2. bölüm · Kristal mirası
2.bölüm
Bir cam... Benim tüm ışığım ve hayatım o camdan ibaretti.
Savaşın üzerinden on bir yıl geçmişti ve ben, on bir yıldır burada kapalıydım. Yine yere uzandım ve tavanı izlemeye başladım. O dipsiz bucaksız tavan artık ezbere bildiğim tek manzaraydı.O hün uyanınca savaş artık bitmişti ve kendimi bu oda'da bulmuştum.
Tam o sırada kapının açılma sesini duydum. Dadı içeri girdi. Sağ elinde bir tepsi, sol elinde ise su dolu bir kova vardı."Prenses... Kahvaltınızı getirdim. Bugün de banyo günü."
Sessizce kahvaltımı yaptım. Ardından üzerimdekileri çıkardık. Dadı beni yıkarken gözyaşlarımı tutamadım.Bir süre sessiz kaldı, sonra fısıldadı."Prenses... Size yardım edeceğim."Bir anda ağlamam kesildi."Ne? Nasıl? Bana nasıl yardım edeceksin ki? Babam bunu duyarsa ikimizi de öldürür."dedim.
Dadı kulağıma doğru eğildi."Sakin olun, prenses. Akşam yemeğinizin içine bir anahtar saklayacağım. Gece çanlar çaldığında kapıyı açın. Nöbet değişimi yaklaşık beş dakika sürüyor. Bu yüzden arkanıza bile bakmayın, sadece koşun. Aşağı inen merdivenlerden inin ve tüneli takip edin. Buraya da sakın geri dönmeyin."dedi.
Kalbim hızla çarpmaya başladı."Ne? Ben... Ben bunu nasıl yapacağım? Ya yakalanırsam? Babam bizi mahveder."
"Yakalanmayacaksınız. Sadece dediğimi yapın. Şimdi gitmem gerekiyor."Dadı kovayı alıp odadan çıktı. Olduğum yerde kalakaldım. Korkuyordum. Aynı zamanda şaşkındım. Her şey o kadar ani olmuştu ki ne düşüneceğimi bilmiyordum. Ya babama yakalanırsam? Ya kaçamazsam?
On bir yıldır bu odada kapana kısılmıştım. Dışarı çıktığımda ya kaybolursam? Ya özgürlük sandığım şey, beni daha büyük bir felakete sürüklerse?
Başımı iki elimin arasına aldım. Düşünceler zihnimde birbirine karışıyordu.Sonunda derin bir nefes alıp kendimi toparladım.Artık tek yapabileceğim şey beklemekti.Zaman sanki hiç ilerlemiyordu. Her saniye saatler gibi geçiyordu.
Ve sonunda akşam yemeği geldi...
Bir cam... Benim tüm ışığım ve hayatım o camdan ibaretti.
Savaşın üzerinden on bir yıl geçmişti ve ben, on bir yıldır burada kapalıydım. Yine yere uzandım ve tavanı izlemeye başladım. O dipsiz bucaksız tavan artık ezbere bildiğim tek manzaraydı.O hün uyanınca savaş artık bitmişti ve kendimi bu oda'da bulmuştum.
Tam o sırada kapının açılma sesini duydum. Dadı içeri girdi. Sağ elinde bir tepsi, sol elinde ise su dolu bir kova vardı."Prenses... Kahvaltınızı getirdim. Bugün de banyo günü."
Sessizce kahvaltımı yaptım. Ardından üzerimdekileri çıkardık. Dadı beni yıkarken gözyaşlarımı tutamadım.Bir süre sessiz kaldı, sonra fısıldadı."Prenses... Size yardım edeceğim."Bir anda ağlamam kesildi."Ne? Nasıl? Bana nasıl yardım edeceksin ki? Babam bunu duyarsa ikimizi de öldürür."dedim.
Dadı kulağıma doğru eğildi."Sakin olun, prenses. Akşam yemeğinizin içine bir anahtar saklayacağım. Gece çanlar çaldığında kapıyı açın. Nöbet değişimi yaklaşık beş dakika sürüyor. Bu yüzden arkanıza bile bakmayın, sadece koşun. Aşağı inen merdivenlerden inin ve tüneli takip edin. Buraya da sakın geri dönmeyin."dedi.
Kalbim hızla çarpmaya başladı."Ne? Ben... Ben bunu nasıl yapacağım? Ya yakalanırsam? Babam bizi mahveder."
"Yakalanmayacaksınız. Sadece dediğimi yapın. Şimdi gitmem gerekiyor."Dadı kovayı alıp odadan çıktı. Olduğum yerde kalakaldım. Korkuyordum. Aynı zamanda şaşkındım. Her şey o kadar ani olmuştu ki ne düşüneceğimi bilmiyordum. Ya babama yakalanırsam? Ya kaçamazsam?
On bir yıldır bu odada kapana kısılmıştım. Dışarı çıktığımda ya kaybolursam? Ya özgürlük sandığım şey, beni daha büyük bir felakete sürüklerse?
Başımı iki elimin arasına aldım. Düşünceler zihnimde birbirine karışıyordu.Sonunda derin bir nefes alıp kendimi toparladım.Artık tek yapabileceğim şey beklemekti.Zaman sanki hiç ilerlemiyordu. Her saniye saatler gibi geçiyordu.
Ve sonunda akşam yemeği geldi...
