10. bölüm · KIRIK YANSIMALAR
Bölüm 9:Kırılma noktası
Omuzumda hafif dokunuş hissedince irkilerek gözlerimi araladım. Başımı kaldırmaya çalışırken omuzumdan aşağı doğru kayan bir şey hissettim. “Bu ne be?” dedim sesim uykulu çıkmıştı.“Üşüme diye üstüne attım. Ne kızıyorsun hemen? İyilik de yaramıyor ha.” dedi Aras, ben doğrulup kendime gelmeye çalışırken.“Yapma sen bana iyilik falan. Yapma.” dedim homurdanarak ve montunu ona uzatıp kapıyı açarak arabadan indim. Kapıyı kapattıktan sonra çantamı omuzuma taktım ve eve doğru yöneldim. Aras da arkamdaydı. Kapı ziline bastıktan birkaç saniye sonra Şule abla kapıyı açtı. “Hoş geldiniz.” dedi gülümseyerek.“Hoş bulduk.” diye mırıldandım eve girdiğimde.“Hoş bulduk abla. Abimler gelmediler mi?” diye sordu Aras Şule abla kapıyı kapatırken.“Gelmediler daha. Siz bir şey ister misiniz? Kahve, çay?” diye sordu Şule abla gülümseyerek.“Teşekkür ederim. Ben direkt uyuyacağım. Sadece su alacağım.” diye mırıldandım mutfağa yönelerek.“Siz geçin odanıza lütfen, ben getiririm.” dedi Şule abla sıcak bir gülümsemeyle.“Ben alırım. Hiç gerek yok.” dedim.“Olur mu öyle şey? Lütfen, hemen getiriyorum.” dedi Şule abla.“Peki. Teşekkür ederim.” diye mırıldandım ve odama yöneldim. Şule abla da mutfağa gitti. Aras da arkamdan odasına doğru yürüdü.“İyi geceler, hanımefendi.” dedi sırıtarak, ben odamın kapısını açarken.“İyi geceler.” diye mırıldandım ona dönerek ve odama girip kapıyı yavaşça kapattım.Çantamı yatağa bıraktığım sırada kapı çaldı. “Buyurun.” diye seslendim. Kapı yavaşça aralandığında Şule ablayı gördüm.“Suyunuzu getirmiştim.” dedi gülümseyerek.“Çok teşekkür ederim.” diye mırıldandım bana uzattığı bardağı alarak.“Afiyet olsun. İyi geceler.” dedi Şule abla gülümseyerek ve oda’dan çıkıp arkadan kapıyı kapattı.Sudan birkaç yudum aldıktan sonra komodine yöneldim ve bardağı bırakıp dolabı açtım. Pijamalarımı çıkartıp yatağa bıraktıktan sonra çantamı aldım ve telefonumu çıkartarak çantayı dolaba koydum. Ayakkabılarımı da çıkartıp dolaba koyduktan sonra üzerimi değiştirmeye başladım.Hızlıca üzerimi değiştirdikten sonra elbisemi dolaba astım ve makyaj masasının karşısına geçip aynadaki yansımama baktım. Çekmeceden pamuk pedleri çıkarıp misel suyu aldım. Pamuğu ıslattıktan sonra yüzüme doğru götürdüm ve makyajımı temizlemeye başladım.Makyajımı temizledikten sonra saçlarımı açtım ve aksesuarlarımı da çıkartıp kutuya koydum. O kadar yorgundum ki hemen dişlerimi fırçalayıp uyumak istiyordum. O yüzden hızlıca ayağa kalkıp banyomun kapısını araladım ve lavabonun karşısına geçip musluğu açtım.Ellerimi yıkadıktan sonra yüzüme iki kere su çarptım ve diş fırçamı alıp üzerine macun sürerek dişlerimi fırçalamaya başladım.Banyodan çıktıktan sonra yatağa yöneldim. Battaniyeyi kaldırıp yattıktan sonra komodinin üzerindeki sudan birkaç yudum aldım ve telefonu elime alıp mesaj sayfasına girdim. Selin’e “Selam” yazdıktan sonra anında cevap geldi.“Selam canikom benim. Geldiniz mi eve?” yazdı Selin.“Geldik. Şimdi yattım yatağa. Yazayım dedim.” yazdım ve gönderdim.“İyi yaptın. Ben de senden haber bekliyordum. O neydi öyle ya?” yazdı.“Ne?” yazdım anlamamazlıktan gelerek.“Salağa yatma. Sana bakışını gördüm fotoğrafta.” yazdı Selin. O sırada ışığı kapatmayı unuttuğumu fark ettim ve hızlıca ayağa kalkıp odanın ışığını kapattım. Yatağa döndükten sonra komodinin üzerindeki lambayı yaktım ve mesaj yazmaya başladım.“Kız ne bakışı?” yazdım ve gönderdim.“Ne bakışı olacak kızım? Aras’ın sana olan bakışı.” diye yazdı, mesajın sonunda üç tane gözlerini deviren emoji vardı. Gözlerimi devirdim ve yastığa daha da gömülerek yazmaya başladım.“Selinnnn” yazdım, sonuna abartılı n harfleri ekleyerek. Mesaj gönderir göndermez cevap geldi.“Ne ‘Selinnnn’i ya? Bir şey diyorum sana burada ya.” yazdı.“Sen Aras’ı boş ver de, yarın kaçta buluşalım?” yazdım konuyu değiştirerek.Yazıyor... Yazıyor...“1 olur mu? Gerçi bana fark etmez.” yazdı Selin.“Olur. Kızım, ben bununla beş gün aynı evde nasıl kalacağım?” yazdım.“Neeee? Beş gün mü?” diye yazdı.“Annemler balayına gidiyorlar.” yazdım.“Ayy, çok heyecanlı. Beş gün evde yalnız kalacaksınız.” yazdı Selin.“Tabii birbirimizi yemezsek. Kabus gibi yaa. Çıldıracağım.” yazdım ve gönderdim.“O kadar da kötü değildir belki? Önyargılı olma.” yazdı.“Kız benim uykum geldi çok. Yarın görüşürüz.” yazdım.“Tamam bebitom. İyi uykular sana.” yazdı Selin.“Sana da iyi uykular bi’tanem.” yazdım ve telefonu kapatıp komodine bıraktım. Lambayı kapattıktan sonra başımı yastığa koyup uykuya daldım.Sabah alarmın sesiylee ağır-ağır gözlerimi araladım ve telefonu alıp alarmı kapattım. Yataktan kalktıktan sonra hızlıca yerimi topladım ve telefonumu şarja takıp banyoya yöneldim.Kapıyı açıp banyoya girdikten sonra üzerimi çıkardım ve duşu açıp kabine girdim. Ilık su omuzlarımdan aşağı doğru akarken gözlerimi kapattım.Elime biraz şampuan sıktıktan sonra saçlarımı yıkamaya başladım.Kabinden çıktıktan sonra bornozumu üzerime geçirip saçlarımı havluya sardım ve lavabonun karşısına geçerek musluğu açtım. Diş fırçamın üzerine macun sıktıktan sonra dişlerimi fırçalamaya başladım.Yüzümü de yıkadıktan sonra banyodan çıktım ve kapıyı kapatıp makyaj masasının karşısına geçtim. Havluyu başımdan çıkardıktan sonra kurutma makinesini alıp fişe taktım ve saçlarımı kurutmaya başladım.Saçlarım iyice kuruyunca makineyi fişten çıkartıp çekmeceye geri koydum. Tarağımı aldıktan sonra saçlarımı taramaya başladım. Her geçişte saçlarım daha da yumuşayıp açılıyordu.Saçlarımı iyice taradıktan sonra ayağa kalktım ve dolaba doğru yöneldim. Dolabın kapısını açtıktan sonra kıyafet seçmeye başladım.İp askılı beyaz bir crop, onun üzerine mavi uzun gömlek ve altına da jean bir şort çıkardım.Hızlıca üzerimi değiştirdikten sonra gömleği üzerime geçirip kollarını biraz yukarıya kıvırdım. Tekrar aynanın karşısına geçtikten sonra aksesuar kutumdan sedefli taşlı çiçek küpelerimi çıkartıp küpenin birini alıp yüzümü biraz yana çevirerek küpeyi taktım. Diğer küpeyi de taktıktan sonra gümüş renkte zincir, ucunda kalp olan çoker çıkardım ve boynuma takıp zincirin uçlarını arkada birleştirdim. Sonra kutudan sıralı kalpli bir yüzük alıp işaret parmağıma taktım. Saçlarımı açık bırakacaktım o yüzden parfümümün kapağını açıp iki fıs sıktım ve tekrar kapatıp ayağa kalkarak komodine doğru yöneldim. Telefonumu şarjdan çıkardıktan sonra Selin’den bir mesaj geldiğini gördüm. Mesaja tıkladığımda mesaj sayfası açıldı.“Günaydın aşkım. Sahile gidelim mi? Hava alırız.” yazmıştı. Hemen cevap yazmaya başladım.“Günaydın canım benim. Gidelim tabii. İyi olur.” yazdım.Yazıyor... Yazıyor...“Tamam. O zaman yarım saate orada buluşalım. Olur mu?” yazdı.“Anlaştık. Görüşürüz. Hazırım ben. Yavaş-yavaş çıkıyorum.” yazdım ve gönderdim.“Ben de. Görüşürüz.” yazdı Selin mesajın sonuna kalp emojisi ekleyerek. Telefonu kapattıktan sonra dolaptan beyaz baget çantamı çıkardım ve yatağa bırakıp dolabın alt kısmından beyaz spor ayakkabılarımı çıkartıp hızlıca ayağıma geçirdim ve yatağın üzerindeki çantamı alarak odadan çıkıp kapıyı kapattım. Kapıya doğru yürürken bir taraftan da telefonumu çantaya koyuyordum.Kapının tokmağına uzandığım sırada arkamdan kısa, hafif alaycı bir ıslık sesi duyuldu. Aras…“Nereye böyle?” diye sordu. Gözlerimi devirdim ve derin bir nefes alıp yavaşça arkamı döndüm.“Sana da günaydın.” dedim elimi belime koyarak.“Günaydın.” dedi dudaklarının kenarı hafifçe kıvrılırken. Beni baştan aşağı süzdükten sonra konuşmaya başladı. “Nereye gidiyorsun?” diye sordu.“Sana ne acaba?” diye sordum kaşlarımı yukarıya kaldırarak. Yaslandığı merdivenlerden doğrulup yanıma geldi.“Merak ettim. Soramaz mıyım?” diye sordu omuz silkip.“Soramazsın.” dedim net bir şekilde. “Var mı başka bir diyeceğin?”“Var.” dedi ama bu kez yüzünde o alaycı, kendini beğenmiş gülümseme vardı.“Eee? Söyle. Çıkmam lazım. Geç kalıyorum.” dedim derin bir nefes alarak. Bir süre gözlerime baktıktan sonra dudaklarını araladı. “Acıktım,” dedi.“Bana ne? Söyle Şule abla hazırlasın ne istiyorsan. Ben ne yapabilirim?” dedim rahat bir tavırla.“Şule abla alış-verişe gitti.” dedi.“O zaman git kendin hazırla. Elin-kolun var şükür. Koca adamsın.” dedim alaycı bir gülümsemeyle, “Geçen tost yapıyordun, ne oldu? Yap ye işte.” dedim ve arkamı dönüp kapıya doğru yöneldim.“Yorgunum. Spordan geldim. Yap işte. Lütfen. Açlıktan ölmemi istemezsin herhalde? O kadar da acımasız olamazsın be kızım,” dedi yalvarır gibi. Sanki adam olmaya başlıyordu. Ne dersiniz?“Off. Tamam, tamam. Dur bir dakika.” dedim çantamdan telefonumu çıkartarak. Arama listesine girip Selin’in numarasının üzerine tıkladım ve telefonu kulağıma götürdüm. Selin’in telefonu açmasını beklerken Aras’la gözlerimizi birbirimizden ayırmıyorduk.“Alo canım,” dedi Selin telefonu açtığında.“Canım, benim işim çıktı da biraz gecikeceğim. Bekler misin beni?” dedim.“Tamam canım. Tabii ki beklerim. Önemli bir şey yok değil mi?” diye sordu.“Yok ama ufak radara takıldım.” dedim gözlerimi devirerek.“Ha, bu radarın adı Aras mı acaba?” diye sordu Selin imalı bir şekilde.“Evet, evet. Tamam. Görüşürüz. Bye-bye.” dedim yalancı bir gülümsemeyle.“Size iyi eğlenceler. Görüşürüz. Acele etme. Bekliyorum ben seni.” dedi Selin ve aynı anda telefonu kapattık. Ben bunu sana sormaz mıyım Selin?“Ne oldu? Açlıktan bayılacağım şimdi.” dedi Aras yalvarır gibi. Dudaklarımı birbirine bastırıp derin bir nefes aldım.“Geç mutfağa başımın belası. Ama beni daha fazla oyalamayacaksın. Tostu yapıp çıkacağım.” dedim gözlerimi kısıp işaret parmağımı ona doğru kaldırarak.“Söz.” diye mırıldandı sırıtarak ve ben mutfağa yönelirken o da peşimden yürüdü.Mutfağa girdikten sonra çantamı sandalyenin başından astım. “Yardım edersin herhalde ben de tostu çabuk yapıp çıkarım.” dedim buzdolabını açarken.“Bilmem. Edeyim mi ki?” diye mırıldandı etrafa bakınırken.“Aras, vallahi şimdi çıkıp giderim. Sen de arkamdan ağlarsın ha.” dedim peyniri ve ekmeği çıkartıp tezgaha bırakırken.“Tamam tamam. Şaka yaptım.” dedi gülerek ve yanıma gelip arkamda durdu.“Yapma. Bıçağı versene.” diye mırıldandım sesimin titrememesine dikkat ederek. Bir şey demeden çekmeceye yöneldi. Ben de tahtayı aldım.Çekmeceden bıçağı aldıktan sonra yanıma döndü ve bana uzattı. “Teşekkür ederim.” diye mırıldandım bıçağı alarak. Bıçağı alırken ellerimiz birbirine hafif temas etmişti. Gözlerimi kaçırıp peyniri tahtanın üzerine koyup doğramaya başladım. Birkaç dilim peynir doğradıktan sonra ekmeğin üzerine dizdim ve üzerini diğer ekmekle kapatıp elime aldım.Ekmeği tost makinesine koyduktan sonra fişe taktım ve Aras’ya döndüm, “Buraları da artık kendin toplarsın diye düşünüyorum. Ben çıktım. Sana afiyet olsun.” diye mırıldandım hafif alaycı bir gülümsemeyle ve mutfağın kapısına doğru yöneldim. Sandalyenin başındaki çantamı alıp omuzuma taktım ve mutfaktan çıkıp kapıya yöneldim.Kapıyı açıp evden çıktıktan sonra kapattım ve yürümeye başladım. Bahçe kapısına ulaştığımda demir kapıyı açtım ve dışarıya çıkıp tekrar kapatarak yürümeye başladım. O sırada çantamdan telefonumu çıkartıyordum. Arama listesine girdikten sonra Selin’i aradım ve telefonu kulağıma götürdüm. “Efendim canım.” dedi Selin telefonu açtığında.“Çıktım, geliyorum.” diye mırıldandım, “10-15 dakikaya oradayım.”“Tamam. Görüşürüz, her zamanki banktayım.” dedi Selin.“Görüşürüz.” dedim ve aynı anda telefonu kapattık.Sahil’e vardığımda Selin’i her zaman oturduğumuz bankta otururken gördüm ve adımlarımı hızlandırdım. Beni görünce başını kaldırdı ve gülümsedi. Banka, onun yanına otururken “Selam” dedim.“Selam güzelim.” dedi Selin ve bana sarıldı.“Nasılsın? Kusura bakma ya beklettim.” diye mırıldandım ondan ayrılırken.“İyi. Sen? Yok canım. Hadi anlat bakalım, ne oldu da geciktin? Ne söyledi Romeo?” diye sordu Selin kıkırdayarak.“Yani sinirlerim bozuk. Ne Romeosu Selin ya… Ondan olsa olsa tost makinesi prensi olur. Acıkmış paşam. Ben de onun hizmetçisiyim ya. Şule abla evde olmayınca ben hazırlamak zorunda kaldım.” dedim alaycı bir tonda. Selin kahkahayı bastı. “Tost makinesi prensi mi? Ay, durduramıyorum kendimi. Alemsin Deniz yaa.” dedi kahkahasının arasından zor zor.“Kız tamam,” dedim, ben de gülmeye başlamıştım.“Ay, dur bir dur. Durduramıyorum kendimi.” dedi Selin nefes nefese. Birkaç saniye sonra Selin sonunda kahkahasını durdurdu ve konuşmaya başladı.“Kız, bu çocuk senden kesin hoşlanıyor. Sana yakın olabilmek için can atıyor resmen. Çok tatlı ya.” dedi Selin hafifçe omuzunu omuzuma dokundurarak.“Abartma Selin.” dedim gülerek, ama o kadar emin konuşuyordu ki ister istemez yüzüme bir sıcaklık yayıldı.“Güzelim, sen fark etmiyorsun ama o çocuk sana yaklaşmak için fırsat kolluyor. Gör bunu artık. Dalga geçmeleri, sataşmaları…” dedi Selin yumuşak bir tonda. Bir an duraksayıp yüzümü denize çevirdim.“Umarım öyle bir şey yoktur Selin. Umarım.” diye mırıldandım. Yoktur değil mi?
