4. bölüm · KIZGINLIKLAR DA SEVGİYE DAHİL | BXB
Oysa Kalbimiz Henüz Küçüktü
Bir Çocuk Sevdim - Sezen Aksu
Agalar ben burayi unutmusum. Zaten okunmasi yok o yuzden hızlı bölüm atma çabam da yok. Neeyseeee!
Keyifli Okumalarr!!!!
"Sen hiç aşık olmadın ki / Sevdam sana yalan gelebilir
Dudak büzüp hor görmezsen / Sevdam dağlar delebilir"
Azer BÜLBÜL
2006
"İn oradan çok tehlikeli. Düşebilirsin." Aksam ezanı okunmuş ve herkes evlere dağılmıştı. Yakup ve Egemen aynı apartmanda oturan komsulardi. Bu yüzden eve de birlikte dönüyorlardı. Ebru kız olduğundan o daha önce eve gönderilmişti abisi tarafından.
Yolun kenarında bir kişinin bile yurumekte zorlanacağı kadar dar bir kaldırım vardı. Aşağısı dik bir arsa olduğundan cok tehlikeliydi. Egemen dengesini kaybedip düşmesin diye Yakup yakınında yürüyordu.
"Hayır, düşmem. Bak bana! Tek ayakla seke seke gideceğim. İzle beni!" Bu cocuk canına hiç kıymet vermiyordu. Yakup, onun bu kadar cesur davranıp aynı zamanda narin olmasını anlayamıyordu.
"Her düştüğünde avazın çıktığı kadar ağlıyorsun ama sonunu düşünmeden de böyle şeylere kalkışıyorsun" Laf yetiştirirken onu izlemeyi ihmal etmiyordu.
"Yakubum sen hep pısırık davranıyorsun. Sen buraya çıkamıyorsun diye beni kıskan- AAA!!" Lafı yarida kesilmişti Egemenin. Ayağı kaymış ama tam düşecekken onun her adımını izleyen Yakup kolundan tutmuştu.
"Lan! Ben sana in oradan demedim mi? İlle de kırılsın mi kemiklerin?" Yakup öfkeliydi ama yinede Egemen'in derisi aşınan ayağına bakmaya çalışıyordu.
"Tamam, kızma ya..." Egemen hatasının farkındaydı ama yinede ne zaman kendini böyle tehlikeye atacak bir şey yapsa Yakup onun için çok endişelenirdi. Onun bu ilgisini çok seviyordu. Nerede vardı böyle arkadaş? Tabiki de yoktu. Ona sadece Egemen sahipti.
Yakup, Egemen'in pantolonunun paçasını kaldırıp ayağına baktı. Kötü değildi ama merhem sürmek iyi olurdu. "Bizim eve gidelim. Merhem sürünce inersin alt kata." Elini bileğinden cekecekti ki Egemen onu durdurdu.
"Hani artık izin vermeyecektin sana bunu yapmasına?" Egemen'in neyden bahsettigini anlamak için kendi koluna baktı. Morarmıştı.
Elini hızla çekti. "Kolumun üzerine düştüm Bir şey yok, hadi gidelim." Egemen, Yakup'un huyunu biliyordu. Israr etse de Yakup konuşmaya istekli değilse hiçbir güç onu konuşturamazdı. Böylece yürümeye devam ettiler.
Egemen çekingen bakışlarını Yakup'a dikil "Sana özel bir şey sorabilir miyim?" dedi.
Yakup da dümdüz ileri bakarken onaylar tonda mırıldandı. Ve ekledi."Sor bakalım."
"Seninki ne kadar büyük?" Egemen'in sırıtarak sorduğu soruya karşı Yakup'un adımları durmuştu. Gözlerini büyürken kaşları da çatılmıştı. Yanındaki çocuğa döndü bakışları.
"Ne biçim soru lan bu? Aşağı atarım bak seni!" Yakup artık küçük bir çocuk değildi. Bu sorunun mahremliğinin farkındaydı.
"Sakin ol be. Sen de hemen sinirleniyorsun. Erkekler arasında böyle sorular sorulması çok normal." Egemen, yapay bir şekilde sırıtıyor ve ortamı yumuşatmaya çalışıyordu.
Egemen'in son dediği şeyle Yakup'un tüm siniri gitmiş ve artık yerini korku bırakmıştı. "Sana kim bunun normal olduğunu söyledi? Başka kime sordun bunu? Egemen cevap ver!" Yakup onun üstüne üstüne gidiyordu ama Egemen'in kaçacak yeri yoktu.
Sertçe kolundan tutup onu sarstı. "Konuşsana olum!"
"D-dayım da sordu bana. Kolumu bırak-"
"Başka ne dedi?"
"İşte o da kendininkini gösterdi. Bende göstermeliymişim. Erkekler arasında böyle konular konuşuluyormuş. Ben istemedim ilk önce ama böyle daha çok büyükler gibi olurmuşuz."
Yakup yavaşça elini Egemenin kolundan çekti. Yüzü kireç gibi olmuştu. Kendine gelmeye çalıştı bir süre. Egemen ise Yakup'a bakamıyor ve parmağındaki eti soyuyordu. Gergindi.
Yakup kafasında bir seyler düşündü ve tane tane konuştu. "Bir daha asla ama asla dayının dediklerini yapmayacaksın. Ve sana ne derse desin bir bir bana anlatacaksın. Tamam mı?"
"Tamam. Ama şey... amcam hep gıcık biriydi yine gıcık bir şey mi yaptı?" Egemen henüz tacize uğradığının bile farkında değildi. Yakup 14 yaşında neyin ne olduğunu bilecek yaşa gelmişti ama 11 yaşındaki bir çocuğu laf cambazlığıyla kolayca kandırabilirlerdi.
"Fena gıcık şeyler yaptı bu sefer. Önce bi eve gidelim..." Sonrasını da içinden söylemişti ve bunları Egemen duyamamistı.
Egemen ne olduğunu tam anlamasa da onu huzursuz etmişti bu diyaloglar. Bu yüzden ortamın havasını dağıtmak istedi. "Bir şarkı patlat da keyfimiz yerine gelsin be Yakubum."
"Hiç sırası değil. Keyfim de yok zaten." Aklı suan baska şeylerdeydi Yakup'un. Şarkı söylemek söyle dursun iki kelime dahi etmek istemiyordu.
"O zaman bende dayım ne derse desin sana söylemem." Egemen çok inat bir çocuktu gercekten. Yakup büyükçe ofladı.
"Cidden çok sinsi bir veletsin!" Ona söylenip kızmıştı ama sonunda baska çaresi olmadığından kabul etmişti.
"Sadece bi' dörtlük söylerim ona göre."
"Kabul!" Egemenin keyfi şimdiden yerine gelmişti. Pür dikkat oğlanı dinlemeye başladı.
"Bu dünyada mahrum kaldım nedendir?
Bilen var mı? Bu ne bozuk düzendir"
Yakup gözlerini kapatmış ve başını da yıldızlı gökyüzüne çevirmişti. Elleri ceplerinde yürürken bu besteyi söylemek onu derti biri gibi göstermişti. Ancak Egemen hiç de öyle düşünmüyordu. Eliyle ağzını kapatmış ve gülmemek için kendini zor tutuyordu.
"Şaştım kaldım ey bu ne kötü kaderdir
Çektim çektim can evimden vuruldum"
Egemen daha fazla dayanamamış ve gür bir kahkaha patlatmıştı.
"Lan sen söyle dedin! Şimdi neye gülüyorsun?" Hem keyfi yokken şarkı söylettiriyor hem de gülüyordu. Bu cocuk onun sinirleriyle oynuyordu.
"Özür dilerim Yakubum ama neden Azer Bülbül?" Tekrar gür bir kahkaha atıp devam etti. "Koca koca adamların aşk acısı çektiği şarkıları mi söyle dedim ben sana? Neşeli şeyler söylersin sandim."
"Sen anlamazsın. İnsanın aşka mı kadere mi yandığını bile anlamazken, gelmişsin bana takılıyorsun. Hem ben bilmem öyle neşeli şarkılar." Yakup onu güldürebilmenin yolunu farkında olmadan bulabilmişti. E daha ne isterdi? Fazla konuşmadı ve yürümeye devam ettiler.
Dört katlı su yeşili bir apartmanın önüne geldiklerinde Yakup durdu. Durduğunu gören Egemen ona yaklaşıp "Gelmiyor musun?" dedi.
"Yok. Sen geç bizim eve Ebru'nun yanında kal. Babam evdeyse odama geçin. Eğer daha gelmemişse yine Ebru'nun yanından ayrılma. İçip de gelir."
" Tamam da sen nereye?"
"Biraz işim var. Hadi gir sen içeri." Egemen daha fazla ustelemeden Ebrunun yanına çıktı.
Yakup, Egemenin içeri girdiğinden emin oldu ve bir süre sonra da kendisi apartmana girdi. Doğruca Egemenlerin evine çıktı. Orospu çocuğuna haddini bildirecekti.
Kendisi her zaman yaşıtlarından daha uzun olmustur. Vücudu da yapılıydı. Babasından aldığı genler kötü değildi. Sarışınlığını annesinden almıştı bir tek. O adam ise ondan kısaydı. 22 yaşındaydı ve aslında Yakuptan kat ve kat daha güçlüydü.
Alacaklılar gibi kapıyı yumruklamak istedi ama Egemen sesi duymasın diye sadece zili çaldı. Kapıya açıldığı gibi karşısına çıkan adama olabildiğince sert bir yumruk attı. Afallayan adam ne olduğunu anlamadan Yakup onun üzerine atladı.
Bilerek müdahale etmedi, adam.
"Orospu çocuğu! Kansız pislik! Seni gebereceğim. Kanının aktığını görmeden gitmeyeceğim lan!" Ard arda yumruklarını geçiriyor ve adamın burnundan kanlar gelmesini sağlıyordu.
Adam Yakupu üzerinden ittirmeye çalıştı. Fazla güc uygulamasına gerek kalmadan uzerinden atabilmisti. "Deli mi sikti lan seni! Hayırdır olum?" Aslında bir polise bu şekilde saldırmak için deli olmak gerekirdi. Ancak Yakup korkmadı.
"Hala konuşabilecek durumda mısın sen? Sikini siktiğimin sikigi!" Aklı başında değildi artık. Yakup kendini kaybetmişti. Öyle ki Egemenin duyup duyayacağını umursamıyordu.
"Anlaşılan bizim kınalı sana bir şeyler yumurtlamış. Ama unuttuğun bir şey var velet. Ben polisim. Her alanda tanıdığım var. Kendimi aklayabilirim. Aksi olursa da seni mahfederim. Seni polisi darp etmeden içeri attırır, küçük kız kardeşini de alkolik ve şiddet bağımlısı babanla başbasa kalmasını sağlarım. Onun yerine yediğin dayaklar da bir boka yaramaz." Aralık vermeden kurduğu bu cümleler Yakup'u çıkmaza sokmuştu.
Yakup bu şeytani fikirler karşısında ne diyeceğini şaşırdı. Aklında sadece bu adamı dövüp sonra da polise şikayet etmek vardı. Ama dediği gibi onun polis olduğunu unutmuştu. Öte yandan kız kardeşi için feda ettiği şeyleri de düşündü. Yakup cocuk değildi ancak bu tür durumlarda aklı kolayca karışabiliyordu. Henüz bu durumlardan korkmamayı bırakamamişti. Ya dediği gibi onu hapse tıkıp kardeşini o adamla bırakırsa?
Adamin üzerine doğru yürüdü ve sert bir yüz ifadesi takındı. Ona istediğini vermeyecekti. "Eğer bu evde yaşamaya devam edersen hiçbir şeyi umursamadan seni şikayet ederim. Hemen yarın bu evi terk edip bir daha Egemeni görmeyeceksin!" Bunun işe yaramasini umdu .
"Tamam. Sen çeneni kapali tut ben ev tutup ayrilacagim buradan." Adam pis pis sırıttı. Velet onun laf cambazlığıyla boy ölçüşemezdi. En kısa sürede bu evden gidecek ve bu olayi da kapatmış olacaktı.
Yakup daha fazla o adamın suratını görmek istemediğinden hemen alt kata indi.
Eğer o adam giderse Egemen babasıyla tek başına yaşayacaktı. Osman Bey zihinsel olarak geri biriydi ancak işini gücünü yapabilecek durumdaydı. Oğlunu asla aç bırakmaz ve eksikligini hissettirmezdi. Simit satarak geçimini sağlıyordu. Melek Hanım, ailesi vefat edince kardesini yanina almisti. Ama kim bilebilirdi ki ogluna boyle cirkin seyler yapacagini... Annesi Egemeni dogururken vefat etmişti. Zorlu bir doğumdu. Egemen ise öksüz bir çocuktu. Eğer dayısı gidince bir sıkıntıya düşerlerse Yakup kesinlikle yardim edebilirdi. Mesela çay ocağına babası yerine çoğu zaman kendisi bakardı. Onlara gizlice pazar parası getirebilirdi.
Egemen söylemese de Yakup anlıyordu. Egemen annesini hiç görmemiş olmasına rağmen onu özlüyordu. Albümdeki annesinin fotoğraflarına bakarak büyümüştü. Melek Hanımın saçları da turuncuydu. Annesiyle benzer özellikleri olmasını hep çok sevmişti. Babasını da severdi ama keşke annesi de olsaydı diye geçirirdi içinden. Yakup bunların farkındaydı.
Kapının önüne geldiğinde içeriden bağırışlar duydu. Ara vermeden sert yumruklarını kapıya geçirdi. "Baba!! Aç kapıyı baba!" Korku ve öfkeyi aynı anda hissediyordu.
Fazla geçmeden kapıyı korkmuş gözlerle Egemen açtı. "Baban-" Egemen'in lafını bitirmesini beklemeden hemen salona koştu.
"Ben sana yemek hazırla demedim mi? Nerede lan Yemek?" Salona girdiğinden babası Ebru'nun saçını tutmuş ve onun yüzüne yüzüne bağırıyordu. Ayakta duracak hali bile yoktu. Bir elinde alkol şişesini diğer elinde de kızının saçlarını tutuyordu.
"Baba...acıyor! L-lütfen bırak." Hıçkırıkları arasında zorla konuşuyor ve babasına yalvarıyordu, Ebru. Yakup hiç düşünmeden babasının üzerine atladı.
"Bırak onu!" Omuzlarindan tutup onu koltuğa fırlattı. Sarhoş olduğu için direkt yığılmıştı.
Yakup, babasının üzerine çıkıp yakalarını kavradı.
"Bir daha ona dokunmayacaksin! Bana ne istersen yap ama ona dokunma demedim mi?" Hem babasını sarsıyor hem de delirmiş gibi bağırıyordu. Bu bir süre devam etti. Kendini kaybetmiş gibiydi. Öyle ki babasının çoktan sızdığını fark etmemisti.
"Abi, yeter!" Ebru, Egemenin kollarında hıçkırıklarına devam ediyordu. Sadece abisinin onunla uyumasını istiyordu. Tek isteği abisinin dizlerine yatıp uyumaktı.
"Onu da delirtmene izin vermeyeceğim! Annem gibi olmayacak! Annem gibi senin kurbanın olmayacak!" Zihninde kesik görüntüler belirmeye başlamıştı.
Annesinin saçları darmadağın, dudağı patlamış ve gözleri yaşlarla doluydu. "Dur artık! Öldüreceksin onu!" Yerde cenin pozisyonu almış ve karnını tutuyordu. Yakup henüz 5 yaşında olduğundan yemek masasının altında ağlamaktan başka bir şey yapamıyordu.
"Orospu! Benden değil o çocuk, biliyorum!" Babası her zamanki gibi içmiş ve annesi ile Yakup yemek yerken eve gelmişti. Kafasında ne kurduysa bu gün diğer günlerden farklı bahane ile dövüyordu annesini.
"Saçmalama, Şefik. Bizim çocuğumuz bu. Bak Yakup korkuyor. Dur artık!" Ancak Şefik durmamış ve Naciye'nin saçından tutup banyoya sürüklemişti. Yakup da annesine kötü bir şey olacak korkusuyla bir süre sonra peşlerinden gitti.
Ürkek ve yavaş adımlarla banyonun önüne geldi ve gıcırdayan kapıyı hafifçe itekledi. Ancak dehşete düşeceği bir görüntüyle karşılaştı. Annesinin bacak arasından kanlar akarken babası da onun kafasını şu dolu küvete sokuyordu.
"Anne!" Sadece çığlık atabilmisti. Sonrasinda tekrar koşup masanın altına saklanmıştı.
Şefik kafasını bir sokup bir çıkarıyordu ama Naciye artık çırpınmayı bırakmıştı. Çünkü bebeğini kaybettiğini biliyordu. Canı yanıyordu ama en çok bu durum onun canını yakıyordu. Bebeğini kocası yüzünden kaybetmiş ve arkada 5 yaşındaki oğulları bu sahneye şahitlik ediyordu.
Yakup'un zihnindeki bu görüntüler net değildi ama yinede acıtmıştı canını. Annesinin çaresizliğini ve doğmamış kardeşinin ölümünü görmüştü. Belki de bu yüzden Ebruya bu kadar düşkün. Babası, annesiyle evli olmasına rağmen Ebrunun annesiyle birlikteydi. Annesi bu durmu öğrendiğinde uzun zaman kendisine gelememişti. Sonra o kadının hamile olduğunu öğrenince akıl sağlığını hepten yitirmişti.
Hala sakinleşmemisti ama sarhoş babasının çoktan sızdığını görmüştü.
Hızlı nefes alış verislerini düzenlemeye çalıştı. O sırada Egemen, Ebruyla yerde birbirlerine sarılmış ağlıyordu.
"Sen ne diye ağlıyorsun? Hadi kalkın, yer çeker." Babasını olduğu yerde bırakıp sobaya doğru yürüdü.
Kovayı çıkarıp kapının önündeki çuvaldan tahta doldurdu. Tekrar içeri dönüp sobayı yaktı. Demliklere kuru çay ve su koyduktan sonra onu izleyen çocuklara döndü. "Ee siz hala kalkmamıssınız. Ebru sen bana kestane poşetini getir. Egemen sen de sobanın yanındaki mindere geç. Üşümüşsündür."
Her zamanki halleriydi bu. Ne zaman bu durum yaşansa Egemen üst kattan duyup gelirdi. Şefik Bey sızınca Yakup ile ağlayan Ebruyu uyuturlardı. Sonra da Egemen, Yakup'un yaralarını sarardı. Birlikte sobayı yakıp çay içerlerdi. Sessiz ama sıcak vakitler olurdu o saatler.
Egemen, Yakup'un dediğini yapmak için mindere dogru gidiyordu ki Yakup'un elleri dikkatini çekti. Eklem yerleri morarmıştı. "Duvarı mi yumrukladın? Salaksın." Söylene söylene sağlık çantasını almaya gitti.
Duvarı yumruklamak istemişti ama yapmamıştı. Bu yukarıdaki pisliği yumrukladığı içindi. Kendi eline baktı. Gercekten morarmisti. Endiselenecek bir durum değildi ama Egemen her zaman böyleydi. Ona düşkün olduğunu biliyordu.
"Bıçakta getirdim abi." Ebru bıçağı abisine verdi. O sırada Egemende gelmişti ama mindere oturdu şimdilik. Yakup kestanelere bıçakla çizik atıp sobanın üzerine koyuyordu.
Babaları bir kenarda sızmıştı ama onlar buna alışıktı. Soğuk anlardan sonra birlikte sıcak kalabiliyorlardı.
Kestaneler pişince bir tabağa koyup yemeye başladılar. "Çok sıcak. Ben size soyup veririm. Siz ellemeyin." Yakup ikisine de soyup verdi. "Üfleyip yiyin."
Kestanelerini yiyip çaylarını da içtikten sonra Ebrunun iyice uykusu gelmişti. Bazen ağlaması çabuk biterdi. Ama yinede Egemen ve abisinin onu uyutmasini isterdi. "Hadi uyuyalım."
"Kendin uyu artık. Hep ben mi olacak yanında." Yakup hiç gocunmadan uyuturdu kardeşini. Ama dediği gibi her zaman olmayacaktı.
"Evet, kendin uyu. Abini tedavi edeceğim daha ben." Aslında hiçbir zaman becerikli bir tedavi yapamazdı. Yinede Yakup sesini çıkarmaz ve Egemenin onun için bir seyler yapmasını izlerdi.
"Off! Gıcıksınız. Ben uyuyunca birlikte oyun oynuyorsunuz. Biliyorum!"
"Uyuma o zaman, Eda." Egemen doğru konuştuğunu düşünüyordu.
"Ama uykum geldi..." Yakup, Edanın mirildanmasina daha fazla dayanamadı.
"Sen git yat. Egemen de gidecek birazdan." Yalandı. Bu gece asla onu eve yollayamazdı. Zaten çoğu gece Yakupların evinde uyurdu.
Ebru uyumaya gidince Egemen sağlık çantasını açtı. Yakubun ellerini avucuna alıp inceldi. Müdahale etmeden kıvırcık çocuğu izledi. Zaman geçtikçe dalgaları düzleşmeye başlıyordu. Bundan hoşlanmıyordu. Cunku onun saçlarını karıştırmak çok keyifliydi. Yine karıştırmak istedi ama elleri onun beyaz ve küçük ellerinin arasındaydı.
"Senin saçların da artık daha az sarı. Kumral mi olacaksın acaba?" Hiçbir şey dememişti ama onun bakışlarından ne düşündüğünü anlamıştı, Egemen.
"Acımıyor. Tedaviye gerek yok. O yüzden bizde yatalım artık." Konuyu dağıtıp ona cevap vermemisti.
Ama Egemen onu dinlemedi. Eklem yerlerine krem sürdü. Sonra da sardı. Berbat sarmıştı. Bunu umursamayıp biraz daha sargı bezinden kesti. Bunu Yakubun yüzük parmağına bağladı. Sonra bir tane daha kesip kendi parmağına bağladı.
"Ne yapıyorsun sen?" Kaşlarını çatıp bir eline bir de yüzünde minik çilleri olan oğlanın gözlerine baktı.
"Şeyy... Bu şey..." Egemen ilk önce ne diyeceğini bilemedi. Düşünmeden yaptığı bir şeydi. Yakup yine ona kızacaktı.
"Şey ne?" Kızgındı ama neden yanakları sıcaklamıştı? Muhtemelen sobadandı.
"Bir yerde duymustum. Kırmızı ip kaderleri birlestirirmiş. Bizde hep arkadaş kalalım diye yaptım. Tabi bizimkisi beyaz ip ama olsunn! Sonucta aynı işlevi görmesi yeterlidir." Aklına o an ne geldiyse söylemişti.
Egemen, karşısındaki çatık kaşlı çocuğa baktı. Daha uzun bakamadigindan arkadaki Şefik amcasına baktı. Ona bakmak daha kötüydü tabi. Yakup sessiz kalmaya devam edince ona döndü bakışları. Artık kaşları çatık değildi ama ne düşündüğünü de anlayamiyordu.
"Hepsi deli saçması. İnanma böyle şeylere." Bunu der demez minderden kalktı. Doğruca tuvalete gitti. Eline yüzüne su çarptı. Kendine gelmesi lazımdı. Bakışlarını parmağına indirdi ve bağını söküp çıkardı.
Geri döndüğünde Egemen hala aynı yerindeydi. "Kalk da yatalım. Uykum geldi." Egemen yerinden kalkıp Yakup ile yatak odasına gitti. Böyle zamanlarda birlikte yatak odasında uyurlardı. Kız kardeşi de cocuk odasında. Zaten cocuk odasında bir tane ranza vardı. Kardeşi korkutgu gecelerde döşek serip yerde uyurdu.
"Kapıyı açık bırak da sobanın sıcaklığı odanın soğuğunu kırsın." Gardırop kapağını açarken konuşmuştu Yakup.
"Tamam." O da kapıyı açık bırakıp yatağa doğru ilerledi ama Yakupa bakmadan da edemedi. Sadece donuyla kalmıştı.
"Sen içlik giymiyor musun? Babam giymezsem beni dışarı göndermiyor." Egemen elbette bu görüntüyü görünce aklına içlik gelmişti.
Yakup üzerine atler ve kaçak gecirdi. Altına da kalın bir eşofman geçirip yatağa geçti. "Kıraathane de soba var eve gelince de soba yakıyorum çok sıcak oluyor zaten. Senin gibi sürekli sokaklarda değilim ben." Yarım ağız sırıtarak battaniyenin altına girdi.
"Bende hep sokakta değilim. Poyraz ve Harun dışarıda olunca gidiyorum yoksa hep sana yardıma geliyorum. Günahımı alıyorsun be Yakubum." Onda battaniyenin altına girince birbirlerine döndüler.
"Tamam tamam bir şey demedim. Hadi yat. Sabah erken kalkacağız okulun var." Yakup kıraathane ile uğraştığı için ortaokuldan sonda bırakmıştı okulu.
Egemen onaylar tonda mırıldandı ama sonda bir titreme geldi vücuduna. "Üşüdün mu?"
"Yatağa ilk girince üşüyor insan ondan herhalde." Egemen battaniyeyi çenesine kadar çekmişti ama sobalı oda ve burası arasında çok fark vardı.
"Bana yaklaş o zaman. Sen anca ısınıyorsun." Yakup elini ona uzatmıştı ki Egemen kaşlarını çattı.
"Bari gen gittikten sonra çıkarsaydın. Ayıp oluyor böyle." Ne olduğunu anlamamıştı.
"Ne diyon la kıvırcık. Gece gece geldiler mi sana?"
"Parmağını diyorum!" Başıyla yüzük parmağını işaret etti. Yakup anlayınca derin of çekti.
"Islandı diye attım. Yat hadi." Egemen içten içe kızmış ve kırılmıştı ama yinede Yakup'a yaklaştı. Yakup onu sardı ve gözlerini kapattı.
" Allah rahatlık versin huysuz kınalı."
"Sana Allah rahatlık vermesin." Böyle demişti ama daha da yanaştı yanındaki sıcaklığa.
Yakup düşünceleri yüzünden uykuya dalamamıştı. Yaşından büyük sorumlulukları vardı. Göğsünün ağırlığı srtındakiler ile eşdeğerdi. Ne olduğunu anlamak istemiyordu. Yüzleşmeye en çok korktuğu da buydu.
Ama biraz da olsa huzurluydu. Çünkü kendi dolabında ıslanmış bir kader ipi saklamıştı. Egemenin hunu hiçbir zaman öğrenmeyeceğini bilerek yüzünü kıvırcık saçlara gömdü. Derin bir nefes çekip onu iyice kollarının arasına aldı.
Bölüm Sonu
wattpad:celinettex
TikTok:buguixnur
Şefik öyle yığıldığı yerde kaldı KAHDKAHSKABD oh olsun ona
Bölüm nasıldıı??
