24. bölüm · KIZILIN GÖZYAŞI (KİTAP OLDU)
-23.GÖZYAŞI-
3 Yıl Önce...
“Abla bekle beni!” diye bağırdım arkasından. Ablam ise beni hiç dinlemeden ilerlemeye devam ediyordu. Şu anda aceleyle elbise bakmaya gidiyorduk. Neden mi? Ablam erkek arkadaşıyla buluşacaktı ve demesine hiç kıyafeti yoktu. Tamam, bazılarını gizlice almış olabilirim ama dolabı kıyafetten dolup taşıyor. Yemin ediyorum.
En sonunda olduğum yerde durdum ve ellerimi dizlerime yaslayarak derin nefesler aldım. Ablam beni gerçekten yoruyordu. “Biraz bekle be!” diye bağırdım arkasında. Hızlı hızlı attığı adımlarını durdurdu ve bana döndü. Ellerini beline koydu ve kaşlarını çatarak bana baktı.
“Ne demek bekle? Zamanımız yok!”
“Abla.” dedim nefes nefese. “Buluşma saati akşam saat sekiz. Şu anda saat sabahın yedi buçuğu. Ne demek zamanımız yok?” Son kısmı, onu taklit ederek söylemiştim. Ablam ise yüzünü buruşturarak beni taklit etti ve önüne dönüp bu sefer normal adımlarla ilerlemeye devam etti.
Göz devirerek arkasından yürümeye devam ettim. Uzun uğraşlar sonucu bir mağaza bulduk ama tek bir sorun vardı: Mağaza kapalıydı ve sabah saat dokuzda açık olduğu yazıyordu Ne diye erken çıktık ki?
“Bak, kapalı. İki saat ne yapacağız dışarıda.”
“Bir buçuk saat.”
“Anlamadım?”
“Bir buçuk saatimiz var.”
“Allah’ım bana sabır ver!” diye çığlık attım. Ablam hafifçe omuzuma vurdu. “Abartma be.”
Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. “Abartıyor muyum?” diye tekrar etti. Ablam başını sallayarak mağazaya geri döndü. Etrafı inceliyordu.
“Ben sıcacık, yumuşacık ve mis kokulu yatağımın içinde, bedenimi kavrayan yorganımın içinde rüyalar alemine dalarken beni uyandırman yetmiyormuş gibi bir be bir buçuk saat boyunca dışarıda kalacağımızı söylüyorsun!” dedim. “Karnım aç!” diye söylenmeye başladım. Ablam en sonunda ofladı ama bana cevap vermedi. Ardından etrafı kolaçan etti ve mağazanın yanında duran çekici aldı.
Etrafı son kez kontrol ederken korkuyla ona baktım. “Düşündüğüm şeyi yapmak yerine beni kahvaltı yapmaya götüreceksin değil mi?” diye sordum. Cevabını bildiğim bir soruyu sorduğum için pişman olmuştum. Aklımdaki şeyi yapacaktı ve buna engel olmalıydım.
“Ablacığım, eminim ki açık olan başka bir mağaza vardır. Tek bir mağazayı kırmaya gerek yok.” dedim onu ikna etmeye çalışarak. Bakışlarında kendinden emin bir ifade vardı ve bu beni daha çok korkutuyordu.
Etrafıma bakındım ve hemen arkamızda açık bir mağaza olduğunu gördüm. Gülümseyerek ablamı o yöne çevirdim. “Bak, açık bir mağaza ve çok güzel kıyafetler var.” Ablam hemen gösterdiğim yöne doğru baktı ve elindeki çekici bir anda yerine bıraktı. Parmaklarını kütlettikten sonra koluma girerek “Hadi gidelim.” dedi.
On ikna etmek bu kadar kolay mıydı? Bilseydim önceden denerdim.
Mağazanın önüne gelir gelmez ablam, camın önünden içeriyi izlemeye başladı. Ardından ona içeriye girmemizi işaret ettim. Başını salladı ve sağ ayakla besmele çekerek içeri girdik. Ablam uzun bir süre elbise bakınırken ben, oturacak bir yer buldum ve etrafı inceledim. Beyaz duvarları süsleyen sadece altın çerçeve içinde olan saçma resimlerdi. Yere kırmızı halı serilmesi ise ayrı bir fikirdi.
Ablam bir anda çantasını ve hırkasını bana doğru attı ve elindeki bordo renkli elbiseyi göstererek “Deneyip geliyorum. Bir yere kaybolma.” diye beni uyardı. Cevap vermek için başımı kaldırdığımda çoktan deneme kabinlerinin olduğu tarafa gitmişti.
Ofladım ve sabırla bekledim. On dakika sonra elbiseyi giyip geldi. Omuzlarından aşağı süzülen geniş kollar, midi boy bir etek ve mükemmel bir bordo renk... Harika bir elbiseydi. Ablamı uzun uzun inceledikten sonra biraz düşündüm. Elbise güzeldi ama ablamın baldırlarını çok belli ediyordu ve ablam bu tarz elbiselerden nefret eder. Onun için bir elbisenin etek kısmı fırfırlı ya da bol olmalı. Kalça ve baldır kısmını belli etmemeliydi.
Başımı olumsuz anlamda sallayınca eliyle beklememi işaret etti. “Bir seçenek daha var.” Hemen gitti ve diğer elbisesini denedi. Ne çıkacağını merak ederken bir tane görevli kadın, elinde bir tepsiyle yanıma geldi.
Gülümseyerek tepsinin üstündeki bardağı bana doğru uzattı. “Kahve ikramımızdır. Afiyet olsun.” Aynı tebessümle bardağı yavaşça aldım ve teşekkür ettim. Kadın giderken ablam geldi.
Straplez, kahverengi ve uzun bir elbiseydi. Aklımda bu elbiseyi kombinledim. Altın takılar, kahverengi bir topuklu ve kahverengi bir çanta. Bence olurdu ama ablamı bilemem. Bu sefer alkışladım ve ıslık çaldım.
“Mükemmel, harika, fevkalade.” diye ekledim. Ablam biraz düşündükten sonra aynaya baktı. Kendini baştan aşağı süzdükten sonra başını belli belirsiz salladı.
Meraklı bakışlarımı ona çevirdim. “Sence nasıl?” Kahvemden bir yudum aldım. Ablam dudağını büzdü. “Yani, bilemedim.” Kahvemi ve eşyaları kenara bırakıp ayağı kalktım.
Kollarımı kıvırdım ve yanına gittim. “Ablacığım.” dedim ve toplu olan turuncu saçlarını açtım. “Saçlarının bir kısmını önüne koyup,” Dediğim gibi saçlarının bir kısmını önüne koydum. “Biraz gülümsersen.” dedim ve dudaklarının ucundan tutup hafifçe yukarı kaldırdım. Gülümsediğinde kendimi tutamadım ve başımı sallayıp gülümsedim.
“Tamam mıdır?” diye sordum aynı merakla gülümseyen yüzüne bakarak. Artık ikna olmuş gibiydi çünkü gülümsemesi gitmemişti. Başını sallayıp hevesle bana döndü. “Alıyoruz bunu!” Sevinç çığlığı attıktan sonra hemen üstünü değiştirmeye gitti. Kahvemi bitirdikten sonra eşyaları adam akıllı topladım ve ablamı bekledim.
Elinde elbisesiyle geldiğinde hemen kasaya gitti. Eşyaları alıp onun yanına gittim. Birlikte kasaya doğru yol aldık. Elbisenin parasını ödedikten sonra tam çıkmak için yönelmiştik ki bir anda patlama sesleri geldi.
Herkes yere doğru eğilirken ablam, benim önüme atladı. “Sera!” Şu anda olanlar gerçek miydi? Daha demin mutlu mutlu alışveriş yaparken şimdi mağaza taranıyor muydu? Bir silah patlama sesi duydum. Korkuyla çığlık atarken önümüze düşen kocaman dolap bize siper olmuştu.
“Abla?” Cevap gelmedi, sadece kollarımın arasında titreyen bir beden ve acıyla inleyen bir kız vardı: Ablam. Ne olduğunu anlamaya çalışırken etrafıma baktım. Önümüzde dolap, arkamızda saklanan çalışanlar ve önümde kanlar içinde yatan ablam. Cehennem gibiydi. Silah sesleri patlamaya devam ediyordu. Fark ettiğim şey karşısında dilim tutuldu.
Hayatımın şu anına kadar çok şey yaşadım. Annem tarafından yakıldım, babam tarafından kemerle dövüldüm ve ses çıkarmadım. Bugün, hayatımın kısa bir süreliğine durduğu bir gün olmuştu. Rastgele sıkılan kurşunlar yüzünden ablam şu an ölmek üzereydi. Kurşunları açan ben değildim ama beni korumak isterken vurulmuştu.
Ablam, benim yüzümden ölüyordu.
Gözlerim dolarken “A-Abla?” dedim titrek bir sesle. Ablam cevap vermek yerine acıyla inledi. Bedenine baktığımda ise iki tane karnına isabet eden kurşun olduğunu gördüm. Çok kanıyordu, durmayacak gibiydi. Ablam kurtulacaktı değil mi?
Ablamın bedenini kendime doğru çektim. Hemen üstümdeki hırkayı çıkardım ve yaralarına bastırdım. Gözleri yaşlanmıştı ve bedeni yavaş yavaş titriyordu. Başımı iki yana sallayarak olanları reddetmeyi seçtim ama her şey ne yazık ki gerçekti.
Ablam vurulmuştu ve şu anda savaş veriyordu.
“Ambulans çağırın!” diye bağırdım tüm gücümle. Silah sesleri kesilmişti, gitmiş olmalılar. Mağaza çalışanları hemen ambulansı ve polisi aramaya başladılar. İnsanlar bizim yanımıza geliyordu ama çok yaklaşmıyorlardı.
Ablamın gözleri yavaşça kapanmaya başladığında onu sarstım. “Sabah sabah ne uyuması be?” dedim hafif esprili bir şekilde. Zorla da olsa gülümsedim. Ablam zar zor gözlerini açıp bana baktı ve gülümsedi. Canı acısa bile benim için gülümsemişti.
“İ-İyiyim ben, canımın içi.” dedi. İyi değildi, beni iyi hissettirmek için böyle söylüyordu. Gözümden akan yaşları elimin tersiyle sildikten sonra yaralarına daha çok bastırdım.
Hıçkırdım. “Abla dayan, ambulans gelecek birazdan.”
“Ben bırakmam seni.” dedi zorla. Ardından yüzünü buruşturdu ve yarasına bastırdı. “Söz mü?”
“Abla sözü.”
Fakat sonrasında gözleri yavaşça kapandı. Elbiseyi tuttuğu eli gevşedi ve başı yana yattı. Dehşetle gözlerim açıldı. Hayır, ablam ölemezdi. Bana daha şimdi söz vermişken ölemezdi.
“Abla! Uyan!” Uyanmadı. Bedenini sarstım ama uyanmadı. “Ambulans nerede kaldı?” diye bağırdım çalışanlara dönerek. Ambulansın yola çıktığını söylediler ama hemen şimdi gelmesi gerekiyordu çünkü ablam dayanamıyordu. Gözümün önünde ölüyordu.
Bedenini tekrardan sarstım. “Abla uyan, lütfen... Şimdi söz verdin bana, gidemezsin sen!” En sonunda gözyaşlarım içinde ablamın bedenini kendime doğru çekip tüm gücümle bağırdım. “Abla!”
Sera Aslanbey
Gördüğüm kabustan sonra yerimde zıplayarak uyandım. Geçmişte yaşadığım korkunç bir an geldi. Hemen ayağı kalktım ve lavaboya koştum. “Elimi yüzümü yıkadım ve aynada kendime baktım. Açık olan tenim şu anda ruh gibi görünüyordu. Korkum tarif edilemezdi. Ablamın başına gelen o korkunç kazayı unutmuşken şimdi neden hatırlamıştım?
Lavabodan çıktığımda aşağı doğru inen ablamı gördüm. Yeni uyanmıştı ve yüksek ihtimal elini yüzünü yıkamaya geliyordu. Aşağı iner inmez yanına koştum ve ona sarıldım. Yerinde sarsılırken ne olduğunu anlamadığını tahmin ettim.
Daha da sıkı sarıldım ona, hiç bırakmak istemiyormuş gibiydim. Bunu istiyordum aslında. Ablam yanımdayken bile gitmesinden korkuyorken o gidince ne yapacaktım ben?
“Seni çok seviyorum abla.”
Saçlarımı okşadı ne olduğunu sormadan. Öptü. “Bende, seni seviyorum canımın içi.” Üzgün olduğumda ablam genelde ne olduğunu sormazdı çünkü neye ihtiyacım olduğunu çok iyi bilirdi. Şu anda ona ihtiyacım vardı.
Ablamdan ayrıldıktan sonra yüzümü avuçları içine aldı ve buz tutmuş tenimi inceledi. “Yüzün bembeyaz olmuş canım, iyi misin?” Başımı sallayıp gülümsedim. “İyiyim, sadece...”
Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda omuzuma sarıldı ve odama doğru ilerledi. “Gel bakalım.” Odama gittiğimizde kapıyı kapattı ve yatağıma oturduk. Bağdaş kurup tırnağımla oynamaya başladım. Bakışlarımı parmaklarıma çevirdim. Ablam hemen karşıma geçti ve bağdaş kurup oturdu.
“Anlat bakalım.” dedi bir anda. “Canını sıkan şey nedir?” Anlatsam mı diye düşündüm çünkü korktuğum şey bana saçma geliyordu. Ablam her zaman yanımda olacaktı, neden yalnız kalmaktan korkuyordum ki?
Kesik nefesler alarak göz ucuyla ona baktım. “Abla,” Devamını getiremedim. Kendimi neden bu kadar kasıyordum? “Rüyamda bizi gördüm.”
Kaşlarını çattı. “Bizi? Annemle babamı mı?” Başımı iki yana salladım. “Hayır, sadece ikimizi.”
“Devam et.”
“Senin vurulduğun zamanı gördüm.” Ablamın bakışları hemen donuklaştı. Unutmuş olacağımı düşündü. “O gün bana bir söz vermiştin. Beni asla bırakmayacağını söylemiştin.” Dinlemeye devam ediyordu.
“Hala daha sözümün arkasındayım.” dedi kendinden emin bir şekilde. Başımı salladım. “Biliyorum.”
“O zaman canını sıkan şey nedir Sera? Bana güvenmiyor musun?” Hemen başımı iki yana salladım. “Yok hayır, alakası yok.”
En sonunda daha fazla gevelemeden canımı sıkan şeyi söyledim. “Evlendikten sonra doğal olarak ben, sizinle kalamayacağım. Gidecek yerim yok. Tek başıma kalacağım.” Ablamın yüzünde bir tebessüm oluştu. Ardından bir eliyle yanağımı hafifçe okşadı.
“Canımın içi, ben verdiğim sözleri her zaman tutarım.” dedi. “Ayrıca, evlendikten sonra bizimle kalabilirsin.” Kaşlarım hafifçe çatıldı. Dalga geçiyor olmalıydı. Yeni evlenen bir çifte musallat olamazdım. “Dalga geçme abla.” dedim gözlerimi kaçırarak ama ablam gayet ciddi görünüyordu.
“Ben ciddiyim. Giray’la konuştum. Evlendikten sonra bizimle yaşayacağını söyledim ve hiç itiraz etmedi. Ayrıca itiraz etse bile bizimle kalacaktın. Kısacası, biz yine beraber olacağız.” Gözlerim dolmaya başladı. Söylediklerine inanıyordum. Bu, beni mutlu eden şeyler arasında birinci sıraya girmişti.
“Gerçekten mi?” diye sordum gerçek olduğunu tespit etmek için. Ablam başını salladı. “Tabii ki gerçek. Ben, seni bırakır mıyım?” Başımı iki yana salladım ve hemen onun boynuna atladım.
“Seni seviyorum abla.” dedim kulağına doğru fısıldayarak. Saçlarımı okşarken “Ben daha çok seviyorum.” dedi. Ardından ayrıldık. Ablam büyük bir keyifle ellerini beline koyarak ayağı kalktı. “Hazırlan, bugün abla-kardeş günü yapacağız ve ilk gideceğimiz yer, mükemmel kahvaltısı olan bir yer.”
Başımı salladıktan sonra odadan çıktı ve hemen hazırlanmaya başladım. Dolabımın önüne gittim ve karıştırmaya başladım.
Bebek mavisi bir elbisem vardı. Toz mavi, çiçek desenli ve diz altı bir elbiseydi. Bunu giyecektim. Saçlarımı yarım topladım ve küçük mavi kurdeleli bir tokayla tutturdum. Altıma ise beyaz renkli stiletto bir ayakkabı giydim. Beyaz bir çanta aldım ve sade bir makyaj yaptım. Fazla süslenmiş olabilirim ama bugün, benim ve ablam için özel bir gündü. Eminim o da süslenecektir. Bu yüzden asla garip hissetmedim. Bence tam yazlık bir kıyafetti ve bu güneşli hava için çok uygundu.
En sevdiğim parfümü sıktıktan sonra hazırdım. Tam kapıdan çıkacakken ablamın bana seslendiğini duydum. “Hazır mısın?”
“Hazırım!” dedim ve odadan çıktım.
Ablamı kapının önünde gördüm. Açık yeşil bir elbise giymişti. Çiçek desenli, yırtmaçlı diz altı bir elbiseydi. Altına beyaz topuklu ayakkabı giymişti ve saçlarını açık bırakmıştı. Makyajı, elbisesiyle uyumluydu. Koluna astığı beyaz çantasıyla göz kamaştırıyordu. Sanırım fazla süslendim derken abartmışım çünkü ablamla neredeyse aynı giyinmiştik.
Ablam beni gördüğü an telefonunu çantasına attı ve bana döndü. “Çok güzel olmuşsun ve şans eseri aynı giyinmişiz.” dedim hayranlık dolu bir sesle. Ablam saçını geriye doğru savurdu. “Sana nasıl giyineceğini ben öğrettim canım. Güzel olmamız gayet normal.”
Güldüm. “Giray ağabeyin haberi var mı?” Ablam başını salladım. “Uykusunda onun kulağına fısıldadım ve başını salladı. Sanırım haberi var.” dedi.
Arından elini boş ver der gibi savurdu. “Haberi yoksa bile olur, büyütülecek bir şey değil.”
Sadece başımı sallayıp onu onayladım. Üstelemedim. Ablam kapıyı gösterdi. “Hadi çıkalım artık. Güneşin kaçmasına izin veremeyiz.”
“Abla, saat daha sabah on.”
“Olsun, yine de erken çıkalım.” dedi ve kapıdan çıktı. Arkasından tebessüm ederek baktım. Ablam olmasa nasıl hayatta kalırdım gerçekten bilmiyordum. Bu yaşıma kadar bana destek olan tek kişiydi. Her kararımda arkamda duran, bana hem anne hem de baba olan kişiydi.
Derin bir nefes aldım ve evden çıkıp kapıyı kapattım. Bugün çok güzel geçecekti, eminim.
