6. bölüm · KIZILIN GÖZYAŞI (KİTAP OLDU)

-5.GÖZYAŞI-

Zehranur _Torlak

En sonunda mutfaktaki yemek masasına oturmuştuk ve afiyetle yemeğimizi yiyorduk. Barış, hemen makarnaya gömülürken üçümüz ona şaşkın bakışlar attık. Madem bu kadar açtı neden kafede yiyip gelmemişti? Makarnamdan bir lokma aldım. Gerçekten lezzetliydi.

“Ellerinize sağlık hanımlar.” dedi Savaş, ağındaki lokmayı çiğnerken. “Afiyet olsun.” dedim ama Efsa bir süre bekledi. Gözlerini kısmış Barış’a bakıyordu.

Savaş ve Barış yan yana otururken karşılarında biz oturuyorduk. Onların bu inatlaşmalarını izlemek istemediğim için yemeğime döndüm. Bir lokma daha aldım, ardından Savaş’ın bana baktığını fark ederek ona döndüm. Ağzındaki lokmayı çiğnerken bakışları benim üzerimdeydi.

Lokmamı bitirdikten sonra sessiz bir şekilde sordum. “Yemeğini yerken neden bana bakıyorsun?”

“Gözlerin çok güzel.” dedi sadece. Kısa bir an afalladım ve yanaklarımda bir sıcaklık hissettim. Kızaran yanaklarımı fark etmemesi için başımı eğdim. Gülümsediğimi fark etmemesi beni sevindirmişti.

Barış’tan gözünü ayırmayan Efsa’ya döndüm. “Neden öyle bakıyorsun?”

“Yemeğe başlayalı beş dakika oldu ve hala ellerinize sağlık demedi.” dediğinde kaşlarımı kaldırarak başımı salladım. Haklıydı, sanırım Barış, nezaket kurallarını bilmeyen biriydi. Halbuki yanında Savaş gibi bir beyefendi vardı, nasıl bilmediğini anlayamıyorum.

“Ellerine sağlık Elsa.” dedi bana dönerek. Sesi inatçı gibi çıkmıştı. Bilerek Efsa’ya dememesi onu sinirlendirmişti.

Tekrardan bir atışma başlamaması için elimi kaldırdım ve onları susturdum. “Teşekkür ederim Barış ama şu anda bu güzel masada bir didişme daha istemiyorum. Yemeğinizi yedikten sonra istediğinizi yapabilirsiniz. Afiyet olsun.” dedim yemeğimi yemeye devam ettim.

Savaş’ın kıkırdadığını duydum. Diğerleri ise yemeğini yemeye devam etti.

Aradan birkaç dakika geçti ve doymuştum ama tabağımda hala makarna vardı. Onları bitirmem lazımdı. “Siz nereden tanışıyorsunuz?” diye sordu Savaş, Efsa’ya ve bana bakarak. Ağzımdaki lokmayı yuttuktan sonra cevap verdim.

“Ben on yaşındayken evden kaçmıştım.” Efsa hariç diğerleri şaşkınlıkla bana baktı. Ben bunu umursamadan devam ettim. “Gittiğim parkta tek başıma otururken Efsa elinde iki tane çubuk krakerle gelmişti. Öyle tanıştık ama sonra hiç görüşemedik.”

Efsa başını sallayarak beni onayladı. “Yıllar sonra bugün karşılaştık. Birbirimizi hemen tanıdık. Ardından evime davet ettim, konuştuk falan. Sonra siz geldiniz.” dedi. İkisi de başını salladı.

Barış ağzındaki lokmayı çiğnerken “Tanışma hikayeniz çok tatlı.” dedi. Gülümseyerek başımı salladım, gerçekten tatlıydı.

Savaş kısa bir an bana baktı. Bakışlarımı ona çevirdim. Gözleri çok derin bakıyordu. Yıllar önce evden kaçtığım zaman beni bulan kişi Efsa’ydı. Yıllar sonra evden kaçtığımda beni bulan Savaş’tı. Böyle bir şans, tesadüf olabilir miydi?

Bunu düşünürken Efsa başka bir soru sordu. Savaş’a döndü. “Siz peki Sera’yla nasıl tanıştınız?” Lokmamı sertçe yutkundum. Ona, Savaş’la nasıl tanıştığımızı anlattık diye hatırlıyorum.

Fakat Savaş hiç bozuntuya vermeden çatalını tabağına bıraktı ve anlatmaya başladı. “Ben havaalanında oturmuş kitabımı okurken arkamda bir nefes hissettim. Ardından benimle kitabımı okuyan güzel bir kızın arkamda durduğunu fark ettim.”

Hepimiz pür dikkat Savaş’ı dinliyorduk. Güzel kız mı? Niye insanlar bana her dakika iltifat ediyordu? Beni utandırmayı bu kadar çok mu seviyorlardı? Bakışlarımı kaçırdım ve bıyık altından gülümsedim.

“Beraber kitap okuduktan sonra uçağa bindik.” Aradaki kısmı atlaması iyi oldu yoksa konu çok uzardı. “Tesadüfen uçakta da yan yanaydık.” Bu kadar tesadüf beni korkutmaya başladı. Yaşanırken olmaza bile dinlerken çok korkuyordum. “Sonra kafede karşılaştık. Sonra da konuşmaya başladık.” Kısa ve öz bir şekilde anlattığı için ona hayran oldum. Ben olsam kesin en ince detayına kadar anlatırdım.

Barış ve Efsa aynı anda başını salladı ve sonra kendi aralarında bir şey konuştular. Ben, Savaş’a baktıktan sonra insanı rahatlatan gülümsemesini sundu ve göz kırptı. Derin bir nefes aldım ve yemeğimi yemeye devam ettim.

Bulaşıklar yıkandı, masa toplandı, işe gitmesi gereken iki beyefendi gönderildi... Artık Efsa ile baş başa kalmıştık. Bana okuduğu bölümden ve bölümünü ne kadar sevdiğinden bahsetti.

Onun sevincine ortak oldum ve kurduğu hayallere yenilerini ekledim. Neşeli bir şekilde “Eğer ileride çocuğum olursa ona da aynı şekilde davranacağım. Okuldaki çocuklarıma neler öğretirsem kendi çocuğuma da onu öğreteceğim.” Başımı sallayarak onu onayladım. “Sana inanıyorum, yaparsın.”

Başını sallayarak derin bir nefes aldı ve arkasına yaslandı. “O günleri sabırsızlıkla bekliyorum.” Bana döndü. “Sen hangi bölümü kazandın?” Doğrusunu söylemek gerekirse unutmuştum. Saniyeler sonra aklıma geldi.

“Edebiyat Fakültesi, psikoloji.” dedim. Okula gidememek canımı sıksa bile idare ederdim. Efsa gözlerini kocaman açarak beni omuzumdan sarstı. “Bizim okulda psikoloji bölümü var. Kaydolsana.” dediğinde kaşlarımı çattım. Nasıl olacaktı?

“Nasıl olacak o iş?”

“Ablan halleder, değil mi?” Başımı salladım. Ardından okula gidecek olmanın verdiği sevinçle yerimden fırladım ve zıplamaya başladım.

Efsa hiç sorgulamadan benimle zıplamaya başladı. Ardından bağırdı. “Aynı okula gideceğiz yaşasın!” Ona katılarak sevinç çığlıkları attım.

Aynı anda kendimizi koltuğa attık ve derin bir nefes aldık. “Şaka gibi. Her şeyin bu kadar güzel gitmesi tuhaf değil mi sence?” dediğimde omuzuma hafifçe vurdu. “Sus. İyi düşün iyi olsun.”

Haklıydı, şu anda üzgün olmamı ya da kötü düşünmemi gerektirecek bir şey yoktu. Aksine dibine kadar sevincimi yaşamam gerekiyordu. Okula gidecektim ve istediğim bölümü okuyacaktım. Efsa, aklına bir şey gelmiş olmalı ki bana dönüp kaşlarını çattı. “Hangi şehirdi?”

Biraz düşündüm. “Ablama sorayım.” dedim ve cebimden telefonumu çıkardım. Ablamı aradım ve hoparlöre aldım. Telefon hemen açıldı ve ablamın “Efendim canım?” diyen sesini duyduk. Oyalanmadan sordum. “Abla benim kazandığım üniversite neredeydi?”

Hemen cevap verdi. “Burada, Karaman’da.” Efsa ile birbirimize şaşkınlıkla baktık. “Nasıl yani?” diye sordum.

Ablamdan bir gülme sesi geldi. “Sürpriz! Seni buraya getirme sebebim okulunun burada olmasıydı tatlım.” dedi. Mutluluktan havalara uçabilirdim. Gözlerim dolmaya başlayınca Efsa, telefonu elimden aldı. “Ne zaman başlayacak peki?”

“Yarın.”

Yarın mı? Ama yarın Savaş’la gezecek, Efsa ile vakit geçirecektik. Sanırım ertelemek zorundaydık.

“Sera, ben sana ders programını atıyorum ablacığım ona göre hazırlığını yaparsın.” dediğinde tamam dedim ve telefonu kapattık. Ağlamaya başladığımda Efsa hemen yanıma gelerek bana sarıldı. “Kıyamam sana, ağlama.” dedi ve saçlarımdan öptü.

Gözyaşlarımı silip ona döndüm. “Çok mutluyum Efsa. Hem de hiç olmadığım kadar.” Efsa başını sallayarak bana katıldı.

Yıllardır kurduğum hayaller gerçek olmuş gibi hissediyordum. “Aynı okulda olacağız şimdi değil mi?” dedim inanamayarak. Kızarmış gözlerle Efsa’ya baktım. Gülümseyerek başını salladı. “Hem de yarın başlıyoruz!” dedi yüksek bir sesle.

Başımı salladım. Savaş’la gezme hayalleri yalan olsa da okula başlayacak olmak beni daha da mutlu ediyordu.

İçeriden bir telefon sesi geldiğinde Efsa hemen ayağı kalktı ve odaya gitti. Koltukta duran telefonumu aldım ve hemen Savaş’a mesaj attım.

BEN: Savaş, yarın okula başlıyorum! Şaka gibi ama gerçek. Yarın olan buluşmayı hafta sonuna ertelesek olur mu?

Hiç bekletmeden yazmaya başladı. Bu kadar hızlı mıydı?

SAVAŞ: BU SÜPER BİR HABER! Bu haber şerefine, seni ve Efsa’yı kafede ağırlamak isterim Papatya.

Neden karşıma Savaş gibi insanlar hiç çıkmadı?

Bu teklifi ne ben reddedebilirdim ne de Efsa. Hemen kabul ettim ve ona saati sordum. Akşam saat yedi buçukta gelmemizin daha iyi olacağını söylemişti. Barış’ın bizi alabileceğini söylemişti. Tamam yazıp telefonu koltuğa attım ve mutlulukta yastığı yüzüme koyup çığlık attım.

Akşam için sabırsızlanıyordum. Bu akşam keyfimi hiçbir şey bozamazdı, yani umarım.