2. bölüm / 5
Kızıl elma1:Adı taşta kalanlar
Bölümler 5Şu an: 1:Adı taşta kalanlar
- 1 kör nokta9 kelime
- 2 1:Adı taşta kalanlar475 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2: Şehadet kokusu1.184 kelime
- 4 3:dem1.578 kelime
- 5 Alarm:42.166 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tarih; 06.11.2020
***
“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini;
Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini.”
(Namık Kemal)
🍀
çok yeniydim. Üniformanın ağırlığı omuzlarıma tam oturmamıştı; rütbe cebimdeydi ama tecrübem hâlâ yolun başındaydı.
Dağ… Hâlâ o günün kokusunu hatırlıyordum Islak toprak, barut ve kanın birbirine karıştığı o ağır kokuyu.
Sonrasını parça parça hatırlıyorum.
Yakalandım.
Zaman duygusu ilk orada koptu.
Gün müydü, gece miydi bilmiyorum. Sadece acı vardı. Kesintisiz, dinmeyen bir acı.
Vücudumun neresi sağlamdı, neresi kırık, neresi yanıyordu, ayırt edemiyordum.
Ellerim arkadan bağlıydı, bazen çözülüyor, bazen tekrar bağlanıyordu. Pes etmem için uyguladıkları işkence işe yaramadıkça öfkeleri artıyor daha sert hareket ediyorlardı.
Sonra… bir an. O an uzun muydu yoksa kısacık bir saniyemiydi bilmiyorum.
Gözlerim kapandı.
Biri beni yerden kaldırdı, Sürükleniyordum. Taşlar sırtıma, dizlerime saplanıyordu ama acı artık başka bir yerdeydi.
sanki bedenimden kopmuştu. Bilincim gidip geliyordu. Gözlerimi tam açamıyordum. Kollarımda ki kuvvet artırmıştı. Gözlerimi azda olsa açabildiğimde gördüm.
Sadece bir siluet. Nefesi hızlıydı.
Panikti hareketleri aceleciydi ama kararlıydı, Kolumdan tutuşu sertti bırakmamaya yemin etmiş gibiydi.
Sonrası karanlık.
Gözlerimi açtığımda zaman geçmişti. Günler mi, haftalar mı… bilmiyorum. Bedenim hâlâ bana ait değildi.
Güçsüzdüm.
Kollarımı kaldıramıyordum. Başımı çevirdiğimde taş duvarlar gördüm. Nemli, soğuk, loş. Tavandan damlayan suyun sesi vardı. O ses hâlâ bazen geceleri kulağıma geliyordu.
Bir adım sesi.
Yavaş. Dikkatli.
Gerildim Ama kalkacak hâlim yoktu. Gölge bana yaklaştı.
Yüzü örtülüydü. Işık yoktu; sadece silueti seçebiliyordum.
Ama yaklaştıkça… bana zarar vermeyeceğini anladım çünkü beni o cehennemden çıkaran kişiydi.
elleri...
Yaralarıma bir şey sürdü. Ne olduğunu bilmiyorum. Yandığını hatırlıyorum. Dişlerimi sıktığımı Canımın yandığını gördü, bunu hissetti.
Daha yavaşladı. Dokunuşu değişti. Sertlik gitti, yerini temkin aldı. Acıyı artırmamaya çalışan bir eldi bu.
Yardım etmek isteyen bir el.
Sonra gözlerime baktı.
O anı hiç unutmadım.
Yüzünü göremedim ama gözlerini gördüm. Yeşildi. Mağaranın karanlığında bile seçilecek kadar canlı, derin bir yeşil.
O bakışta düşmanlık yoktu. Nefret de yoktu. Sadece… insanlık vardı.
Sanki “canını yakıyorum ama seni kurtarmaya çalışıyorum” der gibiydi bakışları.
Bir şey söyledi. Kürtçe. O zaman anlamadım. Ama nefesi yüzüme değdi. Çok yakındı. Sıcaktı.
Acele etmeden konuştu. Sesi alçaktı, sakinleştiriciydi.
Sanki bağırırsa dağ yıkılacakmış gibi değil, sanki fısıldarsa iyileşirmişim gibi.
Sonra gitti.
Uzun bir süre gelmedi. Zaman yine dağıldı. Uyudum mu, bayıldım mı bilmiyorum.
Geri döndüğünde… kucağında bir bebek vardı.
Bunu asla unutmadım.
Sessizce yanıma geldi. Bebeği dikkatle, güvenle yanımda yere koydu. Küçücük bir şeydi. Nefes alışı bile duyuluyordu. O an mağaranın soğuğu kırıldı sanki. Hayat girdi içeri.
Bu kez söylediği cümleyi daha net duydum. Anlamını bilmiyordum ama sesini, vurgusunu, ağırlığını içime kazıdım. Unutmamak için içimden defalarca tekrar ettim.
“O senin… o sana emanet.”
Kürtçeydi.
O zaman sadece bir ses olarak kaldı zihnimde. Ama cümle, anlamını yıllar sonra buldu.
Kadın baktı bana. Gözleriyle. Son kez. Sonra arkasını dönüp gitti.
Bir daha görmedim.
Bir süre sonra silah sesleri, bağırışlar… Bu kez tanıdık sesler. Askerler. Mağaraya giren ışık. Üniformalar. gözlerim hâlâ o karanlıkta bir siluet arıyordu.
Bulamadım.
Ama o yeşil gözler…
Onlar hiç gitmedi.
Bölüm etkileşimi
