4. bölüm · KURAL DIŞI

4. BÖLÜM: SİS PERDESİ

🖤❤️ 🖤❤️

Ekranda parıldayan tehdit mesajı, bürodaki soğuk havayı adeta buz kesti. Telefonu masaya bırakırken ellerimin titrememesi için gösterdiğim çaba, içimdeki kasırgayı gizlemeye yetmiyordu.
Demir’in gözlerindeki o karanlık öfke, fırtına öncesi sessizliği andırıyordu. Çenesi kenetlenmiş, bakışları doğrudan bana kilitlenmişti.
"Sana bu mesajı atan kim Selin?" dedi, sesi o kadar alçak ve tekinsiz çıkmıştı ki odadaki nem bile ağırlaştı. "Bana bildiğin her şeyi anlatacaksın. Şuradan şuraya tek bir adım bile atmadan."
"Bana ses tonunu yükseltme Demir!" dedim ayağa kalkarak. Masanın etrafından dolanıp tam karşısında durdum. Boy farkımıza rağmen bakışlarımı bir milim bile aşağı indirmedim. "Ben senin adamın değilim, tehditlerine boyun eğecek biri hiç değilim. Bu mesaj benim geçmişimle ilgili."
"Artık senin geçmişin benim geleceğimi de etkiliyor," dedi üzerime doğru bir adım atarak. Araya giren mesafe kapandıkça üzerimdeki dominant baskısı artıyordu. "Babanın eski ortağı... O saat onunsa, senin bu davanın tam göbeğinde ne işin var? Seni bilerek mi bu kumpasın içine çektiler?"
"Ben kimseden emir alarak bu davayı üstlenmedim!" dedim çenemi dikleştirerek. "Seni kurtarmak için o dosyayı açtığımda babamın şirketinin adını gördüm. Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsan, durup beni dinlemek zorundasın."
Demir derin bir nefes aldı. Kollarını göğsünde birleştirip, kontrolü yeniden eline almaya çalışan bir yırtıcı gibi geriye çekildi. "Anlat. Tek bir detayı bile atlamadan."
Gözlerimi pencereden dışarı, İstanbul’un üzerine çöken karanlığa çevirdim.
"O saat... Yıllar önce babamın ortağı olan Serdar Yılmaz’a aitti," dedim, sesimdeki soğukkanlı zırhı tekrar kuşanarak. "Babamın şirketi Karan Lojistik batmadan hemen önce, Serdar büyük bir para trafiğini yönetiyordu. Şirket bir gecede iflas etti, babam her şeyini kaybetti ve kısa süre sonra öldü. Serdar ise kayıplara karıştı."
Bakışlarımı tekrar Demir’e çevirdim. "O gece cinayet alanına giren adam Serdar’sa, senin şirketine kurulan kumpas ile babamın batışı aynı elden çıktı demektir. Beni bu davadan uzak tutmaya çalışıyorlar çünkü geçmişin defterlerini açarsam, onların kurduğu bu krallık başlarına yıkılacak."
Demir’in dudaklarında tehlikeli, hayranlık dolu hafif bir tebessüm belirdi. Yavaşça bana doğru yürüdü. Aramızda sadece birkaç santim kaldığında durdu.
"Demek ikimizin de ortak bir düşmanı var Avukat," dedi, fısıltı kadar yakın ama tonu bir o kadar sarsılmazdı. "Bu saatten sonra bu dabadan çekilmene zaten izin vermezdim. Ama artık durum değişti."
"Ne değişti Demir Bey?" diye sordum, göğsüm hırsla kalkıp inerken.
"Artık sadece seni savunmuyorum Selin," dedi, eli hafifçe yüzümün kenarına doğru uzandı ama dokunmadan durdu. "Artık seni bu oyunda yalnız bırakmıyorum. Yarın sabah Serdar Yılmaz’ın saklandığı ini buluyoruz. Ve bu sefer kuralları sen değil, ben koyuyorum."
Demir’in o kendinden emin, baskın cümlesi odanın duvarlarında yankılanırken bakışlarımı bir milim bile kaçırmadım. Yüzümde en ufak bir geri adım izi yoktu.
"Sana bir şeyi hatırlatayım Demir Karadağ," dedim, aramızdaki mesafeyi kapatıp gözlerinin tam içine bakarak. "Burası senin yeraltı dünyandaki bir toplantı odası değil. Burası benim hukuk bürom. Ve ben sana itaat edecek adamlardan biri değilim."
Demir’in gözlerinde tehlikeli bir ışıltı belirdi. "Seni adamlarımla kıyaslamıyorum Selin. Ama tehlikenin boyutunu küçümsüyorsun. Bu adamlar sadece itibarını değil, canını da hedef alıyor."
"Tehlikeyle nasıl başa çıkacağımı senden öğrenecek değilim," dedim çantamı masanın üzerine koyarak. "Serdar Yılmaz’ı bulacağız, evet. Ama senin yöntemlerinle, yani silahla ya da tehditle değil; benim yöntemlerimle. O kumpası kanıtlarla belgeleyip adaletin önüne çıkaracağım."
Demir hafifçe gülümsedi; bu smile hem bir takdir hem de derin bir meydan okuma taşıyordu. "Adalet dediğin şey bazen yavaştır Avukat. Ben ise beklemyi sevmem. Yarın sabah altıda seni alıyorum. Serdar’ın saklandığı eski liman deposuna gidiyoruz. Ve yanında olacağım, çünkü o tetik çekildiğinde arkanda duracak kişi ben olacağım."
Hiçbir şey söylemeden ceketimi giydim ve kapıya doğru yürüdüm. Kapının kolunu tuttuğumda arkama dönmeden konuştum:
"Saat tam altıda kapıda ol. Ve sakın geç kalma."
Gece, Selin ve Demir için fırtınalı bir bekleyişle geçti. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, o eski liman deposunun önünde iki güçlü irade, arkalarındaki karanlık geçmişle yüzleşmeye hazırdı...
Sabahın köründe, sisin henüz dağılmadığı eski liman bölgesine ulaştığımızda etrafta sadece dalgaların paslı şatlara çarparken çıkardığı o uğursuz ses vardı. Yağmur yerini keskin, çiseleyen bir soğuğa bırakmıştı. Siyah SUV limanın tenha bir köşesinde durduğunda, ikimiz de bir süre konuşmadan karşıdaki terk edilmiş konteyner deposuna baktık.
Demir emniyet kemerini çözdü, torpido gözünden çıkardığı kâğıdı bana doğru uzattı. "Serdar Yılmaz’ın son üç gündür sinyal verdiği konum burası. Buradaki eski nakliyat firmalarından birini paravan olarak kullanıyor."
Gözlerimi haritadan kaldırıp ona baktım. "İçeri yalnız girip resmi kanallardan konuşacağım Demir. Yanımda senin o ürkütücü gölgen varken adam panikleyip kaçabilir ya da daha tehlikeli bir hamle yapabilir."
Demir hafifçe öne eğildi, bakışlarındaki o takıntılı koruma içgüdüsü yine gün yüzüne çıktı. "Seni o deliğe tek başına sokacağımı gerçekten düşündün mü Selin? İçeride kimlerin olduğunu, kaç kişi olduklarını bilmiyoruz."
"Ben bir avukatım," dedim sesimi çelik gibi sert tutarak. "Bana saldırdığı an bu dava şekil değiştirir. Ama senin içeri girip ortalığı dağıtman sadece işleri zorlaştırır. Ben kapıdan gireceğim. Sen sadece... arkamı kolla."
Demir bir süre gözlerimin içine baktı. İki sert kayanın çarpışması gibiydi bu bakışma; ikimiz de pes etmiyorduk. Sonunda derin bir nefes verdi. "Beş dakika," dedi, sesi tavizsizdi. "İçeride beş dakikan var. Beşinci dakikanın sonunda sesini duymazsam, kapıyı kırar içeri girerim. Anlaşıldı mı?"
"Süremi harcama Demir," dedim ve aracın kapısını açıp dışarı çıktım.
Soğuk rüzgâr yüzüme çarperken adımlarımı tek bir an bile tereddüt etmeden depoya doğru attım. Paslı demir kapı hafifçe aralıktı. İki elimi ceketimin ceplerine sokup içeri adım attım. Deponun içi yüksek tavanlı, loş ve toz kokuluydu. İleride, fıçıların arkasındaki derme çatma bir masada oturan adamı gördüm.
Saçları kırlaşmış, yüzü çökmüş ama bileğindeki o pahalı saatle hâlâ geçmişin gölgesini taşıyan adam... Serdar Yılmaz.
"Aramıza hoş geldin, Avukat," dedi Serdar, beni gördüğünde hiç şaşırmamış gibi. Sesindeki alaycı ton sinir bozucuydu. "Baban gibi sen de hep yanlış yerlerde, yanlış soruları soruyorsun."
Geri adım atmadım. Masaya doğru birkaç adım daha attım. "Babamın adını ağzına alacak son kişisin Serdar. Karan Lojistik’i batırıp kaçtığın yetmedi, şimdi bir de Demir Karadağ’a kumpas kurup cinayet suçunu onun üzerine mi atmaya çalışıyorsun?"
Serdar hafifçe güldü, ayağa kalktı. "Kumpas mı? Ben sadece bana verileni aldım Selin. Baban da o kadar masum değildi, bunu o küçük kafana soksan iyi edersin. O gece o binada ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, Karadağ ailesinin geçmişine bakacaksın. Demir Karadağ seni kurtarıcın sanıyorsun ama o senin felaketin!"
"Bana masal anlatma!" diye sesimi yükselttim. "Olay gecesi güvenlik kamerasına takılan sensin. Elimde orijinal görüntüler var. Yarın mahkemede bu belgeleri sunduğumda kaçacak hiçbir yerin kalmayacak."
Serdar’ın yüzündeki alaycı ifade aniden silindi. Yerini gözü dönmüş bir öfke aldı. "O görüntüleri imha etmeliydim..." diye mırıldandı ve masanın arkasından bana doğru hamle yaptı.
Tam o anda, deponun devasa sac kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı. Dışarıdaki sisle birlikte içeri giren heybetli siluet, ortamdaki tüm havayı bir anda emdi.
Demir Karadağ, elinde kronometre tutar gibi soğukkanlı ama gözlerinde saf bir yıkımla içeri adım attı.
"Beş dakika doldu Selin," dedi Demir, sesi depodaki boşlukta yankılanırken. "Ve sanırım bu adam sınırlarını biraz fazla zorluyor."
Serdar, Demir’i gördüğü an dehşetle geriledi. "Sen... Karadağ..."
Demir, aradaki mesafeyi devasa adımlarla kapatıp doğrudan Serdar’ın önünde durdu. Cüssesiyle adamın üzerine bir kâbus gibi çökmüştü. "Selin Karan benim avukatım," dedi Demir, adamın yakasından tutup onu tek bir hareketle duvara yapıştırırken. Sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar ölümcüldü. "Ve benim olan hiçbir şeye, hiçbir kimseye dokunamazsın. Şimdi anlat... O gece arkanda kim vardı?"
Sertçe araya girdim. "Demir, dur! Bırak onu! Onu konuşturmamız lazım, mahkemeye canlı çıkmalı!"
Demir, bakışlarını bir saniyeliğine bana çevirdi. Bakışlarındaki o kontrolsüz karanlık ile bana karşı beslediği o garip koruma duygusu çakışıyordu. Gözlerimiz kenetlendiğinde, Demir'in eli Serdar'ın yakasında gevşedi ama adamı serbest bırakmadı.
"Duyuyor musun Serdar?" dedi Demir, gözlerini benden ayırmadan. "Seni şu an hayatta tutan tek şey, bu kadının koyduğu kurallar. Şimdi konuş, yoksa kuralları çiğnemekten çekinmem."

_________________________________________________________________________
Merhaba sevgili okuyucularımmm🥰🥰

Şu anlık bölüm güzel gidiyor değil miiiiiiii????❤️😊

Günlük iki bölüm atıyorum inşallah güzeldirrrr🙏🏻💖

Yorum yapmayı unutmayınn düşüncelerinizi merak ediyorummm😍😍

Şimdilik hoçakalın sizi çokkk seviyorum görüşmek üzereeeee bayss💖💗