16. bölüm · Kitesh Yeni Başlangıç

Aynadaki Yankı Bölüm-2

İsa Tubadan

Kırık Saatin Gölgesi
Soğuk, taş duvarların arasında yankılanan ayak sesleri, Lara’nın zihninde geçmişin hayaletleriyle çarpışıyordu. Sofia’nın adımları biraz daha temkinliydi ama kararlılığından ödün vermiyordu. Onlarca yıldır toprağın altında gizlenmiş bu koridorlar, Lara’ya Yamatai'nin çürük tavanlarını anımsatmıştı. Nemli taşlarda gezinirken parmakları irkilerek geri çekiliyordu — burada, zaman yalnızca bir kavram değildi, bir varlıktı. Canlıydı.
Köşeyi döndüklerinde dar bir nişin içinde, eski bir güneş saatinin taşlaşmış gövdesi duruyordu. Ancak bu saat, güneşin döngüsüne değil; anıların kırılma anlarına göre şekillenmişti. Roma takviminden uzak, Kitesh’in iç ritüellerine uygun, bilinmeyen bir düzlemde zaman tutuyordu. Gövdesinde karmaşık yazıtlar, adeta hareket etmeyen anların yankısını taşır gibiydi. Lara dikkatle eğildi ve fısıltıyla mırıldandı:
“Zaman burada kırılmış... Ve o kırığın içinde bir şey hâlâ nefes alıyor.”
Sofia elini taş yüzeye sürdü, o anda bir titreşim geçti parmaklarından omurgasına kadar. Lara'nın gözleri Sofia'ya çevrildiğinde, onun da hissettiğini fark etti.
Sofia'nın sesi derin, ama boğuk çıktı:
“Bu… Jacob’un bir zamanlar mühürlediği bir şeyin yankısı olabilir. Ya da onun hiç kapatamadığı bir parçanın…”
Lara iç çekti. Jacob… Ne kadar uzak bir isim gibi geliyordu artık. Ama gerçek, onun hiç uzaklaşmadığıydı. Lara için Jacob’un varlığı hiçbir zaman fiziksel olmamıştı; o, inancın ete kemiğe bürünmüş haliydi. Tanrının gölgesiyle konuşan, savaşta merhameti seçmiş adam. Ama ya bu, yalnızca bir görüntüydü? Yamatai’de gördükleri gibi — ışığın ardında gizlenmiş bir karanlık gibi?
Bölüm III: Küllerle Yazılan Bir Mektup
Bir süre sonra dar geçitler, dairesel bir sunağa açılan odanın önünde son buldu. Yarı çökmüş tavan altında, yeraltı nehrinden gelen puslu bir ışık süzülüyordu. Tam ortada, parçalanmış bir yazıt: Jacob’un son duası mıydı, yoksa bir kehanetin başlangıcı mı?
Lara diz çöktü ve avucunu yıpranmış taşlara koydu. Sessizlik bir süre ikisinin arasında asılı kaldı. Sofia ona baktı — ilk kez Lara’nın gözlerinde bir şey kırılmak üzereydi. Belki bir pişmanlık, belki sadece tükenmişlik.
Lara sessizce konuştu:
“Yamatai’de yalnızca efsaneleri arıyorduk. Mitolojik figürler, kayıp yazıtlar, belki birkaç kült objesi... Ama bulduğumuz şey bir tanrının kalbinde dönen lanetti. Sam… Roth… Alex… O adada her şey çürümeye başladı. Ve sonra buraya geldik. Jacob...”
Sofia cümleyi tamamladı:
“Jacob bizden farklıydı. Ama o da bir şeyle savaşıyordu. Hepimizin içinden geçen karanlıkla.”
Lara başını çevirdi. Gözleri boşluğa daldı, ama sesi netti:
“Jacob’un kehaneti, kendisini korumaya değil, geleceği tutmaya çalışıyordu. Ama o geleceği kontrol edemedi. Ve şimdi, dönüşü eğer gerçekleşirse… o artık yalnızca Jacob olmayabilir.”
Bölüm IV: Leila'nın Sessizliği
Bir fısıltı, tıpkı taş duvarlardan geçip gelen rüzgar gibi araya sızdı. Gölgeden bir siluet beliriyordu. Adımları yankılanmadı. Lara hemen doğruldu, Sofia refleksle elini beline götürdü ama durdu.
Leila.
Gözleri karanlıktan çıkıp onları süzüyordu. Ne korku, ne de kaygı taşıyordu yüzünde. Ama Lara o yüzün ardında bir sürü perde olduğunu hemen hissetti. Onu daha önce hiç bu kadar sessiz görmemişti.
Lara doğrudan sordu:
“Jacob’un başına ne geldi?”
Leila sessizliğini bozmadı. Adım adım sunağa yaklaştı, parmaklarını çatlak güneş saatine sürdü. Sonra konuştu:
“Jacob’un öldüğünü varsayarsınız. Çünkü gözünüz onun bedeniyle sınırlandı. Ama bu tür yerlerde... kaybedilen bedenler, başka şekillerde geri döner.”
Sofia öne çıktı:
“Onun dönüşünü sen mi hazırlıyorsun?”
Leila yavaşça başını salladı.
“Hayır. Ben sadece sesini duydum. Ve duyan tek kişi olmadığımın farkındayım.”
Lara’nın boğazı düğümlendi. Yamatai’de Sam’in gözleriyle karşı karşıya geldiği o anlar aklına geldi. Ruhları çağıran bir başka yankı. Jacob’un dönüşü, belki de Sam’in yaşadığı o kaderle benzer bir yörünge çiziyordu. Ve Lara… yine ortadaydı. Bir seçimle, bir sorumlulukla.