5. bölüm · KÖR NOKTA
4.Nokta:Gölün sessizliği
Göl, gerçekten de tüyler ürperticiydi.
Ağaçlar sık, dallar eğilmiş gibiydi. Su siyaha yakın bir yeşildi. Dalga yoktu. Hava sıcaktı ama gölün çevresinde serin bir ürperti vardı. Sanki kendi havası vardı buranın. Emir'in rüyasında gördüğü gibi.
Ayağımı çimene bastım. O an dudaklarımdan istemsizce döküldü:
“Şu lanet olası göle gidelim artık.”
Demir arkamdan geldi. “Burası sessiz ama... huzurlu değil.”
Lina, kamera kaydını açmıştı. “Sessizlikten nefret ediyorum. Hele bu türünden.”
Miraç çantasını açtı. UV feneri, telefon, hatta küçük bir toprak örnek alma kiti bile getirmişti. “Çocuk kaybolmamış gibi, bu göl içine bir şey almış gibi duruyor.”
Bir süre araştırdık: çalılarda ezilmiş izler, su kenarında küçük ayak basmaları. Lina bir çizik buldu – taşta, sanki küçük bir çocuk tırnağıyla kazımış gibi. “E” harfine benziyordu.
Tam o sırada artık yeter dedim. Kafamdaki plana geçme zamanıydı.
Döndüm, sessizce konuştum:
“Evdeki herkesi karakola çağırdım. Oyalayacaklar. Şimdi yoklar.”
Demir başını bana çevirdi. “Neyi planlıyorsun, Aras?”
“Evlerine gireceğiz,” dedim net bir şekilde. “İzin almadan. Çünkü o dolap kilitliyse, içeri bakmamız gerektiğini düşündüren bir şey vardır.”
Miraç bana döndü. “Arka kapıdan mı baksak?”
Gözlerinde hem heyecan, hem tedirginlik.
Gülümsedim. “Aynen öyle, dahi çocuk.”
Lina kaşlarını kaldırdı. “Yani... yasa dışı araştırmaya geçiyoruz?”
Demir eldivenlerini yeniden takarken omzunu silkti. “Doğruysa yasa dışı değildir. Sadece biraz... erken giriyoruz.”
Lina iç geçirdi. “Tamam. Ama orada biri varsa ve yakalanırsak, gazeteci olmamı falan unutun. Direkt kaçıyorum.”
Ben adımımı gölden uzaklaştırırken kendi kendime fısıldadım:
“Bu göl susuyor. Ama biz sustukça çocuklar kayboluyor.”
🗻
Geceydi. Ev karanlıktı. Sokak lambası yanıp sönüyordu, sanki "girmeyin" diye morse kodu veriyordu.
Arka kapının önünde dört kişi dizilmiş bekliyorduk.
Miraç dizlerinin üstüne çökmüştü. "Arka kilidi iki saniyede açarım," dedi güvenle. Gözlüğünü düzeltti, cihaza dokundu. Küçük bir tık sesi geldi.
Kapı... hala kapalıydı.
“İki saniye mi?” dedim. “Kaç saatlik versiyon?”
Miraç terledi. “Yani… güvenlik yazılımı... biraz abartmış olabilirim.”
Demir ileri atıldı. “İzin ver. Eski usul deneyelim.”
Arka cebinden kredi kartı çıkardı, kapıya taktı, bastırdı.
Kapı bir anda gıcır diye açıldı… ve Demir o hızla içeri uçtu.
“AHHH—”
BAM.
Bir kedi fırladı. Siyah, kabarık, gözleri lazer gibi parlayan bir canavar. Demir'in göğsüne atladı, tısladı, sonra koşup kayboldu.
Demir yerde yatarken Miraç gülmekten yere çöktü. “Tetikte olalım dedik, pantere denk geldik resmen!”
Ben kapıdan sessizce içeri süzüldüm. Lina da arkamızdan girerken ayağına oyuncak araba takıldı ve bir sesle devrildi.
“AAAAAAAAAA—”
KÜT.
Lina yerdeydi. Miraç hâlâ gülüyordu. “Gizli görev mi? Sessiz ajan mısın sen, yoksa ninja ev terliği mi?”
Lina yerden, “BİR DAHA GİZLİ GÖREV DERSENİZ SİZİ ÇEKİÇLE KOVALARIM!” diye bağırdı – ama tabii kısık sesle.
Demir hâlâ göğsünü tutuyordu. “Benim sonum bir ev kedisiyle olacakmış meğer. Hayatım ringlerde geçti, bir pofuduk mahvetti.”
Tam o sırada Demir’in karnı guruldadı.
Sessizlik oldu.
Miraç, "Şaka yapıyorsun..." dedi.
Demir karnına bastı. "Gerginim, tamam mı? Vücut tepki veriyor."
Lina, “Açlıktan değil, şoktan gurulduyor adam.”
Ben bu dördüne bakarken gözlerimi devirdim. Sessizce gülümsedim.
İşte bu ekip. Deli, dengesiz, ama benimkiler.
“Tamam,” dedim, “Hadi artık. Gülmeniz bittiyse şu lanet olası buzdolabına gidelim.”
Demir ciddileşti. “Eğer içinde başka bir kedi varsa... bu sefer ben tıslarım.”
Sessizlik yeniden çöktü.
Gülmeler bitti, nefesler normale döndü. Ama içimizde bir kıpırtı vardı. Bu kez kahkahadan değil… meraktan. Gerilim yavaş yavaş yükseliyordu.
Buzdolabının önüne geldik. Hâlâ kilitliydi.
Demir öne çıktı, cebinden küçük bir pense çıkardı. “Şimdi izin verin... ring dışında da güç gösterisi yapayım.”
Miraç kolunu dayadı. “Kilit kırılırsa ses çıkarabilir. Sessiz çözüm deneseydik?”
Lina alayla gülümsedi. “Sessiz çözümün az önce oyuncağa takılıp düşmek olduğunu hatırlatır mıyım?”
Demir hafifçe kilidi esnetti, sonra metal bir tık sesiyle...
Kilidi açtı.
Ben derin bir nefes aldım. Elimi kulba uzattım.
Çek…
Kapak yavaşça açıldı. Işık içeri doldu. Ama… beklediğimiz şey o değildi.
Üst raflarda sıradan şeyler vardı: yoğurt, birkaç meyve suyu, plastik kaplar... ama buzluğa baktığımızda, her şey değişti.
Dondurucu kısmında büyükçe bir pelüş oyuncak duruyordu.
Ters çevrilmişti. Alt kısmı hafifçe yırtıktı. İçinden bir şey görünüyordu.
Demir fısıldadı. “Bu... ne?”
Miraç gözlüğünü düzeltti. “Bu oyuncak... normal değil. Bak, dikiş yerleri yamuk. Sonradan dikilmiş gibi.”
Lina eldiven taktı, yavaşça pelüşü çıkardı. Ardını çevirdi.
Altında, içine dikilmiş bir cep vardı.
Lina dikkatle açtı. İçinden...
Bir not defteri parçası çıktı.
Üzeri buruşturulmuş, ama hâlâ okunabiliyordu. El yazısıyla yazılmıştı:
> “Gölün sesi hâlâ kulağımda. Onlar geceleri geliyor. Kapkaranlıklar. Emir bazen onlarla konuşuyor. Ben sustum. Lütfen biri bu defteri bulsun. Lütfen biri—”
Yazı burada kesilmişti.
Demir’in yüzü karardı. “Bu… bu yazı bir çocuğun el yazısı.”
Miraç fısıldadı. “Bu... Emir değil.”
Ben deftere uzun süre baktım. Dondurucudan çıkan bu sessiz çığlık, içimde bir şeyleri yerinden oynattı.
“Emir... bu gölün ilk kaybı değil.
