4. bölüm · KIZIL KRALLIK:Kızıl Kurt Efsanesi
4. Bölüm
4.BÖLÜM
"Mida, iyi misin?"
Bir kez daha öksürdükten sonra su içti. Artık daha iyiydi, öksürmüyordu.
"Sen Kızıl Vampirleri nereden biliyorsun?!"
Bedirhan'ın sesiyle tekrar sağa döndüm. İyi ki sırt çantamı getirmişim. Buradan eve gideceğim için almıştım. Normalde gitmem ama mecbur gitmek zorundayım. Çantamı açıp içinden kitabı çıkartıp Bedirhan'ın önündeki boşluğa koydum.
"Tarih öğretmenim Vivienne'in verdiği bu kitaptan biliyorum."
Kitabı alıp içine bakmaya başladı. Kitabı dikkatle inceledi. Diğerleri de o incelerken onu izledi.
Egemen: "Kitabın tamamını okudun mu?"
Ben: "Sadece kurtları, vampirleri bir de cadıları okudum, geri kalanını okumadım."
Nisa: "Kitap baya kalınmış. Yanında mı taşıyorsun?"
Ben: "Hayır. Buradan eve gideceğim, o yüzden yanımda."
Bedirhan kitabı kapatıp bana uzattı. Ben de kitabı alıp çantama geri koydum.
Stella: "Efsanelere inanır mısın?"
Ben: "Aslında hayır, kitabın ismi hoşuma gitmişti, o yüzden aldım. Sayfa 200'e kadar heyecanla okumuştum ama ondan sonrası biraz sıkıcı geldi."
Travis: "Ya gerçeklerse, peki o zaman ne yaparsın?"
Ben: "Bilmem, hiç düşünmedim."
Nicolas kısık sesle: "Ne konuştuklarını da anlamıyorum ki, Mida sen söylesene ne konuşuyorlar."
Sol tarafımdaki Nicolas'ın sesini duyunca oraya döndüm. Hepsi bizi izliyordu. Tabii Mida ve Mina hariç, diğer üçü Türkçe bilmediği için sadece boş boş bakıyordu. Ona döndüğümü fark eden Nicolas tekrar konuşmaya başladı.
Nicolas: "Ne konuşuyorsunuz siz?"
Daniel: "Evet sevgilim, ne konuşuyorsunuz?"
Ben: "Tanışıyorduk sadece."
Luka: "Vivienne'in verdiği kitabı gösteriyordun."
Ben: "Gösterdim sadece o kadar."
Mind: "Tanışıyorlardı işte, niye uzatıyorsunuz?!"
Daniel: "Tamam tamam. Artık kahvaltımızı yapalım."
Hepimiz onu onaylayıp önümüze döndük. Kahvaltı zaten hazırdı, tek eksik içeceklerdi. Herkes istediği içeceği garsona söyledikten sonra kahvaltıya başladık. Bir kaç dakika sonra içecekler de geldi. Daniel önceki kadar sinirli durmuyordu. Az önce gittiğimizde ona olan bitenleri anlattım. Sonradan adamın burada olduğunu söyleyince daha çok sinirlendi. Hatta biz konuşurken bizi izleyen başka bir adam vardı. Kavgamızı izliyordu. Şok oldu tabii, o adamın yerinde olsam bende birden kavga etmeye başlayan çifti izlerdim. Daniel dünkü adamı o sanıp burnunu kırdı. Zor zor ikna ettim Daniel'ı. En azından adam şikayetçi olmadı. Ama tek yumrukta adamın burnunu nasıl kırdı anlayamadım. Büyük ihtimalle korkudan şikayetçi olmadı. Bu sefer de Nicolas ve Luka'ya döndüm. Karşı karşıya oturuyorlardı. Nicolas her zamanki gibi Mind ile sohbet etmeye çalışıyor ama Mind onu dinlemiyordu. Luka ise Mida'yla her zamanki gibi sakince sohbet ediyordu. Yani anlayacağınız Nicolas Mind'den, Luka da Mida'dan hoşlanıyor. Ama kızlar onlardan hoşlanmadığı için reddediyorlar. Luka, Mida'yı zorlamıyor ama Nicolas sürekli Mind i ikna etmek için uğraşıyor ancak bilmediği şey bu yaptıklarının Mind i kendisinden daha çok uzaklaştırdığı. Mind sinirli biridir ama başkalarının duygularıyla oynamaz ya da hak etmedikçe kimsenin kalbini kırmazdı ancak Nicolas biraz daha zorlarsa patlayacak gibi duruyor. Umarım bir kavga çıkmaz.
Herkes kahvaltısını bitirdikten sonra garsonlar sofrayı topladı. Ardından herkes içecek bir şeyler sipariş edip sohbet etmeye başladı. Mida, Nisa ve Stella bir şeyler konuşuyordu. Nicolas da artık Mind i rahat bırakmış, Luka ve Bedirhanlarla konuşuyordu. Daniel de onlarla konuşuyordu ama konuşmayı bırakıp bana döndü. O bana dönünce ben de ona döndüm. "Bedirhan'ı önceden nerden tanıyorsun?" dediğinde afalladım. Nereden biliyordu? Türkçe bilmiyor diye biliyordum ben, "sen nereden biliyorsun?"
"Çok olmasa da biraz Türkçe biliyorum." dediğinde şaşırdım. Ona Türkçe öğretmeye çalıştığımda zor olduğunu, anlayamadığını söyler giderdi. "Sen Türkçeyi öğrendin? Ben öğretmeye çalıştığımda kaçardın." dediğimde hafif gülümseyip önüne döndü. "Bana Türkçe öğretmeyi çok istiyordun, ben reddedince üzülmüştün, ben de Türkçe dersi almaya başladım."
"Yine üzgünüm ama."
"Neden?"
"Ben sevgilime Türkçe öğretmek istiyordum ama sen başkasından ders alıyorsun." dediğimde bana dönüp eğildi ve "O zaman bugünden itibaren derslerimi senden alırım. Tamam mı?"
"Tamam, cumartesi gel bize başlayalım derse."
"Olmaz, baban var. Afedersin ama biraz korkutuyor baban beni." dediğinde sessiz bir kahkaha attım. Babam nedense Daniel'ı pek ısınamadığı için biraz üstüne gidiyordu. Fazla iş yaptırıyor ve fazla soru soruyordu. Babam yaşına göre uzun boylu, yapılı bir adamdı. Daniel babamı ilk gördüğünde polis ya da asker zannetmişti; doktor olduğunu duyunca da şaşırmıştı. Babam fazla yapılı, sert, eli ağır durur ama yumuşak ve biraz korumacı biridir. Sadece sinirlendiğinde sert oluyordu ya da birini denemek istediğinde. Bazen ben de şaşırıyordum o kadar büyük bir elin saçımı okşarkenki hafifliğine. "Merak etme, annemle babam evde yok, tek kalacağız yani." "Ormanda ve baş başa, kalırız hem de evde, tamam o zaman." dedi çapkın bir şekilde gülümseyip. "Çok beklersin." dediğimde çapkın gülüşü sönüp tek kaşını kaldırıp baktı bana. Neden der gibi bakıyordu cevabı belliydi aslında . "Neden biliyorsun? Açtırma azımı"
"İyi peki, zorlamayacağım seni. Sen ne istersen o." dediğinde gülümsedim. Tam yaklaşıp yanağından öpeceğim sırada öksürük sesiyle durdum. "Burden fazla koptunuz siz." diyen Mind e döndüm. Ay doğru ya, onlar da buradaydı, ben tamamen unuttum bunu. Ben utançla kafamı eğerken Daniel fazla rahattı. "Bırakın da daha fazla kopak o zaman." dediğinde dirseğimle koluna vurdum. "Ayıp ama, misafirlerimiz var burada." dedi Nicolas. "Bizim için sorun yok, anlıyorum onları, benim de sevgilim var, biz de arada böyle kopardık her şeyden." dedi Nisa. Ona dönüp gülümsemesine karşılık verdim. "Sevgilin mi var?" "Evet benim, bir de Stella'nın var. Başka bir işleri olduğu için gelemediler buraya." "Ne zamandır sevgilisiniz?" "Ben 3 yıldır, Stella 6 yıldır." dediğinde şaşırdım. Demek 6 yıldır, demek ki iyi bir ilişkileri var. "Biz 2 yıldır sevgiliyiz, sizinki baya uzunmuş."
"Sizin de kısa ama güzel bir ilişkiniz var, belli oluyor." dediğinde gülümseyip
Daniel'e döndüm. O zaten bana bakıyordu. Stella'nın sesiyle ona döndüm. "İyi insan lafının üstüne gelirmiş." dediğinde gelen iki adama bakıyordu. Biri kumral saçlı, ela gözlü bir adamdı. Beyaz tenliydi ve oldukça tatlı, iyi birine benziyordu. Diğer adam siyah saçlı, siyah gözlüydü. Yanındaki adama göre esmer, yapılı ve biraz uzundu. Daha sert duruyordu ve siyah saçlarına esmer teni çok yakışıyordu. Esmer olan Nisa'nın, kumral olan Stella'nın arkasında durdu. Kumral olan Stella'nın omzuna elini koyup masaya bize dönüp "Merhaba." dedi. Esmer olan da Nisa'nın saçlarına bir öpücük bırakıp sadece kafasıyla selamladı bizi. Belli ki pek konuşan biri değil. "Zoi, bu benim sevgilim Ateş. O da Stella'nın sevgilisi Ayberk. Bunlar da Zoi, onun sevgilisi Daniel, Nicolas, Luka, Mida ve Mina." diyerek bizi sırasıyla gösterdi Nisa. Ayberk bir bana bakıp ardından Bedirhana dönüp baktı bir süre. Bir süre birbirlerine baktıktan sonra Bedirhan göz kırptı. Bedirhan göz kırpınca geri bize dönüp gülümsedi ve "Memnun oldum." dedi. Ben de gülümseyip "Biz de." dedim. "Oturun, ayakta kalmayın." dedi Mida. "Yok, bizim bazı işlerimiz var, gitsek iyi olur." Bu sefer de Ateş konuşmuştu. Ateş böyle deyince hepsi ayağa kalktı. Biz de onları uğurlamak için kalktık. Herkes vedalaşıp onlar gittikten sonra biz de gittik. Herkes bir yere dağılırken ben yine evden önce kütüphaneye gittim. Kütüphaneye vardığımda Bay Zephyros merdivene çıkmış, raflarda kitap ararken buldum. Beni fark etmemişti. İlk başta bir süre onu izledikten sonra konuştum. "Kolay gelsin Bay Zephyros." dediğimde irkilip dengesini kaybetti, son anda tutunup düşmekten kurtuldu. Dünün intikamını almış bulunmaktayım. O kendini düzgün tutmaya çalışırken ben gülmemek için alt dudağımı dişledim. Bana dönüp sinirle "Niye arkadan sessizce geliyorsun, insan bir ses verir!" dedi. Bana diyene bak, dün arkamdan birden çıkarken iyiydi ama." Seslendim zaten. Birden yaklaşıp dokunmadım ya seslendim." dediğimde derin bir nefes verip "Ne oldu, niye yine buradasın, sen?"
dedi. "Kitap okumaya geldim. Seni de oraya çıkmış, kitap ararken görünce yardıma ihtiyacın olup olmadığını soracaktım." dediğimde bir bana, bir kitaplığa baktı, sonra merdivenden inip telefondan bir fotoğraf gösterdi. "Bu kitabı arıyorum, sen biliyor musun bunu?" dedi. Fotoğrafta benim 2 ay önce arayıp en sonunda bulduğum ama okumadığım kitap vardı. Denilene göre çok eski bir kitapmış. Sadece iki tane olduğu; birinin İngiltere'de, diğerinin de kayıp olduğu biliniyor. Önemli bir kitap olduğu için saklanıyor. Bunu Bay Zephyros'un bilmemesine şaşırdım, sonuçta kütüphaneci oydu. "Biliyorum. Bu kitap burada olmaz ki, sadece o kitap olduğu için iyi saklanıyor. Bilmiyor muydunuz?" "Kitabın burada olduğunu biliyorum ama tam olarak nerede bilmiyordum. Nerede, gösterir misin?" dediğinde ben çoktan kitabın bulunduğu yere ilerlemeye başlamıştım. Kütüphanenin en sonunda başka bir oda vardı. O odada genelde sayısı az, nadir ve önemli kitaplar bulunur. Kapıyı açıp içeri girdiğimde ortada bir masa ve
duvarlara yapışık kitap rafları vardı. Sağdaki merdiveni iterek masanın arkasındaki raflara getirdim. Merdivene tırmanıp en üste çıktım. Bay Zephyros beni izliyordu. En üstte kitaplık ve tavan arasındaki boşluğa oturup sağda duvardaki kapağı açtım. İçinde üç kitap vardı. Biri Bay Zephyros'un istediği "Kızıl Krallık Yok Oluş", diğer ikisi de "Şah ve Mat" ve "Ejder"di. Hepsi efsane kitabıydı. Kitabı alıp kapağı kapattım. Tam kitabı açıp içine bakacakken Bay Zephyros "Açma!" diye bağırınca durdum. Açmadım, bir şey demeden merdivenden kayarak aşağı indim. Kitabın içinden bir kağıt düşünce kağıdı aldım. Kağıdı koymak için kitabın kapağını açtığım an çıkan ışıkla gözümü açamayıp kapattım. En sonunda da etraf tamamen kararmaya başladı.
4. Bölüm sonu
