9. bölüm · Kırık Yemin
Yaralı Yakınlık
Aynı gökyüzünün altında iki yabancıydılar. Ama yaraları birbirini tanıyordu.
Bazen kalabalığın içinde yalnız hisseder insan.
Etrafını saran bir tel gibi sesler çevrese de duymazdı.
Arven de öyleydi...
Ne için bu kadar hızlı attığını bilmediği kalbinin sesinden başka hiçbir şey duymuyordu.
Kalabalığın içinde kimseyi görmüyordu.
Gözleri, uzun zamandır olduğu gibi tek bir noktaya kitlenmişti.
Efsun Karsel...
Neden o adamın kollarından çekip almak istiyordu Efsun’u?
Neden gözleri onların bakışlarını, hareketlerini, her bir mimiklerini takip ediyordu?
Yıkılmış mıydı soldurduğu çiçek başkasında açınca?
Evet.
Kabul ediyordu, yıkılmıştı...
Kuruyup yapraklarını döken çiçeğe yeniden su verilse açar mıydı?
Saçar mıydı üzerinden silinmiş o güzel kokuyu yeniden?
Dakikalardır göz kırpmadan izlediği Efsun’dan ayırdı gözlerini.
Masanın üzerine dayadığı kollarını kendine yaklaştırıp başını ellerinin arasına aldı.
Sanki kendine anlatmak ister gibi sessizce fısıldayıp gözlerini kapattı.
“Hayır, hayır Arven... Buna hakkın yok.”
Gözleri yeniden açıldı. Bir kez daha bakmak istedi o yüze.
Başını kaldırsa görecekti onu.
Ama yapmadı, yapamadı.
Sevgilisi vardı Efsun’un.
Başka bir adamın yanındaki kadına bakamazdı.
Bırakıp gittiği, ahının üzerine yuva kurmaya çalıştığı kadına bakamazdı.
Her ne kadar içi yansa, vicdanı sızlasa da...
Aklındaki düşüncelerin aksine davrandı.
Kafası yavaşça geri kalktı.
Gözleri tekrar aynı yere baktı.
Ama kimse yoktu.
En azından sadece görmek istediği kişi yoktu.
Yoksa sahne hâlâ kalabalıktı, sadece ona boş gelmişti.
Kafasını hızla Tunç’a çevirdi.
İlk göz göze geldiği kişi olan Tunç’a hiç düşünmeden hızlıca sordu.
“Efsun ve sevgilisi nerede?”
Tunç’un aniden kaşları çatıldı.
Kısa bir süre Arven’in yüzüne baktı.
Ama hemen sonra aklına gelen şeyle sırttı.
“Komutanım siz yanlış anlamışsınız.”
Durup sesini Arven’in kalabalıkta duyabileceği bir tona getirip masaya eğildi.
“Yusuf, yani Doktor Civan ile Efsun komutanım sevgili değil.”
Arven’in bakışlarındaki yorgunluk bir anda kaybolurken yerinde hafifçe dikleşti.
“Nasıl yani?”
Hemen ardından beklemeden hızla kurduğu cümleyi düzeltti.
“Yani uzun zamandır görüşmüyorduk. O yüzden sevgilisi sandım.”
Tunç anlayışla başını salladı.
“Şu an sadece yakın arkadaşlar diye biliyorum komutanım.”
Arven gülümseyip kafasını salladı ve onayladı.
Tunç da aynı karşılığı verip önüne döndüğünde, Arven’in gözleri yanındaki Alaz’ın kendisine olan bakışlarını hissetmiş gibi ona döndü.
“Bir sevindin sanki sen komutan.”
Hafif kısık gözleri ve meraklı çıkarmaya çalıştığı sesi, Arven’in göz devirmesine neden oldu.
“Bak işine oğlum... merak ettim, sordum.”
Alaz elini geçiştirir gibi salladı.
“Aynen, ben de öyle düşünmüştüm zaten.”
Arven dikkat çekmemek adına bu konuşmayı uzun tutmak istemedi.
İçinde adını koyamadığı bir mutluluk olmuştu.
Bu da apaçık yüzüne yansıyordu.
Dudağının kenarında minik bir gülümseme oluştu.
Sanki sırıtmamak için zor duruyordu.
Alaz’ın gözleri üzerinde olduğu için gülümsemesi içinde kalmıştı.
Ama aklına gelen geçmişle içindeki o istek bir anda yok olmuştu.
Dudağı yavaşça düz bir hal aldı.
Ne yapıyordu?
Bugün gördüğü şeyin yanlış anlamadan ibaret olduğunu biliyordu.
Peki gerçeğini hiç mi görmeyecekti?
Bu değilse de başka bir adamla illaki mutlu bir yuva kuracaktı.
Başka birisine “kocam” diyecekti.
Tıpkı kendisinin başka bir kadına “karım” dediği gibi...
Elleri tutunduğu sandalyeyi sertçe sıkarken, az önceki suratının aksine taş kesmiş gibiydi.
Tıpkı onun yaptığı gibi, önceki karısıyla aynı yastığa baş koyduğu gibi Efsun da kocasıyla aynı yastığa baş koyacaktı.
Her gün...
Hep başkası ya da başkaları olacaktı.
Er ya da geç bu olacaktı...
“Olacak Arven... belki bugün değil ama olacak.”
Aklındaki düşünceleri duymak ister gibi kendi kendine fısıldadı.
Omuzları yavaşça düştü.
Bir anda gelen enerjisi yavaş yavaş soldu.
Düşüncelerinin arasında boğulup kalmıştı.
Çaprazındaki sandalye sertçe çekilince kafası hızla o tarafa döndü.
“Senin kızını, kıskançlığını, elbiseni sikeyim Yusuf.”
Diyerek üzerindeki siyah sweat ve siyah kotuyla çektiği sandalyeye sertçe oturdu Efsun.
Arven’in kaşları hem Efsun’un dedikleriyle hem de neden değiştirdiğini merak ettiği elbisesiyle çatılmıştı.
Anlamak için tüm odağını onlara vermişti.
Arven’in karşısındaki ve Efsun’un hemen yanındaki sandalyeye Yusuf kurulduğunda yüzü sirke satıyordu.
“Ne olacaktı, yarım saat daha dayansaydın ha?”
Sesi oldukça sitemli çıkmıştı.
Masadaki gözler teker teker onları bulmuştu bile. Herkes susmuş, aralarındaki durumu anlamaya çalışıyordu.
“O kız zaten bulmuş elli tane, seni napsın?”
Efsun öfkesini kusmaya devam ederken Yusuf’un masanın üzerine bıraktığı sigara paketine ve üzerindeki çakmağa uzandı.
Bir dal çıkarıp yakarken Yusuf devam etti.
“Lan o da kıskandırmak içindir zaten.”
Kafasını çok az yana çevirip biraz ileride, yedi erkeğin ve bir kızın olduğu masaya baktı.
Bakışları oradayken devam etti.
“Baksana yanındaki zırzoplara, ben mi onlar mı Allah aşkına Efsun?”
Efsun sigarasından derin bir nefes çekip gözlerini Yusuf’a inat devirdi.
Bu artık Yusuf için bardağı taşıran son damla olmuştu.
“YAPMA ŞUNU TİKİM OLDUĞUNU BİLE BİLE!”
Sesini Efsun’a karşı bu kadar yükseltmesi Arven’in kanını hızlı akıtmaya yetmişti.
Sert bir nefes verirken bir şey dememek için zor duruyordu.
Bu, Arven’in aksine Efsun’u sırıtırtmıştı.
Bir şey demeden öylece Yusuf’a bakarken, Yusuf zaten kitlenmiş gibi Efsun’a bakıyordu.
Efsun baktı.
Yusuf baktı.
Tim onlara baktı.
En sonunda Efsun konuştu.
“Git eski sevgilini kıskandırmak için başka kadın bul.”
Daha deminden beri bir Yusuf’a bir Efsun’a bakan Alaz merakla aralarına girdi.
“Bir dakika... şimdi doktorun eski sevgilisi burada ve onu Efsun ile mi kıskandırmaya çalışmış?”
Gözleri Efsun’da şaşkın bir şekilde takılı kalmıştı.
Efsun’un kaşları yavaşça yukarı kalkarken ağzındaki dumanı yavaşça havaya üfledi.
“Beğenemedin mi?”
Alaz anında genişçe sırıtıp kafasını iki yana salladı.
“Yoo, ben olsam o kızı boş verir seni alırdım.”
Alaz’ın sözleri biter bitmez hemen arkasından öfkeli bir ses yayıldı.
“Yarramı alırsın.”
Gözler hızla sesin sahibini... Arven’i bulmuştu.
Alp önündeki çerez tabağından koca bir avuç alıp yarısını Baran’a verdi.
Ellerindekileri teker teker ağızlarına atarken merakla masadakileri izlemeye koyuldular.
Arven için tüm sesler susmuştu sanki. En son algıladığı şey kendi ağzından çıkan sözlerken, gözleri kendisine sertçe dönen Efsun’un gözlerinde kalmıştı.
Tüm kavga ve zaman bir anda durmuş gibiydi.
Arven, Efsun’un gözlerinde kilitli kalırken ağzını açıp bir şey söyleyecek gibi oldu ama hiçbir şey diyemedi.
Efsun’un bakışları, Arven’in bir şey söylemek için aralanan dudaklarına gittiğinde Arven’in de bakışları kendiliğinden Efsun’un dudaklarına kaymıştı.
Hafif kırmızımsı dudaklarının arasından sigaranın ağır dumanını yavaşça serbest bırakırken, Arven’in gözlerinin hâlâ dudaklarında olmasından rahatsız olmuştu.
Herkes bir cevap bekliyordu, Efsun da dahil.
Ama Arven cevap vermeyi bırak, gözlerini bile onlara çevirmiyordu.
Efsun yarısı yanan sigarasını masanın üzerindeki kül tabağına bastırıp tekrar Arven’e baktı.
Onun bakışları zaten üzerindeydi.
Bu duruma, içindeki dürtüye engel olamayarak göz devirdi.
Ve daha fazla burada durmak istemediğini fark ettiğinde yavaşça sandalyesini geri itip ayağa kalktı.
Gözler Arven’den ayrılıp onu bulmuştu.
Efsun’un bakışları sandalyeleri tararken aradığı şeyi göz hapsine aldığında ağzında bir küfür yuvarladı.
“Şansımı sikeyim.”
Daha fazla dikkat çekmemek adına konuştu.
“Ben kaçıyorum size, iyi eğlenceler.”
Yusuf her ne kadar Efsun’a kızgın olsa da onu o getirdiği için arabasız geldiğini biliyordu.
“Ben bırakayım seni.”
Efsun başını iki yana salladı.
“Gerek yok, biraz yürüsem iyi olur.”
Yusuf yavaşça başını salladığında Alaz ve Baran aynı anda konuştu.
“İyi geceler uçan kuş.”
“Sağ olun komutanım.”
Efsun, Baran’ın dediğini başıyla onaylarken kaşları hafif çatık bir şekilde Alaz’ı buldu.
“Uçan kuş?”
Alaz’ın dediğini sorar gibi tekrar etmişti.
Yüzündeki çapkın sırıtış iyice büyüdü Alaz’ın.
“İlk tanışma.”
Deyip göz kırptığında Efsun olayı anlarken umursamazca başını sallayıp masanın etrafında dolaşarak Arven’in yanına ulaştı.
Arven az önceki konunun kapandığına sevinirken, Efsun’un gitmesi içinde bir boşluk oluşturmuştu sanki.
Gözlerinin takip ettiği Efsun ona yaklaşırken o beş adımlık mesafe Arven’e bin bir türlü ihtimal düşündürüyordu.
Efsun sandalyenin arkasına geldiğinde Arven’in de bedeni yavaşça ona dönmüştü.
Efsun ona hiç bakmadan elini sandalyenin arkasındaki ceketine uzatıp almaya çalıştı ama bir kısmı Arven’in büyük, kaslı bedeninin altında kaldığı için alamamıştı.
Efsun muhatap olmak istemiyordu. İçinden geçen Arven’e ait bin bir türlü küfür savururken dudaklarının arasından sert bir nefes verip, içindeki öfkeyi sesine yansıtmadan kendisine bakan Arven’e hitaben konuştu.
“Ceketim...”
Bu kadardı.
Ceketi almaya çalıştığı hâlde neden illa konuşmak zorunda bırakıyordu?
Arven’in aklından türlü fikirler geçerken Efsun’un dediğini duymamıştı bile.
Gözleri onun yüzünde dalıp gitmişti sanki.
Bu uzun bakışmadan sıkılan Efsun masada göz gezdirdiğinde herkesin normal bir şekilde sohbet ettiğini gördü.
Hiç beklemeden Arven’in geniş sırtını sertçe ittiğinde onu dalıp gittiği çukurdan çıkarmayı başarmıştı.
Efsun’un sert itişiyle hafif bir inlemeyle öne eğilen Arven’in arkasından ceketini çekip aldı.
Efsun tüm gücüyle iterken o kadar acıtacağını düşünmemişti.
Arven’in çıkardığı sesi birisinin duymasından korktuğu için telaşla kafasını masaya çevirdi.
Ama neyse ki kimse o gürültüde Arven’in acı dolu inlemesini duymamıştı.
Önceden herkese veda ettiği için hızla arkasını dönüp çıkışa ilerlemeye başladı.
Arven, bu birkaç saniye içinde yaşananlar yüzünden kendisine şaşırma şansı bile vermeden direkt ayağa kalktı.
“İyi geceler, ben de gidiyorum.”
Diyerek direkt masanın üzerindeki telefonunu ve sigarasını alıp kimseden cevap beklemeden ayrıldı.
Birkaç adım atmıştı, kapıdan çıkmak üzere olan Efsun’un arkasından giderken ama aklına gelen şeyle adımları durdu.
Geri masaya dönüp elini sertçe unuttuğu Alaz’ın ensesine yerleştirdi.
“Konağa git işin bitince. Başımı belaya sokarsan ben de sana...”
Cümlesini bitiremeden Alaz kocaman açtığı gözlerini ona çevirdi.
“Yok artık komutan.”
Devamı gelecek olan cümlesini zaman kaybı olarak gören Arven son kez konuştu.
“Ben yine de uyarayım.”
Deyip tekrar arkasına dönüp uzaklaştı.
Onların arkasından bakıyordu Yusuf. Gözleri hafif kısılmıştı.
Bir şeyler olduğunu anlamıştı ama o şeyin ne olduğunu anlayamamıştı.
Tanıyordu Efsun’u. O adama olan bakışları normal değildi.
Nefret gibi bakıyordu.
Ama aşkı andırıyordu...
Göz kalbin aynasıdır. İçindeki nefret bakışlarına yansır ama derinde her zaman kalp kendini belli eder.
Bunu anlamak için bakmak yetmezdi.
O kişiyi anlamak, tanımak lazımdı...
Anlamak ve tanımak için birlikte zaman geçirmek ya da uzun zamandır beraber olmak gerekmezdi ki.
Sadece karşıdaki kişiyi görmek lazımdı.
Bakmak değil.
Görmek...
Arven, Efsun’un gidişinin üzerine kendine daha fazla düşünmek için zaman tanımadı.
Arkasından hızlı adımlarla ilerlerken aklındaki tek şey konuşmaktı.
Ne olursa olsun...
Karanlık sokağa çıkmıştı Efsun. Saat geç olduğundan dolayı çok araba geçmiyordu.
Birkaç dakikada bir geçen arabaların farları geceyi hafifçe aydınlatıyordu.
Sert rüzgâr Efsun’un geceye karışan siyah saçlarını okşayıp uçuşturuyordu.
Birkaç metre gerisindeki Arven’in adımları bir anda yavaşladı.
Ne diyecekti?
Ya yine konuşmak istemezse nasıl ikna edecekti?
Evet farkındaydı, bu konuşma belki geçmişi ikisinin de yüzüne acımasızca vuracaktı.
Ama böyle de olmazdı.
Aynı timde, acıları farklı olsa da geçmişleri ortak iki kişi vardı.
Birbirine yabancı...
Belki bu konuşma onları daha çok yaralayacaktı.
Efsun’un acıları her iki kalbe de dokunacaktı. Ama artık bir bilinmezlik olmayacaktı.
Ya hiç tanışmamış gibi...
Ya da yeniden tanışmış gibi...
Kader her zaman ilk ihtimali öne sürecekti.
Peki zaman kaderi yener miydi?
Belki...
Arven bu kez kesin bir kararla önündeki Efsun’a daha hızlı ilerledi.
O yaklaştığında Efsun arkasındaki kararlı adım seslerini tanımıştı.
Başı ağrıdığı için şu an kimseyle uğraşacak hâli yoktu.
İçinden dilediği tek şey o kişinin Arven olmamasıydı.
Efsun’un botunun tabanı artık yere sert basmayı bırakıp yavaşlamıştı.
Eğer oysa, kendisine yetişip ne diyecekse deyip sonra da defolup gitmesini istiyordu.
Arven onun yavaşlayan adımlarından kendisini fark ettiğini anlamıştı.
Ona istediğini verip daha da hızlandı.
Aralarındaki mesafenin kısalığından dolayı ona ulaşması uzun sürmemişti.
“Efsun...”
Sesi hafif pürüzlü çıkmıştı. Yüzünü kendi sesine karşı buruştururken Efsun’un yavaşça ona dönmesiyle tekrar eski hâline geldi.
Karşısındaki kadın ona baktı ama bir şey söylemedi.
Sadece tek kaşını hafifçe yukarı kaldırıp başını bıkkınlıkla iki yana “ne oldu?” der gibi salladı.
Arven her ne kadar kendisini istemediğini anlasa da geri adım atmadı.
“Efsun sadece konuşalım.”
Bu cümle üzerine çoğu zaman çatık olan kaşları tekrar çatıldı.
Bunu gören Arven hemen arkasından ekledi.
“Lütfen.”
Efsun’un ceketin cebindeki elleri yavaşça yumruk olurken tırnakları avuçlarına sertçe saplanmıştı.
Bu ısrarın sebebi neydi?
Onun için artık yabancıdan bir farkı olmayan bu adama daha fazla katlanamayacağını biliyordu.
Sesi keskin bir soğuklukla dudaklarının arasından firar etti.
“Senin derdin ne?”
Bunu sormak için sormamıştı. Gerçekten merak ettiği için sormuştu.
Üzerlerinde üniforma yoktu. Karargahta değillerdi.
Ne o üsteğmendi ne de o yüzbaşıydı.
Karşısındaki adama saygı duymak zorunda değildi.
Bunu belirtmek adına arkasından kararlı bir şekilde ekledi.
“Arven Karsel...”Arven sert çıkışacağını tahmin etmişti ama bu soruyu beklemiyordu.
Yavaşça bir nefes bıraktı dudaklarının arasından. Kadını daha fazla yaralamamak için cümlelerini seçerek konuşmaya çalışıyordu.
“Bir derdim yok Efsun.”
Durup kadının ona yabancıya bakar gibi olan gözlerinin en derinine baktı.
Yirmi yedi yılda ilk defa...
İlkti ama o an son olmamasını diledi.
O gözler bir hayatı anlatıyordu sanki. İçinde tüm duygular var gibiydi.
İyi ya da kötü... ama vardı.
Bir insan aynı anda gözlerinde güneşi doğdurup aynı anda geceyi getirebilir miydi?
Ona bir ömür gibi gelen gözlere ne kadar baktığını bilmiyordu ama yavaş yavaş kendine gelirken sertçe yutkundu.
Kafasını belli etmemeye çalışarak iki yana hızlıca sallayıp tek bir adımda Efsun’un tam karşısına dikildi.
Onun kokusu nefesini keserken bu yaptığının yanlış olduğunu anladı. Bir an geri çekilmek istedi ama o kokuyu iliklerine kadar çekip hapsetmek o an daha ağır bastı.
Gözlerini etrafta gezdirip onun etkisi altından çıkmaya çalıştı.
Ve ondan bir cevap bekleyen Efsun’a baktı.
“Tek derdim geçmiş... ya hep geçmişte kalacağız ya da gelecekte.”
Cümleler ağzından döküldü. Bir süre bekledi, Efsun’un bir şey demesini bekledi.
Ama hiçbir şey demedi.
Ne arkasını dönüp gitti ne de “konuşalım” dedi.
Sadece bekledi.
Bu bekleyişin farkına varan Arven tekrar konuştu.
“Susma Efsun... bağır, çağır, vur ama bir şey yap. Cevap ver.”
Bu cümleler üzerine Efsun’un gözleri bir anda boşalıp ifadesizleşti.
Bir adım geriye atıp Arven’den uzaklaştı.
Ve bir an bile beklemeden ceketinin cebinden çıkardığı elini yumruk yapıp Arven’in sağ yanağına sertçe indirdi.
Bu yumruk öylesine vurulmamıştı.
Geçmişin içindeki acının ve nefretin birleşip sertçe Arven’in yüzüne inen hâliydi.
Arven “vur” derken gerçekten vuracağını beklemiyordu.
Ve bu beklenmedik yumruk neredeyse on yumruğa eş değer gibiydi.
Bir iki adım geriye sendelediğinde eli burnundan akan kana gitmişti.
Kafasını kaldıramadan kulağını Efsun’un öfke kusan sesi doldurdu.
“Geçmişimi mahveden bir adamın geleceğimde işi yok.”
Arven’e ikinci yumruk bu cümle olmuştu.
En çok canını yakan da buydu.
Efsun Arven’i öylece orada bırakıp gitmek için arkasını dönmüştü.
Ama gidememişti.
Arven’in sesi onu durdurmuştu.
“Konuşacağız Efsun... geçmişten korkmamız gerçeği değiştirmeyecek.”
Yavaşça geri döndü Efsun. Bir süre Arven’i süzdü.
Onu çözmek ister gibi...
Sonra iki kaşı birden yukarı kalkarken ses tonu küçümseyiciydi.
“Geçmişte korktuğun ne var?”
Yavaşça ona doğru bir adım attı.
“Seni terk eden kadın...”
Aynı yavaşlıkta bir adım daha attı.
“Ya da senin terk ettiğin kadın...”
Her iki adım da Arven’in kalbine birer balyoz indirmişti.
Bunu, cümlelerinin Arven’in canını yaktığını düşen omuzlarından ve değişen bakışlarından anlamıştı Efsun.
İçinden o an geçen tek şey Arven’in omzundaki yüklere yenisini eklemek olmuştu.
“Ama ilk defa haklısın... konuşalım.”
Arven’in yeşilin en koyusu olan gözleri bir anda büyüdü.
“Gerçekten mi?”
Ağzından çıkan cümleyle içinden okkalı bir küfür savurdu.
Ona öldürecek gibi bakan Efsun bir de şaka mı yapacaktı?
Sözlerinin utancını Efsun’un göz devirmesinden daha derinden yaşarken eliyle az önce geldikleri yolu gösterdi.
Efsun’un bakışları orayı bulduğunda biraz uzaktaki Arven’in arabasını gördü.
Anlamaz gözlerini Arven’e çevirdi.
“Burada konuşabiliriz.”
Sesindeki sertliğin aksine Arven’in sesi daha yumuşak çıkmıştı.
“Ayaküstü konuşulacak bir şey değil bu Efsun.”
Efsun’un içinde nedenini bilmediği bir huzursuzluk vardı.
Aklı “git” dese de kalbi “gitme” der gibi titremişti sanki.
Bedeninde ağır gözlerin gezindiğini hissediyordu.
Bakışları bir anda etrafı taradı.
Gözleri bir hedef aradı, bir kişiyi bulmayı bekledi ama hiçbir şey yok gibi görünüyordu.
Hislerine her zaman güvenirdi ve gitmek istemiyordu.
Korktuğu için değildi.
Bir insan neden bile bile bilinmezliğe giderdi ki?
Sonunda ölüm olacağını bilse yine gider di?
Ama sonu neydi...
Bu çok abartılı gibi gelebilirdi ama değildi.
Hisleri doğruydu.
Bu yolun sonu bataklıktı.
Ruhuna açılacak yeni bir yaraydı...
Arven’in sesiyle düşüncelerinden yavaşça çıktı.
“Tedirgin olacağın kadar kötü bir yere gitmiyoruz.”
Sesi dalga geçer gibi değildi. Daha çok rahatlatmak ister gibiydi.
Fazla tedirgin duruyordu.
Sadece konuşacaklardı.
Belki de zaten konuşacakları şey için bu kadar gergindi.
Efsun hızla kendini toparlayıp az önce Arven’in gösterdiği yere doğru ilerlemeye başladı.
Arven de arkasından giderken nereye gideceklerini düşünüyordu.
Aklına bir anda o yer geldi. Orada çok insan yoktu, hatta şehirden biraz uzaktı.
Şehrin içinde de olabilirlerdi ama şu an aklına oradan başka bir yer gelmemişti.
Fazla insan demek Cebrail Ağa’ya laf ulaştırmak demekti. Bunun riskine girmeye gerek yoktu.
Arabaya ulaştıklarında Efsun hiç istemese de arabaya bindi.
Ona olabildiğince uzak olmak için arka koltuğa oturmuştu.
Arven’in dikkatini çekse de bir şey diyememişti.
Camı yavaşça açıp cebinden çıkardığı sigarayı yaktı ve ağzına götürüp nereye gideceklerini beklemeye başladı.
O an Arven’in daha fazla yıkıldığını görmek ona zevk vereceğini düşündürmüştü ama şu an bu kararının ne kadar yanlış olduğuna emindi.
Fakat asla geri adım atmamak konusunda da emindi. Olmuştu bir kere, fazla önemsemeye gerek yoktu.
Yol yavaş yavaş ilerlerken Karsel Konağı’nda her zaman olduğu gibi kirli oyunlar dönüyordu.
Bu geç saatte çalışma odasına oturmuş, telefondan gelen fotoğraflara bakıyordu Cebrail Ağa.
Fotoğrafta Efsun ve Yusuf’un gülerek dans ettiği ve Yusuf’un Efsun’un kulağına eğildiği an vardı.
Diğer fotoğrafta ise dip dibe olan Efsun ve Arven vardı.
Sonrakinde aynı arabaya binişleri...
Cebrail Ağa telefonu öyle bir sıkıyordu ki beklediği bir mesaj olmasaydı o fotoğraflarla birlikte telefonu parçalara ayırmak istiyordu.
İnsanların dediği doğru çıkmıştı.
Kızı bu evden Arven’i bahane edip ayrılmıştı ama hem onunla hem de başka bir adamla gönül eğlendiriyordu.
Her adımını takip ettiriyordu ve bunu en güvendiği, en başarılı eski asker olan adamına yaptırıyordu.
Normal birinin Efsun’a yakalanma olasılığı yüzde yüzdü...
Araba ormanlık bir alanın içinde durduğunda Efsun bir süreliğine kapattığı gözlerini açıp etrafa baktı.
Arven ise dikiz aynasından Efsun’un ne tepki vereceğini izliyordu.
Buranın bir orman olduğunu anlayan Efsun’un çatık kaşları Arven’i buldu.
“Neden burası?”
Sesi yeni uyanmanın etkisiyle daha kaba çıkarken Arven sakince cevap verdi.
“Fazla insana gerek yok.”
Efsun bu cümle üzerine istemese de ona hak verdi.
İnsanların ne dediği umrunda değildi ama durduk yere milletin ağzına da laf vermeye gerek yoktu.
Bir cevap verme gereği duymadan arabanın kapısını açtı ve dışarı çıktı.
Arven’i de yavaş yavaş gerginlik kaplarken Efsun’un hareketleri onu iyice geriyordu.
Onu bekletmemek için Arven de arabayı durdurup dışarı çıktı.
Biraz uzaktaki bir evi gösterdi Arven.
“Oraya gidelim.”
Efsun normal bir yerde konuşmak varken ormanda, in cin olmayan bir evde konuşmayı tercih eden Arven’i anlayamasa da bir şey demeden o eve doğru ilerledi.
Efsun’un aksine Arven burayı gayet normal buluyordu. Bunu fark etmişti; Efsun’un o eve gidesi yok gibiydi.
Arven bunu çok takmamaya çalıştı çünkü asıl sorunun kendisi olduğunu düşündü.
Gözleri küçük, iki katlı tahta evi taradı Efsun’un.
Biraz eski ve bakımsızdı ama kötü görünümünün aksine tam kafa dinlenecek yer diye geçirdi içinden.
Bir süre sonra evin kapısının önünde durduklarında Arven kapının yanındaki küçük pencerenin kenarındaki kurumuş çiçek saksısının toprağının içinden bir anahtar çıkardı.
Efsun’un kaşları hayretle yukarı kalktı.
Daha geleli kaç gün olmuştu ki buraya hemen yeni yerler keşfetmişti.
Ömrü burada geçen Efsun bile bilmiyordu böyle bir yeri.
Belki de uğraşmak istemediği içindir.
Aklındaki düşünceler onun kapıyı açmasıyla son buldu.
Gözleri içeride kısa bir an gezindiğinde beyaz zemindeki hafif çamur ve tozu görünce botlarını çıkarma gereği duymadan içeriye girdi.
Arkasından gelen Arven kapıyı kapatıp yanına gelirken Efsun nereye oturması gerektiğini bilmediği için ayakta beklemeye başladı.
Tamam, Arven’e saygı duymuyordu ama dağ eşkıyası gibi de bulduğu ilk yere kurulmasına gerek olmadığını düşündü.
Önce kapı sesi ardından da Arven’in kendisi geldi.
Ayakta bekleyen Efsun’a bakıp eliyle hafif yıpranmış koltuğu gösterdi.
Efsun gösterdiği koltuğa kurulurken Arven de aynı koltuğun diğer ucuna oturmuştu.
İkisi de ne diyeceğini bilemez bir hâlde oturuyordu.
Bakışları aynı yerde kilitli kalmıştı: önlerindeki ahşap masa.
Bir süre Arven’in konuya girmesini bekledi Efsun. Aynı zamanda da kendisinin ne demesi gerektiğini düşündü.
Ama Arven’den ses seda çıkmayacağını anlayınca başını ona çevirip toparladığı cümleleri ağzından döktü.
“Ee, konuşalım dedin geldik. Böyle oturmaya devam mı edeceksin?”
Arven’in de kafası ona döndüğünde o da kafasındaki karışıklığın içinden cümlelerini seçerek konuştu.
“Beni seviyor muydun?”
Efsun konuya gir derken bu kadar içten gireceğini asla tahmin etmemişti.
Arven’in sorusu ve sesi Efsun’un kulaklarında acımasızca tekrar ediyordu.
Bu konuşmanın kendisinin de içinde bir yerlerde geçmişin açtığı yaraları deşeceğini anlamıştı ama artık çok geçti.
Gözler birbirinde kenetli kalırken Efsun’un gözünün bir an boşluğa düştüğünü fark etti Arven.
Ellerini alacağı cevaptan dolayı gergince birbirine sürtüp duruyordu.
Bakışlarını o ellere kısa bir an çevirdi Efsun.
Anında hareket etmeyi bırakmıştı...
Gözleri hâlâ oradayken yavaşça başını iki yana salladı Efsun.
“Hayır.”
Sesi duygularından arınmış, en sert tondaydı.
Bu cevabı vermeyi, sadece bununla kalmayı o kadar çok istese de yapamadı.
“Ben seni sevmedim.”
Arven bu cevabın kendisini rahatlatacağını düşünürken neden daha çok canını yakmıştı?
Zihni yıllar önceki bakışlara, annesinin dediği cümlelere takılı kalmıştı bir an. Ama Efsun’un da yalan söyleyecek kadar korkak olmadığını biliyordu.
Tam bir şey söyleyecekken Efsun devam etti.
“Ben içimde yarattığım seni gerçek senden ayıramadım.”
Gözlerini tekrar Arven’e çevirdiğinde onun da bakışlarının derinleşip kendisine baktığını görünce umursamadan devam etti.
“Ve şu an benim hayatımdaki tek hatasın.”
Hataydı onun hayatında.
Geçmişin en derin yarası...
“İçin rahat olsun...”
Dedi, az önce gergince oynadığı ellerini kaşlarıyla göstererek.
“Başka bir kadının koynuna giren adamın yasını tutmadım.”
Tutmamıştı... Öğrendiği an öldürmüştü içindeki masum zannettiği adamı.
Arven o cümlenin ardından gözlerini Efsun’un kara gözlerinden çekip etrafta dolaştırdı.
Az önceki cesur bakışları tek cümleyle yerle bir olmuştu.
Boğazındaki yumruyu yutmaya çalıştı ama onu bile yapamadı...
Sadece çaresizce etrafa bakabildi.
“Çok canın yandı mı... Efsun?”
Nefesi bu soruyla kesildi sanki Efsun’un.
Zaman o an için durmuş, geçmişe gitmişti.
Yüreğindeki sızıyla dağınık odanın içindeki çaresiz çığlıklar yeniden duyuldu kulaklarında...
Elleriyle kulaklarını kapamak istedi. Gözlerini birer ok gibi Arven’den çekti.
O çaresiz çığlıklarda edilen yeminler...
Neden bakıyordu o adamın yüzüne?
Neden bu kadar yakındı başkasının olan bedene?
Aklında ve kulaklarında bu soruları soran kendi sesi yankılanırken bir anda ayağa kalkıp kapıya fırladı.
Artık dayanamayıp kaldırdığı iki elini kulaklarına sertçe kapamıştı.
Sürekli... sürekli tekrar ediyordu ve her seferinde daha da yükseliyordu sesler.
Kafasının içinde bir harp yaşanıyor gibiydi.
Tüm bastırdığı acılar bir anda gün yüzüne çıkıp ondan hesap soruyordu...
Arven de hiç beklemeden Efsun’un arkasından fırladığında kalbi deli gibi çarpıyordu.
Sorduğu soruyu tekrar tekrar düşünürken ne olduğunu, ne yapacağını bilemez bir şekilde Efsun’un arkasından gidiyordu.
Her iki adımda çaresiz bir bataklığa biraz daha yaklaşırken ikisi de bunu bilmiyordu.
Efsun’un eli hızla kapı koluna gittiğinde zaman yavaşlamış gibiydi. Efsun’un hızının aksine...
Kapı yavaşça açıldı...
Birkaç adım ilerisindeki Arven’in adımları kadar yavaşlamıştı sanki dünya.
O yavaşlığı bölen şey, Efsun’u hedef alan bir kurşunla son bulmuştu.
Kafasının içindeki sesler bir anda susmuş, yerine kurşunun çınlaması kalmıştı.
Göğsünün altına yediği kurşunun acısını bile hissedemeden çevik bir hareketle sertçe kapıyı kapatıp arkasını dönmüştü.
Aklındaki tek şey daha güvenli bir yere geçmekti.
Ama yapamadı...
Kapıyı delip geçen ikinci kurşun bu kez sırtına saplandığında artık adımları durmuştu...
Karşısındaki Arven öylece kalakalmıştı. Attığı adımlar yere çivilenmiş gibi durmuştu.
Gözleri önce Efsun’un bedenine saplanan kurşuna... sonra yavaşça Efsun’un şokla karışmış, acı çeken yüzüne kaydı...
Nefesini iki kurşun yavaş yavaş kesmişti kadının. Çözülen dizlerinin üzerine sertçe düştüğünde kapıdaki ikinci kurşunun açtığı delik ortaya çıkmıştı.
Bedeni dizlerinin üzerinden yere düşecekken kendine gelen Arven tarafından tutulmuştu.
Arven’i kendine getiren kapıdaki o delik olmuştu...
“E-Efsun...”
Kendi sesi kendi kulaklarına yabancı gelmişti.
İçindeki kadına bir şey olma korkusu tüm bedenini ele geçirmişti.
Kalbini...
Aklını, düşüncelerini...
Beline kadar uzanan yumuşak siyah saçlarına sıkıca sarıldı titreyen elleri.
Kadının başı onun göğsüne düşerken kanla karışık kokusu burnuna dolmuştu...
Saçındaki ıslaklığı hissetmişti Arven. Kalbi yerinden fırlayacak gibi acımasızca atarken Efsun’un sırtındaki elini yavaşça kaldırıp baktı.
Onun kanıyla boyanmış eline...
“HAYIR... LAN HAYIR!”
Sesi kontrolsüzce yükselirken üzerine oturduğu dizlerini hissetmiyordu sanki. Uyuşmuş gibiydi.
Kulaklarını acı çeken kısık bir inleme doldurduğunda elleri Efsun’un belinden yukarıya sıyrıldı.
Göğsündeki başa ulaştığında çaresizce titremesini durduramadığı ellerine rağmen yavaşça geri kaldırdı.
Kadının yüzü ortaya çıktığında alnındaki terlere yapışan saçlarını dikkatle yüzünden çekip kulağının arkasına verdi.
Kadının kapanmamak için direnen gözleri adamın gözlerindeydi...
Arven, Efsun’a telaşlı gözükmemeye çalışarak düzensiz sesiyle konuştu.
“Sakin ol Efsun... nefes al, ne olur nefes almaya çalış.”
Efsun’un bedeni kanla, terle ıslanmıştı. Yüzü acıyla kıpkırmızı olmuş, alnındaki damarlar ortaya çıkmıştı.
Titreyen dudaklarının arasından ise tek bir cümle çıkmıştı.
“S-sen... senin sayende yaş-yaşamaktansa senin kollarında... ölmeyi beklerim.”
Arven dişlerini, gözünden akmaya hazır gözyaşını bastırmak ister gibi birbirine sertçe bastırdı.
“Benim kollarımda yaşa... benden nefret et... ama yaşa Efsun.”
Kadın sadece “benim kollarımda yaşa”ya kadar duyabilmişti...
Zaten kapanmak için hazır olan gözleri daha fazla dayanamamıştı. Efsun’un kara gözleri artık Arven’e bakmıyordu.
Başı bilinçsiz bir şekilde tekrar Arven’in acıyla kavrulan göğsüne düşmüştü.
Buraya gelmek istememesi...
Yol boyunca etrafta dolaşan gözleri...
Hepsi tekrar teker teker gözlerinin önüne gelirken göğsüne düşen başla artık dayanamamıştı.
Boğazından acılı bir haykırış koptu...
Yukarı kaldırdığı kafasından süzülerek inen gözyaşı, yolunu Arven’in çenesinden geçirerek Efsun’un saçlarına düşmüştü...
Kadın ve adam ilk defa bu kadar yakınlardı. Adamın kolları ilk defa kadının bedenini sarmıştı. Kadının başı ilk defa adamın göğsünde yer bulmuştu...
Bunların olması için birinin bedeninde...
Diğerinin ruhunda mı yaralar olması gerekti...
“Bölüm sonu💕
Beğendiyseniz oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınn.✨”
