7. bölüm · Kuranı-Kerim'in gül kokan sayfaları yarı texting

0.5

Hiranurun_kalemi .

Yazarın anlatımıyla

Ahsen ailesiyle abisinin atanması nedeniyle yeni bir mahalleye taşınmıştı. Yeni mahalle yeni bir hayat, yeni başlangıçlar ve yeni insanlar demekti. Ve belki geçmişteki duyguların tekrar filizlenmesi demekti.

Onların taşındığı mahallede abisinin eski çoçukluk arkadaşı Ömer'de yaşıyordu. Ömer ve Ensar çok yakın arkadaşlardı. Ensar'ın kardeşi Ahsense Ömer'e aşıktı. Ona hep Ömer abi derdi küçükken ama içten içe bir şeyler hissederdi ona karşı. Dili hep Ömer abi desede kalbinin içindekilerini dışa vuramazdı.

Abisinden öğrendiğine göre çoçukluk arkadaşı Ömer'le aynı emniyette işe başlamıştı. Bu haberi duyduğunda kalbinde beliren kıpırtıyı inkâr edemezdi.Ahsen. Sevinmişti... hemde beklediğinden daha fazla.

Bugün pazardı yani Ensarın emniyette 3 günüydü. Saat akşam 18:00 sularıydı ve Ahsen emniyette abisini ziyarete gidiyordu. Daha doğrusu Ömer'i görmek için abisine revani yapmıştı uyanık şey. Abisinin kalbime giden yol revaniydi ve Ahsen bunu bildiği için revaniyi bahane edip Ömer'i görecekti. Abisinin kalbine giden yolu çok iyi biliyordu ama Ömer'in kalbi. Acaba onun kalbine giden yol nereden geçiyordu. Kafasında zibilyon tane soru vardı. Acaba nasıl biri olmuştu Ömer? Değişmiş miydi? Evli miydi? Her şeye emin olmasada bir şeyden çok emindi Ahsen, iyi kalpli olmasına. Ömer hep iyi kalpliydi küçükken ve sevdiklerini hep koruyup kollardı.

Ahsen yürüyerek gitmişti emniyette. Yeni evlerine yaklaşık 15 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Elinde bir kutu revaniyle emniyette girdi tebessüm ederek. Çok heyecanlıydı Ahsen ama bunu belli etmemeye çalışıyordu. Heyecanını bir tebessümün arkasına gizlemeye çalışıyordu.

Ahsen danışmadan geçip koridora adım attığında burnuna keskin bir tost ve çay kokusu geldi. Her emniyette bu durum aynıydı. Polislerin bir numaralı sevdasıydı çayla tost. Ahsen kokuyu içine çektikten sonra koridorda yürümeye devam etti. Ve merdivenlerden ikinci kata çıktı.

Abisi odasının ikinci katta olduğunu daha önceden ahsene söylemişti. Ve Ahsen tek tek basamakları çıkmaya başladı. İkinci kata kadar geldiğinde bu sefer abisinin odasına aramaya başladı. Koridorun sonunda doğru ilerlediğinde çok şükür gelmişti. Odanın kapısında 'komiser Ensar Ali Güvenç ' yazıyordu gururla bakmıştı yazıya Ahsen. Gözlerini yazıdan çekip kapıyı yavaşça tıklattı Ahsen. İçeriden gelen "gir." Sesiyle hiç beklemeden odaya girdi.

İçeriye girdiğinde elindeki kutuyla "Abi sırf sen seviyorsun diye o kadar zahmete girdim. Hiç üşenmedim etmedim sana revani yaptım." Dedi Ahsen tebessüm ederek. Ensar kardeşini görünce oturduğu koltuktan kalktı ve ahsene sarıldı. "hoş geldin abisinin güzeli." Dedi Ensar'da tebessüm ederek. Ve birebirlerinden ayrıldılar.

Sonra Ensar'ın gözleri hemen kardeşinin elindeki revani dolu kutuya kaydı. "Baya zahmete girmişsin çiçeğim. Ellerine sağlık şimdiden." Dedi ve sabırsız bir çocuk gibi hemen kardeşinin elindeki kutuyu aldı ve sandalyesine geri oturdu. Kutunun kapağını açtı ve çatalla ağızına bir lokma aldı. Ahsense o sırada abisinin önündeki koltuklardan birisine oturmuştu.

Ve birden kapı tıklandı. Ensar ağızı dolu bir şekilde "gir." Diye cevap verdi. Ahsenin arkası kapıya doğru dönüktü. İçeriye giren ise Ömer'di. Ahsen kimin geldiğine bakmak için arkasını döndüğünde şaşırmış gözlerle bakmıştı Ömer'e.
Ömer içeriye girdiğinde "rahatsız etmedim inşallah." Dedi.

"Yok ne rahatsızlığı Ömer gel." Dedi Ensar. Ve Ömer Ahsen'i gördüğünde o'da şaşırmıştı. "Ahsen." Demişti şaşkın şaşkın. "Ömer abi." Demişti Ahsen saygıdan. Dili Ömer abi diyordu ama kalbi hislerini durduramıyordu.

"Ne kadar büyümüşsün sen öyle." Dedi tebessüm ederek Ömer. Ahsende Ömer'in bu sözüne tebessüm etti.

Ensar'da hemen araya girdi."şaşırmanız bitiyse eğer, Ömer sen bence başka bir şey demek için gelmiştin değil mi?" Dedi bir kaşını havaya kaldırarak. "Evet kardeşim'de sen nerden anladın." Dedi Ömer

"Yüzünden belli." Dedi Ensar. Revanisinden bir lokma daha ağızına atarken. Sonra Ömer ise hiç evirip çevirmeden hemen konuya dalış yaptı. "İhbar var komiserim." Dedi.

Ensar Ahsene baktı. Ahsen abisinin bir bakışından ona ne demek istediğini anlamıştı. "Ben kalkayım artık." dedi Ahsen. "Görüşürüz abilerim."

Ensar ve Ömer'de aynı anda "görüşürüz." Dediler. Ahsen odadan çıktıktan sonra Ömer konuşmasına devam etti "bizim haftalardır aradığımız bir piskopat vardı adı Selim Palacı. Bu adam hapisteydi sonra serbest bırakıldı ve sadece 2 saat sonra gitti birisini bucakladı. Şimdi ise emekli hakim olan pınar Aydoğan'ın kızını kaçırmış."

Ensar Ali pur dikkat dinledikten sonra Ömer'e bakarak "yani kızı ve piskopatı bulmak bize düşer." Dedi.

"Aynen öyle," diye onayladı Ömer.
İkisi de oturdukları yerden kalktı. Ensar, masanın üzerine bıraktığı silahını aldı ve odadan çıkıp göreve gittiler.

--------------

Olay yerine vardıklarında iki araba birbirine çarpmıştı ama arabaların içinde kimse yoktu. Ensar arabalardan birine yaklaştığında, arabanın ön tarafının parçalandığını, arka tarafının ise sapasağlam durduğunu gördü. Arabanın arka kapısını açtığında arka koltukta siyah bir kadın çantası ve bir Kur'an-ı Kerim vardı.

Ensar cebinden eldiven çıkardı ve çantayı alıp bir delil poşetin'in içine koydu. Abdestli olduğu için Kur'an-ı Kerim'i büyük bir hassasiyetle alıp kendi arabasına koydu. Ömer ise diğer arabayı incelemekle meşguldü.

"Bir şey buldun mu Ömer?" dedi Ensar, elindeki poşetin ağzını kapatırken.
"Burada bir şey yok. Sende durumlar nasıl?" dedi Ömer sorgulayıcı bir ses tonuyla.

"Ben siyah bir çanta ve Kur'an-ı Kerim buldum," dedi Ensar. Ömer ise arabanın torpido gözünü açtığında bir şarjör buldu. Şarjör doluydu. Bir de silah ve silah ruhsatı vardı. Ömer ruhsata baktığında üzerinde 'Selim Palacı' yazdığını gördü. "Selim pisliği buradaymış," dedi sonra.

Ensar etrafa göz gezdirdi. Burası biraz ıssız bir yoldu. Arabalar geçiyordu ama çok nadir. Ensar bulunduğu yerden Ömer'e doğru yürümeye başladı. Arabalar dip dibe olduğu için birbirlerini duymaları zor değildi. Ensar, Ömer'in elinden ruhsatı aldı ve incelemeye başladı. Ruhsat ince bir klasörün içindeydi. Ensar dosyanın kapağını açtığında ruhsatın üzerinde bir Post-it yapıştırılmıştı. Post-it'in üzerinde "sayfayı çevirin." yazıyordu.

Ensar Ali notun üzerindeki yazanı yapıp sayfayı çevirdi. Ama çevirirkende "neden hep bana böyle manyaklar denk geliyor diye söylenmeyide ihmal etmedi. Sayfayı çevirdiğinde dosyanın içinden başka bir kâğıt parçası düştü. Ömer hemen yere eğilip düşen kağıdı aldı ve okumaya başladı."Eğer beni bulmak istiyorsanız geçmişe bakın. Ama dikkat edin, saat tik tak, tik tak diye geçiyor. Ve 00:00'da sizi bekliyorum." Diye bir not yazıyordu.

"Bu neydi şimdi? Bilmece çözme oyunu mu oynuyoruz yoksa Pinar hakimenin kızıni kurtarmaya mı gidiyoruz, belli değil," dedi Ömer sinirlenerek. Ensar, Ömer'in bu tepkisine farklı bir cevap verdi "Demek ki Selim pisliği bizimle oyun oynamak istiyor. Madem bu kadar zahmete girmiş, biz de oynayacağız bu oyunu. Ama bizim kurallarımızla." Dedi Ensar sesinde hiç bir ifade barındırmayarak.

Sonra Ensar, Ömer'in elindeki silahı ve şarjörü alıp bir delil poşetinin içine koydu. İşte asıl oyun şimdi başlıyordu, kurallarını Ensar ve Ömer belirleyecekti. Ama Selim pisliği kurallari o belirliyor sanacakti. Bu ikili birlikte arabaya bindiler ve mahalleye en yakın olan, eskiden pınarın hakimlik yaptığı adliyeye doğru yola koyuldular. Çok zamanları yoktu. ilk önce geçmişe bakacaklardi yeni Pinar hakimin dosyalarına.

Ensar ve Ömer adliyeye geldiklerinde hemen arşiv odasına gittiler. Orada ise Pınar hakimin dosyalarına bakacaklardı. Selim Palacının eskiden işlediği bir cinayete bakacaklardı.

Ömer arşive girdiklerinde hemen bir soru sordu. Sormasa olmazdı tabiki "biz neden buraya geldik şimdi? Kafande ne var?" Diye sordu. Ensar ise Ömer'in bu harikulade sorusuna şu şekilde cevap verdi. "İnsan yolculuğunun ilk durağına iner her zaman." Demişti Faruk amirim bana. Dedi bir yandan arşivdeki bilgisayarlardan birinde dosyayı ararken.

"Yani?" dedi Ömer sorgulayıcı gözlerle Ensar'a bakarark. Ensar'ın cevabı ise kısa ve netti. "Yani ilk cinayetini işlediği yere saklandı," dedi. Bilgisayarda Ensar dosyanın tarihini girip dosyanın hangi sırada olduğunu öğrenmişti. Ensar oturduğu yerden kalktı ve Ömer'le birlikte dosyanın olduğu rafa doğru yürümeye başladılar. Dosya 33 raftaydı. Oraya vardıklarında Ömer dosyayı raftan alıp kapağını açtı ve dosyayı okumaya başladı. Dosyanın üzerinde Selim Palacı yazıyordu. Bir kaç sayfa okuduktan sonra istediği bilgiye ulaşmışlardı. Selim Palacı ilk cinayetini ormanda eski bir kulübede işlemişti. "Buldun mu?" Diye sordu sonra Ensar. Ömer başını onaylarcasına salladı. Ve dosyanın içinde bulunan adresi gösterti. Ensar lokasyonu telefonuna girdi. Ve arşivden çıktılar. Asıl görev şimdi başlıyordu. Bakalım bizimkileri nasıl bir manzara karşılayacaktı. Görmeden bunu bilemezlerdi. Ensar arabanın sürücü koltuğuna oturdu. Ömer ise yan koltuğa oturdu ve ormana doğru yola koyuldular.

--------------

Ensar ve Ömer ormana geldiklerinde saat Tam olarak 22:30 gösteriyordu. Ensar arabanın kapısının kapatı ve Ömer'e baktı. "Başlıyoruz, hazır mısın kardeşim?" Dedi. "Bu da soru mu? Her zaman hazırım kardeşim." Dedi Ömer tebessüm ederek. Ensar'da tebessüm etti ve ormanda kulübeyi aramaya başladılar.

Hava karanlıktı. Güneş çoktan batmıştı. Ve kızı bulmak için tam olarak 1:30 saatleri vardı. Zamanları kısıtlıydı. Eğer kızı bulamazlarsa başına ne geleceğinide bilmiyorlardı. Çünkü karşılarındaki kişi tek kelimeyle tam olarak bir piskopattı. Ensar ve Ömer ormanın ortasında ellerinde fenerlerle eski kulübeyi aramakla meşgullerdi. Umarım kızı bulabilirlerdi. Aksi taktirde her şey için çok geç olabilirdi. Derken birden ormanın ortasında bir el silah sesi duyuldu. Ensar ve Ömer oldukları yerde kalakaldılar ve birbirlerine baktılar. Ensar'ın ağızından tek bir kelime çıkmıştı. "Koş!" Dedi. Silah sesinin geldiği tarafa doğru ikiside koşmaya başladılar. Uzun bir koşma maratonunun ardından eski kulübeye sonunda vardılar. Kulübenin kapısı açıktı.
Ensar Ömer'e elinle giriyoruz işareti yaptı ve sesiz adımlarla kulübeye giriş yaptılar.

Kulübe iki katlıydı ve eve ilk girdiklerinde onları bir oturma odası karşıladı. Burada kimse yoktu Ensar yukarı kata Ömer ise aşağı kata bakacaktı. Ömer kapılardan birini açtığında karşısında selimi gördü. Adam sanki gelen polis değilmiş gibi otuz iki dişiyle sırıtıp rahatça koltuğunda oturuyordu. "Bende sizi bekliyordum." Dedi sinir bozucu sesiyle. Ömer lafı hiç dağıtmadan konuya dalış yaptı. Kendisi lafı uzatmayı pek sevmezdi. "Kız nerde?" Diye sordu sesinde hiç bir ifade barındırmadan ne sinir nede panik.

"Kız yukarıda. Korkma bir şey yapmadım. Zaten öyle güzel orman gözlü bir kıza nasıl bir şey yapabilirsin ki? İnsan bakmaya kıyamıyor." Ömer daha fazla dayanamayıp adamın kafasına yumruğu geçirdi. Çünkü biliyordu eğer pınar hakime burada olsaydı onun yaptığını yapardı. Selim ilk önce birazcık yumruğun şokunu atlatamadı sonra ayağa kalktı.

"Ben sana o yumruğu yediririm yalnız kumru." Dedi Selim. Ömer şaşkın gözlerle baktı karşısındaki duran pisliğe "kumru ne be? Ruh hastası iki dakikada bana taktığın lakaba bak." Dedi şaşkınca.

Selim dudaklarının kenarında alaycı bir gülümsemeyle bir adım daha yaklaştı.
"Sevmedin mi?" dedi, omuz silkerek. "Yumuşak duruyorsun diye dedim. Kumru gibi." Ömer kaşlarını çattı hâlâ neye uğradığını tam olarak çözememişti. Bu adam ne biçim bir katildi? Gidip komediyen olarak işe başlasa daha karlı çıkardı.

Ömer içinden küfür etmek istedi ama o mütevazi ve terbiyeli kişiliği buna el vermedi. O yüzden yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. "bak, iki dakikada bana lakap takacak kadar samimi değiliz. Kumru falan da değilim ben."
Selim Ömer'in bu tepkisine sadece kahkaha atmakla yetindi. Ömer'in ise sabrı çoktan taşmıştı

"Sabır, sabır, sabır aha taştı sabrım." Dedi ve Ömer karşısındaki adama kafa göz işte Allah ne verdiyse dalmaya başladı.

O sırada Ensar yukarı katta kızı bulmakla meşguldü. Ensar kapılardan birini açtığında kız yatakta yatıyordu. Sanarım kazada kafasını çarpmıştı. Kızın kafası kanıyordu. Ve bir kaç yarlerinde kazadan kalma daha yara vardı. Onun dişinda başka yaradı yoktu. Yani Selim pisliği kıza başka bir şey yapmamıştı. Ensar kıza doğru yaklaştı.

Ensar Ali, Esra Betül'ü ilk gördüğünde adeta beyninden vurulmuşa dönmüştü. Kadının hafif baygın gözlerine baktı Ensar Ali. 'Adamın kehribarları kadının ormanlarında kaybolmak istedi.' Gözlerini Esra Betül'ün yüzünde gezdirdiğinde kadının yüzünün adeta nur topu gibi parladığını fark etti. O kadar güzeldi ki adeta bir melek gibi. Tabii yüzündeki yaraları saymasak....

Selamın Aleyküm 💚🌙

Nasılsınız canlarım

Bölümü nasıl buldunuz ?

En sevdiğiniz sahne hangisiydi?

İlk karşılaşma hakında yorumlarınız şuraya alayım👉

Oy ve yorunlarınızı bekliyorum💖🌸

Bölümü hiç kontrol etmedim. Yazım hataları varsa afola.
Allah'a emanet olun bir sonraki bölüm görüşürüz inşallah🤍✨🌺

Instagram: yazar_hiranur