11. bölüm · KIZGINLIKLAR DA SEVGİYE DAHİL | BXB
Son Mektup
Yorum yapmayi ve oy vermeyi unutmayinn💗
Keyifli Okumalarrrr!!
Aşağıdaki beyiti bölüm sonunda açıkladım.
"Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever"
Fuzuli
2014
Toprak atılalı epey olmuştu. İnsanlar dağılmış, sesler kaybolmus, geriye sadece rüzgârın uğultusu kalmıştı. Harun gitmemişti. Mezarın yanında öylece oturuyordu. Ne ağlıyordu ne de konuşuyordu. Sadece toprağa bakıyordu. Babasının artık bir parçası olduğu o soğuk, ağır toprağa.
Poyraz, Yakup, Ebru ve Egemen hemen arkasındaydı. Onu zorlamıyorlardi. Acısını bu şekilde yaşıyorsa onlar da buna izin veriyordu. Harunun elleriyle toprağa dokundu. Parmaklarının arasından kayıp giden tanelere baktı.
“Bu kadar mı?” diye fısıldadı. “Sığdı mı buraya? Şu koca dünyaya sığmayan babamı bu çukura nasıl sığdırmışlar..."
Poyraz bir adım attı. Sonra bir adım daha. En sonunda yanına geldi ama yine de dokunmadı. “Harun…” dedi sessizce. Harun başını kaldırmadı.
“Gidelim.” Onu böyle görmeye dayanamıyordu.
“Sen git.” Netti.
Poyraz kaşlarını çattı. Onu incitmek istemiyordu ama saatlerdir burada oylece oturuyordu. “Saçmalama. Burada sabahlayacak değilsin.”
Harun bu sefer başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı ama bakışları donuktu. “O eve gitmek istemiyorum.”
"Tamam bizim eve gelirsin. Hadi kalk artık." Elini uzattı ama Harun tekrar başını mezara çevirdi.
"Yok..." Sesi titremisti. "Kalacak yerim de yok bir ailem de." Poyraz ve diğerleri ağladığını anlamıştı. Hemen yanına çöktü Poyraz.
Ellerini Harunun elinin üzerine koyduğunda arkadaşlarına baktı. Gitmelerini istedi bakışlarıyla. Onlar zaten anlamıştı ve mezarligin çıkışına ilerlediler.
Ellerini Harunun yüzüne çıkardı bu sefer. Bas parmagi ile akan yaşını sildi. "Ne demek ailem yok? Ben varım ya. Sana aile de olurum ev de. Yemin ederim gözyaşın akmasın diye köpeğin olurum." Poyraz da sesini kontrol edememiş ve titremesine izin vermişti. Harunun boş gözlerle kendisine baktığını gördüğünde devam etti.
“Sen kimsesiz falan değilsin, tamam mı?” sesi bu sefer daha derinden geliyordu. “Öyle davranmayı bırak artık.” Harun’un gözleri bir an titredi.
Poyraz bir eliyle yüzünü tutarken diğer elini Harunun eline attı. Tutup avuç içlerini dudaklarına yasladi. Toprak olmuş olmasını umursamadan şefkatli bir buse kondurdu.
“Ben varım.” Rüzgar biraz daha sert esti. Yaz mevsimi olduğundan can yakmiyordu. “Annem var. Babam var. Dostlarin var.” diye devam etti Poyraz. “Kafanda ne kuruyordun bilmiyorum ama yalnız değilsin sen Harun.”
Harun gözlerini kaçırdı. “Babam değilsin.” dedi. Bu cümle ağırdı elbette.
Poyraz çenesinı sıktı ama geri adim da atmadi. “Olmaya çalışmıyorum zaten.” dedi. “Sen ne olmami istiyorsan o olurum ben.”
Harun derin bir nefes aldı. Göğsü yine daralmıştı. “Ben kimseye yük olmak istemiyorum.” Poyraz bu sefer gerçekten sinirlenmişti.
“Yük müsün sen?” dedi, neredeyse gülerek ama acı bir gülüştü bu. “Harun sen kendini ne sanıyorsun ya?” Harun cevap vermedi.
“Yedigin iki lokmanin bize yük olacağını mı zannediyorsun?” dedi Poyraz. “Sen artık benimlesin. Yani bizimle yaşayacaksın. Bu kadar basit. Senin fikrini almam bile yanlisti. Kalk şimdi gidiyoruz."
Harun’un gözleri doldu tekrar ama bu sefer ağlamadı. Uzun bir sessizlikten sonra başını tekrar mezara çevirdi. “Biraz daha kalacağım.”
Poyraz iç çekti. Tartışmayı uzatmayacakti. “Yarım saat.” dedi. “Sonra gidiyoruz.” Harun itiraz etmemisti.
***
Harun ilk kendi evine gitmeyi istedi. Gerekli eşyalarını alacaktı. Sonra da Poyrazlarla birlikte yasayacakti. Tabiki bu eve gelmeyi bırakmayacakti ama artık onlarla yaşayacakti.
Evinin kapısını açtığında içeri girmekte zorlandı. Ev fazlasıyla sessizdi. Her şey aynıydı ama hiçbir şey aynı değildi. Harun odasına girdiğinde kapıyı kapatmadı. Kapalı alan fikri bile boğucu geliyordu. Gözleri odada dolaştı. Her şey yerli yerindeydi. Ama bir eksik vardı. Bostan Korkuluğu... İşe gitmediği zamanlarda ev hanımları gibi temizliğe girisirdi babası. Suan ise iki günde toplanmıştı ev.
O eksik her şeyi anlamsız yapıyordu. Yatağın kenarına oturdu. Ellerini yüzüne kapattı. Nefesi düzensizdi. Bir süre sonra gözleri tekrar odada gezindi. Masanın üzerinde bir kağıt konmuştu. Gözü ona takıldı. Tam da köyde cekildigi fotoğrafının önündeydi.
Kaşları çatıldı. Yavaşça kalktı. Üzerinde "Minik Kuzum'a" yazıyordu. Yazı tanıdıktı. Gerci tanıdık gelmese de anlardi. Babasından başka kimse ona böyle hitap etmezdi.
Eli titredi. Kağıdı alırken kalbi hızlandı. Katlanmış kağıdı açıp içindeki yazılara baktı. Gözlerini kapattı çünkü okumaya hazır olup olmadığını bilmiyordu.
Derin bir nefes aldı ama aldığı nefes bile kendisine battı. Gözlerini açıp yutkundu. Titreyen elleriyle mektubu okumaya başladı.
"Harun oğlum,
Eğer bu mektubu okuyorsan, demek ki ben artık sana bunları yüzüne söyleyemeyecek kadar uzağım.
Bu ihtimali düşündüğüm her gece elim titredi ama yine de yazmaktan vazgecmedım. Çünkü bazı şeyler insanın içinde kalınca çürür, dışarı çıkınca belki biraz hafifler diye düşündüm.
Önce şunu bilmeni istiyorum:
Ben seni her hâlinle sevdim. Güldüğünde, ağladığında, küstüğünde ve öfkeli olduğunda bile...
Sen benim oğlumsun. Bu dünyada doğru yaptığım tek şeysin. Bir tek senin baban olduğumda dogru bir sey yaptığımi hissettim.
Ama sanırım ben artık doğru bir baba olamıyordum. Bunu sana kimse söylemez. Herkes “iyi adamdı” der geçer. Ama ben biliyorum Harun. İçimde yıllardır taşıdığım şeyleri bir bilsen...
Yoruldum. Hem de öyle böyle değil. Sürekli kendimle sınandım. Can ile canan arsında seçim yapmam gerekti. Ya kendimi kabul edecektim ya sa reddedecektim.
İkisi de olmadı.
Yaratılanı yaratandan ötürü sevmeliydim ama yapamadım.
Sonra her seferinde korktum. Çünkü bana öğretilen şuydu: İnsan ya doğru olur ya yanlış.
Ya güçlü olur ya zayıf.
Ya erkek olur ya da kadın...
Ama ben hiçbirine ait olamadım oğlum.
Bu yüzden 'hiç' oldum.
Bazen kendimi olması gerektiği gibi hissedemedim.
Bazen içimdeki şeyleri susturmak için daha çok namaz kıldım, daha çok dua ettim.
Belki Allah beni düzeltir diye düşündüm.
Ama insanın içi susmuyor ve düzelmiyor Harun.
Sdece daha çok bağırıyor.
Ben bu yükü sana hissettirmemeye çalıştım.
Ama sen yine de gördün.
Gözlerimden kaçırdığımı sandığım her şeyi sen hissettin.
Son zamanlarda sana daha çok sarılmak istedim.
Daha çok konuşmak… ama beceremedim.
Çünkü korktum.
Senden değil…
Kendimden.
Eğer sana taşıyamayacağın bir yük bıraktıysam, özür dilerim.
Ama sana bir şey daha bırakıyorum:
Kendin olma cesareti.
Benden daha güçlü ol oğlum.
Benim sustuğum yerde konuş.
Benim kaçtığım yerde kal.
Ve en önemlisi…
Allah ile arandaki şeyi kimseye anlatmak zorunda olmadığını bil.
Yanında olamasam da her konuda Rabbine sığın.
O senin kalbini benden daha iyi biliyor zaten.
Ben belki yanlış yaptım.
Belki günahkârım.
Ama şunu da biliyorum ki:
Allah merhametlidir.
Ve ben…
Seni O’na emanet ediyorum.
Poyraz’a güven.
Bekir’e güven.
Ama en çok kendine güven.
Çünkü sen benim yarım kalmış cesaretimsin.
Affedebilirsen affet beni oğlum.
Affedemezsen de kız…
Ama yaşamayı bırakma.
Ben yapamadım.
Sen yap.
~Baban
Mektup bittiginde yere çöküp delirmişçesine ağladı, Harun. Bütün acısını kustu. Babasına çok kizgindi. İntihar etmekle ölünmüyordu. Çünkü ölen bizzat kendisi oluyordu.
İçten içe kararını da vermişti. Kaçmayacaktı. Eğer günah ise işlediği tek günaha sıkı sıkı sarılacakti. Babası gibi bir seçim yapması gerekiyorsa o cananını seçecekti. Feda ettiği değil sadece kabul ettiği bir şey olacaktı.
Bölüm Sonu
Daha kısa yazacaktim, bir bölüm olmayacaktı ama olmuş oldu.
Dünyada her kim ki canını, cananı için severse aslında yine cananını sevmiş olur, aynı şekilde cananını yani sevgilisini kendi canı için seven kişi yine kendi varlığını sevmiş olur demektedir.
Fuzûlî’nin bu paradoks gibi görünen yaklaşımına göre, özetle can canan için, canan da can için vardır. şairin tasavvufî bakış açısı göz önünde bulundurulduğunda sevgiliden kastı allahtır, kendi canı ise bu yola fedadır. Fuzûlî, mevlânâ’da sıkça gördüğümüz “yaratılanı yaratandan ötürü sevme” fikriyle, kendi canını sever.
Yani Hüseyin yaratanı yatadandan ötürü seviyordu ama artık kendi sevmemeye ve yaradani da sevmeye layık olmadığını düşünmeye başladı.
Harun aksine yaratılanı yaradandan dolayı sevip yani kendini kabul edip Cananı (Poyrazi) sevecek. Biraz daha farklı bir metfor oldu benimkisi ama.
Son olarak Harunun masanın üzerinde bahsettigi fotoğrafı atacağım. Neden babasının ona Minik Kuzum dediğini anlayacaksınız.
Kuzu için çok büyük ama aklımdaki fotoğrafa çok venziyor. Babası onun kuzu ile fotoğrafını çekmişti ve ikisinin benzediğini düşünmüştü;/
Neyse diğer bölümde görüşmek üzere. Esen Kalın.🫶🏻🫶🏻
