Kızıl börk kitap kapağı

2. bölüm / 2

Kızıl börk

BÖLÜM II:

Vaveyla Yazarı: Alihaydar Kaplan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: BÖLÜM II:

BÖLÜM II: TEHDİL
Kimlik değiştirme sanatı
Gece yarısıydı. Bali Bey - artık Hans Schmidt - Tuna'yı bir mavna ile geçmiş, Macar ordusunun kampına yaklaşıyordu. Üzerinde eskimiş bir Avrupalı cübbe, belinde boş bir kılıç kını, sırtında yırtık bir çanta vardı. Saçlarını ve sakalını çamur ile kirletmişti. En önemlisi, ayakkabılarını ters giymişti - bir akıncının izi, ayakkabının aşınma tarafından belli olurdu.
Kampın dışında nöbet tutan bir Macar askeri el kaldırdı. "Ki az?" (Kim o?)
"Hans Schmidt," diye kekeledi Bali Bey, mükemmel bir Alman aksanıyla. "Lüneburg... kumaş... Türkler... her şeyi aldılar..."
Nöbetçi şüpheyle baktı. "Német?" (Alman?)
"Ja, ja... bitte, hilfe..." (Evet, evet... lütfen, yardım...)
Nöbetçi onu içeri aldı. Kamp, on bin kişilik bir ordunun gürültüsüyle doluydu. Bali Bey'in gözleri her şeyi kaydediyordu: Topların sayısı, barut depolarının yeri, komutan çadırının konumu. Ama en önemlisi, askerlerin moraliydi. Korkuyorlar , diye düşündü. Ama neyden?
Bir çadırın önünde duran, gümüş zırhlı bir şövalye dikkatini çekti. Paludamentum'u - kırmızı pelerini - omuzlarındaki gümüş tokalarla tutturulmuştu. Palatínus , diye tanıdı Bali Bey. Macar kralının en yüksek komutanı. Adamın yanında, kara bir pelerin içinde, yüzü gölgelerle kaplı biri daha vardı.
"Te ismerlek," (Seni tanıyorum) dedi gölge adam, aniden Türkçe.
Bali Bey'in kalbi hızla çarptı, ama yüzü ifadesiz kaldı. "Verzeihung?" (Özür?)
Gölge adam yaklaştı. Yüzü ortaya çıktı: Koyu renk saçlar, keskin hatlar, ve gözler... gözler bir Osmanlı'nın gözleriydi. Ama giyimi tamamen Macar.
"Sen Türk değilsin," dedi adam Türkçe, sessizce. "Ama Türkçe biliyorsun. İlginç."
Bali Bey Almanca olarak saçmalamaya devam etti, içerideyse zihni hızla çalışıyordu. Bu adam kim? Dönme mi? Yoksa...
"Adım Miklós," dedi adam, bu kez Macarca. "Eskiden... başka bir adım vardı. Şimdi Macar kralının en sadık kulu. Seni komutana götüreceğim. Ama önce..." Elini Bali Bey'in omzuna koydu, "sırtındaki o çantaya bir bakalım."
Bali Bey anladı. Çantada, dikişlerin arasına gizlenmiş, küçük bir akıncı hançeri vardı. Eğer bulurlarsa...
"Elbette," dedi, boyun eğer gibi davranarak. Ama eli beline gitti - boş kılıç kınına. İçinde gizli bir yay mekanizması vardı, ucu zehirli bir iğne fırlatıyordu. Son çare.
Tam o sırada, kampın dışından bir alarm sesi yükseldi. "Türkler! Türkler geliyor!"
Miklós döndü. Bali Bey fırsatı değerlendirip karanlığa karıştı.

BÖLÜM III: GAZA-YI NÂ-MURÂD
Kısmet siz gaza
Kampın dışında, İsa Bey'in kuvvetleri gerçekten saldırmıştı. Ama bu, Bali Bey'in planladığı gibi bir düzenli saldırı değil, tam bir kaos'tu. İsa Bey atından düşmüştü - gerçekten düşmüştü, plana sadık kalarak - ve adamları dağılmıştı.
Bali Bey, kampın kenarındaki bir çalılıkta saklanıyordu. Elinde, çadırdan çaldığı bir harita vardı. Macar ordusunun tam dizilimi. Ama daha önemlisi, bir not: "Köprü. Yarın şafak. Toplar hazır."
Anladı. Macarlar, Tuna üzerindeki tek köprüyü kuşatmışlardı. Akıncıların dönüş yolunu kesmek için. Ve o köprü...
Tahta , diye düşündü. Yıllanmış tahta. Birkaç top mermisiyle...
Koşmaya başladı. Kampın dışına, ormanlık alana, kendi adamlarının olduğu yere. Arkasından sesler geliyordu - Miklós'un adamları. Ama o daha hızlıydı. Bir akıncı, atından başka hiçbir şeyle yarışamazdı.
Atına bindiği anda, dört nala İsa Bey'in olduğu yere gitti. Dostu hala yerdeydi, ama dirilmişti, etrafındaki adamlarla birlikte.
"Bali!" diye bağırdı İsa Bey, nefes nefese. "Neredeydin? Savaş başladı!"
"Savaş bitmek üzere," diye karşılık verdi Bali Bey, atını döndürerek. "Macarlar köprüde pusuda. Toplarla bekliyorlar. Buradan değil, başka yerden geçeceğiz."
"Başka yer mi? Tuna'nın başka geçidi yok!"
"Var," Bali Bey gülümsedi. "Loibl Geçidi. Carinthia Alpleri'nin en dik yamacı. Avusturyalılar yazmış - akıncılar oradan atlarıyla geçmiş. Yorgun atlarla değil, ama bizim atlarla geçeriz."
"Delisin," dedi İsa Bey, ama gülüyordu. "Tam bir dalkılıç."
"Değil," Bali Bey ciddileşti. "Serdengeçti. Dönüşü olmayan yol. Ama bu sefer... dönüşü var. Çünkü Macarlar bizi bekliyor, biz ise orada olmayacağız."

BÖLÜM IV: İKİ KANAT
Kartalın kanatları
Dört gün sonra, Loibl Geçidi'nin zirvesindeydiler. Atlarından üçü ölmüştü. Geriye kalanlar, ayakları kanlar içinde, ama hâlâ ayaktaydı. Bali Bey'in kendi atı, Kara Şimşek, onun omzunu yalıyordu - yorgunluk işareti.
Aşağıda, Tuna vadisi görünüyordu. Uzakta, köprünün olduğu yerde dumanlar yükseliyordu. Macarlar, bekledikleri gibi, boş bir köprüyü bombalamışlardı.
"Gelecek sefer," dedi İsa Bey, üşüyen ellerini ovuşturarak, "ben casus olacağım. Sen atından düşersin."
Bali Bey güldü. "Olmaz. Sen Macarcayı ancak küfür olarak bilirsin."
"Doğru," İsa Bey omuz silkti. "Ama sen... sen o Miklós'u gördün. Kim olduğunu öğrendin mi?"
Bali Bey ciddileşti. "Hayır. Ama öğreneceğim. Divan-ı Hümayun'a rapor vereceğim. İçimizde bir hain var, ve o Macar ordusunda. Belki de..."
"Belki de ne?"
"Belki de o, eski bir akıncıdır. Kılık değiştirmek... bizim işimizdir. Ama unutulmamalı - kılık değiştiren, bir gün kendi yüzünü de unutur."
Aşağıda, Osmanlı toprakları başlıyordu. Semendire'nin surları görünüyordu. Bali Bey kırmızı börkünü çıkardı, toprağa dokundu, sonra tekrar başına koydu.
"Gaza-yı nâ-murâd," diye mırıldandı. "Kısmet siz gaza. Ama yine de gaza. Ve yine de döndük."
İsa Bey elini omzuna koydu. "Tarih bunu nasıl yazacak?"
Bali Bey atına bindi, son kez arkasına bakmadan. "Tarih, yazanların tarafını yazar. Ama biz... biz biliyoruz. Gölgede savaşanlar, ışıkta anılmaz. Ama ışık, gölge olmadan var olamaz."
Atlarını sürdüler, aşağıya, vatan topraklarına. Arkalarında, Alplerin zirvelerinde karlar eriyordu. Bahar geliyordu. Ve baharla birlikte, yeni akınlar, yeni gölge savaşlar, ve yeni geri dönüşü olmayan yollar.
Ama şimdi, dinlenme zamanıydı.

BÖLÜM IV: İKİ KANAT
Kartalın kanatları
Dört gün sonra, Loibl Geçidi'nin zirvesindeydiler. Atlarından üçü ölmüştü. Geriye kalanlar, ayakları kanlar içinde, ama hâlâ ayaktaydı. Bali Bey'in kendi atı, Kara Şimşek, onun omzunu yalıyordu - yorgunluk işareti.
Aşağıda, Tuna vadisi görünüyordu. Uzakta, köprünün olduğu yerde dumanlar yükseliyordu. Macarlar, bekledikleri gibi, boş bir köprüyü bombalamışlardı.
"Gelecek sefer," dedi İsa Bey, üşüyen ellerini ovuşturarak, "ben casus olacağım. Sen atından düşersin."
Bali Bey güldü. "Olmaz. Sen Macarcayı ancak küfür olarak bilirsin."
"Doğru," İsa Bey omuz silkti. "Ama sen... sen o Miklós'u gördün. Kim olduğunu öğrendin mi?"
Bali Bey ciddileşti. "Hayır. Ama öğreneceğim. Divan-ı Hümayun'a rapor vereceğim. İçimizde bir hain var, ve o Macar ordusunda. Belki de..."
"Belki de ne?"
"Belki de o, eski bir akıncıdır. Kılık değiştirmek... bizim işimizdir. Ama unutulmamalı - kılık değiştiren, bir gün kendi yüzünü de unutur."
Aşağıda, Osmanlı toprakları başlıyordu. Semendire'nin surları görünüyordu. Bali Bey kırmızı börkünü çıkardı, toprağa dokundu, sonra tekrar başına koydu.
"Gaza-yı nâ-murâd," diye mırıldandı. "Kısmet siz gaza. Ama yine de gaza. Ve yine de döndük."
İsa Bey elini omzuna koydu. "Tarih bunu nasıl yazacak?"
Bali Bey atına bindi, son kez arkasına bakmadan. "Tarih, yazanların tarafını yazar. Ama biz... biz biliyoruz. Gölgede savaşanlar, ışıkta anılmaz. Ama ışık, gölge olmadan var olamaz."
Atlarını sürdüler, aşağıya, vatan topraklarına. Arkalarında, Alplerin zirvelerinde karlar eriyordu. Bahar geliyordu. Ve baharla birlikte, yeni akınlar, yeni gölge savaşlar, ve yeni geri dönüşü olmayan yollar.
Ama şimdi, dinlenme zamanıydı.

SON
Vardar, 1503
Yirmi dört yıl sonra, aynı adam - artık saçları beyaz, sırtı eğri - Vardar'da bir tekkenin avlusunda oturuyordu. Adı artık Bali Bey değildi. Sadece "Derviş" diyorlardı.
Yanına biri oturdu. Genç bir adam, gümüş zırhlı, kırmızı börklü. Malkoçoğlu soyundan biri.
"Büyük büyükbabamın hikayesini anlatır mısınız?" dedi genç adam. "1479'da Macaristan'da ne olduğunu?"
Derviş gülümsedi. "Hikaye mi? Hangi hikaye? Tarihin yazdığı mı, yoksa gölgenin sakladığı mı?"
"İkisini de bilmek istiyorum."
Derviş uzun süre sustu. Sonra, "Bir gün," dedi, "bir adam vardı. Hans Schmidt adında bir tüccar. O adam, bir gecede öldü. Ama o gece, bir başka adam doğdu. Adı yoktu, sadece bir görevi vardı. Ve o görevi yerine getirdi."
"Sonra ne oldu?"
"Sonra?" Derviş ayağa kalktı, namaz vakti yaklaşıyordu. "Sonra o adam, başka bir kılık değiştirdi. Bu sefer... kendi kılığına döndü. Ama unutma, genç Bey - bir akıncı asıl kılığına dönemez. Çünkü o, çok uzun süre başkası oldu. Ve gerçek yüzü... gerçek yüzü artık sadece Allah'ın bildikleri arasındadır."
Genç adam anlamamıştı. Ama sormaya cesaret edemedi.
Derviş tekkeye doğru yürüdü. Kapıda durdu, son bir cümle söyledi:
"Ve o adam, öldüğünde, mezarına ismi değil, bir işaret kondu: Kızıl Börk. Çünkü isimler unutulur. Ama semboller... semboller kalır."
Kapı kapandı. Genç adam dışarıda, Vardar'ın rüzgarında kaldı. Uzakta, bir atın kişnemesi duyuldu. Belki gerçekti, belki hayaldi.
Ama Kızıl Börk... o gerçekti.

SON
Vardar, 1503
Yirmi dört yıl sonra, aynı adam - artık saçları beyaz, sırtı eğri - Vardar'da bir tekkenin avlusunda oturuyordu. Adı artık Bali Bey değildi. Sadece "Derviş" diyorlardı.
Yanına biri oturdu. Genç bir adam, gümüş zırhlı, kırmızı börklü. Malkoçoğlu soyundan biri.
"Büyük büyükbabamın hikayesini anlatır mısınız?" dedi genç adam. "1479'da Macaristan'da ne olduğunu?"
Derviş gülümsedi. "Hikaye mi? Hangi hikaye? Tarihin yazdığı mı, yoksa gölgenin sakladığı mı?"
"İkisini de bilmek istiyorum."
Derviş uzun süre sustu. Sonra, "Bir gün," dedi, "bir adam vardı. Hans Schmidt adında bir tüccar. O adam, bir gecede öldü. Ama o gece, bir başka adam doğdu. Adı yoktu, sadece bir görevi vardı. Ve o görevi yerine getirdi."
"Sonra ne oldu?"
"Sonra?" Derviş ayağa kalktı, namaz vakti yaklaşıyordu. "Sonra o adam, başka bir kılık değiştirdi. Bu sefer... kendi kılığına döndü. Ama unutma, genç Bey - bir akıncı asıl kılığına dönemez. Çünkü o, çok uzun süre başkası oldu. Ve gerçek yüzü... gerçek yüzü artık sadece Allah'ın bildikleri arasındadır."
Genç adam anlamamıştı. Ama sormaya cesaret edemedi.
Derviş tekkeye doğru yürüdü. Kapıda durdu, son bir cümle söyledi:
"Ve o adam, öldüğünde, mezarına ismi değil, bir işaret kondu: Kızıl Börk. Çünkü isimler unutulur. Ama semboller... semboller kalır."
Kapı kapandı. Genç adam dışarıda, Vardar'ın rüzgarında kaldı. Uzakta, bir atın kişnemesi duyuldu. Belki gerçekti, belki hayaldi.
Ama Kızıl Börk... o gerçekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

109okunma 10beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18