiniz bitiyor ve haber vermeye gerek bile duymuyorsunuz. Kimsiniz lan siz!?”

Tom çok yıpranmıştı. Son hatırladığı şey, Adrian’ın kırmızı gözleri ve boğazından tutup kaldırarak arabaya fırlatışıydı.

Bundan sonrasını hatırlamıyordu.

Michael’in telefondan bağırışlarını duydu ama konuşmaya bile mecali yoktu.

“Efendim… çok garip şeyler oldu.”

Michael hâlâ öfkeliydi ve “Ne olduğu umrumda değil! İmzayı attı mı? Bana sadece bunu söyle!” diyerek bağırdı.

Tom:

“Efendim şey…”

Cümlesini bitiremeden karşısında yavaş adımlarla birinin yürüdüğünü gördü. O an dona kaldı. Çünkü gelen kişinin de gözleri kırmızıydı.

Tom hiçbir şey söyleyemedi. Dili tutuldu ve gözleri fal taşı gibi açıldı.

Gelen adam hafif uzun boylu, siyah takım elbise giyen, siyah saçlı ve kırmızı gözlü biriydi.

Yavaşça Tom’a yaklaştı. Tom yerdeydi ve adam ona tepeden bakıyordu.

Michael ise telefondan doğru bağırıyordu.

“Cevap versene geri zekalı!”

Adam gülümseyerek telefonu elinden aldı. İşaret ve baş parmağı ile telefonu ezerek parçaladı.

Ardından adama döndü ve şunları söyledi.

“Adrian’ın başına silah dayadıktan sonra annesi ile tehdit eden sensin demek.”

Adam korkuyla ağlamaya başladı. Şu an çok zor bir durumdaydı ve kaçması imkansızdı.

“Yemin ederim çok pişmanım. Zaten Bay Black bize gereken cezayı verdi! Ne olur canımızı bağışlayın!”

Bunları söylerken hem ağlıyor hem de yalvarıyordu.

Adam sırıtarak “Adrian size biraz vicdanlı davranmış. Gereken cezayı vermemiş.” dedi.

Adamın kafasını ayağını altına aldı ve yavaşça ezmeye başladı.

Bunu yaparken hiç zorlanmıyordu. Çok hafif bastırdı ve sonra…

Adamın kafası ezildi… paramparça oldu. Beyni tüm parçalarıyla dışarı fışkırdı. Her yer kan gölüne dönmüştü.

Adam sırıtarak akan kana baktı. 32 dişi de gözüküyordu.

(SAHNE DEĞİŞİR)

Adrian malikanesine gelmiş, arabasını garaja park etmiş ve kapıyı çalmıştı.

Kapıyı, teyzesinin kızı Naomi açmıştı.

Naomi 23 yaşında, kısa ve düz sarı saçları olan tatlı bir kızdı.

Adrian’ı görünce tebessüm etti “Hoş geldin Adrian.” dedi.

Adrian da gülümseyerek “Teşekkür ederim.” dedi ve içeri girdi.

Gelmeden önce takım elbisesini değiştirmişti. Çünkü kurşunlar yüzünden delik deşik olmuştu ve o halde eve gelseydi açıklaması zor bir durumun içinde bulacaktı kendini.

Adrian içeri girdiğinde yemekler tekrar ısıtılmıştı. Gayet şık bir sofra kurulmuştu.

Sarah:

“Hoş geldin oğlum, ellerini yıka ve sofraya gel.”

Adrian “Tamam anne.” diyerek yukarı çıktı.

Lavaboya girdi, ellerini yıkadı ve aşağı inmeden önce yatak odasına girdi.

Yavaşça yatağına doğru yaklaştı. Yatağının yanında büyük bir kasa vardı.

Kasanın şifresini girdi ve açtı.

İçinde tomarca para vardı ama kasayı açma amacı bu değildi.

Duvara sabit olan kasanın içinde bir şifre daha vardı.

Bu kilit, ikinci bir kasaya açılıyordu.

İkinci kasa, bizzat duvarın içine kurulmuştu ve o kasaya ulaşmak için önce ilk kasayı açmak gerekiyordu.

İkinci şifreyi de girdi ve ikinci kasayı açtı. İçinden bilek ile dirseğe kadar olan uzunlukta özel yapılma çelik bir kutu çıkardı.

Kutuyu açtı. İçinde büyük ve hafif yanık bir kanat tüyü vardı.

Tüyü eline aldı ve gözlerini kırmızılaştırdı.

Tüy 2 saniyeliğine sarı ışıkla kaplandı ve sonra ışık kayboldu.

Adrian düşünceli bir şekilde kendi kendine mırıldandı:

“Baba, sen kimsin ve bu büyük kanat tüyü ne anlama geliyor?”

3. BÖLÜM SONU

HİKAYE – SENARYO: YUSUF TURGUT