Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm Sisli Yollar, Eski Yeminler
- 1 1. Bölüm Sisli Yollar, Eski Yeminler737 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm Gölgelere Karışan Geçmiş1.438 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zelal Kanlıdere:
Sevgili Günlük;
Paris bu gece de susmuyor. Sokak lambaları sarı bir yalnızlıkla yanıyor ama hiçbir ışık, Kanlıdere’de ayın suya düşüşü gibi içimi aydınlatmıyor. Burada herkes aceleci, herkes yabancı… Oysa ben, kendime bile yabancıyım artık. Çünkü ruhum hâlâ Trabzon’da kaldı. Köyümde. Kanlıdere’nin kıyısında.
Toprağın kokusunu özlüyorum. Yağmurdan sonra çamura karışan o keskin kokuyu… Ablamın sesini, rüzgârın fındık dallarını döverken çıkardığı uğultuyu… Ve en çok da onu.
Söylemesi bile yasak olan bir ismi kalbimde saklıyorum hâlâ: Aras Kızılkaya.
Düşman köyün oğlu… Bana sevdalanması günah, benim onu sevmem kan sayıldı.
Oysa biz suya aynı yerden baktık, göğe aynı dileği fısıldadık. Kim bilebilirdi ki bu sevda, iki köyün yıllardır taşıdığı kini yeniden kanatacaktı?
Kızılkaya ile bizim soyumuz arasında yazılmış eski bir yazgı vardı; kanla mühürlenmiş, affı olmayan bir yazgı…
Aras hâlâ kalbimde. Bunu inkâr edemem. Paris’te geçen her gün, onu biraz daha içime gömüyorum ama ne yapsam da unutamıyorum. Belki de bu yüzden yazıyorum. Bu günlük, benim itirafım. Kimseye söyleyemediklerimin mezarı.
Eğer bir gün bu satırlar Kanlıdere’ye dönerse, bilinsin isterim:
Ben sevdim. Yanlış kişiyi değil… yanlış yazgıyı.
Ben Zelal Kanlıdere; Aras’ın efuli, ablamın ballısı, halamın kuzusu, teyzemin canı, dedemin biriciğiyim…
En önemlisi de Kanlıdere ile Kızılkaya’nın arasında kalmış bir Karadeniz kızıyım.
İçimi döktükten sonra yine günlüğümü kapattım. Günlüğüm tek arkadaşımdı.
Ama içimde hâlâ çocukluğumdan beri kanayan bir yara vardı.
Dayanamadım ve ona yazdım:
@birmayısgecesi: Aras… bir şansımız var mı?
@sevgiligünlük: Zelal… Biz olamayız.
@birmayısgecesi: Neden Aras… neden?
@sevgiligünlük: Anla artık Zelal… Biz düşman köylerin çocuklarıyız.. Senin ablanla benim abim sevdalanıp kaçtıklarında her şey orada başladı. Bütün düşmanlık o gün doğdu. Bu hikâyenin içinde yanan hep biz olduk.
@birmayısgecesi: Aras, ben artık yanmak istemiyorum.
@sevgiligünlük: Efulim, yine abartıyorsun.
@birmayısgecesi: Efulim deme bana. Bir daha efulim deme ben senin sevgilin olan eski kız değilim. Bana bir daha efulim deme!
Parmaklarım titriyordu. Telefonu avucumda sıkarken Paris’in soğuğu kemiklerime değil, gururuma işliyordu.
Yazmaya devam ettim:
@birmayısgecesi: Nasıl bu kadar kolay vazgeçiyorsun?
@birmayısgecesi: Nasıl olur da “biz olamayız” deyip kalbimi bir cümleyle susturduğunu sanıyorsun?
Cevap gelmedi. Aras yine sustu. Hep böyleydi. Susarak yakardı insanı.
Bir kez daha yazdım:
@birmayısgecesi: Ben senden köyleri yıkmanı istemedim. Kanı durdurmanı istemedim. Sadece “beni sev” dediğimde düşmanlığın arkasına saklanma dedim.
Ekran karardı.
Yazıyor… yazmıyor… yazıyor…
Sonunda mesaj geldi:
@sevgiligünlük: Zelal… sen bilmiyor musun? Biz sevdikçe bu topraklar daha çok kanıyor. Ben seni kendimden bile korumaya çalışıyorum.
İşte bu…
Beni asıl çıldırtan buydu.
@birmayısgecesi: Korumak mı?
@birmayısgecesi: Beni benden koruyamazsın Aras Kızılkaya. Ben çocuk değilim. Ben Kanlıdere’yim. Ya beni seversin ya da bırakırsın.
@birmayısgecesi: Ama korkakça arkasına saklanma.
Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Karadeniz kızları sessiz ağlar.
Son bir mesaj daha attım:
@birmayısgecesi: Ben seni unutamıyorum Aras. Her sabah uyandığımda seni unutamadığım için kendime kızıyorum. Ama bil istedim… Bu sevda sadece senin omzunda değil. Ben de taşıyorum.
@sevgiligünlük: Kullanıcı adın neden @birmayısgecesi ?
@birmayısgecesi: Çünkü doğum günün. Asıl senin kullanıcı adın niye @sevgiligünlük ?
@sevgiligünlük: Çünkü hep günlük yazıyorsun ve içini dökerken hep sevgili günlük diye başlıyorsun... Ve ben biliyorum bana diyemediklerini oraya yazıyorsun.
Telefonu kenara fırlattım ve günlüğüme döndüm.
Sevgili Günlük,
Ben onu çok seviyorum. Ama sevilmeyen bir kadın olmayı kabullenemiyorum. Aras beni seviyor, biliyorum… Ama cesareti yok.
Pencereye yaklaştım. Seine Nehri sakince akıyordu. Bizim Kanlıdere gibi değildi. Bizimki hırçındı. Benim gibi.
Kendi kendime fısıldadım:
“Zelal Kanlıdere, ya bu sevdanı kanatacaksın ya da bir gün dönüp bu yazgıyı değiştireceksin.”
Ama biliyordum…
Bu hikâye bitmemişti.
O gece masanın başında uzun süre oturdum. Günlüğüm açıktı ama yazmadım. Çünkü bu kez yazı değil, imza atacaktım.
Bilgisayar ekranında tek bir cümle duruyordu:
“Trabzon / Kanlıdere Köyü – Tarih Öğretmeni Tayin Talebi”
Sebep kısmını boş bıraktım. Bazı sebepler kâğıda sığmazdı.
Kendi kendime dedim ki:
“Bu bir kaçış değil. Bu bir yüzleşme.”
Ve döndüm...
Otobüs köy yoluna girdiğinde aynı sis, aynı virajlar karşıladı beni. Toprak değişmemişti. Ama ben değiştiğimi sanıyordum.
İlk durağım Aras olmadı. Ablamın evine gittim. Kapıyı açtı, uzun uzun baktı ve dedi ki:
“Hoş geldin Zelal…”
Buralar insanı kolay kolay bırakmaz, biliyorsun.
Teyzem elimi tuttu:
“Gurbette çok çekmişsin belli. Ama kanın hâlâ buraya akıyor.”
Halam kaşlarını çattı:
“Geri dönmek yürek ister. Ama burada durmak ondan da zordur. Bunu bilerek geldin, değil mi?”
Kuzenim hafifçe gülümsedi:
“Paris seni inceltmemiş. Gözlerin hâlâ aynı… İnatçı, bildiğim Zelal.”
O gece kimse Aras’ın adını anmadı. Çünkü bazı isimler sofraya konmazdı.
Ertesi sabah okulun tabelasına baktım:
KANLIDERE ORTAOKULU
Koridorda yürürken içimden geçirdim:
“Aras Kızılkaya… Ben geri geldim. Ama bu kez seni sevmek için değil… Kendimden kaçmamak için.”
Ve biliyordum…
Bu dönüş, bir şeyleri yeniden kanatacaktı.
Ama Zelal Kanlıdere artık kaçmayacaktı...
Bölüm etkileşimi
