5. bölüm / 5
KÜL ve KARAMEL🧽Sarı Bezin Gücü🧽
Bölümler 5Şu an: 🧽Sarı Bezin Gücü🧽
- 1 🥧TANITIM🥧89 kelime
- 2 🌯PROLOG🌯206 kelime
- 3 🍯Karakter Kartları🍯5 kelime
- 4 🍯Karakter Kartları~2🍯
- 5 🧽Sarı Bezin Gücü🧽2.300 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Masaya atılan sarı bezin ucunu kaçırmasıyla yere doğru savrulması bir oldu.
“Oy anam anam her yerim ağrıyor.”
Enise, belini tutarak sandalyelerden birini oturmak için çekti.
“Sabahtan beridir bir masadan diğerine koşturuyorum. Bugün niye bu kadar yoğundu?”
Yanındaki arkadaşı yere düşen bezi alarak çöp kutusuna fırlattı.
“Bugün Aral Bey gelecek, her zamankinden daha çok dikkat etmemiz gerekiyor.”
Hemen ardından keyiflenerek yerinde yaylandı.
“Bugün zamlı maaşlarımız yatacak.”
Enise, gülümseyerek ellerini kavuşturdu, gamzeleri belirginleşti.
“Eren Faruk’a sürpriz yapacağım, Melda.”
Melda, masaya dayanarak iç çekti.
“Yarın gidiyor değil mi? Kıyamam ya... Melda ablasının da sevgilerini ilet. İstanbul kendi başına koca bir ülke gibi geliyor bana. Kendine oralarda iyi baksın.”
Enise, samimi bir tebessümle karşılık verdi.
Restoranın girişinde seslerin çoğalmasıyla Melda’nın elinin ayağına dolaşması bir oldu. Ellerini yanaklarına koyarak camdaki yansımadan kendini kontrol etti.
“Ayyy geldi, Enise! Aral Bey geldi! Nasıl gözüküyorum? Güzel miyim? Sen de çekin düzen ver kendine.”
“Bu kadar telaş yapma. Her taraf tertemiz oldu. Bir sürü kişi sabahtan beri her tarafı köşe bucak temizledik.”
Melda havayı döverek çırpındı.
“Kız mesele o değil. Adam çok yakışıklı bir şey! Herkes ona hayran! Kendimi göstermem lazım. Ayyy bir bıçak tutuşu var hayranım hayran!”
Enise, kendine çay doldurmaya kalktı.
“Aral Bey’i görmesem sana inanacağım. Bence çok da farklı bir aurası yok. Sen de rahat ol burası dinlenme odası, önem vermezler buraya.”
Melda, kumral saçlarını düzelterek “ne yani sen gelmeyecek misin?” diye sordu.
“Gerek yok, ben görevimi yaptım zaten. Birazdan herkes buraya çekilir. O zaman kendini göstermeye gidersin canım.”
Melda gözlerini kısarken Enise şımarık bir şekilde gülümsüyordu. Ayda iki kere yaptıkları tatlı bir atışmaydı bu.
Aral Eliuzun, ayda iki kez kendi restoran zincirlerini ziyarete gelir, her şey yolunda mı diye kontrol ederdi. Geldiği günler de mutfakta çalışmadan gitmezdi. Şeflerine mutlaka yeni birkaç tarif öğretirdi.
Günün sonu yaklaştığında Aral Şef, mutfağa geçti. Kendine ayrılan özel önlüğünü üzerine geçirdi. İsteği üzerine mutfaktaki aydınlatmayı daha loş hale getirtti. Uzaktan harıl harıl bir şeyler anlattığı bazen hızlı hızlı sebzeleri doğradığı görülüyordu. Bazen kollarını kavuşturuyor şeflerin tarifi hazırlayışını izliyordu.
Son olarak tabaklamayı gösterdiğinde kaşları çatıldı. Şeflerinin tüm dikkatlerini tabağa vermelerini istiyordu. Öyle ki bazılarının baskı altında elleri titremeye başlamıştı. Bunu fark edince derin bir nefes aldı.
“Hızlı olmaktan önce sakin kalmaya çalışın. Dünyanın sonu değil arkadaşlar, bugün on beş, yarın yedi dakikada tabaklarsınız diğer günler iki dakikaya düştüğünü bile fark etmezsiniz. Unutmayın; bizim önceliğimiz daha temiz ve daha lezzetli tabaklar çıkarmak.”
Yaklaşık bir saat sonra Aral, mutfaktan çıkınca çalışanlar yorgunlukla torşonlarını tezgaha atıp tariflerin zorluğundan yakındılar. Özellikle de baharat dengesinin zor ayarlandığından şikayet etmekteydiler. Kendi görevleri bitince temizlik ekibini çağırdılar. Bu kargaşayı ancak onlar aklardı.
Kimileri tezgahı temizliyor kimisi makineyi boşaltıp yenisini dolduruyordu. Bir başkası fırınlarla ilgilenirken ötekiler ocağı siliyordu.
Enise son görevi olarak paspas kovasını hazırladı. Herkesin işi bittikten sonra gittiler. Mutfaktaki lamba o kadar kısılmıştı ki iyi temizlediğinden emin olmak istedi. Eğer leke kalırsa yarın herkes ona hesap soracaktı, biliyordu. Enise, son bir kez daha yerlere paspas vurmaya başladı. Tezgahın altına doğru paspası daldırdı. Tezgahın altından biber sapı, salatalık kabuğu ve küçük kırmızı ciltli bir defter çıktı. Gıda çöplerini ayrıştırdıktan sonra yerdeki defteri alarak tezgahın üzerine bıraktı. Fakat üzerindeki kabartmalı yazı dikkatini çektiğinden parmağını kabartmanın üzerinde gezdirdi. Okumaya çalıştı. Fakat yaldızları silinmişti. Lamba titremeye başlayınca kaşları çatıldı. Sayfayı tam çevirecek iken elinin üzerinde bir el hissetmesiyle korkuyla irkildi. Elini üstündeki ağırlıktan kurtarmaya çalışarak karşısındaki karartıya baktı.
“Demek buradaymış! Eğer kaybolsaydı çok üzülürdüm.”
Aral, tehditkar bir şekilde defterini Enise’nin elinin altından çekip aldı. Bakışlarını kızın yaka kartına dikip sözlerine devam etti.
“Enise... burada senin anlayamayacağın bir emek var... gecelerimi gündüzlerime kattığım, gençliğimi üzerinde heba ettiğim büyük bir emek...”
Enise, korku dolu bakışlarını Aral’ın yüz ifadesinde gezdirdi. Öfkeyle kısılan gözleri, seğiren dudakları, dişlerini sıkışı, sanki tüm öfkesini bir maskenin ardına gizliyor gibiydi. En çok da onu rahatsız eden şey burnunun dibine kadar yakın durmasıydı. Enise, Aral’a temas etmemek için tezgahla bir olmuş durumdaydı.
Stresten elindeki sarı bezi sıkarak yanıt verdi.
“Bu defterin kime ait olduğunu ve içerisinde ne olduğunu bilmediğimden açıp fikir edinmek istedim. Amacım almak değil sahibine ulaştırmaktı. Sanırım yanlış anladınız.”
Aral, sarı bezden ayakkabısına damlayan suya bakışlarını dikti. Hastalıklı bir gülümseme belirdi yüzünde. Enise’nin ise korkudan rengi gittikçe beyazlaşıyordu.
“Ben de senin nasıl biri olduğunu bilmediğimden uyarmak istedim, Enise. Umarım uyarım yerine ulaşmıştır.”
Aral, ayakkabısını deterjanlı sudan kurtarmak istercesine birkaç adım geri adım atınca Enise, derin bir nefes aldı. Üzerinde hissettiği bakışların altında ezilerek elindeki sarı bezi bırakmadan paspas kovasını alarak mutfaktan çıktı.
Giyinme odasına geçtiğinde yüzü kireç gibi olmuştu. Melda, yolunu keserek heyecanla sohbete başladı.
“Çok pişman olacaksın, Enise! Onu görmeye sen de gelmeliydin! Bıçak tutarken belirginleşen kollarındaki damarları görsen kendinden geçerdin!”
Melda, etrafında dönerek bildiği tüm hayranlık sözlerini Şef Aral Eliuzun için saydı.
Enise, korku dolu bakışlarıyla iş arkadaşına baktı.
“Ne? Ne oldu sana? Ağlamak üzeresin! Azar mı yedin yoksa?”
“Sarı bezin gücü...”
Arkadaşının bu sözü üzerine Melda, elindeki sarı bezi çekiştirip almaya çalışsa da başarılı olamadı.
“Kıyamam ya... kız çalışmaktan bu bez gibi sönmüş. Ne oldu anlat hadi!”
Trajikomik... köpüklü bir sarı bez sayesinde daha fazla azar işitmedim... sarı bezin gücü...
Enise, hızla konuyu değiştirmek istedi.
“Teknoloji mağazasının kapanmasına bir saatten az kalmış, Melda! Benim hemen gitmem lazım.”
Dalgınlıkla elindeki bezi çantasına attığı gibi hızlı adımlarla restorandan çıktı. Köşeyi döndükten sonra koşmaya başladı.
Gerçekten mağaza kapanacak diye mi koşuyordum? Yoksa korktuğum için mi? Belki de artık bu işi bırakmamın vakti gelmişti. Fakat kardeşim Eren ne olacaktı? Tam hayallerine kavuşmuşken onu gurbet ele beş parasız gönderemem. Yeni bir iş bulana kadar burada kalmak zorundayım... evet... şimdi anladım...
korktum hem de çok korktum... ama Aral Bey’den değil... kardeşime o hediyeyi alamamaktan korktum...
Mağazanın önüne geldiğinde yavaşladı. Saatine baktı. Kapanmasına biraz daha vardı. Nefesini düzene sokarak içeri girdi. Laptopların olduğu alana yöneldi. Uzun araştırmalarının sonunda kardeşinin okuyacağı uçak mühendisliği bölümü için sadece tabletin yeterli olmadığını öğrenmişti. Çalışanların yardımıyla biraz pahalı ama iyi bir laptopta karar kılmıştı. Ardından kardeşinin rahat not tutabilmesi için uygun fiyatlı Android bir tablet bulmuştu. Hepsini özenle hediye paketi yaptırttıktan sonra yüzünde huzurlu bir gülümsemeyle mağazadan çıktı. Alışverişi yetmiş bine yakın tutmuştu ama Eren Faruk için değer diyordu kendi kendine. Neşeli yürüyüşü kahverengi kâküllerini savuruyor, tepeden yaptığı at kuyruğunu bir sağa bir sola sallıyordu.
Tek odalı evine geldiğinde kardeşini koltukta uyurken buldu. Eren’in başındaki takkesini çıkararak krem rengi seccadenin üzerine bıraktı. Ardından koltuğun yanında diz çökerek kardeşinin yumuşacık kahverengi gür saçlarını okşadı.
“Benim yaşama sebebim, evimin huzuru... biricik dayanağım... nur yüzlü Eren’im...”
Eren, ablasının varlığını hissettiği gibi uyandı. Koltukta oturarak “gelmişsin ablam” dedi.
Ardından ekledi.
“Çok yorgun görünüyorsun. Ellerini yıka sana yemek yaptım.”
Enise’nin yüzüne kocaman bir tebessüm belirdi.
“Ne yaptın bana bakalım?”
“Çok şey değil aslında. Mantarlı tavuk sote ve kremalı makarna.”
“Ohoo buna bir şey değil mi diyorsun? Benim kardeşim mutfakta ne zamandır bu kadar yetenekli oldu?”
Eren Faruk gülmeye başladı.
“Buna tadımdan sonra karar verirsin.”
Enise, kardeşine seslenerek durdu.
“Eren’im bekle! Ben yemeğimi hazırlarım, senin erken uyuman lazım. Yarın yolcusun.”
Hemen ardından koltuğun arkasına sakladığı paketi çıkardı.
“Ama önce sana aldığım hediyemi aç.”
Kardeşi heyecanla paketi alıp desenli kilimin üstünde bağdaş kurdu. Fakat şaşkın bir ifade belirdi yüzünde.
“Bu niye bu kadar ağır? Kıyafet almadın mı?”
Ablası söylememek için kaşlarını kaldırıp omuz silkti.
Eren Faruk biri büyük diğeri orta boy paketi çıkardı.
“Hayır, abla sen ciddi olamazsın... bunu yapmış olamazsın...”
İlk paketi açtığında yüzü ışıldadı.
“Uzun süredir yarı zamanlı işimde bu bilgisayarı almak için çalışıyordum. Fakat sana hiç söylemedim... çünkü çok pahalıydı... neden kendine bu kadar yüklendin?”
Enise’nin yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı.
“Hadi diğerini aç.”
Diğer pakette ise s peni olan kaliteli android bir tablet vardı.
“Ama ben deftere notlarımı tutardım.”
Eren Faruk yaşaran gözlerini arkasını dönerek sildi. Ardından ablasına kocaman sarıldı.
“Zaten zor bir işte çalışıyorsun. Neden kendine bu kadar yüklendin? Hepsini nasıl ödeyeceğiz?”
“Borç yapmadım. Uzun süredir senin için birikim yapıyordum. Sen üniversite sınavına hazırlandığından beridir kenarda birikim yapıyordum azar azar. Çünkü senin bir gün gerçekten başaracağına inanıyordum... aslında çok önceden almak istiyordum ama maaşım bugün yattı.”
Kardeşi, ablasının bileğindeki bileziklerden sadece bir tane kaldığını gördü.
“Onlar senin güvencendi... benim için neden harcadın?”
“Bugünler için yaptığım bir birikimdi. Özellikle senin için yapmıştım, kardeşim.”
Eren Faruk başını yere eğmiş sessizce ağlıyordu.
“Keşke” diye iç çekiyordu.
“Keşke ikizim, annemizle babamız da görseydi bu başarımı.”
Her gece olan alışılmış bir duygusallığın ardından herkes rutinine dönmüştü. Enise, yemeğini yiyor, Eren Faruk ise yanında tablet ve laptopun kurulumunu yapıyordu.
İkisi için de yeni bir hayat başlıyordu.
“Eğer mezun olduktan sonra iyi bir yerde de çalışırsam senin çalışmana artık gerek kalmayacak, ablam.”
Enise, yemeğine o kadar adapte olmuştu ki ezbere cümlelerini sıraladı.
“Ona hiç şüphe yok Eren’im. Sana güveniyorum, sen başkasın.”
Ertesi sabah güzel bir kahvaltıdan sonra Eren Faruk’u hayatının yeni dönemine yolcu etti. Ablası yurt için tüm eksiklerini önceden hazırlayıp kardeşinin bavuluna koymuştu.
İçinde buruk bir mutlulukla otobüs terminalinden döndüğünde kapısının önünde ev sahibiyle karşılaştı.
“Hani hâlâ evden çıkmamışsın?”
Anlamamış bir ifadeyle ev sahibi kadına baktı.
“Söylentileri duydun sanıyorum. Evi başka birine sattım. Akşama kadar çıkman lazım.”
“Neden çok önceden söylemediniz? Birkaç günde ev mi bulunur?”
“Aaa ne var canım? Bugün de işe gitmeyiver yeni bir yer ara. Hem duyduğuma göre durumunuz da düzelmiş. Daha büyük bir ev tutarsın.”
Enise’nin morali gittikçe bozuluyordu.
“En azından bir hafta süre verin. Gerçekten hemen bir yer bulmam imkânsız.”
Ev sahibesi Enise’yi baştan aşağı süzdükten sonra son sözü söyleyip gitti.
“Akşam saat sekize kadar evden çıkmış ol.”
Genç kadın, çaresiz bir şekilde içeriye girdi. Bir yandan da kardeşi gittikten sonra böyle bir sorun yaşadığı için şükrediyordu. İş vakti gelene kadar internetten birkaç ilan baktı. Son zamanlarda kiraların bu kadar artmasına şaşırdı. Kendisi bu kadar ödemiyordu. Şimdi çıkarsa çok zorluk yaşayacaktı. İlk hallerine göre durumları biraz düzelmişti. Fakat büyük bir eve geçecek kadar ya da daha fazla kira ödeyecek kadar parlak bir durumu yoktu.
İş molalarında da araştırmak üzere evden çıktı.
Daha dün de başka bir iş bakmak için büyükleniyordum. Şimdi ise yeni bir ev aramak zorundayım. Elimdekiyle yetinmezsem olacağı buydu zaten. Özellikle zamlı maaş almaya başlamışken yeni bir yere başlamak büyük bir risk olur.
Aral Bey, haklıydı... beni tanımıyor sonuçta. Belki de gerçekten o defter kendisi için çok değerliydi. Evet... kendini yanlış ifade etti ama kötü niyeti olmayabilir... onun da üzerinde bir sürü sorumluluk var... kesinlikle ben fazla alınganım... bu yaşananları unutup işime yine dört elle sarılacağım...
İki elini havada yumruk yaparak derin bir nefes aldıktan sonra yoluna devam etti
Gün boyu zihnin etrafında dünkü yaşadıkları dönüp durdu. Melda ile birlikte molalarda karşılarına çıkan her 1+1 ilanı aradılar.
“Ankara’da fiyatlar neden bu kadar uçuk? Birkaç ay öncesine kadar da çok uygun fiyatlı yerler vardı.”
Melda’nın aklına bir fikir geldi.
“Ev bulana kadar bende kal, Enise.”
Enise’nin morali bozuldu. Askıdan çantasını alarak omzuna astı.
“Sana yük olamam. Zaten ailevi sorunların var. Ben ev sahibinden bir gün daha mühlet isterim.”
İş yerinden çıktığında saat akşam onu geçiyordu. Evin önüne geldiğinde ev sahibiyle karşılaştı. Enise’nin ev için aldığı birkaç eşyayı dışarı çıkarmıştı.
“Eşyalarını topla, bu gece çıkmak zorundasın.”
“Ya ciddi olamazsın? Benden habersiz eve girip eşyalarımı mı çıkardın?”
“Bana başka çare bırakmadın, Enise. Yarın tamirci girecek eve. Parkeler yenilenecek, badana yapılacak, tesisat işi var, kapılar yenilenecek. Çok iş var yani. Senin hemen çıkman lazım.”
Ev sahibesi tek nefeste hızlı hızlı konuştukça Enise’nin nefesi daralıyordu. Kendisini bu kadar panikletmesi sinirlerini yıpratmıştı.
“Bu saatte nereye giderim ben şimdi? Ev de bulamadım... hem bir iki günde bulunabilecek bir şey değil ki!”
Kadın kızıl saçlarını savurarak “beni ilgilendirmez” dedi ve ekledi.
“Uzun zamandır kirana zam bile yapmıyorum. İlk geldiğin zamanlar kiranı geç verdiğinde seni hep alttan aldım ama artık yeter. Benim de kazanmam lazım.”
Enise içeriye girip kapıyı kadının suratına kapattı. Hem bu saatte ne yapacağını düşünüyor hem de kıyafetlerini toparlıyordu. Fazla eşyası yoktu. Eren de tüm kıyafetlerini yurda götürdüğü için fazla yükü olmayacaktı. Bir bavulla evden çıktığında kadın kapının önünde bekliyordu.
Yerde uçuşan hediye paketini görünce gözleri yaşardı. Daha dün çok güzel gelecek planları kurarlarken şimdi dışarıda kalmıştı.
Ev sahibesi, yedek anahtarları aldıktan sonra gitti. Enise, yerdeki leğene baktı. Onu da geçen hafta almıştı. Şimdi ne yapacağını şaşırmış halde ters çevirmiş üzerinde oturuyordu.
İş yerinde o kadar yorulmuştu ki gözleri kapanıyordu. Kendine gelmeye çalışarak ayaklandı. En azından birkaç gece uygun fiyatlı bir otelde kalabileceğini düşündü. Her zaman geçtiği bu yollardan bir daha geçemeyeceğini bilmek içini sıktı. Sanki son kez buralara bakıyor gibiydi. Binaları ne kadar yıkık dökük olsa da bu mahalleye son yıllarda çok alışmıştı. Şimdi buralardan gidiyor olmak canını çok yakıyordu.
Tam adım atacağı sırada yanına bir araba yaklaştı. İçerideki tanıdık ses kulağını tırmalamıştı.
“Enise! Bu saatte nereye böyle?”
Aral’ın ses tonu dünkünden oldukça farklı, daha dost canlısı çıkmıştı.
Enise, ne diyeceğini bilemedi.
“Dışarıda bazı işlerim var.”
“Bavulla mı?”
Adam, bakışlarını bavuldan ayırarak ekledi.
“Bu saatlerde buralar pek tekin olmuyor. Gideceğin yere kadar seni bırakabilirim.”
“Hayır, yakın zaten teşekkür ederim.”
“Israr edeceğim... çünkü seninle konuşmam lazım.”
Arabanın kapısını içeriden açıp bekledi.
“Lütfen Enise... sanırım sana bir özür borcum var. Eşyaların kalsın sonra aldırırım ben.”
Enise, ne kadar istemese de bindi. Şu anda onunla arasının bozulması isteyeceği son şeydi. Evini kaybetti işini de kaybedemezdi.
Biraz yol gittiklerinde Aral söze başladı.
“Özür dilerim... dün seni biraz korkuttum. Çok yorgundum ve onu kaybettim sandım.”
Enise, derin bir çekti.
“Onu tezgahın altında buldum. Büyük ihtimalle orada düşürdünüz. Kendinizi kötü hissetmenize gerek yok. Hepimizin bazen gergin olduğu anlar oluyor.”
“Anlayışlı olmana sevindim. Nereye gidiyordun?”
“Otele.”
“Evinden otele mi gidiyorsun?”
Enise, sessizce başını salladı.
“Maalesef. Ev sahibem beni evden çıkardı...”
“Buldun mu bir yer?”
“Henüz değil.”
“Bugün benim misafirim olabilirsin.”
“Bu doğru olmaz.”
“Ben zaten evde olmuyorum. Emin ol evde bulunsam bile denk gelemeyiz. Sadece bir gün sonra gidersin. Tanıdığım bir emlakçı var. Sonra senin için uygun evleri araştırırız.”
“Ben bunu kabul edemem, zorlamayın.”
“Tüm eşyaların geride kaldı artık mecbur kabul edeceksin. Çalışanlarım seninle ilgilenirler. Yalnız olmayacaksın merak etme.”
Enise, ikna olmasa da kendini mecbur hissetti. Uzun zamandır tanıdığı bir insandı. Hakkında kötü şeyler duymamıştı. Fakat neden bu kadar içi sıkılıyordu? Bu teklifi kabul ettiği için kendine içten içe sayıyordu. Bir an inmek istedi.
“Aslında az ileride bir otel var. Beni orada indirseniz daha iyi olur.”
Aral yanıtlamak yerine gülümsedi.
Bölüm etkileşimi
