1. bölüm · Küller Arasında Aşk
1 BÖLÜM -KÜLLER-
Küller her şeyi örtebilir... Ama gerçek aşk, küllerin altından bile yeniden doğmayı bilir.
ÖN SÖZ
Bazı hikayeler yalnızca bir aşkı anlatmaz bazıları cesareti, fedakarlığı, vatan sevgisini ve insanın en karanlık anlarda bile umudu nasıl bulabildiğini anlatır.
Küller Arasında Aşk, birbirine düşman gibi görülen iki dünyanın, birbirini anlamaya çalışmasının hikayesidir. Bu sayfalarda yalnızca çatışmalar değil; korkular, sırlar, kayıplar ve tüm bunlara rağmen yeşermeye çalışan bir sevgiyle karşılacaksınız.
Bu kitabı yazarken amacım, sadece bir olay örgüsü kurmak değil, karakterlerin hislerini sizlere de yaşatabilmekti. Eğer bir sayfada heyecanlanır, bir sayfada gözleriniz dolarsa bu hikaye amacına ulaşmış demektir.
BU yolculukta bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
SEVGİLERLE...
Aycan YILDIZ
1 BÖLÜM - KÜLLER-
Emre Kağan Karahan
Savaşın en tehlikeli yanı kurşunlar değildir.
Sessizliktir.
Çünkü sessizlik, her zaman yaklaşan bir felaketin habercisidir.
Çökmüş duvarların arasından ağır adımlarla ilerliyorduk. Botlarımızın altında ezilen taşların sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Rüzgâr, yanmış barutun kokusu yüzüme taşıyordu. Arkama baktım. Altı kişi...
Peki bu sessizliğin içinde omuz omuza yürüyen altı kişi kimdi?
Bozkurt timi...
Yuzbaşı Emre Kağan Karahan
Astsubay Kıdemli üstçavuş Bora Akın
Astsubay Üstçavuş Göktuğ Yılmaz
Uzman Çavuş Doruk Acar
Uzman Çavuş Mete Akarcı
Üsteğmen Zeynep Aydın
Biz Bozkurt timi'ydik, altı askerdik. Altı farklı hayat... Ama tek bir yeminimiz vardı. Vatan...
Elimi kaldırdım. Tim tek hareketle durdu. Kimsenin "neden?" diye sormasına gerek yoktu.
Yıllardır birlikte görev yapıyorduk. Birbirimizin nefesini bile tanıyorduk.
Kaya parçasının arkasına dizimin üzerine çöktüm. Dürbünümü kaldırıp karşımdaki harabeyi incelemeye başladım.
Yıkılmış apartmanlar...
Boş sokaklar...
Yanmış araçlar...
Herşey olması gerektiği kadar sessizdi. Ve bu içime sinmiyordu
"komutanım."
Göktuğnun sesi sol arkamdan geldi.
"termaleden hareket var. "
yavaşça dürbünümü onun gösterdiği noktaya çevirdim. Önce hiçbir şey seçemedim. Sonra... İki siluet. Bir yetişkin. Bir çocuk. Kaçıyorlar.
Bora yanıma yaklaştı.
"korkuyorlar gibi komutanım"
"görmeden konuşma"
Sesim her zamanki gibi sakindi.
Dürbünümü biraz daha odaklandım. Kadının yürümekte zorlandığını fark ettim. Sol omzundan aşağı doğru koyu renk bir iz uzanıyordu. Kan.
Çocuk ise bir an olsun elini bırakmıyordu. Sürekli arkasına bakıyordu. Birilerinden kaçıyorlardı. Ama kimden? Ve neden? Tam o sırada... Silah sesi.
Kurşun, kadının birkaç metre yanındaki duvara saplandı.
Küçük kız korkuyla yere çöktü. Kadın hiç düşünmeden onu kollarının arasına aldı. Başını eğdi. Çocuğu kendi bedeniyle korumaya çalışıyordu. Parmaklarım istemsizce tetiğe yaklaştı. Mete fısıldadı.
"komutanım..."
"emir bekle."
"bunlar sivil gibi."
"tuzakta olabilir."
"bölge temizlenmişti."
"sana emir bekle dedim."
Sesim net ve tok çıktı. Kimse konuşmadı.
Ya gerçekten yardıma muhtaç sivillerse?
Ya da...
Bizi ortaya çıkarmak için hazırlanmış bir tuzaksa?
Sınır hattında bunun örneklerini daha önce görmüştük. Merhamet eden ölüyordu. Ama bu kez, gerçekten yardım bekleyen bir anne ve küçük bir kız çocuksa?
Kadın zedelendi. Bir kaç adım attı. Sonra dizlerinin üzerine çöktü. Küçük kız ağlayarak onu kaldırmaya çalışıyordu. Kadın başını kaldırdı. Aramızda yüzlerce metre vardı. Yine de göz göze geldiğimizi hissettim. Korkuyordu. Ama kendisi için değil, çocuk için. Bir kurşun sesi daha... Kurşun çocuğunun yanından hızlıca geçti.
Artık beklersem geç kalabilirdim. Ama acele edersem, altı kişiyi ölüme gönderebilirdim. Tim bütün gözlerini bana çevirdi. O an vereceğim emir, ya iki insanın hayatını kurtaracaktı.
Ya da.
Kendi timimin hayatını tehlikeye atacaktı. Derin bir nefes aldım
Ve ilk kez...
Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
(bölüm sonu)
