3. bölüm / 3
Kırık YeminGölge ve Fısıltı
Bölümler 3Şu an: Gölge ve Fısıltı
- 1 Tanıtım172 kelime
- 2 Yalnızlık ve Mor Gözler714 kelime
- 3 Gölge ve Fısıltı665 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soğuk bir çığlıkla uyandı Thaliera ter içinde kalmıştı nefesi düzensiz kalbi deli gibi atıyordu
Uykusunda gördüğü şey bir rüya olmaktan çok daha fazlasıydı
Bozkırın ortasında sisle kaplı eski bir savaş alanı
Gökyüzü küle bulanmış yer yer kırık kılıçlar ve yanmış sancaklarla doluydu
Sessizliğin içinden bir ses yükselmişti
"Thaliera… Zaman geldi"
Ses sanki kafasının içindeydi ne kadın ne erkekti
Sadece... bilindikti tanıdık ama yabancı
Unutulmuş bir hatıranın yankısı gibi...
Gözlerini araladığında odasının her köşesi karanlıktı
Pencere sıkı sıkıya kapalıydı ama içerisi buz gibiydi yorganını üzerine çekti ama içindeki ürperti sıcaktan değil korkudan kaynaklanıyordu
“Sadece kabustu…” diye fısıldadı kendine ama kalbindeki sarsıntı öyle demiyordu
Ertesi sabah gün diğer günlerden farksız başladı
Taş koridorlarda yankılanan çocuk sesleri tahta çatının gıcırtıları mutfaktan gelen yanık ekmek kokusu...
Thaliera bahçeye inmişti elinde paslı bir sulama kabıyla kurumuş fidanları sulamaya çalışıyordu İçinde tuhaf bir sıkıntı vardı küçük elleri titriyordu farkında olmadan
Rüyadaki o ses uyanmış gibi zihninde yankılanıyordu
O sırada taş kapıdan yaşlı bir adam içeri girdi
Uzun gri paltosu bastonu ve yere değen koyu mavi peleriniyle yabancı gibi duruyordu
Yetimhane görevlisine birkaç cümle fısıldadıktan sonra çocukları izlemeye başladı
Thaliera başını kaldırdığında, adamla göz göze geldi gözleri bir anlığına dondu
Mor gözlerine dikilen bakış derin bir tanımayla karışık şaşkınlık taşıyordu
Adam bir adım geri çekildi
Dudaklarının kıpırdadığını gördü Thaliera ama ne söylediğini duyamadı belki de sadece dudak okumasıydı
“Demek kehanet doğruymuş…”
Adam bu sözlerden sonra korkuyla oradan uzaklaştı arkasını dönerken mırıldandığı tek kelime kulağında çınladı
"Kırık Yemin..."
Öğleden sonra Thaliera yalnız kaldığı anlardan birinde çamaşırları katlarken boynundaki kolye bir anda parlamaya başladı kalp şeklindeki mor taş kısa süreliğine ışıldadı ve titredi
Ne olduğunu anlamaya çalışırken kolyenin yansıması taş zemine bir sembol düşürdü
Kırık bir kılıç ve onun etrafına çizilmiş üç hilal
Thaliera irkildi geri çekilmek istedi ama sembol hızla silinip gitti
Geriye hiçbir iz kalmadı elini kalbinin üstüne götürdü kolye yeniden sıradan bir taş gibi duruyordu
“Ben… ben bunu daha önce görmüş müydüm?”
Küçükken gördüğü bir kitaptan mı yoksa... çocukluğunda duyduğu o yasaklı hikâyelerden mi?
Akşam olunca hava daha da ağırlaştı çamaşırhaneye doğru yürürken aklında hâlâ bugün yaşadıkları vardı
Dalgın bir şekilde bir an için birinin onu izlediğini hissetti durdu arkasını döndü kimse yoktu
Ama göz ucuyla duvarda bir şey fark etti
Kurumuş yosunların arasında sanki biri parmaklarıyla kazımış gibi duran silik bir kılıç şekli
Elini uzattı ama duvar sadece taştı
O an içinden bir ses yankılandı
"Gözler sana göstermeden önce kalbinin görmesi gerek"
Gece olduğunda uykuya direnemedi başını yastığa koyar koymaz bir karanlık sardı zihnini Bozkır yeniden karşısındaydı ama bu kez yalnız değildi sislerin içinden zırhlı siluetler yürüyordu kimi kan içindeydi kimi gözyaşlarıyla sarmalanmıştı
Ve yine aynı ses
“Sen bulmadan onlar seni bulacak Seçilmiş Kız.”
Gözlerini açtığında penceresinden içeriye dolan ay ışığında dışarıda bir gölge belirip kayboldu Biri onu izliyordu
Ama kimdi?
Ve neden onun için "seçilmiş" diyordu?
Thaliera pencerenin önünde uzun süre kıpırdamadan durdu ay ışığı solgun yüzünü aydınlatıyordu içinde bir düğüm vardı çözülmemiş unutulmuş ya da unutturulmuş bir şey
Sanki zihninde bir perde vardı ve o perde geçmişine dair her şeyi sisli bırakıyordu
Kolyeye dokundu mor taş artık parlamıyordu ama kalbinin altında derin bir sızı gibi varlığını hissettiriyordu
Birden, zihninin derinliklerinden bir sahne belirdi
Bembeyaz bir el... karanlıklar içinden uzanıyor kolyeyi onun boynuna takıyordu
Kolyenin soğukluğu tenine değdiği an kalbinde keskin bir çarpıntı olmuştu ama yüz... yüz net değildi ne kadın ne erkekti yüzü ışıkla örtülmüştü.
“Onu asla çıkartma” demişti ses
“O seni hem bulacak... hem de saklayacak”
Bu anı gerçek miydi yoksa çocuk aklının uydurduğu bir rüya mı?
Yıllardır bu kolyeyi boynundan hiç çıkarmamıştı yetimhane annesi bile ilk geldiğinde o taşı görünce gözlerini kaçırmış sonra da sormamıştı
Sanki kolye değilmiş gibi... sanki lanetliymiş gibi
Şimdi düşününce fark etti Onu getiren kişi hâlâ hatırında değildi
Onu kim bırakmıştı buraya? Kaç yaşındaydı geldiğinde? Neden hiçbir anısını hatırlamıyordu?
O sırada rüzgar pencere perdesini hafifçe kıpırdattı ay ışığı odanın duvarına bir yansıma düşürdü
Kısa bir anlığına… kolyenin sembolüne benzeyen bir şekil
Üç hilal… ve ortasında kırık bir kılıç
Thaliera yutkundu
“Ben kimim?” diye fısıldadı
“Ve neden beni bulmalarına izin verilmemiş?”
Bölüm nasıldı
Bölüm etkileşimi
