1. bölüm · Kitap Tilkisi
BÖLÜM 1 – Tehlikeli Bir Atıştırmalık
Hera can sıkıntısından ölüyor gibiydi.
Gerçekten.
Ağaç dalında ters dönmüş şekilde sallanıyor, ayakları havada, saçları aşağı doğru sarkmış halde gökyüzüne bakıyordu.
“Hayat çok sıkıcı…” diye mırıldandı.
Bir kuş ötüyordu.
Rüzgâr esiyordu.
Kasaba huzurluydu.
Aşırı huzurlu.
Hera’nın burnu hafifçe kıpırdadı.
Sonra tekrar.
Sonra daha sert.
“…Bu koku.”
Tatlı.
Hafif mürekkep.
Yeni basılmış kağıt.
Ve çikolata.
Gözleri açıldı.
Aşağıda yürüyen bir çocuk vardı. Uzun boylu, koyu saçlı, sırtında çanta. Çantanın fermuarı tam kapanmamıştı.
İçinden renkli bir kapak görünüyordu.
Hera’nın göz bebekleri büyüdü.
“Hmm…”
Çocuk — Luca — elindeki çikolatadan bir ısırık aldı. Ama Hera çikolataya bakmıyordu.
O kapağa bakıyordu.
“Yeni basım…” diye fısıldadı.
“Ve muhtemelen ilk cilt…”
Ağaçtan sessizce indi.
Takip başladı.
Luca eve girdi.
Çantasını yatağın üstüne bıraktı.
Mutfaktan su almaya gitti.
Beş saniye sonra odada küçük bir gölge belirdi.
Pencere hafifçe aralandı.
Turuncu kapüşonlu biri içeri süzüldü.
Hera çantanın yanına diz çöktü.
Yavaşça fermuarı açtı.
Manga tamamen ortaya çıktı.
Işıltılı kapak.
Yepyeni.
Sayfalar kalın değil, tam kıvamında.
Hera sayfayı iki parmağıyla yokladı.
“…Çıtır.”
Bir sayfa çevirdi.
“Mm.”
Kokladı.
Ve tam o anda—
Kapı açıldı.
Luca içeri girdi.
Dondu.
Yatağının üstünde küçük bir kız oturuyordu.
Tilki kulaklı kapüşon.
Elinde onun mangası.
Göz göze geldiler.
Üç saniyelik sessizlik.
Luca:
“…Sen kimsin?”
Hera sakin bir şekilde bir sayfa kopardı.
Ağzına attı.
Çıt.
Luca’nın gözleri büyüdü.
“…Az önce…”
Hera bir sayfa daha kopardı.
Çıt.
“…MANGAMI MI YEDİN?!”
Hera yanakları dolu dolu, gayet ciddi bir ifadeyle cevap verdi:
“İlk baskılar daha lezzetli oluyor.”
Sessizlik.
Luca:
“Bu koleksiyondu.”
Hera başını yana eğdi.
“…Baharatlı.”
Luca:
“Bu son ciltti.”
Hera hafifçe düşünür gibi yaptı.
“…Final bölümleri biraz acı oluyor zaten.”
Luca hayatında ilk kez beyninin durduğunu hissetti.
Ve işte o an,
Hera’nın kitap yeme alışkanlığı artık sır olmaktan çıktı.
Ama daha da önemlisi—
Luca hayatında ilk kez mangasını savunmak zorundaydı.
Bir tilkiye karşı.
Luca’nın beynine üç kelime çarptı:
“Mangamı geri ver.”
Ama ağzından çıkan şey şuydu:
“YUTMA ONU!”
Hera sakince bir sayfa daha kopardı.
Çıt.
Luca ileri atıldı.
Hera refleksle geriye sıçradı — hem de bayağı profesyonel bir sıçrayış. Yatağın başlığından duvara, duvardan dolaba, dolaptan masaya.
Luca olduğu yerde dondu.
“…Sen parkur mu yapıyorsun?!”
Hera masanın üstünde çömeldi. Elindeki mangayı göğsüne bastı.
“Bu artık yarı benim.”
“YARI NE DEMEK?!”
Luca sandalyeyi çekip üstüne çıktı. Hera’yı yakalamaya çalıştı. Hera sağa kaydı. Luca dengesini kaybetti.
Sandalyeyle birlikte devrildi.
GÜM.
Alt kattan bir ses geldi:
“Luca? Deprem mi oldu?”
“YOK ANNE, TİLKİ VAR!”
Sessizlik.
“Ne?”
“ŞAKA YAPTIM!”
Hera bu sırada kapıya doğru sıçradı. Luca yerde sürünerek ayağına yapışmaya çalıştı.
Başardı.
Ama Hera kuyruğunu savurdu.
Luca’nın yüzüne yumuşacık ama onur kırıcı bir kuyruk çarptı.
“PUF—!”
Hera kapı koluna tırmandı.
Luca arkasından atladı.
İkisi birlikte koridora yuvarlandı.
Manga havaya fırladı.
İkisi de aynı anda mangaya baktı.
Slow motion.
Hera zıpladı.
Luca zıpladı.
Hera havada bir sayfa daha kopardı.
Çıt.
Luca:
“BU ARTIK SUÇ!”
Hera inişte yuvarlandı, ayağa kalktı ve ciddi bir yüz ifadesi takındı.
“Bak. Teknik olarak sen çikolata yedin. Ben manga yedim. Herkes sevdiği şeyi yer.”
“BU AYNI ŞEY DEĞİL!”
Hera başını yana eğdi.
“…Sen hiç ansiklopedi denedin mi?”
Luca gözlerini kapattı. Derin nefes aldı.
Sonra açtı.
“Tamam. Pazarlık yapıyoruz.”
Hera durdu.
“Ne karşılığında?”
“Son cildi bırak. Sana başka bir şey vereyim.”
Hera’nın kulakları dikildi.
“Ne?”
Luca yavaşça ayağa kalktı.
Cebinden çikolatayı çıkardı.
“Bitter. %70 kakao.”
Hera gözlerini kıstı.
“Hmm.”
Sonra mangaya baktı.
Sonra çikolataya.
Sonra tekrar mangaya.
Dramatik bir an.
Ve…
Hera mangayı uzattı.
Ama son sayfayı hızlıca kopardı.
Çıt.
“Tatlı sonrası için.”
Luca duvara yaslandı.
“Ben bunu hak edecek ne yaptım?”
Hera ciddiyetle cevap verdi:
“Çantanı açık bıraktın.”
Luca duvara yaslanmış, mangasının yarısına bakıyordu.
Hera yerde bağdaş kurmuş oturmuştu. Elinde kopardığı son sayfa vardı. Küçük küçük kemiriyordu.
Çıt.
Luca gözlerini kapattı.
“Tamam.”
Hera çiğnemeyi bıraktı.
“…Tamam ne?”
“Kaçmayacaksın.”
Hera şüpheyle baktı.
“Bağırmayacaksın.”
“Henüz karar vermedim.”
“Ve… evimi talan etmeyeceksin.”
Hera düşündü. Sonra ciddi bir yüz ifadesi takındı.
“Tanım: talan.”
“Eşyalarımı yemeyeceksin!”
Hera başını hafif yana eğdi.
“…Hepsini değil mi?”
“Hiçbirini.”
Sessizlik.
Hera dudaklarını büzdü. Kuyruğu yavaşça sağa sola sallanıyordu. Pazarlık modu.
“Alternatif?”
Luca gözlerini kıstı.
“Alternatif ne demek?”
“Plan B. Sen manganı korursun. Ben aç kalmam.”
Luca beynini zorladı.
Sonra aklına bir şey geldi.
“Ben sana… eski defterler verebilirim.”
Hera’nın kulakları hafif dikildi.
“Devam et.”
“Boş sayfalar. Çizim kağıtları. İstersen yazı yazılmış ama gereksiz olan notlar.”
Hera şüpheliydi.
“Kalın mı?”
“İstediğin kalınlıkta bulurum.”
“Yeni basım?”
“Bazıları.”
“Renkli baskı?”
“Arada.”
Hera ayağa kalktı. Luca’ya yaklaştı.
Ciddi ciddi elini uzattı.
“Haftalık teslimat.”
Luca bir saniye durdu.
“…Ne?”
“Haftada en az üç parça. Çıtır kalitede.”
“Bu bir fırın mı?!”
Hera gözlerini kıstı.
“Anlaşma iptal mi?”
Luca derin nefes aldı.
Sonra elini uzattı.
“Tamam. Ama mangalar yasak.”
Hera elini sıktı.
“Yasaklılar daha lezzetli olur ama… kabul.”
Ve böylece ateşkes sağlandı.
Luca yerdeki parçaları toplarken mırıldandı:
“Hayatımda ilk kez bir tilkiyle sözleşme yapıyorum.”
Hera pencere kenarına oturdu. Ayaklarını sallıyordu.
“Benimle anlaşanlar genelde uzun yaşar.”
Luca dondu.
“…Bu bir tehdit mi?”
Hera masumca gülümsedi.
“Hayır. Motivasyon.”
Ateşkes Sonrası İlk Gün
Luca masasının başında oturuyor.
Hera pencere kenarında bağdaş kurmuş, Luca’nın getirdiği eski bir defteri inceliyor.
“Bu nedir?”
“Geçen yılın matematik notları.”
Hera bir sayfa koparıyor.
Çıt.
“Çok kuru.”
“Çünkü matematik.”
Hera burnunu buruşturuyor.
Sonra masadaki mangaya bakıyor.
Uzun uzun bakıyor.
Luca hemen mangayı çekiyor.
“Hayır.”
Hera iç çekiyor.
“Peki… şu ne?”
Luca kitabı kaldırıyor.
“Bu roman. Ama yasaklı değil. Okuyabilirsin.”
Hera kitabı alıyor.
Gerçekten okumaya başlıyor.
İki dakika sessizlik.
Sonra bir sayfa daha çeviriyor.
Sonra bir tane daha.
Gözleri hafif büyüyor.
“Bu karakter aptal.”
Luca gülüyor.
“Henüz gelişim aşamasında.”
Hera duruyor.
Sayfayı kemirmek üzereyken kendini tutuyor.
“Okumak daha uzun sürüyor…”
“Evet.”
“Yemek daha hızlı.”
“Evet.”
“Hmm.”
Hera kitabı kapatıyor.
Bir saniye düşünüyor.
Sonra kitabın en arka boş sayfasını koparıyor.
Çıt.
“Tatlı olarak.”
Luca alnını tutuyor.
“Bir gün bütün kitabı yemeden bitireceksin.”
Hera ciddi bir şekilde bakıyor.
“İddia?”
“İddia.”
Hera’nın kuyruğu sallanıyor.
“Kaybeden haftalık teslimatı ikiye çıkarır.”
Luca donuyor.
“…Ben neden bunu kabul ettim?”
Luca hâlâ donmuş haldeydi.
“…Ben neden bunu kabul ettim?”
Hera cevap vermedi.
Çünkü o anda burnu tekrar kıpırdadı.
Bir.
İki.
Üç.
Başını yavaşça kapıya çevirdi.
“…Evde başka biri daha var.”
Luca kaşlarını çattı.
“Tabii ki var. Annem var.”
Hera’nın kulakları dikildi.
“Anne mi?”
Alt kattan ayak sesleri gelmeye başladı.
Yavaş. Dengeli. Panik yok.
Luca bir anda gerildi.
“Tamam. Saklan.”
Hera kaşlarını kaldırdı.
“Neden?”
“Çünkü anneme ‘manga yiyen tilki kız’ açıklamasını yapmak istemiyorum!”
Kapı kolu döndü.
Hera göz kırptı.
Ve bir saniye içinde ortadan kayboldu.
Yani… teorik olarak.
Çünkü aslında perdelerin arkasına saklanmıştı ve kuyruğunun yarısı dışarıdaydı.
Kapı açıldı.
İçeri uzun, sakin bakışlı bir kadın girdi.
Ela gözler. Toplu saç. Üzerinde sade bir hırka.
Bu Elena’ydı.
Oda bir saniye incelendi.
Yerde dağılmış manga parçaları.
Ters dönmüş sandalye.
Duvara yaslanmış, hayatı sorgulayan bir Luca.
Elena başını hafif yana eğdi.
“Deprem değildi.”
Luca yutkundu.
“Değildi.”
Elena yerdeki sayfalardan birini aldı.
“…Bunu kemirmişler.”
Luca: “Kedidir.”
Elena sayfayı burnuna götürdü.
“Kediler mürekkep kokusunu bu kadar seçici ayırt etmez.”
Perdenin arkasında Hera nefesini tuttu.
Kuyruğu kıpırdadı.
Elena göz ucuyla baktı.
Durdu.
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra gayet sakin bir sesle konuştu:
“Perdenin arkasındaki misafirimiz, isterse masaya oturabilir.”
Luca’nın beyni kısa devre yaptı.
“…NE?”
Hera yavaşça perdeyi araladı.
Sadece gözleri göründü.
Elena gülümsedi.
“Karnın aç gibi.”
Hera dondu.
Bu kadının sesi tehdit içermiyordu.
Ama her şeyi biliyor gibiydi.
Hera yavaşça ortaya çıktı.
Turuncu kapüşon. Hafif dağılmış saçlar. Elinde hâlâ bir manga parçası.
Elena çömeldi.
“Adın?”
Hera durdu.
Sonra ciddi bir ses tonuyla:
“Hera.”
“Memnun oldum Hera. Ben Elena.”
Luca araya girdi.
“ANNE BU MANGAMI YEDİ.”
Elena başını ona çevirdi.
“Sen çantanı açık bırakmışsın.”
Luca ihanete uğramış gibi baktı.
“…Anne?”
Elena tekrar Hera’ya döndü.
“Kitapları seviyorsun.”
Hera başını salladı.
“Yemeyi de.”
Elena bir an düşündü.
Sonra ayağa kalktı.
“Çay koyuyorum.”
Luca: “Bu normal bir tepki değil!”
Elena kapıdan çıkmadan önce durdu.
“Luca.”
“Efendim?”
“Misafirine bağırma.”
Kapı kapandı.
Sessizlik.
Hera Luca’ya baktı.
“…Annen güçlü.”
Luca hâlâ şoktaydı.
“Bunu nereden çıkardın?”
Hera burnunu hafifçe kıpırdattı.
“Kalbi sakin atan insanlar genelde tehlikelidir.”
Luca yavaşça yere oturdu.
“Harika. Artık annem de bu işin içinde.”
Hera pencereye zıpladı.
“Ateşkes büyüdü.”
Alt kattan Elena’nın sesi geldi:
“Hera, şekerli mi içersin şekersiz mi?”
Hera bir saniye durdu.
Sonra Luca’ya baktı.
“…Bu tuzak mı?”
“Hayır.”
“…Şekerli.”
Elena aşağıdan:
“Tamam.”
Hera Luca’ya döndü.
“Anlaşma genişletilmeli.”
Luca gözlerini kıstı.
“Ne istiyorsun?”
Hera ciddi bir ifade takındı.
“Haftalık teslimata ek olarak… çay saatleri.”
Luca başını duvara vurmak istedi.
“Ben hayatımın kontrolünü ne zaman kaybettim?”
Hera omuz silkti.
“Çantanı açık bıraktığında.”
Ve o anda Luca şunu anladı:
Bu sadece bir kovalamaca değildi.
Bu bir başlangıçtı.
Ve hayatı artık asla eskisi kadar sakin olmayacaktı.
