Küllerin Varisi kitap kapağı

4. bölüm / 5

Küllerin Varisi

4. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Zeynep Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 4. BÖLÜM

-Değildim. Hiçbir şeye hazır değildim. Tepe taklak olan hayatımda yuvarlanan bedenim o kadar hasar almışken, yeni bir başlangıca, özellikle varislik işlerine asla hazır değildim.
İstemiyorum diyordum, neden bu kadar ısrar ediyordular?
Peki öz babam olacak o adam... Madem tüm varlığını zenginliğini bana bırakacak kadar sözde düşünceliydi, peki o varislik işini de bana, genç ve masum bir kadına bırakacak kadar düşüncesiz miydi? Hadi genç kadını geçtim, vasiyetinde resmen 18 yaşında yeni yeni yetişkin olan bir çocuktum. Birkaç yıl boyunca beklemişlerse, bir ömür de bekleyemezler miydi?
Hiç oluru yoktu.
Çivilenmiş bedenimi hareket ettirmeye çalışarak masaya tutunup ayağa kalktım. Bu adam gitmemiş miydi?
"Değilim."
Kararmış havanın kasveti, onun da ürkütücü derece de sakin ses tonuyla birleşince daha da kasvetli olmuştu. Yada ben aklımı kaybediyordum.
Her zaman yanımda olan ailem neredeydi?
Neden yoklardı?
"Olman gerekiyor. Yarına kadar düşün, tart. Sana 4 yıl verdik, yarın son günün."
Alayla gülerek ona baktım. İçimden ne kadar tırssam da, dışımdan bir o kadar güçlü ve sarsılmaz bir duruş sergiliyordum.
"Nasıl bu kadar emin olduğunuzu sorgulamak bile istemiyorum. Her neyse, dediğim gibi bu konu burada kapansın. Başınızı belaya sokarım."
Bu sefer alayla bakma sırası onda olmalıydı, dudakları kıvrılırken, küçümseyen, karanlığı andıran harelerini benim gözlerime dikti. Sanki ortam yeterince karanlık değilmiş gibi.
"Sen beni tehdit mi ediyorsun, küçük Varis?"
Sıkılmış gibi yüzünü gökyüzüne sabitledi.
"Ona olan bağlılığımdan çoluk çocukla uğraşıyorum. 4 yıldır bekliyorum, sabrım taşıyor."
"Bir ömür daha beklersiniz o zaman?"
Tek kaşını kaldırınca boğazımı temizledim ciddiyetle.
"Yani demem o ki, bu işin oluru yok. Benden varis falan çıkmaz, beyefendi. Daha fazla benimle muhattap olmayın, rahatsız ediyorsunuz."
Hızlıca oradan çıktığımda, yarın bekliyorum demeyi ihmal etmemişti. Sanki umrumdaydı da!
Karanlık sokakta tek başıma yürürken telefonumu çıkarıp, en yakın arkadaşım, Nil'i aradım.
Ailem belki yoktu ama kardeşim dediğim kız vardı. Çevrem çoktu ama en yakın arkadaşım da oydu.
Hava serinlediği için üşüyen parmaklarımı hareket ettirerek telefonun kılıfında ritim tutup onun açmasını bekliyordum.
Ama o da açmıyordu.
Gözlerim dolunca etrafta kimsenin olmamasının da rahatlığıyla sırtımı yoldaki ağaca yaslayıp kendime gelmek için biraz bekledim.
Bir anda ne olmuştu?
Hepsi ilk tehlike de beni böyle yüzüstü bırakacaksa, neden yıllarca hep yanımda olmuşlardı?
"Nil..." Diye fısıldadım.
"Sen yapma. Büyükannemden beklerim ama sen benim kardeşimsin. Sende mi, Nil?"
Herkes gidebilirdi ailem dışında kimseye bağlı değildim, özgür ruhlu biriydim ve gidene eyvallahım olmazdı. Bu hayatta önem verdiğim tek insanlar, ailem ve Nil'di.
İçimden yukarıya doğru yükselen can sıkıcı sıvıyı fark edince kendimi toparlamaya çalıştım. Eve kadar dayanmalıydım.
Ailemin benim üniveriste okumam için başka şehirde tuttuğu evin yolunu tutarak adımlarımı hızlandırdım.
Nihayet eve varınca çantamdan evin anahtarını bulmaya çalıştım ama o kadar karışıktı ki, dolmaktan buğulanan gözlerim bulanık görerek bana hiç yardımcı olmuyordu.
Karmakarışık çantamın içinde anahtarı bulmaya çalışınca mide bulantım da artınca sinirden delirmek üzereydim.
"Allah'ım ne olur yardım et."
Dualar ederek çantamı alt üst ettiğimde tek alt üst olan çantam değildi, midemnde eşlik ediyordu.
Nihayet bulunca şükrederek anahtarı bulanık gözlerle kilide takmaya çalıştığımda, kapı hemen açılmıştı ve içeriye hızlıca adımlayarak kapıyı arkamdan kapatıp lavaboya koştum.
İçimde ne var, ne yoksa hepsini boşaltınca gözlerimden yaşlar teker teker süzülmeye başlamıştı. Herkesin yanında mükemmel derecede sakin ve mutlu olan Nida Karahan, şuan sadece Allah'ın göreceği şekilde tüm olan bitenleri küsüp, gözyaşlarına engel olamıyordu.
İstemiyordum...
Ne yapacaktım, daha yeni tertemiz başarılarımla o kadar emek verip bir müzisyen olduktan hemen sonra mafya olup kabadayılık mı taslayacaktım?
Keşke bu sadece kabadayılık olsaydı, benim elim silah tutamazdı, müzik aletleri tutan bu eller, silahta mı tutacaktı?
Bu düşüncelere kendi kendime gülerek aynanın karşına geçip ağzımı çarkaladım ve yüzümü defalarca kez yıkadım.
Pijamalarımı da giyip odama çıkınca düşen yüz ifademi sabit tutmak için hiçbir sebep yoktu. Karalar bağlamış gibi kafamı yatakta duvara yaslayarak bugün olanları düşündüm en ince ayrıntısına kadar. O adamı, kendinden emin konuşmasını, ailemin gitmesini, sebepsizce o sarışın kızı...

***
Nasıl başlamam gerekirdi bilmiyordum ama bunca zaman yazan ben, şuan yazacak birşey bulamıyordum. Derin bir nefes aldım, bilgisayarımın ekranıyla bakışıp, yaptığım soğuk kahvemi kana kana içtim. Tüm kelimeler tükenmiş, beyni boşalmış ve ne yazması gerektiğini bilmeyen bir kadın vardı şuan, laptopun karşısında.
"Bir şekilde bu aşkı içimde halledemiyorum
Seninle başladım, elimden gelmiyor bitirememiyorum."
Diğer sekme de bana eşlik eden şarkı, sözleriyle içime dokunurken düşünmeye başladım.
Bazenleri otururdum, bir oturdum mu, kalkmak güçleşirdi çünkü kelime dağarcığım o kadar genişlerdi ki, tüm düşüncelerimi, hissettiklerimi rahatlıkla kelimeler yoluyla aktarırdım yazdığım kitaba. Ama bazen oturunca... Ki bu anlar, çok nadirdi. Şu anda olduğu gibi kelimeler yetersiz kalmıştı, yada kelimeler yeterliydi, şuan ben yetemiyordum.
Neye yetemiyordum, Nida?
Yaşananlara mı, yaşayacaklarına mı, yoksa?
"Sözlerim bitince, gözlerinde tütünce
Bildiğimiz o dilde bülbüllere dönüyorum."
Şarkı eşlik etmeye devam ederken düşünmeye ara vermeden kendimi ama bıraktım.
Bende bilmiyordum, neye yetişemediğimi bilmiyordum, birşeyler oluyordu ve ben hareketsizce akıp giden olayları seyrediyordum. Herşey gözlerimin önünde olurken ben, koca dağın arkasında sanki önümü görmek için çabalayan bir karıncadan farksızdım.
Telefonumun ekranı titreyince, dalgınca baktığım bilgisayardan gözlerimi çekerek telefonu elime aldım ve gelen mesaja baktım.
İsim yoktu, profil de yoktu sadece tek görülmelik bir video vardı.
Kaşlarım gerginlikle çatılırken saçlarımı kulağımın arasına sıkıştırıp derin bir nefes almaya çalıştım.
Beni geren neydi bilmiyordum ama kalbim, göğüs kafesimi parçalamak istercesine sıkıyor, kendini rahat bırakmıyordu.
Kendimi cesaretlendirerek videoya dokundum.
Hafif karanlık bir atmosferi olan bir video başta karanlıktı fakat, ışıklar açılınca yan yana, dört sandalye görmek, nefesimin kesilmesine sebep oldu ve hayır, bunun nedeni o sandalyeler değildi, orada bağlı 4 kişiydi.
Kalbim öylesine delice atıyordu ki, bu manzarayı görmek yerine, gözlerimi sıkıca kapatmak, hayatım boyunca karanlıkta kalmak istiyordum.
Boğazımdan şiddetli bir hıçkırık çıkınca, "Anne..." Diyerek fısıldadım sesimi duyurmak istercesine fakat bunu ben bile zor duymuştum.
"Baba?"
Son iki sandalyede annemle babamı bağlanmış bir şekilde görmek, nefes alamama sebebimdi. Ciğerlerimi havayla doldurmak isterken, solda, ilk iki sandalyeye ilişti tedirgin gözlerim.
Nil ve Leyla...
Orada yürüyen adam, dün mezuniyetimdeki adamdan başkası değildi, onların yanında durmuş, elindeki silahla volta atıyordu, sonra kameraya bakarak sırıtır gibi gevşedi esmer yüzü.
"Nida Karahan. Kapının önüne çık, tabii ailen ve arkadaşlarını kurtarmak istiyorsan."
Elindeki silahı onlara doğrultmadı fakat saklama gereği de duymadan hafifçe yukarı kaldırdı. "Ha ama kurtarmak istemiyorsan, bu kurşunlar, bu silahtan çıkabilir. Seni zorlamıyorum, karar sende, varis."
"Allah'ın cezası!"
Çığlık atarak ayağımı sertçe yere vurdum.
"Bana seçim şansı mı bırakıyorsun pislik adam!"
Kafama dank edenlerle, sinirlerim öyle bir bozulmuştu ki, şuan bu odayı yakıp yıkmak, heryeri dağıtmak istiyordum. Dün, kendinden çok emindi, ailem yok, demişti. Ailemi arayıp bulamamıştım, telefonlara da bakmıyorlardı. Aramıştım defalarca, Nil'i de aramıştım hiçbiri açmamıştı ve benden bu olaylardan dolayı vazgeçtiklerini düşünmüştüm. Ama onları rehin almıştı...
Hemen gözyaşlarımı silerek kendime gelmeye çalıştım ve videoda dediklerine kulak aşmaya çalıştım ama bu çok zordu, beyninde kol gezen iğrenç düşünceler buna izin vermiyordu.
Ne yap demişti?
Ne yapmalıydım?
Derin bir nefes aldım tüm havayı içime çekmek istercesine. Sanki hava tükenmişti, ben havasız bir yerdeydim ve çırpınıyormuş gibi hissediyordum.
Telefonu sıkıca tutarak, beynime yürü komutunu verip kapıya yaklaştım ve hiç düşünmeden kolunu aşağı kaydırıp açtım.
Siyah, büyük bir araba, arabanın açık camından gördüğüm kadarıyla bir şoför, ve arabanın dışında da iki adam vardı.
Beni gördükleri an, yerlerinde kıpırdanıp, kenara çekildiler. Sıkıca tuttuğum telefonu sanki daha da sıkabilirmişim gibi elime bastırdım. Şuan söz konusu ailemdi ve ben onlar tehlikedeyken düşünme yetimi kullanamıyordum. Burnumu çektim ve hiç ağlamamış gibi kapıyı alelacele çekerek arabaya adımladım. Polise gidemezdim, şuan tam karşımda kaç adam vardı, kocaman siyah, filmlerdeki gibi araba ve takım elbiseli adamlar. Bu tipler gerçekten var mıydı?
Film izlerken yada kitap okurken hep bunların klişe olduğunu düşünür, polisi neden aramıyorlar derdim. Konu sadece bensem herşeyi yapar, uzaklaşır koşar onları atlatıp birşeyler yapabilirdik ama ailem ellerindeydi, bir telefonlarına bakardı her şey.
Gerçekten de bir halt yapılamıyormuş böyle durumlarda.
Adımlarımı hızlandırıp tam karşılarında durarak hazır olduğumu belli edercesine siyah gözlük takan adamlara baktım.
Solda duran sarışın adam, uzun boyuyla, geniş omuzlarıyla ve takım elbisesindeki duruşuyla tam bir sarışın rus mafyası klasiğindeki gibi duruyordu. Yana kayarak kapıyı açtı ve esmer olan bir diğer adam da benim binmemi bekledikten sonra sarışın olanla birlikte arabadaki yerlerini aldı.
Cayır cayır yanıyormuş gibi hissediyordum.
Ama tek içim değildi, sanki dışımda yanıyordu. Beyaz saten gömleğimin açık düğmesi beni ferahlatamıyordu, altıma giydiğim beyaz, bol ve kumaş pantolon da yazlıktı ama herşey tenimi cayır cayır yakıyordu sanki. Fazla mı havasızdı?
Yoksa ben mi nefes almıyordum?
Ellerimle şakaklarıma baskı yaptığım esnada kafamı kaldırıp yanımda oturan sarışına, ardından karşımda oturan esmer adama diktim kin bürümüş gözlerimi.
"Siz onun köpekleri misiniz?"
Şuan kibarlığı bir yana bıraktım, sinirimi çıkarmam gerekiyordu patlayacak gibi oluyor, daralıyordum. Ailemi ve en yakın arkadaşlarımı o halde görmek ölümle eş değer gibi birşeydi, göz pınarlarımda biriken yaşların zehrini içime akıtarak iğrenir bir tavır takındım.
"Utanmıyorsunuz değil mi, masum insanları rehin alan kişilerin işlerini yapmaya?"
Adamların bana döndüğünü gördüm ama gözlükleri vardı, gözlerinden bir ifadeyi anlamak çok zordu.
"Biz, işimizi yapıyoruz, varis hanım."
Aniden hiddetle bağırarak ayağımı arabanın zeminine çarptım. "Bana varis deme! Kimse bana varis demesin, anlıyor musunuz?"
Sarışın olan gözlüğünü çıkartıp alayla kaldırdı kaşlarını.
Tabii, bu da beni dahada olay çıkartıp, bu yolculuğu onlara zehir etmeye itti.
"Bize sesini yükseltmek yerine ailenizi düşünün, varis hanım."
Üzerine basa basa varis demesi kanı beynime sıçratırken, adamın o yüzünü yumruklama isteğiyle dolup taştığımı görse, belinde ki silahı kafama dayar mıydı?
"Düşünün derken?"
İçime bir öküz oturunca içim içimi öyle bir yiyordu ki, aileme ve arkadaşlarıma birşey olacak endişesi, oturup hüngür hüngür ağlamaya itiyordu beni ama bunu yapmayacaktım. İlk onları kurtarmak gerekiyordu.
Cevap vermeyip tekrar cama dönerek akıp giden yolu seyreden adam beni sorularla baş başa bırakırken fazla rahat görünüyordu.

Nihayet araba durduğunda aceleyle kendimi dışarı atıp etrafımı incelemeye başladım.
Gerginlikten titreyen nefesimi zorlukla dışarı üfledim ve başımı kaldırıp karşımda dikilen o devasa yapıya baktım. Üç katlı, simsiyah ve keskin hatlara sahip bu malikane, çökmekte olan mavi havaya uyum sağlarcasına karanlığında üzerime çökecek tekinsiz bir canavar gibi duruyordu. Füme camların ardındaki loş, sıcak ışıklar içeriye davetkar bir hava katmak yerine, buradaki tehlikeli sessizliği körüklüyordu. Ve bu sessizlik, hiç hayıra alametmiş gibi gelmiyordu. Yutkunmaya çalışarak şerit LED'lerle aydınlatılmış o geniş taş basamaklara ilk adımımı attım yanımdaki adamların eşliğinde. Etraftaki mükemmel bir şekilde budanmış bitkiler bile bana fazlasıyla yapay ve ürkütücü geldiği sırada, bana yolu gösteren adamlara bir bakış attım. Tekrar dikkatimi buraya verdiğimde, giriş avlusunda parıldayan simsiyah lüks arabanın kaportasında kendi solgun, çaresiz yansımamı gördüğümde kalbimin sıkıştığını hissettim. Geri dönüşü olmayan, kuralları tamamen başkasına ait olan o karanlık dünyaya, bu gerim gerim gerilen eve doğru adımlarım benden bağımsız ilerliyordu.
Ama değerdi, onlar için herşeye değerdi.
Evin, -villa yada saray- gibi görünen yerin kapısını açıldığında içeriye adımladık.
Ağır dış kapı arkamdan büyük bir gürültüyle kapandığında, kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissettim. Daha ne kadar zorlanacaktı bilmiyorum ama birgün kalp krizinden gidecek gibiydim. İçerisi dışarısından çok daha karanlık, çok daha boğucuydu. Ama bir o kadaar da zıt, siyah trabzanlara ve gergin havaya tezat oluşturacak ışıklarda vardı. Adımımı attığım an, simsiyah ahşap panellerle kaplanmış, devasa ve kasvetli bir koridor beni karşıladı. Tavanın yüksekliği derin bir uçurum hissi bırakırken, tepeden sarkan o heybetli, ışıltılı avize ortamı aydınlatmak yerine buradaki karanlık lüksü yüzüme vuruyordu. Ben etrafıma deli gibi incelerken, ailemin hangi köşede olduğunu düşünüyordum. Hemen solumda, yukarıdaki bilinmezliğe doğru kıvrılarak uzanan geniş, mermer basamaklı siyah bir merdiven vardı. Trabzanların başındaki kristal topuzlar loş ışıkta parıldarken, sanki görünmez gözler gibi beni izliyordu. Koridorun ilerisinde, duvar apliklerinin zayıf ışığı altında uzanan karanlık kapılar ve uzaktaki şömineli salon göze çarpıyordu, bende bir nevi alışık sayılırdım aslında, çünkü bizimde yaşadığımız yer böyleydi. Bunları boşverdiğimde her köşeden buz gibi bir asalet ve tehlike sızıyordu; burada atacağım her adımın beni daha da derine çekeceğini biliyordum ne yazık ki.
Salon boyunca en dipe ilerledik.
Siyah bir kapı görüş alanıma girdiğinde hem sıcaktan, hem de gerginlikten betim benzim atmıştı. Kapının kolu yavaşça kavrandığında, hafif gıcırtılar çıkartarak açılmış, gözlerimin görmek istemediği görüntüleri sunmuştu.
İçeriye adım attığımda kapı arkamdan kapanırken bunu umursamayarak sandalyelere hızlı adımlar atıp, dehşet bir şekilde gözlerimi araladım.
"Anne?"
Sandalyeye bağlı bir şekilde bakışlarını yere sabitleyen kadın, kafasını saldırıp beni görünce gözlerini kocaman açtı ve ağzındaki bantla birşeyler anlatmaya çalıştı.
Fakat ne demek istediğini anlayamıyordum, anlayabildiğ tek şey, ı diye ses çıkarmaya çalışmasıydı. Sırasıyla endişeli gözlerimi hepsinin üzerinde gezdirip yanlarına çöktüm.
"Annem?"
Elimle ağzındaki bantı yavaşça, canını acıtmayacak şekilde açtım.
Güzelim gözleri kızarmış, gözkapakları alt kirpiklerine yapışmak istercesine uykulu ve yorgun görünüyordu. Gözlerimle bedeninin her bir zerresinde gezinirken, iyi olduğunu anlamış olmanın verdiği rahatlıkla rahat bir nefes aldım.
"Nida?"
Annemin, ismimi söylemesini şu anlık görmezden gelerek hemen babamın yanına gidip iyi olduklarına emin olduktan sonra annemin sinirli bakışları beni bulmuştu.
"Nida, gelmemeliydin kızım."
Kaşlarımı mümkünmüş gibi daha da çatıp, hırçın kahvelerine baktım.
"Ne demek gelmemeliydin, anne?"
Babam dişlerini sıkarak gözlerini kaçırınca birşeyler olacağını anlamıştım ve sorun tam olarak buydu. Ne olacağını bilmiyordum, yada kestiremiyordum.
"Baba, Nil, Leyla?"
Gözlerimi her birinin üzerinde gergince ve telaşla gezdirdim. Çok şükür iyilerdi, başka bir konuysa onları görmenin sevincini yaşamak istiyordum ama buna izin vermiyorlardı, buraya onlar için gelmiştim, neden bana karşı sinirliydiler?
Babam,
"Nida. Buraya seni-"
Demişti ki, arkamdan bu sessiz depoda yankılanan tok ve sert taban sesleri duyunca, oksijen kalmamışçasına ciğerlerimi derin bir havayla doldurdum. Kötü birşeyler olacakmış gibi hissediyordum.
Ama kestiremiyordum!
"Nida. Nida. Nida."
Adımın aynı kişi tarafından tam üç kez, cık cıklar gibi söylenmesi, ve bu kişiyi tanımamın verdiği rahatsızlık... Anlatmaya çalışsam, anlatamayacağım, tarif edemeyeceğim türden bir rahatsızlıktı.
Kafamı yavaşça ona döndürdüğümde, siyaha yakın sert hareleri, ok misali mavilerime saplandı.
Tam ağzını açacakken, babamın tükürürcesine bağırarak söylediği kelimeler yankılandı bu kasvetli yerde. Öyle bir yankıydı ki, sanki kalbimden bir parça kopmuştu.
"Kızları bırak. Ne yaparsan ben buradayım, ona ne yaptıracağını biliyorum."
Karan, güler gibi babama bakınca cıkladı, hayır dercesine.
"Sen işimize yaramazsın. Asıl kişi o."
Ne işi?
Neden anlayamıyordum hiçbir dediklerini?
"Hazır mısın?"
Konuşmaya çalıştım ama boğazım o kadar kurumuştu ki, ıslatma ihtiyacı hissederek yutkundum.
"Neye?"
Soruma karşılık başıyla sarışın korumaya bir işaret verdiğini gördüğümde ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum, beynim, algılarım öylesine kapanmıştı ki, şuan olup bitenden, buraya gelince ne düşünerek geldiğimden, kısacası hiçbir şeye anlam veremiyordum.
Başımdan başlayan ve sol göğsüme vuran şiddetli ağrı, ayakta durmamı zorlaştırırken, tek duyduğum ses, kalbimin göğüs kafesimi döverek çıkardığı ses ve, o sarışın korumanın elindekilerle buraya adımlama sesiydi.
Elindekileri görünce tüm gerçekler sırtıma hançer gibi saplanırken, burnumun direği sızladı ama gözlerim dolmadı.
Dolamadı.
Hoş, ağlayınca geçecek miydi? Öyleyse tüm zehrimi akıtırdım.
Kafamı iki yana sallayarak ona baktım. Yapamazdı bunu, yapamazdım bunu.
Yapamazdık bunu.
Kafamı sağa çevirince, esmer adam, silahı en başta olan Nil'in kafasına dayadığında, başımdaki ağrı gözlerimi karartırken kendimde kalmak için yumruklarımı sıktım. Öyle ki, tırnaklarım avuç içime batarak yakmıştı tenimi.
"Çek onu!"
Boğazım yırtılırcasına bağırdığımda, her şey için çok geç olduğunu anlamıştım.
Ama anlamak istemiyordum.
Anlamasam olmaz mıydı?
"Seç, Nida. Seç ki, kimsenin canı yanmasın."

...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 5beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18