22. bölüm · KIZILIN GÖZYAŞI (KİTAP OLDU)

-21.GÖZYAŞI-

Zehranur _Torlak

Ablamın anlattıkları karşısında ağzım açık kaldı. Cidden Giray ağabeyle evleneceklerdi. Düğünümüz vardı! Bundan daha mutlu bir haber olamazdı. Ablamla olan konuşmamız bitince hemen odama geçip Efsa’ya olanları anlattım.

“Sen ciddi misin?” diye sordu hemen. Beni görmemesine rağmen başımı salladım ve sevinçle “Ciddiyim.” dedim. Sevinç çığlığı kopardı. “Sonunda biri daha sevdiğine kavuşuyor.” İnşallah bir gün Efsa ve Barış’ta kavuşacaktı ama ben, o günleri görür müyüm bilmiyorum. İnşallah görürüm.

“Bizim acil buluşup yüz yüze bu konuları konuşmamız lazım.” dediğinde ona katıldığımı belirttiğim bir mırıltı çıkardım. “Yarım saate bize gel.” dedim. “Anlaştık.” dedi ve telefonu kapattı. Efsa geleceği için odamı bir güzel temizledim.

İşim bitince ablam odama girdi. “Canımın içi biz dışarı çıkıyoruz.” dedi. Başımı salladım. “Yarım saate Efsa gelecek, bir sorun olur mu?”

Aşkolsun der gibi bir bakış atıp başını hafifçe yana çevirdi. “Ne sorunu canımın içi? İyi eğlenceler size. Evin altını üstüne getirebilirsiniz.” dedi. Kahkaha atmaya başladık. Ardından bana öpücük gönderdi ve odadan çıktı. Kapı sesini duyduğum an kendimi yatağıma bıraktım.

Gözlerimi kapattım ve geleceği hayal etmeye başladım. Çık güzellerdi.

Ablam ve Giray ağabey harika bir düğün sonrası mutlu bir şekilde kendi evlerine, Karaman’a dönüyorlardı. Ben ve Savaş, mezuniyet törenimdeydik ve çok mutluyduk. Ben psikolog olmuştum. Efsa anaokulu öğretmeni olmuştu ve Barış’la barışmıştı. Ardından ablamın bir kızı oluyordu. Aynı ablama benziyordu. Turuncu, dalgalı saçlar, masmavi gözler ve çiller... Ablamın minik bir kopyasıydı.

Ardından bir anda Savaş ve benim çocuklarımın olduğunu hayal ettim. Hayali bile beni gülümsetti. Savaş’a benzeyen bir kız ve bana benzeyen bir oğlan... Sonrasında bu hayali kurmak için küçük olduğumu hatırladım ve hemen kendime geldim. Zamanı geldiğinde bu hayalleri yeniden kurardım.

Ayağı kalktım ve hemen mutfağa gidip atıştırmalık tabağı hazırladım. Çikolatalar, cipsler, fıstık ve fındıklar ve bolca çekirdek. Hepsini büyük bir tabağa koyduktan sonra tabağı alıp salona gittim ve orta sehpaya koydum. Ardından tekrar mutfağa gittim ve içecek aldım. Kola, meyve suyu ve ayran.

İki tane büyük bardak aldım ve tekrar salondaki sehpaya koydum. Ardından televizyondan izleyebileceğimiz bir film ya da dizi aradım. Sonra, zamanımızın hepsinde dedikodu yapacağımıza aklıma geldi ve bıraktım. Gerçekten unutkanın tekiyim.

Kapı çaldığında kaşlarımı çattım. Bu saate kim gelebilirdi? Hemen gittim ve kapıyı açtım, karşımda Efsa’yı görünce gülümsedim. Erken gelmeyi doğru bulmuştu anlaşılan. Aslında bu iyi olmuştu çünkü canım sıkılıyordu.

Efsa bir elini kapının kenarına yaslayıp cilveli bir bakış attı. Hafifçe sırıtarak göz kırptı.

“Anlat kız anlat.” dediği an aynı anda kahkaha patlattık. Beşlik çattıktan sonra onu içeri aldım. Üstünde siyah bir eşofman altı ve siyah bir kapüşonlu vardı. Saçlarını dağınık bir topuz yapmıştı. Salondaki ikili koltuğa geçer geçmez hemen bağdaş kurarak oturduk. Elimize bir avuç çekirdek aldık ve çitlemeye başladık.

Gözüm kısa bir an Efsa’nın bileklerine kaydı. Bandajları çıkarmıştı ama izleri hala vardı. Bunun için üzülemezdim çünkü bugün mutlu olacaktık.

“Anlat!” dedi yüksek bir sesle. Başımı salladım ve bir çekirdek daha çitledim, ardından elimdeki çekirdekleri sıkıca tuttum ve tane tane anlatmaya başladım.

“Şimdi,” dedim ve bir çekirdek daha çitledim. “Ben okuldan eve geldiğimde ablam ve Giray ağabey evde yoktu.” Başını salladı. Bir çekirdek daha ağzımdayken “Sonra bir anda kapı açıldı ve ablamın sesini duydum.” dedim. Yine başını salladı. Ağzımda kalan kabuğu önümüzdeki poşete tükürdüm.

“Sera, ben evleniyorum! Neredesin lan, diye bağırdı bir anda.” Efsa’nın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ne diyorsun?” dedi inanamayarak.

Başımı salladım. “Ablamın evlenmeye bu kadar sevineceğini tahmin edemezdim.” dedim. Ardından bir çekirdek daha aldım. “Aslında on senedir sabrettiğini göz önünde bulundurursak verdiği tepki gayet normal.” Efsa bir süre düşündü ve beni onaylayarak başını salladı.

Ardından gözlerim açılarak Efsa’nın bacağına vurdum. “Asıl ne oldu?” dedim hayretler içinde. Korkuyla yüzüme baktı. “Okuldan mı kaçtın?” Başımı iki yana salladım.

“Savaş’ın annesi geldi.”

“Ne?” dedi Efsa yüzündeki neşeyi hafifçe soldururken. Neden böyle olduğunu anlamıştım. Sakinleştim ve elimdeki çekirdek çöplerini poşete attım. Ellerimi sildikten sonra derin bir nefes aldım. “Savaş buraya getirdi. Bizim yanımızda oldu.”

Efsa başını sallayarak burukça gülümsedi. “Annesinin adı neymiş?”

Gülümsedim bir anda. “Tuğçe.” dedim. “Tuğçe Bolat.” Alt dudağını büzerek başını salladı. “Güzel isimmiş.” dediğinde onu onayladım.

“Bana ve ablama sarıldı biliyor musun?” Sadece yüzüme baktı ama bakışlarından çok şey anladım. “Aynı annem gibiydi bedeni, sıcacıktı...” dedim. Sesim sonlara doğru kısılmıştı ve titremişti. Kendimi toparladım. “Ardından ablama numarasını verdi. Bir şeye ihtiyacımız olursa eğer onu arayabilirmişiz.”

Efsa gülümsedi. “Savaş’ın kime çektiği belli oldu.” dediğinde başımı salladım.

Ardından kaşları hafifçe çatıldı. “Onun ablası neymiş ya? Suna mıydı adı?”

Başımı sallayıp göz devirdim. “Allah onun belasını versin.” dediğinde tepki vermedim. “Hangi abla, kardeşini öldürmek ister? Kafayı yemiş bir psikopat.”

“Psikopatların hepsi kafayı yiyen kişiler.” dedim bilmiş gibi. Beni baştan aşağı süzdükten sonra gülümsedi.

Bir avuç çekirdek daha alıp çitlemeye devam ettim. Efsa hemen arkamdan geldi ve iki tane çekirdek birden çitledi. “Bu dünya, yumuşak kalpli insanlar için çok acımasız.” dedi içli bir şekilde. Ardından derin bir nefes verdi. Başımı salladım.

“Buna rağmen ayakta duran kızlara hayran kalıyorum.” dedim bir anda. “Mesela sen.”

Efsa’nın eli havada kaldı ve bana odaklandı. “Neler yaşadığını biliyorum. Ailevi sorunların, geçirdiğin o korkunç kaza ve sonucunda olan acı gerçek, ardından intihar etmeye çalışman...” diye sıraladığım an sertçe yutkundu. “Senin gibi binlerce kişi var ve ben onlardaki güce, ayakta durabilir kişiliklerine hayran kalıyorum.” dedim.

Elini yavaşça indirdi ve gülümsedi. “Benim gibi kişiler böyle olmak zorunda. Sırf sevdikleri üzülmesin diye kendilerini harcıyorlar.” dedi. Başımı salladım. Biz kadınlar gerçekten güçlüydük.

Ellerimi dizlerime vurdum ve bu karanlık atmosferi dağıttım. “Karnın aç mı?” diye sordum. Başını iki yana salladı. “Büyük bir ayrana hayır demem ama.” dediğinde gülümseyip ikimizin bardağına ayran koydum. İlk yudumumu aldıktan sonra bir tane cips attım ağzıma. Ardından konular birbirlerini açtı. Eğer küçükken ayrılmasaydık şu anda nasıl olurduk diye düşündük. Hayaller kurduk. Kendi kurduğum hayalleri ona anlattım.

Barış ve kendisi hakkında kurduğum hayale gelince yüzü düştüğü için konuyu, ablamların çocuğunun olduğu hayale geldiğimizde ikimizin içindeki sevinç ortaya çıkmıştı.

“Ay, düşünsene. Leyla ablanın küçük bir kopyası evin içinde koşturuyor ve sana teyze diyor. Çok tatlı.” dedi büyük bir umutla. Bu sözüyle ileride yaşlanacak olmanın verdiği üzüntü kalbimde tekrar ortaya çıktı ama bunlara daha vardı. Hem belki önce ablam teyze olurdu?

🌼

Ablamlar dışarıdan geldikten sonra salonu toplayıp benim odama geçmiştik. Efsa odamı incelemeye başlamıştı. Etrafa dikkatlice bakarken camımdan dışarıya gözü takıldı. Biraz daha ileri gidip baktıktan sonra tadilatta olan kafeyi gördü.

Kısa bir an duraksadı. “Barış ne yapmış böyle?” dedi hayretler içinde. Hala daha kabullenemiyor olmalıydı. Başımı sallayıp kollarımı bağladım. Bence hala Barış’ı düşünüyordu ama bunu itiraf edemiyordu. İçten içe Barış’a bir şey olacak diye ödü kopuyordu.

Sırtımı dolabıma yasladığımda aklıma resmim geldi. Efsa hemen camın önündeki buketlere baktı ve alkış tuttu. “Enişteye bak be!” dediğinde yalandan öksürdüm. Dolabın arkasından resmimi aldım ve arkama saklayıp Efsa’ya döndüm. “Sana bir şey göstereceğim.” Hemen bana döndü ve kendini yatağıma bıraktı.

Resmimi yavaşça arkamdan çıkardım ve ona doğru çevirdim. Karakalemle yaptığım papatya buketi resmini görünce ağzı bir karış açık kaldı. “Bunu sen mi yaptın?” Gülümseyen suratım düştü.

“Yok, gökten zembille indirdim.” Gülmeye başladığında göz devirdim. “Tabii ki ben yaptım.” dedim büyük bir gururla. Başını sallayarak yine alkış tuttu. “Çok güzel olmuş, tebrik ederim.”

“Savaş’a yaptım.”

Efsa’nın hemen tek kaşı havalandı. “Sen bunca zaman bana bir çöp adam bile çizme, iki haftalık sevgiline neler yap.” dedi. Alınmış gibiydi. “Adaletin bu mu dünya?” dedi camdan dışarı bakarak.

“Bir de bayıl itersen Feriha.” dedim ses tonumu değiştirerek.

Güldü. “Ne zaman vereceksin peki?”

“İnan bana hiç bilmiyorum ama ona verene kadar burada duracak.” dedim ve yerine geri koydum. Ardından çalışma masasının önündeki sandalyeyi çevirdim ve bir bacağımı kendime çekerek oturdum. Derin bir nefes aldım.

Aklımda takılı kalan bir soru vardı ve bunu, ona sormayı düşündüm.

“Efsa?”

“Efendim?” Acaba şimdi sormasa mıydım? Şu anda keyfi gayet yerinde görünüyordu. Tabii ki içimdeki merak duygusuna yenildim ve kendimi toparladım.

“Barış’ı affetmeyi düşünüyor musun?” Sorduğum soruyla birlikte öylece kaldı. Tahmin ettiğim gibi, affetmek istiyordu ama bunu yapamıyordu. Hata ne kadar büyükse, affedilmek daha zordu.

“Nereden çıktı şimdi bu?” diye sordu sessizce.

“Yanlış anlama. Sadece şunu fark etmeni istiyorum.” dedim ve anlatmaya başladım. “Barış’a kızgın olmakta sonuna kadar haklısın ama o ister miydi böyle olmasını?” Beni sabırla dinliyordu fakat titremeye başlayan elleri, gözümden kaçmamıştı.

“Kabul edemiyorsun.” dedim bir anda.

Kaşlarını çattı. “Neyi?”

“Barış’ı hala sevdiğini.”

Gözleri dolmaya başlayınca burukça gülümsedi. “Yanılıyorsun.”

“O zaman gözlerin neden farklı söylüyor Efsa?” dedi yumuşak bir sesle.

“Barış’a karşı taş olduğunu söyleyen o kalp, Barış’ı hala seviyor.” dedim kendisini göstererek. Yutkundu ve gözünden akan bir damla yaşı silmedi. “Onun suçsuz olduğunu sende biliyorsun ama öfkeni çıkaran için yanlış kişiyi seçtin Efsa.” dedim. Burada amacım kesinlikle Barış’ı savunmak değildi. Sadece Efsa’nın bazı şeylerin farkına varıp Barış’ı affetmesini ve mutlu olmalarını istiyordum.

“Sence ne yapmalıyım?” diye sordu. “Hayalimi çalan adamı affetmeli miyim?” Başımı iki yana salladım.

“Barış’la uzun uzun konuş. Adam akıllı karar verin. Birbirinizin canını daha fazla yakmayın.” dedim. Kapı çaldığında o yöne baktık.

Ayağı kalktığımda Efsa’ya döndüm. “Düşün, istediğin kadar düşün ama bu düşündüğün zamanlarda bir daha sakın kendine zarar verme.” dedim ve dışarı çıktım.

Odadan çıktığımda yukarıdan sesler geliyordu. Sanırım ablam, Giray ağabeye istediği düğünü anlatıyordu. Onların bu haline güldüm ve kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda şaşkınlıktan tepki veremedim. Barış buradaydı.

“Barış?”

“Elsa?”

“Senin ne işin var burada?”

İçeriye göz ucuyla baktı. “Efsa burada mı?” Başımı sallayıp kaşlarımı çattım.

“Sen nereden biliyorsun?”

Bana doğru hafifçe yaklaşınca ona doğru yaklaştım. “Onunla konuşmak istedim, evine gittim ama yoktu. Sonra Tuğçe teyze söyledi buraya geldiğini.”

Tuğçe teyze, sen, Allah tarafından bize gönderilen bir kurtarıcı meleksin.

“Efsa içeride hemen çağırıyorum.” dedim ve koşarak içeri girdim. Odaya gittiğim gibi Efsa’nın kolundan tuttum ve ayağı kaldırdım. Gözyaşlarını sildi ve şaşkınlıkla bana baktı. “Ne oluyor?”

“Barış geldi yürü.” deyip onu çekiştirdim. “Saçmalama, ne konuşacağım onunla?”

Ciddi olup olmadığını sorgulayan bir bakış attım. “Ben yarım saattir kime, ne laf anlatıyorum acaba?” iye söylendim ve odadan dışarı çıkardım. Efsa kapıdan çıktığı anda sol tarafına baktı ve Barış’ı gördü. Hemen ciddileşti ve yanımda durdum. Kolundan tutarak onu götürdüm.

“Barış, Efsa sana emanet.” dedim ve el salladım. Efsa sert bir bakış atsa da benim yüzümde gülümseme vardı. El sallayıp kapıyı kapattım. Derin bir nefes verdikten sonra gözlerimi sıkıca kapattım.

“Lütfen barışsınlar.” diye diledim içimden.

Tam salona geçip oturacakken telefonum çaldı ve hemen odama gittim.

Telefon ekranında Savaş’ın adını görünce gülümsedim ve mutlu bir şekilde telefonu açtım. “Efendim?”

“Papatya’m, yorgun değilsen ve müsaitsen buluşalım mı? Sana bir sürprizim var.” Allah bilir yine ne yapmıştı. Sürprizine hayır diyecek değildim. Başımı salladım ve hevesli bir şekilde yerimde zıpladım.

“Tamam hemen hazırlanıyorum.”

“Bir saat sonra seni alırım.” dedi. Görüşürüz dedikten sonra kapattık ve ben, hemen hazırlanmaya başladım.