Küllerin Varisi kitap kapağı

3. bölüm / 5

Küllerin Varisi

3. Bölüm: Hazır mısın?

Vaveyla Yazarı: Zeynep Özgün

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 3. Bölüm: Hazır mısın?

-Aynanın karşısına geçip üstüme baktığımda, nihayet dört yıllık emeğimin son gecesine hazır olduğumu hissettim. Mezuniyet kutlamam için üzerime geçirdiğim bu kırık beyaz elbise, ilk yılımdaki o heyecanlı kıza göre çok daha olgun ve özgüvenli duruyordu. İncecik askıları omuzlarımdan aşağı zarifçe inerken, göğüs kısmındaki degaje yaka ve belimden kalçama doğru kıvrılan o dökümlü büzgüler vücudumu tam istediğim gibi çok yapışmadan sarmıştı. Saten dokusu tenimde su gibi akıyor, alt kısımdaki tül detayı ise her adımımda hafifçe dalgalanıyordu. Boynuma taktığım sade inci kolye ve elime aldığım kapitone çantayla tam bir piyanist, tam bir müzisyen gibi görünüyordum. Birazdan bu kıyafetle sahneye çıkıp gitarımı kucağıma alacaktım ve içimdeki o eski anksiyeteden eser kalmamıştı.
Derin bir nefes alarak düz siyah saçlarımı omzumdan geriye atarak sahneye çıktım ve mikrofonun önündeki yerimi alıp elime de gitarı alarak konsere başladım.
Bateriler de arkada yavaş yavaş hazırlanıp şarkıya uyum sağlamak için gerekeni yapıyorlardı. Tanıdıklarmı diye bakacaktım fakat şuan hiçbir yere bakmadan, yapacağım şeye odaklanmak istediğimden gitarın tellerine narince baskı yaparak şarkıları söylemeye başladım.
Her vuruşumda kendimi daha iyi hissediyordum. Bu bölümü seçtiğim için kendimle bir kez daha gurur duyarak şarkının bitiş kısımlarına geldim. En sevdiğim kısımlardan biriydi.
" Düşerdim yamaçlarından,
Sapsarı saçlarından, avuçlarından
Yinede kalkar severdim,
Gülüşün özeldi,
Beni kendinden kurtar..."
Alkış sesleri kulağımda çınlarken gülümsemem yüzümde yayılmış, gözlerimin içide gülerek kalabalığa bakıyordum. Anlaşılan herkes eğleniyordu ve hallerinden memnundu.
Birkaç parça daha söyleyerek sahne işimi bitirince sahnenin merdivenlerinden zarifçe inerken gözlerin üzerimde olduğunu hissediyordum. İnmeden hemen önce arkama, baterilere bakmıştım çünkü merak ediyordum aynı sınıfta mıydık, değil mıydık diye. Ama hayır, değildik fakat onu daha önce birkaç kez görmüştüm üniversitede. Zaten nadiren görüyordum, pek çıkmıyordu dışarıya. Düşüncelerime perde çekerek inmeye devam ettim. Azıcık tedirginlik vardı ama bu anksiyeteden dolayı değildi, sanki içimde kötü bir his vardı yada ben öyle hissediyordum, kestirememiştim.
Eğlence kaldığı yerden devam ederken bu devasa mezuniyet töreninden sıyrılarak lavabonun yolunu tutmaya başladım. Çok sıkışmıştım doğal olarak. İnsanları sahnede eğlendirirken, kendi rahatımı da önemsemeliydim değil mi?
Boğazım kurumasın diye bol bol su içmek sanırım iyi bir fikir değildi, kendimi tutmaya çalışarak adımlarımı hızlandırıp kızlar tuvaletinin olduğu kısma yöneldim.

İşimi bitirip ellerimi yıkayarak makyajımı tazelemeye başladığımda, bugün gerçekten muhteşm göründüğümü tekrar düşündüğüm anlardaydım. Cidden zevkim vardı. Mavi gözlerimi çerçeveleyen uzun kirpiklerimin kıvrılmış hali biraz azalmış ve alta inmişti, bu yüzden kirpik kıvırıcısıyla birkaç kez kıvırıp yüzümü çok az, abartı olmayan bir şekilde renklendirerek son kez kendime bakıp çantamı da alarak lavabodan çıktım. Herkes dışarıda olduğundan burası boştu ve çok... Sessizdi.
Bu biraz garip hissettirmişti ama umursamamaya çalışarak yürümeye başladığım esnada, aydınlık taraf arka kısımda kalmıştı. Sanırım herkes dışarıda olacağından bu ışıkları boşuna açmak istememişlerdi.
Adımlarımı hızlandırarak yoluma devam etmiştim ki, karanlık bir silüetin karşıma bir anda çıkmasıyla arkaya adım atmak zorunda kaldım çarpmamak için, adım atarken de elbiseme takılıp dengemi kaybederken kolonlara tutunup düşmekten son anda kurtulmuştum.
Neden hayalet gibi sessizce geliyordu ki?
"Ses çıkarmayı denemelisin."
Uzun boylu olan birine ait olan bu silüet bir adım gerileyip bana alan açtı ama gitmeyin reddediyor olmalı ki başka adım atmadı.
"Sende her an birşeylere hazır olmayı denemelisin."
Akşamın karanlığında resmen fısıldar gibi çıkan kısık ve keskin tonunu duyduğumda, kaşlarımı çatarak karşımdaki kişiye baktım.
Ne demeye çalışıyordu?
Karanlıkta görebildiğim kadarıyla, sesinden ve silüetin şeklinden anladığım bir şekilde bu bir erkekti.
"Anlamadım?"
Karanlığa alışmış gözlerim, bir anda açılan ışıklarla ihanete uğramış gibi kısılırken ellerimi gözlerime siper ettim. Nihayet ışığa alıştığımda, adama daha dikkatli bakmayı sürdürdüm.
Bronz tenini, kömür gibi simsiyah saçları süslüyor, kahvenin koyu tonlarında olan gözlerini ise uzun kirpikleri, biçimli burnu ve yüzü tamamlıyordu. Boyu uzundu ve heybetli biriydi, duruşundan bile özgüven akıyor gibi duruyordu incelediğim kadarıyla. Yanlış anlaşılmasın diye incelemeyi bırakmıştım.
"Alışman gerek, diyorum."
Dedi ve ardından devam etti. "Genç varis."
Üzerine basa basa sonda söylediği bu iki kelime beni yutkunmaya zorladığında zorlukla yutkunup tedirginlikle ona baktım.
Bu... Onlardan biri olamazdı değil mi?
Adama daha dikkatli bakınca aslında gözüm ona bir yerden ısırıyordu sanki. Onu bir kez daha görmüşüm düşüncesi beynimdeki kol gezerken zihnimi zorlayarak hatırlamaya çalıştım.
Siyah saç, bronz ten, koyu gözler. Ciddi duruş...
Gözlerimi irice açarak gerçeğin farkına varmak, onunda, bu durumu anladığımı farketmiş olmasından kaynaklı bir şekilde kafasını hafifçe, ağır ağır salladı.
Evet... Bu adam lisenin son yılında, 4 yıl önce piyano resitalimde de vardı, birinin yakınıdır, yada görmediğim bir öğretmendir diye düşünmüştüm ama değil gibiydi.
Kaşlarımı çatarak ona baktığımda o zaman, hiçbirşey yokmuşçasına yanında oturan kişiye bakarak birşeyler söylemişti ve bende onun, başkasının yakını olduğunu düşünüp bu konunun üzerinde durmamıştım.
Aman Allah'ım, gerçekten izimi bulmuşlardı ve hep uzaktan takip mi ediyorlardı?
Bu fikir ürkütücü gelmeye başladığı için anlamamış gibi rol yapmaya çalışacaktım. Sanki yanlış kişinin izini sürmüşlerdi ve ben hiçbirşey anlamamışım gibisinden salağa yatsam, bırakırlar mıydı?
Bu imkansızdı fakat kendimi zorladım bunu yapmak için.
Bu aptal cesareti nereden geliyordu bilmiyordum ama tek bildiğim gerçekten aptal olduğumdu, bunu düşünmeyi sonraya kaldırıp, kafamı hafif yana yatırarak ona baktım. Aynı zamanda da anlamamış bir ifadeyle kaşlarımı kaldırmıştım safça.
"Hâlâ anlamıyorum?"
Aklıma birşey gelmişçesine gülümsedim.
"Ah, pardon. Sahnede ki performansımdan dolayı varis dediniz sanırım, geleceğin müzisyeni iması yaparak? Kusura bakmayın, anlamadım başta ve teşekkür ederim bu güzel iltifat için."
Zorlukla gülümseyerek bir adım atmıştım ki, sola adım atarak önümü kapattı.
"Salağa yatmanın manası yok varis hanım, gerçeği sizde biliyorsunuz."
Eliyle önünü işaret ederek kibarca buyrun işareti yapıp bir adım geri çekildi tekrar.
Acaba çığlık atsam silahını çıkarıp kafama sıkar mıydı? Sonuç olarak öz babamın başıma sarmış olduğu saçma varislik ve yeraltı, mafya işleriydi. Ne yapacaklarını kestiremiyordum. Birde özellikle mezun olacağım günü mü bulmuştu içine etmek için?
"Şöyle ki, gitmem lazım. Beni bekliyorlar. Ailem, arkadaşlarım... Kalsın yani kısaca."
Alayla gözlerime bakarak kollarını birleştirdi.
"Cidden böyle saf mısındır sen? Onlar gitti bile, arkadaşlarını bilmiyorum ama ailen yok."
Kaşlarımı bir anda çatarak adama sinirli bakışlarımı fırlattım. Ne demeye çalışıyordu, bilmiyordum ama ailem benimle vedalaşmadan hiçbiryere gitmezdi!
"Yalan söylemeyi keser misiniz? Ayrıca bu konu fazla uzadı. Ben varislik falan yapamam, alakam yok. Bu işin peşini bırakmazsanız, polise gitmem an meselesi."
Bir hışımla yanından geçeceğim esnada, "bunun için çok geç. Herşeyini biliyoruz, bugün olmazsa bile yarın, kesin olarak geleceksin. Kendi ayaklarınla, o adrese geleceksin, genç varis." Demesi düşünceli gözlerle parlayan fayansa bakmama sebep oldu bir süre.
Kendinden şüphe etmeden bu kadar emin konuşması da neyin nesiydi? Ayarlarımı bozmuştu yürüyen ego bozuntusu!
Ne kadar ürkmüş olsamda hiçbir şekilde belli etmeyip yüzüme o umursamaz maskemi takındım.
"Bu imkansız. En küçük bir tehdit bile sezersem, polise giderim. Ha,"
Diyerek yapmacık gülümsemeyle adama döndüm tamamen.
"Kapıda korumalarım var, onları atlatsanız bile, beni zorla bir yere götüremezsiniz. Daha o dediğiniz yere ulaşmadan, haberler aileme gider ve siz benim nasıl bir aileye sahip olduğumdan haberdar değilsiniz. Yaşatmazlar."
Dedim üzerine basa basa.
"Ama arkamda ailem var diye yok bu cesaret, ben bile kendim olmaya yeterim. Anlıyor musunuz?"
Söz sözlerimi söyleyerek oradan yavaş adımlarla çıkıyormuş gibi yaptım ama ayaklarımı kıçıma vura vura kaçmak geliyordu içimden.
Nihayet dışarıya adım attığımda rahatlıkla derin bir nefes almaya başlamıştım.
Kurulmuş sandalye ve masaların arasından sıyrılarak devasa yerin her yerini gözlerimle didik didik tarayıp ailemi aradım ama gerçekten görünmüyorlardı. İçimde birşeylerin koptuğunu hissedince sertçe yutkundum.
Adam doğru mu söylüyordu? Cidden benim mezuniyetime gelip, benimle vedalaşmadan gitmişler miydi?
Beynimin içinde büyükannemin dedikleri şimşek gibi çakınca burnunun direği sızlamış, beni birşeyleri anlamaya itmişti.
"Onu gerektiği yere teslim etmeyi düşünmüyor musunuz?"
"Hani varislik, yer altı işleri, eli silahlı insanlar, öz babasının geçmişi.."
"Bana sesini yükseltme Mahir! Ailemizi düşünüyorum, bunun ucu size dokunmayacak mı sanıyorsun?"
4 yıl önce lise sondayken söylediği şeyler beynimde dönüp durduğunda kendimi zorlayarak hissettiklerimi belli etmemeye çalıştım.
Bu kadar kalabalık bir yerde olmazdı, bu hislerimi saklamalı, kimseye belli etmeliydim.
Geldiğim yeri dönerek tekrar üniversitenin girişinde bekleyip mantıklı düşünmek için kendimi zorladım çünkü büyükannem her ne kadar bunları söylerse söylesin, annem ve babam vazgeçmezdi benden. Özellikle Leyla, asla vazgeçmezdi.
Bir şeyler vardı, bilmediğim bir şeyler vardı ama ne vardı!
Elimle şakaklarımı ovalayıp baskı yaptım. Birşeyler düşünmeliydim, ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum ama böyle gitmezlerdi onlar.
İnsan ailesini tanımaz mıydı? Ben tanıyordum.
Ovalamaktan veryansın eden şakaklarımı baskı yapmaktan yola getirmiş olmalıydım ki, varlığını unuttuğum o müthiş icat geldi aklıma.
Telefon!
Nasıl unuturdum en çok kullandığım şeyin varlığını?
Çantamın fermuarını açmaya çalıştım ama titreyen parmaklarım kontrolden çıkmış gibiydi, söz geçiremiyordum, onlar titreyince daha da panik oluyordum ve ellerim daha da titriyordu. Hareket edip çantayı açtım ama ileri yürürken birine çarptığımı hissettiğimde kafamı kaldırdım hızlı bir şekilde.
"Pardon!"
Sakinleşmek için içimden dualar ederek kafamı kaldırdım.
Bir kıza çarpmıştım.
Açık bıraktığı sarı saçlarının bir kısmı yanağına gelirken, diğer kısmı da kulağının arkasına sıkıştırılmış, beyaz teninde hafif pembeleşmiş allık sürdüğü yanağı kendini belli ediyordu. Ara ara, ince örgüler de vardı saçında ve uzun kirpiklerinin süslediği masmavi, denizin masum güzelliğini andıran gözlere, pembe dudaklara sahipti.
Bu kız... Çok güzeldi.
Bu kızı da tanıdığını hissediyordum sanki.
Her çarptığını tanıyorsun, Nida. Normal misin sen?
İç sesime aldırış etmeyerek kıza baktım.
Birkaç kez kampüs çıkışında rastlamıştım, hukuk bölümünde olmalıydı hatırladığım kadarıyla. Uzun uzun muhabbetlerimiz yoktu ama çok kısa diyaloglarımız olmuştu. Sinirli ve hırçın, aynı zamandada nasıl oluyorsa umursamaz bir yapısı da vardı.
"Sorun değil. Ayrıca biraz sakin olmayı denemelisin."
Denemelisin lafı aklıma o adamı getirince sinirlerim bozulmuştu ama belli etmemek için kendimi yırtıyordum.
"Ne?"
Olanlardan dolayı durmuş beynime söverek kıza baktım. Beynim hicbirsey algılayamıyordu artık!
Gözleriyle gösterdiği yeri kendi gözlerimle takip ettiğimde titreyen ellerimi görmek şansıma tükürmek istememe sebep oldu.
Hayır herkesten saklamaya çalıştıklarım hep bu kızın yanında gün yüzüne çıkıyordu.
Ellerimi meşgulmuş gibi yapıp çantadan telefonumu çıkarmaya çalışarak zaman kazanmaya çalıştım, bu sırada hâlâ bana bakıyordu.
"Sakinim. Sahnedeyken heyecan basmış sanırım. Ben iyiyim yani."
İyiyim mi?
Ama o sana iyi misin diye sormamıştı, sakin olmalısın demişti!
Daha fazla kendimi rezil etmemek için, "pardon tekrardan." Diyerek konuyu kapatmaya çalıştım.
Kız gitmeliydi çünkü sinirden her an ağlayabilirdim!
Bana son kez, içerisinde hiçbir anlam taşımayan boş ve umursamaz bakışlarını fırlattığında yanımdan çekip gitmişti ve rahat bir nefes alarak ekrandan annemin adını bulup kulağıma koydum.
Çalıyor... Çalıyor... Ama açmıyordu.
Tekrar ve tekrar aradım ama çıt yoktu.
Hayır, mezun olduğumuz an bizi silip atmış olamazdı, sadece işi çıkmıştı değil mi?
Bu sefer babamı arayıp tedirginlikle kulağıma yasladım telefonu.
Buda çalıyor ama açmıyordu.
Şaka mıydı bunlar!
Sanırım gerçekten terk edilmiştim, yoksa benim tanıdığım Karahan ailesi asla kızının mutlu gününde onu yalnız bırakmazdı.
Ama onlar, beni hiç yalnız bırakmazdı.
Gözlerim dolunca kafamı kaldırıp karanlığın içinde parlayan yıldızlara baktım, sadece baktım.
Sakinleşmeliydim.
O kadar zaman sakin olan, hanımefendi, stresten uzak olan ben, bugün o kadar stresli ve gergindim ki, gözlerim bile dolmuştu.
Boşu boşuna beklemek yerine biten eğlencede herkes birer birer giderken boş bulduğum sandalyelerde oturdum derin bir nefes vererek.
Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım ama yeterli değildi, sıcak basıyordu. Uzun, beyaz elbiseme zıt olan gece gibi simsiyah saçlarım beni daha fazla bunaltınca saçlarımı elimle topuz yaparak kolumu sandayenin başlığına yaslayıp bekledim.
O kadar aptaldım ki, toka bile getirmemiştim yanımda.
Masadaki açılmamış sulardan birini kıtlıktan çıkmış gibi içmeye başlamışken, yanı başımda bir ses duyarak kafamı çevirdim. Gaipten sesler duymuyorsam, bu bir insandı, kanlı canlı insan.
"Keşke sende görseydin."
Yere bakarak konuşan kız, çarptığım sarışından başkası değildi, dalgınca bakıp kendi kendine birşeyler mırıldanıyor, ve konuşuyordu.
Kimin neyi görmesini istiyordu?
Ayağa kalkarak yavaş adımlarla 2 masa ötede kalan kızık yanına gittim.
"Kiminle konuşuyorsun?"
Bize ne Nida? Neden başkalarının işine burnunu sokuyorsun?
Sen bi sus artık!
Kız sıçrayarak kafasını kaldırdığında, beni beklemiyor olmalı ki şaşkınlıkla bakıyordu. Sanırım herkesin gittiğini ve yalnız olduğunu düşünmüştü.
"Kulaklık."
Verdiği tok ve kısa cevabını doğrulamak için saçını kulağının arkasına sıkıştırıp sol kulağını gösterdiğinde minik bir beyaz kulaklık olduğunu görüp başımı salladım ağır ağır.
"Ah, kusura bakma. Merak etmiştim."
Telefonuna bakarak beni yanıtsız bırakacağını düşünmüştüm ama birkaç şeye tıklayıp bana döndü.
"Bugün sence de fazla karşılaşmadık mı prenses?"
Bir an gülecek gibi olarak kıza baktım ve boş bulduğum yanındaki sandalyeye oturdum.
"Prenses?"
Gülümseyerek bana baktı.
"Adın her yerde geçiyor. Şu meşhur Karahan ailesinin tek çocuğu değil misin? Hakkında tek bildiğim onların çocuğu olduğun. Onun dışında hangi bölümden mezunsun, hatta mezun musun onu da bugün öğreniyorum. Hangi bölümden mezunsun?"
Anlattıklarıyla jeton düşmeye başlamış olmalı ki, bana küserek kapanan algılarım yavaş yavaş kendini açıklığa bırakıyordu.
Karahan ailesi ülkenin hatırı sayılır zenginlerinden ve en popüler ailelerindendi. Ailem dolayısıyla onların çocuğu olduğum için benimde adım geçiyordu her yerde.
Prenses lise hayatımın bitişine kadar mükemmel bir çıkarımdı, çok mutlu ve huzurluyum ama üniversiteye geçtiğim ve devamında ki yıllarda bu hiç uygun değildi.
Cidden insanlar her zengin olanın mükemmel hayatı olduğunu mu düşünüyordu.
Bu benim için doğruydu ama doğruluğunu kaybedeli 4 yıl olmuştu.
"Prenses. Uygun bir çıkarım. Ama yeterince gözlem yapamamışsın sanırım."
Alayla gülüp tekrar yere bakmaya başladı.
"Cidden siz zenginlerin aileleri, akrabaları, arkadaşları, milyonlarca paraları, varlıkları var fakat hâlâ neyin gücenmişliğindesiniz, anlamıyorum. Zenginlik gelip geçici fakat en azından bir ailen var, kıymetini bil."
Uzaklara daldığımda, cevabım gecikmemişti.
"Keşke bu sizlerin sandığı gibi sadece şımarıkça bir trip, bir gücenmişlik olsa. Her zengini prenses sanan prenses."
Bunu ona laf sokmak için söylememiştim, cidden çok duru ve etkileyici bir dış görünüşü vardı. Saçlarının rengi bile doğaldı yüksek ihtimalle. Etrafımda doğal sarışın görmeye hasret kalmıştım, eline boyayı alan güzelim, bebek gibi saçlarını boyuyordu ama asıl mükemmel olan ise doğal halleriydi. Ama herkesin kendi kararıydı neticede.
Bana öylesine bakıyordu ki, birşeyler vardı bu kızda ama ne vardı, onu da anlamıyordum.
Sen neyi anladın ki...
"Prensesler masallarda olur."
Söylediği tek cümleyle kafamda soru işareri bırakıp yanımdan kalkmıştı.
Bende oturduğum yerden kalkacaktım ki, arkamdan duyduğum o ses, yine beni kalktığım yere geri çivilemişti.

"Hazır mısın?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

28okunma 7beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18