Kül Gölge kitap kapağı

2. bölüm / 2

Kül Gölge

Zorluklar ile

Vaveyla Yazarı: Ahu .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Zorluklar ile

İstanbul — Beyoğlu, gece yarısı.Beyoğlu'nun arka sokakları geceleri başka bir yere dönüşürdü.Gündüzleri birbirinin yanından aceleyle geçen insanların doldurduğu kaldırımlar, gece olduğunda sessizliğe gömülürdü. Eski binaların yıpranmış cepheleri, sokak lambalarının sarı ışıkları altında daha kasvetli görünürdü. Kaldırımların arasına birikmiş yağmur suları, uzaktan gelen farları yansıtırken rüzgâr dar sokakların arasında uğuldayarak dolaşırdı.İstanbul'un bu tarafında gece, insanın yalnızca üstüne çökmezdi.Bazen insanın geçmişini de beraberinde getirirdi.Nehir Arslanoğlu, kabanının yakasını kaldırıp adımlarını hızlandırdı.Saat gece yarısını geçmişti.Aslında o saatte evinden çıkmak istememişti. Gün boyunca aklını meşgul eden raporlar, laboratuvarda yarım bıraktığı işler ve ertesi gün tamamlaması gereken dosyalar yüzünden zihni zaten yeterince doluydu. Fakat evde olmadığını fark ettiği birkaç önemli evrakın fotokopisini çıkarması gerekiyordu. Yakınlarda yirmi dört saat açık bir yer bulabileceğini düşünerek dışarı çıkmıştı.Küçük bir iş.On dakika sürer, geri dönerdi.En azından öyle sanmıştı.Kulaklığından kısık sesle bir şarkı çalıyordu. Bir eli çantasının askısında, diğeri kabanının cebindeydi. Koyu renk saçları rüzgârın etkisiyle yüzüne düşerken başını eğip yürümeye devam etti.Sokağın köşesine geldiğinde bir an durdu.İçine açıklayamadığı bir huzursuzluk çökmüştü.Çevresine baktı.Boş bir kaldırım.Kapalı bir dükkân.Bir sokak lambasının altında park edilmiş eski bir otomobil.Ve karşı tarafta, duvarın dibinde duran bir adam.Nehir önce dikkat etmedi.Sonra adamın başını kaldırdığını gördü.Dudaklarındaki ifade, Nehir'in midesine soğuk bir taş oturmuş gibi hissetmesine yetti.Arda.Aylar önce hayatından çıkardığını düşündüğü adam.Eski sevgilisi.Hayatının bir döneminde kendisini sevdiğine inandığı, sonrasında ise sevgiyi bir kontrol etme hakkı gibi gören o adam.Nehir'in adımları yavaşladı.Arda'nın yüzü sokak lambasının altına girdiğinde, adamın gözlerindeki tanıdık öfkeyi gördü. Saçları dağılmıştı, montu gelişigüzel açıktı. Dengeli durmakta zorlanıyor, ancak bütün dikkatini Nehir'e vermiş gibi görünüyordu.Nehir'in ilk düşüncesi geri dönmek oldu.İkincisi, telefonunu çıkarmak.Üçüncüsü ise aylardır kendisine söylediği cümleyi hatırlamaktı.Bitti. Artık hayatımda değil.Arda duvardan ayrıldı.

Arda: Nereye böyle, güzelim?Nehir cevap vermedi.

Arda: Duydun mu beni?Nehir: Arda, yaklaşma.Adam güldü.O gülüşü
Nehir çok iyi tanıyordu. Bir zamanlar bu gülüşün arkasında sevgi aramıştı. Şimdi ise yalnızca yaklaşan bir sorunun işaretini görüyordu.Arda: Vay be. İnsan eski sevgilisine bir merhaba der.
Nehir: Sen benim eski sevgilim bile değilsin artık. Yolumdan çekil.Arda: Öyle mi?
Nehir: Evet.
Arda: Beni hayatından çıkardığını mı sanıyorsun?Nehir: Ben seni hayatımdan çıkardım. Senin bunu kabul etmen gerekiyor.
Arda birkaç adım daha yaklaştı.Nehir geri çekildi.
Arda: Benden kaçmakla bir yere varamazsın.
Nehir: Senden kaçmıyorum. Sadece seninle konuşmak istemiyorum.Arda: Bana bakarken gözlerini kaçırma.Nehir: Sana bakmak zorunda bile değilim.
Arda'nın yüzü sertleşti.Nehir, onunla tartışmanın hiçbir işe yaramayacağını biliyordu. Bu yüzden konuşmayı bitirip aydınlık caddeye çıkmak istedi. Ancak arkasındaki duvar, geri çekilebileceği alanı daraltıyordu.Arda birden kolunu uzattı.
Nehir'in bileğini yakaladı.Nehir: Bırak beni!Arda: Daha konuşmamız bitmedi.
Nehir: Benim bitti!Arda: Ben bitirmeden hiçbir şey bitmez!
Nehir kolunu kurtarmaya çalıştı.Arda'nın parmakları bileğini sıkıyordu. Nehir'in yüzü acıyla gerildi.Nehir: Canımı yakıyorsun! Bırak!Arda: Sen benimle böyle konuşamazsın!
Nehir: Sen de bana böyle davranamazsın!Arda'nın diğer eli montunun içine gitti.
Nehir'in gözleri o hareketi takip etti.Adam elini çıkardığında parmaklarının arasında parlayan metal, sokak lambasının ışığını yakaladı.Bir bıçak.
Nehir'in nefesi kesildi.Nehir: Arda…Arda: Ne oldu? Az önce çok cesurdun.
Nehir: İndir onu.Arda: Önce benimle geleceksin.
Nehir: Hayır!Arda: Nehir, beni zorlama.
Nehir: Arda, lütfen. Bıçağı indir.Sesinin titremesinden nefret ediyordu.Korktuğu için kendisine kızıyordu ama korkusu, ne kadar direnirse dirensin, bedenini terk etmiyordu. Parmakları soğumuştu. Kalbi göğsüne sığmıyordu.Arda: Benimle geleceksin, anladın mı?Nehir: Seninle hiçbir yere gitmiyorum!Arda onu kendisine doğru çekti.Nehir dengesini kaybedip duvara çarptı.
Nehir: İmdat! Bırak beni!
Arda: Bağır! Bağırabildiğin kadar bağır!Nehir başını çevirip sokağın diğer ucuna baktı.Kimse yoktu.Yalnızca karanlık, kapalı dükkânlar ve uzaktan duyulan otomobil sesleri vardı.
Arda yüzünü ona yaklaştırdı.
Arda: Beni terk edip mutlu olacağını mı sandın?

Nehir: Seninle mutlu değildim!
Bu söz, Arda'nın yüzündeki ifadeyi değiştirdi.Arda: Ne dedin sen?
Nehir: Duydun!
Arda: Bir daha söyle!
Nehir: SENİNLE MUTLU DEĞİLDİM!Bir anlığına sokak sessizleşti.Arda'nın eli daha da sertleşti.Nehir'in gözleri doldu ama bakışlarını kaçırmadı.Nehir: Beni bırak. Sana son kez söylüyorum.
Arda: Yoksa ne yapacaksın?Nehir cevap veremeden, sokağın girişinden ağır motor sesleri yükseldi.Önce bir araç göründü.Ardından arkasından gelen ikinci siyah cip.Farlar dar sokağı aydınlatırken Arda'nın başı istemsizce o tarafa döndü.Nehir de baktı.Araçlar sokağın girişinde durdu.Kapılar açıldı.İçlerinden koyu renkli kıyafetler giymiş birkaç adam indi. Kimse bağırmıyordu. Kimse koşmuyordu. Buna rağmen hareketlerinde öyle bir kararlılık vardı ki sokaktaki bütün hava bir anda değişmişti.Arda'nın yüzündeki öfke yerini huzursuzluğa bıraktı.
Arda: Bunlar da kim?Nehir !
bilmiyordu.Ancak araçlardan birinden inen adamı gördüğü anda kalbinin atışı başka bir ritme geçti.Uzun boylu, geniş omuzlu bir adamdı.Üzerinde koyu renkli, dizlerine kadar uzanan bir kaban vardı. Siyah boğazlı kazağının yakası boynunu sarıyor, koyu saçları düzgün biçimde geriye taranmış duruyordu. Yüz hatları keskin, çenesi belirgindi. Koyu kahverengi gözleri, sokağı tek bir bakışla taradı.Sonra Nehir'e baktı.Ardından Arda'nın elindeki bıçağa.Yiğit Sarsılmaz.Nehir onu daha önce görmüştü.İlk karşılaşmaları sayılmazdı belki; birbirlerinin isimlerini ve yüzlerini artık biliyorlardı. Ancak aralarında gerçek anlamda kurulmuş bir tanışıklık yoktu.Yiğit, birkaç metre ötede durdu.Bakışlarını Arda'nın Nehir'in bileğini kavrayan eline çevirdi.
Yiğit: Elini çek.Arda şaşkınlıkla ona baktı.
Arda: Sen de kimsin?

Yiğit soruyu cevaplamadı.

Yiğit: Kadının elini bırak.
Arsa : Bu bizim meselemiz. Aile meselesi. Sen karışma.Yiğit'in yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı
.Yiğit: Aile meselesi mi?Arda: Evet! Senin ne işin var burada?Yiğit bir adım attı.

Yiğit: Kadın sana bırak dediyse bırakacaksın.
Arda: Sana mı soracağım lan?
Oğuz, Yiğit'in arkasında durmuş olan biteni izliyordu. Yanındaki adamlardan biri hafifçe öne çıktı ama Oğuz elini kaldırarak onu durdurdu.Yiğit'in bakışları hâlâ Arda'nın üzerindeydi.Yiğit: Son kez söylüyorum.Arda, elindeki bıçağı kaldırdı
*nehir korku dolu gözlerini kapatır
.Arda: Yaklaşma!Nehir'in boğazından küçük bir ses çıktı.
Nehir: Yiğit…Bu, istemsizce söylenmiş bir isimdi.Yiğit göz ucuyla ona baktı.
Yiğit: Sana indir dedim .Nehir o cümlenin kendisini neden daha da huzursuz ettiğini anlayamadı.Belki Yiğit'in sesindeki kesinlikten.Belki de adamın, kendisini koruyacağını söylerken bile sanki bir emir veriyormuş gibi konuşmasından.
Arda: Ne dedin sen?Yiğit'in eli kabanının içine gitti.Hareketi hızlıydı.Arda'nın yüzündeki alaycı ifade kaybolduğunda Yiğit'in elinde bir silah vardı.Nehir'in gözleri büyüdü.Nehir: Hayır…
Arda: Sen ne yapıyorsun lan?!Yiğit'in yüzünde öfke bile yoktu.Yalnızca soğuk bir kararlılık.
Yiğit: Bıçağı yere bırak.
Arda: Bırakmam!
Yiğit: Son şansın.
Arda: Sen beni tanımıyorsun!Yiğit'in bakışları Arda'nın yüzünde gezindi.
Yiğit: Tanımama gerek yok.Bir an sonra silah sesi dar sokakta yankılandı.Nehir irkilerek gözlerini kapattı ve çığlık attı
Her şey o kadar hızlı olmuştu ki ne olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü.Arda'nın elindeki bıçak yere düştü. Adam sendeleyerek dizlerinin üzerine çöktü ve bacağını tutarak acıyla bağırmaya başladı.Nehir'in kulağında uğultu vardı.Sokak lambaları bulanıklaştı.Duvarı bulmak için elini geriye uzattı. Parmakları soğuk taş yüzeye değdiğinde ona tutundu.
Nehir: Allah'ım…
*elini ağzına götürür şok olmuştu…

Yiğit silahını aşağı indirdi.Arkasındaki adamlardan ikisi Arda'nın yanına ilerledi. Bıçağı uzaklaştırıp durumu kontrol altına almaya çalıştılar.
Arda: Bacağım! Lan, bacağım!
Yiğit: Bıçağı alın. Ambulans çağırın.Oğuz başını çevirdi.

Oğuz: Duydunuz. Ambulans!Adamlardan biri hemen telefonunu çıkardı.
Nehir ise gördüklerini anlamaya çalışıyordu.Yiğit gerçekten silah kullanmıştı.Bir insanın önünde, hiç tereddüt etmeden.Nehir'in zihninde, yıllardır mesleği sayesinde geliştirdiği o soğukkanlı düşünme biçimi bir anda dağılmıştı. Olay yeri, deliller, raporlar, yaralanmalar… Bunları mesleki bir çerçevede değerlendirmeye alışmıştı.Ama bu kez olayın içindeydi.Kendi hayatının tam ortasında.Yiğit silahını kaldırıp kabanının içine yerleştirdi.Sonra Arda'ya baktı.
Yiğit: Bir daha bu kadının karşısına çıkmayacaksın.Arda acıyla nefes alırken başını kaldırdı.
Arda: Sen… Sen kimsin?Oğuz araya girdi.
Oğuz: Kardeşim, şu an kim olduğunu öğrenmek önceliğin olmasın. Önce bir sağlık ekibi gelsin, sonra sorularını sorarsın.Yiğit, Oğuz'a kısa bir bakış attı.Oğuz: Ne var abi? Ambulansı çağırdık, ben de adamı sakinleştiriyorum
.Yiğit: Sakinleştirmene gerek yok. Doktor gelsin.Oğuz: Peki.Yiğit yeniden Nehir'e döndü.Kadın hâlâ duvara tutunuyordu.Yüzü solmuş, dudakları aralanmıştı. Gözleri Yiğit'in yüzünde değil, onun biraz önce silah tuttuğu elindeydi.Yiğit ona doğru birkaç adım attı.Nehir irkilerek geriye çekildi.Yiğit durdu.İlk defa yüzündeki sert ifade hafifçe değişti.Yiğit: Nehir.Nehir cevap vermedi.Yiğit: Bana bak.Nehir: Yaklaşma.Yiğit olduğu yerde kaldı.Oğuz, birkaç adım geriden ikisini izliyordu. Biraz önce şaka yapmaya alışık olan yüzünde artık gülümseme yoktu.Yiğit: Sana dokunmayacağım.
Nehir: Sen…Nehir yutkundu
.Nehir: Sen az önce ne yaptın?Yiğit'in bakışları bir anlığına yere, ardından tekrar kadına döndü.
Yiğit: Seni ondan uzaklaştırdım.Nehir: Silahla mı?Yiğit: Elinde bıçak vardı.
Nehir: Bu, senin de silah kullanabileceğin anlamına mı geliyor?Yiğit cevap vermedi.Nehir acı bir gülümsemeyle başını salladı.
Nehir: Sen gerçekten…Cümlesini tamamlayamadı.
Yiğit: Söyle.Nehir başını kaldırdı. Korkusunun içinde öfke de vardı artık.

Nehir: Sen bir katilsin.acımasız bir katil

Oğuz'un bakışları bir anda Yiğit'e kaydı.Yiğit ise Nehir'den gözlerini ayırmadı.
Yiğit: Beni tanımıyorsun
Nehir: tanımama gerek yok!
Az önce bir adama ateş ettin!
Yiğit: O adam elinde bıçakla sana saldırıyordu.
Nehir: Bunun kararını sen mi veriyorsun?Yiğit'in çenesi gerildi.Yiğit: Şu an tartışacak durumda değilsin.
Nehir: Benim ne durumda olduğuma sen karar veremezsin!Oğuz, ikisinin arasındaki havayı hissederek bir adım attı.
Oğuz: Nehir Hanım, isterseniz biraz kenara geçelim. Sağlık ekibi geliyor. Bir de siz iyi misiniz, bir yeriniz acıyor mu?
Nehir gözlerini bir anlığına Oğuz'a çevirdi.Bu adamın sesinde, Yiğit'in aksine, daha yumuşak bir ton vardı.
Mavi gözlü buz cut saçlı buğday tenli uzun boylu yapılı bir adamdı ama yiğit denen adamdı
Nehir: İyiyim.
Oğuz onun bileğine baktı.
Oğuz: Bileğiniz kızarmış.Nehir kolunu kendine çekti.
Nehir: Önemli değil.
Yiğit: Göster.Nehir anında ona döndü.
Nehir: Hayır.Yiğit'in kaşları çatıldı.
Yiğit: Nehir, bileğin yaralanmış olabilir.
Nehir: Seninle hiçbir yere gelmiyorum. Bana dokunma.Sözleri, Yiğit'in beklediğinden daha sertti.Bir süre ikisi de konuşmadı.Sonra Yiğit başını hafifçe Oğuz'a çevirdi.
Yiğit: Sağlık ekibi gelince bileğini kontrol ettirsin.Oğuz: Tamam abi.Nehir bu kez şaşkınlıkla Yiğit'e baktı.Onun emrini tartışmadan kabul eden adamın varlığı, yaşadığı olayın boyutunu daha da görünür kılıyordu.
Nehir: Siz kimsiniz?Oğuz cevap vermek için ağzını açtı ama Yiğit ondan önce konuştu.Yiğit: Yiğit Sarsılmaz.Nehir'in yüzü değişti.İsmi biliyordu.İstanbul'da yaşayan, özellikle de bazı çevrelerde çalışan insanlar bu soyadını duymuş olabilirdi. Ancak bir isim duymakla o ismin sahibiyle karanlık bir sokakta karşılaşmak arasında büyük bir fark vardı.Nehir'in sesi alçaldı.
Nehir: Sarsılmaz…
Yiğit: Evet.
Nehir: Demek sensin.Yiğit onun yüzünü dikkatle inceledi.Yiğit: Benim hakkımda ne duydun?Nehir cevap vermek yerine başını iki yana salladı.
Nehir: Hiçbir şey duymak istemiyorum.
Yiğit: Az önce adımı tanıdın
.Nehir: Bu, seninle konuşmak istediğim anlamına gelmiyor.
Oğuz dudaklarını birbirine bastırdı. Ortamın gerilimini dağıtmak istiyordu ama bunun doğru zamanı olmadığını anlayacak kadar da akıllıydı.Uzaktan siren sesi duyuldu.Nehir o sesi duyunca başını çevirdi.Bir anlığına rahatladığını hissetti.Artık olayın içine girmiş başka insanlar vardı. Sağlık ekipleri, belki polis… Her şeyin bir şekilde normal bir düzene dönmesini istiyordu.Yiğit ise onun yüzündeki değişimi fark etti.Yiğit: Ambulans geldiğinde seni de kontrol ettirelim.
Nehir: Gerek yok.
Yiğit: Bu hâlde eve tek başına gitmeni istemiyorum.Nehir'in gözleri öfkeyle parladı.
Nehir: İstemiyor musun?Yiğit sustu.Nehir: Benim hayatımla ilgili ne isteyip istemediğin seni ilgilendirmiyor.
Yiğit: Bu gece ilgilendiriyor.
Nehir: Hayır. İlgilendirmiyor!Nehir duvardan ayrıldı. Bacakları hâlâ titriyordu ama ayakta durabiliyordu
.Nehir: Ben evime gideceğim.Yiğit bir an onu izledi.Yiğit: Peki.Nehir bu cevabı beklemiyordu
.Nehir: Peki mi?Yiğit: Gitmek istiyorsun. Seni zorla tutacak değilim.Oğuz, Yiğit'e baktı. Sonra Nehir'e döndü.Oğuz: İsterseniz sizi taksiye bindirelim. Yalnızca güvenli bir şekilde eve ulaştığınızdan emin olmak istiyoruz.
Nehir: Kendi başıma gidebilirim.Oğuz: Elbette. Israr etmiyorum.Yiğit'in bakışları Nehir'in yüzünde durdu.Yiğit: Ama Arda'nın sana yeniden yaklaşmasına izin vermeyeceğim.Nehir'in yüzündeki ifade sertleşti
.Nehir: Ben senin korumanı istemedim.Yiğit: Biliyorum.
Nehir: O zaman neden karışıyorsun?Yiğit bir an sustu.Bu sorunun cevabını kendisi de henüz tam olarak bilmiyordu.Belki o gece gördüğü manzaraydı.Belki bir kadının korkusunu görüp bunu görmezden gelememesiydi.Belki de Nehir Arslanoğlu'nun, kendisini tanımadan bile gözlerinin içine bakıp ona meydan okuyabilmesiydi.

Yiğit: Çünkü bu gece seni yalnız bırakmayacağım.Nehir'in kalbi yeniden hızlandı ama bu kez korkusuna öfke de karışmıştı.Nehir: Sen gerçekten kendini ne sanıyorsun?Yiğit'in dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.Yiğit: Şu an bunun önemi yok.
Nehir: Benim için var!
Yiğit: O zaman başka bir gün konuşuruz.
Nehir: Seninle konuşacak bir günüm olmayacak.Oğuz başını öne eğdi.Bu defa gülmemek için kendisini zor tutuyordu. Çünkü Yiğit Sarsılmaz'a karşı bu kadar açık konuşan insan sayısı pek fazla değildi.Yiğit ise Oğuz'un yüzündeki ifadeyi görmezden geldi.
Yiğit: Göreceğiz, Nehir Arslanoğlu.

Nehir bu sözden hiç hoşlanmadı

Nehir: Sakın bunu bir tehdit gibi söyleme.
Yiğit: Tehdit etmiyorum.
Nehir: O zaman öyle konuşma.Yiğit bir an sessiz kaldı.Ardından başını hafifçe salladı.Yiğit: Peki.Bu kez Nehir cevap vermedi.Sağlık ekibinden bir görevli yanlarına yaklaşıp ne olduğunu sordu. Oğuz durumu kısaca anlattı ve Nehir'in de kontrol edilmesini istedi.Nehir bileğini inceleyen görevliye cevap verirken, Yiğit birkaç adım geride durdu.Kadının yüzüne bakıyordu.Korkusunu gizlemeye çalışıyordu.Öfkesini gizlemiyordu.Ve kendisine teşekkür etmek gibi bir niyeti olmadığı çok açıktı.Yiğit buna alışık değildi.İnsanlar genellikle ona ya yaklaşmaya çalışır ya da uzak dururdu. Nehir ise ikisini de aynı anda yapıyor gibiydi: Ondan korkuyor, ama karşısında geri adım atmak istemiyordu.Bu tuhaf bir şeydi.Ve Yiğit, tuhaf bulduğu şeyleri anlamadan bırakmayı sevmezdi.Oğuz yanına geldi
.Oğuz: Abi.
Yiğit: Ne var?
Oğuz: Kadın senden hiç hoşlanmadı.Yiğit gözlerini Nehir'den ayırmadı.
Yiğit: Fark ettim
.Oğuz: Hatta biraz nefret ettiğini söyleyebilirim.
Yiğit: Oğuz
.Oğuz: Tamam, sustum.İki saniye geçti.Oğuz: Ama yenge diyeceğimiz günleri göreceğiz bence.Yiğit gözlerini kapattı.
Yiğit: Hasbinallah.Oğuz gülümseyerek geri çekildi.Nehir ise sağlık görevlisinin sorularını yanıtlarken, kendisini izleyen adamı fark etmemeye çalışıyordu.Bu gece, hayatında unutmak istediği bir başka anıya dönüşmüştü.Fakat henüz bilmediği bir şey vardı.Bazı insanlar, hayatımıza yardım etmek için girseler bile beraberlerinde kendi karanlıklarını da getirirlerdi.Yiğit Sarsılmaz da o karanlığın tam ortasında duruyordu.Ve Nehir Arslanoğlu, daha ilk karşılaşmalarında onun dünyasına istemeden bir adım atmıştı.O adımın bedelini henüz ikisi de bilmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

84okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18