1. bölüm · KURAL DIŞI
1. BÖLÜM: KURAL BOZAN
Adalet Sarayı’nın gri, soğuk koridorlarında topuklu ayakkabılarımın çıkardığı ritmik sesler yankılanıyordu. Saatlerdir süren duruşmanın ardından omzuma çöken yorgunluğu gizlemek, en az bir davayı kazanmak kadar tecrübe gerektirirdi. Kesim siyah ceketimin düğmesini ilikledim, saçlarımı arkada sıkıca toplayarak dik duruşumu bozmadan adliye binasının devasa döner kapısından dışarı çıktım.
Ben Selin Karan. Bu şehirde kimsenin üstlenmeye cesaret edemediği davaların, kurallarından taviz vermeyen tek ceza avukatı.
Hava kararmış, İstanbul’un üzerine ince bir yağmur çiselemeye başlamıştı. Çantamdan arabanın anahtarını çıkarıp otoparka doğru birkaç adım atmıştım ki, siyah film kaplı devasa bir SUV tam önümde acı bir frenle durdu.
Geri adım atmadım. Bakışlarımı bir milim bile kaçırmadan aracın karartılmış camlarına diktim.
Arka kapı yavaşça açıldı. Önce uzun, pahalı kumaştan koyu renk bir takım elbisenin paçaları belirdi. Ardından odaya değil, adeta dünyaya hükmetmek için yaratılmış gibi duran heybetli bir figür araçtan indi.
1.95’lik boyu ve geniş omuzlarıyla üzerime doğru bir gölge gibi çöktü. Koyu renk gözleri, bir avını süzen yırtıcı bir hayvanın soğukkanlılığıyla doğrudan gözlerimin içine kilitlendi. Duruşunda tehlikenin, güçle birleştiği o keskin koku vardı.
"Selin Karan," dedi. Sesi o kadar derinden ve otoriter gelmişti ki, yağmurun sesi bir anlığına kesilmiş gibi hissettim.
"Benim," dedim, sesimdeki en ufak bir titremeyi bile engelleyerek. Boy farkımıza rağmen başımı dik tuttum, cesur bakışlarımı onun karanlık gözlerinden ayırmadım. "Ve siz de randevu almadan yolumu kesecek kadar sabırsız birisiniz. Kimsiniz?"
Dudaklarının kenarında hafif, tehlikeli bir kıvrılma belirdi. "Demir Karadağ."
İsmi duyduğumda zihnimdeki alarm zilleri çalmaya başladı. Yeraltı dünyasının, karanlık işlerin ve gücün arkasındaki o isim.
"Rastgele bir karşılaşma olmadığını biliyorum Sayın Karadağ," dedim saatime bakarak. "Ve kartvizitim internette var. Büromdan randevu alabilirsiniz. İyi akşamlar."
Yanından geçip gitmek için bir adım attım ama gövdesiyle yolumu kapattı. Heybetiyle adeta etrafımdaki havayı emiyordu.
"Randevu almam Avukat," dedi, sesindeki mutlak hakimiyet tonuyla. "Çünkü reddedeceğin bir teklif için zaman kaybetmek istemiyorum. Şirketim ve şahsım üzerinden kurulan büyük bir kumpas var. Hukuki krizimi sen çözeceksin."
Hafifçe gülümsedim. Bu gülümşeme bir kabulleniş değil, tam aksine açık bir meydan okumaydı. "Ben karanlık işlerin temizlikçisi değilim Demir Bey. Paranızı veya tehditlerinizi başka biri üzerinde deneyin."
Demir bana doğru bir adım daha attı. Aradaki mesafeyi tamamen kapatarak üzerimdeki dominant baskısını artırdı. Bakışları keskinleşti, kontrolün elinden kaybolmasına tahammülü olmadığını her hücresiyle hissettiriyordu.
"Sana para teklif etmiyorum Selin," diye fısıldadı, adıma bastırarak. "Ve bu bir rica değil. O davayı alacaksın."
"Beni tanımıyorsunuz," dedim, göğsüm kalkıp inerken bile soğukkanlılığımı koruyarak. "Ben kimseden emir almam. Ve asla boyun eğmem."
Demir Karadağ, bakışlarındaki o takıntılı kontrol arzusuyla gözlerimin içine baktı. "O zaman tanışmamız çok daha eğlenceli olacak. Çünkü ben de 'hayır' cevabını kabul etmem."
Yağmur damlaları aramızda süzülürken, ikimiz de bir adım bile geri atmadık. Bu sadece bir davanın değil, iki sarsılmaz iradenin savaşının başladığı andı.
Selin’in soğuk bakışları Demir’in gözlerinde takılı kaldı. Yağmur şiddetini artırırken, otoparktaki yüksek gerilim adeta havadaki nemle birleşip ağırlaşıyordu. Demir, cüssesinin getirdiği o doğal baskıyla bir adım daha yaklaştı.
"Bana şart koşamazsın, Selin," dedi Demir. Sesi sakin ama bir o kadar da tehditkârdı. "Şu an adliye koridorlarında değilsin. Karşında hakimler yok."
Selin hafifçe başını kaldırdı. Demir'in boy üstünlüğüne rağmen duruşundaki o sarsılmaz özgüveni bir an bile bozmadı. Çantasının askısını hafifçe düzeltti, gözlerini Demir’in gözlerinden ayırmadan konuştu:
"Benim duruşum salona bağlı değildir, Demir Bey. Nerede olursam olayım, kuralları ben koyarım. Ve benim kuralım net: Tehdit edenlerle çalışmam."
Demir, karşısındaki kadının bu denli cesur ve tavizsiz oluşunu şaşkınlıkla karışık bir takdirle süzdü. Alışkın olduğu biat duygusunun aksine, Selin Karan ona tam anlamıyla meydan okuyordu.
"Yarın sabah dokuzda," dedi Demir, sesindeki tartışmaya kapalı tonla. "Bürona bir dosya gelecek. O dosyayı okuduğunda, bu davayı neden almak zorunda olduğunu anlayacaksın. Şimdilik iyi akşamlar, Avukat."
Demir arkasını dönüp devasa SUV’sine bindi. Kapı ağır bir sesle kapandı ve araç otoparkın karanlığında gözden kayboldu.
Selin, yağmurun altında yalnız kaldığında derin bir nefes verdi. Kalbi hızla çarpıyordu ama bu korkudan değil, damarlarında gezinen o tehlikeli heyecandandı. Arabasına bindi, çalıştırdı ve dikiz aynasından arkasında bıraktığı karanlığa baktı.
Bu adam sadece bir müvekkil adayı değildi. Bu adam, Selin’in yıllardır özenle ördüğü duvarları zorlayacak bir kasırgayı müjdeliyordu.
