4. bölüm · Korubeni

Tanışma

Aysennur Birçeşitdeli

Kendimi yatağa atıp sadece uzanmak istemiştim ama farkında olmadan iki buçuk saat uyumuştum! Her yatağa yatışımda bunu yaşamak zorunda değildim. Aynı şey kabuslar içinde geçerliydi. Gözlerimi kapattığımda sürekli annemin öldüğü geceye dönmek zorunda değildim. Kafasından kanlar akarken bana yardım etmem için yalvarmasını duymak ve bunu yapamamak bana sadece acı veriyordu. Annemin çığlıkları,yalvarışları,saçlarını boyayan kanını görmek kendimi öldürmek istememe sebep oluyordu. Onu zihnimde acılar içinde bırakmak istemiyordum ama uyumaya devam ettikçe de kendime zarar veriyordum. Aklımı yitirmiş gibi hissediyordum.

Yüzümü yıkayıp aşağı merdineden indiğimde koca bir salon gördüm. İçeride dört kişi vardı. Üç erkek,bir kız. Kız elinde telefonla oyalanıyordu. Bu kız Poyraz'ın sevgilisi olabilir miydi?

Kız koltuğun bir kenarında oturuyordu. Karşıdaki koltukta iki erkek oturuyordu. Koltuğun üstünde satranç vardı. Muhtemelen ikisi de satranç oynuyordu. Masada da bir test kitabı duruyordu. Ve Poyraz. Onun da elinde telefon vardı. Bu dört kişiyi kapının eşiğien izlediğimin farkında değildim. Poyraz nasıl anladı bilmiyorum ama telefondan başını kaldırmadan "Buraya gel,bizinle otur,Kardelen."dedi. Geldiğimi nereden anlamıştı?

Poyraz'ın sesiyle herkes kapıya bakıp beni görünce utandım. Bakışlarımı kaçırarak "Test çözeceğim,iyi eğlenceler.."dedim. Tam gidecekken Poyraz "Kitabı alıp burada çözebilirsin."dedi. Bu inatçı keçiyle uğraşmamak için "Peki,"deyip odama gittim. Matematik test kitabımı ve ihtiaycım olan malzemeleri alıp salona geçtim. Koltukların arasında olan yuvarlak sehpaya benzeyen yere oturdum. Test kitabımı srhpanın üzerine koyup çözmeye başladım.

Satranç oynayan adamlardan "Şah,"sesi geldi. Göz ucuyla onları süzdüm. Biri benim gibi çok gençti. 22 yaşında olabilirdi. Diğeri ise 25 yalındaymış gibiydi. 25 yaşında varsaydığım adamın saçları dalgalıydı. Gözleri yeşili andırıyordu. 22 yaşında olansa kahverengi gözlüydü. Şah diyen kahverengi gözlü çocuk olmalı ki rakibi "Siktir git,oynamıyorum ben,"deyip telefonuna bakmaya başladı.

Çocuk satranç takımını sehpaya koyup test kitabını aldı. Oflayarak kapağını açıp çözmeye başladı.

Ben testimi bitirmiştim. Fosforlu kalemimi alıp kontrol etmeye başladım. 45 doğru. Hepsini doğru yapmıştım. Tüm sorulara tik atarken test çözen adamın "Oha!"dediğini duydum. Balımı çevirip ona baktığımda Poyraz hariç herkesin bana baktığını gördüm. Hepsine bakıp "Ne oldu?"dedim anlamayarak. Neden bana böyle bakıyorlardı?

22 yaşındaki adam kitabı bırakıp "Sen kaç yaşındasın?"dedi.

Ne alaka yaşım?

Anlamasam da "Yirmi beş,"dedim. Gözleri büyüdüğünde "Benden üç yaş büyüksün,"dedi. "Yirmi dört yaşındaysan üniversiteyi bitirmişsindir. Neden hâlâ çalışıyorsun?" Konuşmanın amacını anladığımda "Bilmem,"dedim. "Kafamı dağıtmak için,"

"İnsan kafa fağıtmak için test mi çözer?"dedi yeşil gözlü adam. Tek kaşımı yukarı kaldırdım. "Çözmez mi?"

"Normal insanlar çözmez,"

"Ben anormal mi oldum şimdi?"

"Yok canım,estağfurullah da," Koltuğa yayılıp "Senin yaşıtların mesleğini eline aldıktan sonra gezer,tozar kafasını dağıtmak için,"dedi.

Cevap vermek için ağzımı açmıştım ki diğer adam "Şu an konumuz gençlerin kafasını dağıtmak için ne yaptığı değil! Bu kız öylesine çözdüğü bir matematini testinden nasıl hepsini doğru yapabiliyor?"diye sitem ettiğinde güldüm. Anlaşılan birileri beni kıskanıyordu. Poyraz bize bakmıyordu ama duydukları hoşuna gitmiş gibi dudakları kıvrılmıştı.

Kahverengi gözlü çocuğa dönüp "Senin adın ne? Tanışamadık,"dedim. Eline aldığı test kitabının kapaını açarken "Batuhan,"dedi. Yeşil gözlü adama döndüğümde kaşlarını kaldırdı. "İsrafil desem ne dersin?"

"Sûr borusuna üfle derim,"dememle hepsinin gülmesi bir oldu. "Adın gerçekten İsrafil mi?"diye sorduğumda "Hayır,"dedi. "Ama birilerinin adı İsrafil,"dedi.

Önüme dönüp kaşlarımı çattım. "İsrafil kim?"diye sorduğumda kız konuşmaya başladı. "Bizim kuzenlerden biri,lakabı İsrafil."dedi.

"Ne kadar yaratıcı bir lakap,"diye mırıldandığımda "Çok saçma bir hikâyesi var."dedi kız. Anlatmadan önce "Bu arada ben İpek,"dedi.

"Poyraz'ın sevgilisi misin?"dediğimde Çağatay içtiği suyu püskürttü. Poyraz ve Batuhan'ın bakışları ok gibi beni bulduğunda "Yanlış birşey mi söyledim?"dedim.

Çağatay "O bizim kardeşimiz,"dedi. Anlamış gibi bir mırıltı çıkararak "Nereden bileyim? Siz üç dağ ayısının bu kadar güzel kardeşi olamaz diye düşündüm."dedim. Bazen fazla açıksözlüydüm.

Sorulara yöneldiğimde hiçbirine bakmadan İpek'e "Sen ankatçben dinliyorum."dedim.

Soruyu çözerken İpek'in alattığını dinliyordum. "Bir gün bu salak İsrafil bizim depoya inmiş. O depoda da amcam,yani onun babası varmış. Depo karanlık oldupu için babası olduğunu ayırt edememiş. İçeride olan kişiyi Azrail sanmış. Ailemizden kimsenşn canını almasın diye depoda bulduğu boruyu babamın kafasına geçirmiş."dedi. Cümlesşni bitirdikten sonra içeri biri girdi. Elinde börek vardı. Ağzı doluyken "Trajik hikâyemi elâleme anlatma! Babam o gün uyandıktan sonra beni dövmesi hâlâ aklımda,"demesiyle gülmeye başladım.

"Hayatımda sizin kadar cıvıl cıvıl bir aile görmedim."dedim. Kuzenleri arkamdaki koltuklardan birine oturduğunda Poyraz'ın sert sesiyle karşılaştı. "Kardelen de artık bizim aileden,elâlem değil."dedi.

Dün ona söylediklerimden sonra beni savunmasını beklemiyordum.

Ona bakışlarımı çevirdiğimde bana bakmadan telefonuyla ilgilenmeye devam etti. Bu bana trip mi atıyordu?

"İsmin Kardelen mi?"diye sorunca başıjı salladım. Bunu soran Batuhan'dı. "Kardelen?"

"Hım?"

"Türk Ceza Kanunu'nun yüz kırk ikinci maddesi neydi? Sen biliyorsundur," Bildiğim yerden gelmişti.

Başımı sorudan kaldırmadan cevapladım. "Nitelikli hırsızlık suçudur. Başkasına ait bir malın, kilitli bir alandan, ibadethaneden, kamu kurumundan, bilişim sistemleri kullanılarak veya gece vakti gibi kanunda belirtilen ağırlaştırıcı şartlar altında çalınmasını kapsar."

Tek nefeste söylediklerimle Batuhan'ın elinden kalem düştü. Poyraz,İpek,Batuhan ve Çağatay bana bakıyordu. Söylediklerüiöin farkına varınca dilimi ısırdım. Hukuk fakültesinde olduğumu anlayacaklardı. Bakışlarından kaçmak için "Türk Ceza Kanunu konusunda iyiyimdir,"diyerek yalan söyledim ve önğmdeki soruya döndüm.

Poyraz homurdanarak önüne döndü. Sehpanın üzerindeki telefonum çalınca isme bakmadan açtım.

"Alo?"

"Şu kocana söyle,Barlas'ı derhal çıkartsın! Bugün ona bıçak çekmişler!"demesiyle sertçe yutkundum.

"Birşey olmamış,değil mi?" Ablam susunca "Yaralanmış mı?"dedim ve tüm dikkatleri yine üzerime çektim.

"Hayır,Barlas oju durdurmaya çalışırken elini kesmiş sadece," Sinirlenerek "O kocan ne boka yarıyor? Barlas'ı oradan çıkartması lazım,daha ilk haftadan ona bıçak çekildiyse bir aya kalmaz öldürürler onu,"dedi. Nefesimi tuttuğumu farketmemiştim. "Kardelen,"dedi. "Telefonu kocan yanındaysa ona ver." Poyraz'a göz ucuyla baktığımda beni izlediğini gördüm. Bakışlarımı ondan çekip ablama "Saçmalama,"dedim. Ayağa kalkıp merdiveni çıkmaya başlayınca "Telefonu ona ver!"diye bağırdı.

Bağırmasıyla merdiveni çıkmayı bıraktım ve aşağı indim. Kapının kenarında durup Poyraz'ı çağırdım. Yanıma gelince ona telefonu verdim. "Ablam seninle konuşmak istiyor."

Telefonu kulağına koyup ablamı dinlemeye başladı. Ablamın söyledikleri Poyraz'ı hiç etkilememişti. Ablamın sözü bitince "Tamam,kısa sürede halletmeye çalışırım."dedi ve telefonu bana verip mutfağa gitti. Ben de salondan eşyalarımı alıp odama çıktım. Çalışma masasına oturup abimin belgelerini nasıl çalacağımı düşünmeye başladım. Kimseye okutmadığım deftere planları yazarken lanet olası baş ağrım geldi. Bu son günlerde sıklaşmaya başlamıştı. Anlaşılan kardelen çiçeğinin nesli gerçekten tükeniyordu.