KIRIK PAYDA kitap kapağı

2. bölüm / 3

beklenmedik hareket

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: beklenmedik hareket

pusat yanıma geldiği gibi beni kolumdan tutup çıkışa doğru çekiştirmeye başladı. aynı zamanda telefonunu çıkarıp birini arıyordu. çıkışa gelince ucundan baktı ve geri içeri girdi.

çalan telefonun ucunda biri aramayı cevapladı. pusat bana bakarak adamla konuşmaya başladı.

"kim bunlar?" kısa bir sessizlik.

"kaç kişiler?" yine bir sessizlik.

"tamam." telefonun ucundaki adamı dinledi. "tek biri bile sağ kalmasın." son söylediğinden sonra telefonu kapattı ve silahını belinden çıkarttı. diğer eliyle kolumu tutmaya devam ediyordu. bana dönerek

"yanımdan sakın ayrılmıyorsun," dedi ve kapıyı açarak etrafı kontrol etmeye başladı.

onu bozmadım. ne derse yapmaya karar verdim.

kapıdan çıkarken kolumu çektim ondan. çocuk gibi peşinden sürüklüyordu resmen. bana dönünce

"tamam, geliyorum. peşinden devam et sen," diyerek güven vermeye çalıştım. bana birkaç saniye şüpheyle baktıktan sonra önüne döndü.

"ters bir şey yaparsan sonuçları ağır olur," diyerek yürümeye devam etti.

aynen paşam, şu ana kadar yaptıkları yeterli gelmemişti, dahasıyla tehdit ediyordu.

dışarıdan hâlâ silah sesleri geliyordu ama içeriye daha kimse girememişti.

çıkış kapısı olduğunu düşündüğüm kapıya vardığımızda pusat durdu ve bana döndü. kolumdan tuttuğu gibi beni bir odanın içine sürükledi. beni içeri attığı gibi kapıyı üstüme kilitledi.

bu adam ne yaptığını zannediyordu ya?

kapıya yumruk atarak
"aç şu kapıyı!" diye bağırdım ama beni dinleyen kim?

"burada bekle, geri döneceğim," dedi ve gitti. beni burada bıraktı ve gitti.

beni içine attığı yer bir önceki yerden çok daha küçük ve karanlıktı. burada pencere olduğundan bile şüpheliydim.

etrafımı incelemeye başlayınca yukarıda küçük kuş gibi bir pencere olduğunu gördüm. burada daha fazla kalamazdım.

parmağımın acısına bile zor katlanırken kabusların üzerime yıkılmasına izin veremezdim. bu kadarını da kaldırabileceğimi zannetmiyordum.

etrafı kolaçan etmeye başladım. yükseklik yaratabileceğim, sandalye görevi görecek bir şeye ihtiyacım vardı.

köşede sandıkları fark edince direkt oraya yöneldim. sandıkların içini açınca içinde örgüte ait silahların olduğunu gördüm.

diğer kutuları da tek tek açınca aynı manzarayla karşılaştım. burası silah ve bombayla doluydu. burayı havaya uçurabilecek kadar fazla bomba vardı burada.

tam da insanını koymuştu buraya.

burayı onların başına yıkacaktım.

kasaların içindeki bombalardan birini cebime attığım gibi işe koyuldum.

amacım kasaları pencerenin dibine çekip odadan kaçmaktı ama bırak kasaları oraya çekmeyi, yerlerinden bile kıpırdatamamıştım.

kıpırdatamadığım yetmemiş zaten, acıyan tırnaklarımın daha çok acımasına sebep olmuştum.

bu böyle olmayacaktı. bu şartlar altında buradan çıkamazdım. bunu yapabilecek kadar gücüm kaldığına gram inanmıyordum.

ne yani, seni öldürmelerini mi bekleyeceksin?

şu ana kadar yaptıkları yetmedi mi zaten?

bu kadar çabuk mu pes ediyorsun?

kazanmalarına izin mi vereceksin?

"hayır!" yerimden kalktım. "izin vermeyeceğim." bu kadar kolay değildi. son nefesime kadar direnecektim.

kutulardan iki bomba daha çıkarıp onları da cebime attım. bunlar küçük cep bombalarıydı. el bombaları kadar büyük hasar vermezdi ama öldürürdü de.

iki silahı da belime takıp el bombası aldım elime. bir tane de sweatshirt'ümün büyük cebine koydum onu da ve beklemeye başladım.

silah sesleri gelmeye devam ediyordu ama geçen sürede sıklığı azalmıştı. bir taraftan biri azalıyordu.

yaklaşık beş dakika sonra silah sesleri tamamen kesildi. biraz sonra buraya doğru gelen adım seslerini duydum. anahtar çevrildi ve pusat içeri girdi. yanıma gelerek

"gidiyoruz," kolumu tutup beni peşinden dışarıya götürdü.

itaat ettim. şimdilik.

depodan dışarı çıktığımızda her yer ceset doluydu, pusat'ın adamları olduğunu düşündüğüm kişiler ortalığı temizliyordu ve ölen tarafta...

dur, bir dakika, bu nasıl olur?

boyunlarındaki dövme şeye aitti.

agah karahan, pusat'ın babasının sembolüydü. pusat'ın kendi elleriyle öldürdüğü söylenen babası.

siktir, o adam yaşıyor muydu?

pusat'ın tüm örgüte kendi elleriyle öldürdüğünü söylediği babası.

eğer bu adam yaşıyorsa ve pusat bunu örgütten saklıyorsa bu, pusat'ın yönetimi için büyük darbe olurdu.

pusat beni bir arabanın önüne getirdi. arka kapısını açıp binmemi bekledi. bu sırada eli hâlâ kolumu tutuyordu. ona döndüm.

ya şimdi ya da asla, leyli.

ani bir hareketle kolumu pusat'tan kurtardığım gibi bir elimi belime, bir elimi de cebime attım. emniyeti açık olan silahı elime aldığım an pusat'a doğrultmakta asla gecikmemiştim.

cebimden çıkardığım bombayı da ağzıma götürüp emniyetini açtığım gibi havaya kaldırdım. ondan sonra pusat'ın tüm adamları silahlarını bana doğrultmuş biçimde etrafımı sardılar. pusat ise öylece beni izliyordu.

ona doğrulttuğum silah umurunda değilmiş gibi öylece boş gözlerle beni izliyordu.

adamdaki rahatlıktan istiyorum ya!

silahı tutan elim titriyordu. silahı daha sert kavradım.

biraz daha, leyli, az daha.

adamlardan birinde hareketlilik sezdiğim an

"en ufak harekette havaya uçarız," elimdeki bombayı göstererek, "bu kadarıyla yetindiğimi de sanmayın."

pusat ellerini rahat bir tavırla cebine koydu.

"ne o, hepimizi havaya uçurmayı mı planlıyorsun?" içeride zamanlayıcının çalıştığını ve deponun zaten beş dakikaya havaya uçacağından bihaber olmanın rahatlığıyla.

"neden olmasın?"

"sen de öleceksin."

"senin elinde olmaktan iyidir," dediğimden sonra sinirleri bozulmuş gibi kafasını gökyüzüne çevirdi ve derin bir nefes aldı. ardından tekrar bana döndü.

"elindekini bırak, leyla, sonuçları kötü olur." hepimiz için, pusat, hepimiz için.

"hayır." neden beni öldürmek istiyor gibi bakıyor ya?

"leyla, bırak."

"hayır dedim!"

"zor kullanmak istemiyorum, leyla, beni zorlama."

"sen ona havaya uçmak istemiyorum desene."

pusat tam cevap verecekti ki aniden dört arabanın ortama girişiyle herkes oraya döndü. adamlar tüm silahlarını o tarafa çevirmişti. arabalar arka tarafımda tek tek durdular.

tam zamanında!

gelenler bizim kadroydu. uzun sürmüştü gelmeleri ama sonunda gelmişlerdi.

arabadan ilk inen kayra olmuştu. gayet rahat bir tavırla arabadan indi. gözleri direkt beni buldu, ardından sırıtıp

"birileri yine iş başında anlaşılan," dedi. bize doğru yürürken sarf ettiği sözlerle sırıtım. oysa gülmeye bile mecalim yoktu.

"birileri yine geç kalıyor, her zamanki gibi." kayra bize çok yanaşmadan durdu. ardından arabadan maskeli birkaç kişi daha indi. bunlar kadronun devamıydı. hepsi buradaydı.

biri hariç, leyli, biri hariç.

bir de adamlar vardı, kalabalık görünmek için getirilen adamlar. diğerleri de kayra'nın yanında yerini alınca kayra tekrar konuşmayı devraldı. bu sefer bana değil, direkt pusat'a bakarak konuşuyordu.

"ooo, eski dostum da buradaymış. yıllar oldu görüşmeyeli." ne, bir dakika, eski dostum derken ne dönüyor lan burada?

"kes lan sesini, sen benim hiçbir şeyim olamazsın, piç kurusu."

"kalbimi kırıyorsun, bak, özlemedin mi beni?"

kayra'nın son söylediklerinden sonra pusat'ın ona cevap vermesine izin vermeden araya girdim.

"yalnız, bir şey demem gerekiyor. içeride bir saatli bomba çalışıyor ve iki dakika sonra tüm bina havaya uçacak ve biz de binayla beraber uçacağız galiba." sakince söylediğim sözlerin ardından herkes bana döndü.

"leyla, ne yaptın sen?"

"bir şey yapmadım. her şeyin bir karşılığı olur, diyen sen değil miydin?" ona sözlerini hatırlatarak söylediğim sözlerle bana dik dik bakmaya devam etti.

"bunun da bir bedelinin olacağını hesaba katmışsındır."

"o günü hevesle bekliyorum, pusat karahan."

"merak etme, o gün çok yakında, leyla demirbağ." bana bunları söyledikten sonra adamlarına hitaben

"toplanın, gidiyoruz," dedi. bana son bir kez baktıktan sonra arabasına binip buradan uzaklaştı.

blöf yapıyor olma ihtimalimin üstünde bile durmamıştı. sanki bunu yapacağımı biliyormuş gibi hemen inanmıştı, sorgulamamıştı bile.

kayra yanıma geldi, elimdeki bombayı alarak beni de arabalara doğru götürdü. arabanın arka koltuğuna beni yerleştirdikten sonra kendisi de ön koltuğa yerleşti.

diğerleri de arabalara binmişti bile.

son 30 saniye.

araba çalışır çalışmaz yelda bana döndü.

"leyla, bu hâlin ne? ne yaptı bu pislikler sana?"

yelda, sistemin çarkları arasında ezilmiş kişilerden sadece biriydi. çocukluğundan beri sistemde bir yer edinmek için deli gibi çabalamış ama günün sonunda sistem tarafından dışlanmış, yok sayılmıştı. öylece bir çöp gibi köşeye atılmış çocuklardan sadece biriydi.

tam o sırada deponun patlama sesi geldi. diğerleri oraya dönerken oraya dönecek kadar bile hâlim kalmamıştı.

başımı yelda'nın omzuna yasladım.

"biraz dinlenebilir miyim? çok yoruldum." gözlerimi zor açık tutuyordum, her an bayılabilirdim.

"bitanem, tabii ki dinlen, sonra her şeyi konuşuruz." yelda'nın söylediklerinden sonra artık dayanamadım. son duyduğum şey, kayra'nın arabadan attığı el bombasının patlama sesiydi.

🩶🩶🩶🩶🩶

kabusların üzerime yıkılmasına alışmıştım ama hayatın bir kabus olup üzerime gelmesi kaldırabileceğimden bile fazla olmaya başlamıştı.

hepimizin bir kuyusu vardı ve hepimiz o kuyunun içinde kabuslar biriktiriyorduk. bazen oradan sızan kabuslar olsa da genel itibarıyla orada kilitli tutmayı başarabiliyorduk ama ne zaman ki kabuslar artık kuyunun bile kaldıramayacağı, taşıyamayacağı kadar fazla oluyordu, işte o zaman cehennemde kareler yaşamaya başlıyorduk.

cehenneme gitmeme korkusuyla yaşayan insanların yanında siz cehennemden kurtulmak için ölmeyi isterdiniz. hayatın bir cehennem olduğu zamanlar ise sizin ölüme en yakın olduğunuz zamanlardır.

bilincim yavaş yavaş kendine geliyordu. gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey gri bir tavan oldu. odaya bakınca burayı daha önce görmediğimi fark ettim.

odada tek başımaydın ve kolumda bir serum vardı. parmaklarım sargıya sarılmış ve yatakta yatıyordum. elimi seruma atıp çıkardım serumu yerinden, ardından kendim de yataktan çıktım. kapıya doğru ilerleyip kapıyı açarak çıktım.

dışarı çıkınca kayraların hepsinin salonda olduğunu ve konuştuklarını gördüm. beni gördüklerinde hepsi bana döndü. yelda hemen ayaklanıp yanıma ulaştı. kolumdan tutarak beni koltuklara doğru çekiştirdi. bunu yaparken de söylenmeyi ihmal etmiyordu.

"ya sen ne diye ayağa kalkıyorsun? daha dinlenmen lazımdı." koltuğa oturduktan sonra

"yelda, iyiyim, abartmana gerek yok. sakin mi olsan?"

"abartmak mı, leyla? sen ne yaşadığının farkında mısın? ölüyordun sen, o adamlar seni öldürebilirdi!"

"ama ölmedim."

"tırnağın gitmiş kızım senin, ne ölmesinden bahsediyorsun? daha kötü şeyler de yapabilirlerdi sana."

"uzatmasak mı artık? buradayım, hayattayım ve daha kötü şeyler de olmadı." son söylediklerimden sonra yelda delirmiş gibi ellerini saçına attı ve onları çekiştirdi, sonra da kendini sinirle koltuğa attı.

göksu'nun söze girmesiyle ona döndüm.

"leyla, daha iyi misin? ağrın sızın var mı?" dedi bana.

"hayır, iyiyim, ağrım da yok."

"ne oldu peki, anlatsana bize her şeyi." göksu'nun son söylediğinden sonra kafam tırnaklarımın koparıldığı sahneye gitti.

hayır, leyli, hatırlama, anımsama, sustur onu.

"çok da bir şey olmadı, gördüğünüz kadar işte."

sus pus bizi dinleyen kayra söze atladı.

"leyla, o adam sana tam olarak ne yaptı? her şeyi duymak istiyorum." çok ciddiydi. itiraz edersem bir kavganın içine sürüklenecektik ve bunu istemiyordum.

onlara her şeyi özet geçerek anlattım. tabii onlar da beni dinlerken sinir krizleri geçirmişlerdi. yelda'nın attığı küfürlerden bahsetmek dahi istemiyordum.

her şeyi anlattıktan sonra kayra'ya dönerek

"sıra sende, anlat bakalım eski dost meselesini."

kayra derin bir nefes çekti içine. galiba hatırlamak istemediği meselelerdendi.

"çok da önemli bir şey değil, eğitim zamanlarında arkadaştık, sonra da arkadaşlığımız bitti," geçiştiriyordu, buna izin veremezdim.

"neden bitti peki?"

"öyle artık, görüşmek istemedik, bitti."

"kayra, yalan söyleme, belli aranızda bir şey geçtiği. düşmanmış gibi bakıyordunuz birbirinize."

kayra ellerini saçlarına götürüp saçlarını dağıttı.

"leyla, bu konuyu konuşmak istemiyorum, hatta hatırlamak dahi istemiyorum. uzatmayalım."

sinirle nefes aldım.

"her zaman aynı şeyi yapıyorsun. her şeyi öğreniyorsun ama iş seninle ilgili bir şey olunca anlatmıyorsun. yeter artık, kayra! böyle yapmaya devam edersen ben de aramızdaki iletişimi sorgular ve bundan sonra ona göre tavır alırım." sinirle söylediklerimden sonra kayra şok içinde bana baktı. ilk kez benden ona karşı böyle bir tepki bekliyordu. zannediyordu ki sonsuza kadar onun dediği gibi olacak ve ben asla onu sorgulamayacaktım.

maalesef, kayra, sana biçilen sürenin sonuna geldin. bundan sonra sen de verdiğin kadarını alacaksın.

"leyla, saçmalıyorsun, sadece bu konuyu anlatmaya hazır değilim." yavaşça ayağa kalktım.

"nedense sen hiçbir zaman hiçbir şeyi anlatmaya hazır değilsin, kayra. bu durum artık sıktı, tamam mı?"

arkamı dönerek odaya doğru ilerledim. tam kapıyı açarken göksu'nun söylediklerini duydum.

"kayra, sakin ol, üstüne gitme. kötü şeyler yaşadı, birkaç güne kendine gelir, yaptığının farkına varır."

onlar bile birbirini tutuyor. leyli, gerçekten kabullenileceğin ve sevileceğin bir yer olacak mı acaba?

kafamdaki düşünceleri bir kenara atmaya çalışarak odaya girdim ama ne kafamdakileri bir köşeye atabilmiştim ne de kafamda cirit atan o düşünceleri bir yere koyabilmiştim.

kayra hep böyleydi, asla hiçbir şeyi anlatmaz, hep bir şeyler saklardı ama bu kadarı da fazlaydı. pusat karahan'la eski dost olup bunu bizden saklamış olması kabullenebileceğim bir şey değildi. hele ki örgüt konusunda ona asla güvenmemiş olduğumu hesaba katarsak burada bir şeyler dönüyordu ama ne?

al sana çözülmesi gereken başka bir bilmece.

odadaki dolabın kapağını açınca içinde bulduğum pantolon ve kazağı elime alıp duşa girdim. yıkanırken bayağı bir zorlanmıştım. sargılı parmaklarım hep ıslanmış ve acısını belli etmişti.

yaşadığın en kötü gün değil, leyli, mızmızlanmayı kes.

giyinip duştan çıktıktan sonra salona geçtim. bir tek yelda vardı salonda.

"diğerleri nerede?"

"kayra çıktı, nereye gittiğini bilmiyorum. göksu da markete gitti." kafamı salladım, ardından yelda ekledi.

"leyla, sen nasılsın, daha iyi misin?" ona gülümsedim.

"evet, iyiyim. biliyorsun, çabuk toparlarım." yelda koltuktan kalkarak yanıma geldi, kollarını bana sardı, bana sarıldı. sarılmayı sevmeyen, hatta beceremeyen biri olarak bu çok beklenmedikti.

"seni de kaybedeceğim diye çok korktum. ya sana da nükhet gibi bir şey olsaydı? o zaman ne yapardım, nasıl yaşardım? sakın bir daha beni böyle korkutma." diyerek bana sarılırken ağlamaya başladı. dondum kaldım.

ağlayan birine ne denir, ne yapılırdı? hiçbir fikrim yoktu. ben de hep gördüğüm şeyi yaptım, elimle sırtını sıvazladım.

"sakin ol, öyle kolay ölmem ben," dediğimden sonra ağlarken gülmeye başladı.

"dalga geçme, canının kıymetini bil." kızarak söylediği sözlere tebessüm etmiştim sadece.

bir süre sonra bana sarılmayı bıraktı. benden biraz uzaklaşarak

"saçlarını örelim mi?" dedi. çok umutla bakıyordu ama saçlarımı kimseye dokundurtmazdım. insanların saçıma dokunmasını hiç sevmezdim.

yalancı, tek bir kişi hariç kimsenin dokunmasını sevmezsin.

yelda'ya kafamı hayır anlamında salladım, sonra koltuklardan tekli olanına oturdum. yelda bana küskün küskün bakıyordu. çok da takılmadım bu duruma.

"neden buradayız, mekâna ne zaman geçeceğiz?" yelda, sorduğum soruyla bana döndü. küskün olduğunu belli eden bir tavırla ellerini göğsünde birleştirdi ve arkasına yaslandı. tam çocuk gibiydi. bu tavrına rağmen bana cevap vermeyi de ihmal etmemişti.

"kayra, pusat yerimizi bulur diye buraya getirdi. iki gündür buradayız, yarın mekâna geçeceğiz."

"ben iki gündür mü uyuyorum?"

"uyanıp acı duyma diye sana sakinleştirici vurdular, ondan dolayı." iki gün geçmişti. acaba dışarıda neler oluyordu? pusat karahan neler yapıyordu?

bence şu an fazlasıyla deliriyordu.

kapının çalmasıyla yelda kapıyı açmaya gitti. gelen göksu'ydu, dışarıdan yemek alıp gelmişti.

gerçekten çok acıkmıştım.

🩶🩶🩶🩶

eve geldiğimiz gibi yaptığım ilk iş, odama kapanıp bilgisayarlarıma gömülmek olmuştu. yapmam ve öğrenmem gereken çok şey vardı. ilk önceliğim pusat'ın belgelerin bende olduğunu nasıl öğrendiğiydi. bu, öğrenmem gereken en önemli şeydi. aramızda bir hain olabilirdi. bu çok ciddi bir konuydu.

daha nükhet'in cesedini bile bulamamışken, onun katilini yakalayamamışken bir de bu iş çıkmıştı.

nükhet bir gece ansızın öldürülmüştü. ne bir sebebi vardı ne de bir sonucu. öylesine bir gece ansızın ölüm haberini almıştık. ölüsünü bile bulamamıştık onun, onu öldürüp cesedini de yok etmişlerdi. nedenini bile bilmediğimiz bu ölüm bizi çok fena sarsmıştı, bizi mahvetmişti. gökalp başını alıp gitmiş, bir daha da dönmemişti. bir aydır ona ulaşamıyorduk. nükhet'i seviyordu.

onun intikamını almak için kerem'den hesap sormaya kalkan sarp da sistem tarafından fişi çekilmişti. öldüresiye işkence görmüş bir şekilde bir köşeye atılmıştı. ona bunu yapan da kerem piçiydi. sarp şu an komadaydı, ölüm riski vardı. ona da bir şey olursa katliam çıkardı.

daha nükhet'in katilini bile bulamadın.

onu öldüren piç, pusat'ın yakınındaki adamlardan biriydi ve pusat'ın koruması altındaydı. pusat'ın koruma altına alması demek, örgütün koruma altına alması demekti ve örgütün koruma altına aldığı herhangi birine zarar vermek, sistem için bir başkaldırı sayılırdı. bu da sistem tarafından hoş görülmezdi.

hoş görülmezdi dediğimde, ölümdü yani.

bilgisayarımda uğraşırken örgüte sızmaya çalışıyordum. direkt pusat'ın özel arşivine... orada herkes hakkında bilgi tutulur, en ufak değişiklikler pusat'ın özel arşivine kayıt edilirdi. buna sadece pusat erişebilirdi.

işte benim de amacım buna erişip nükhet'in ölümüne sebep olan kerem pisliği hakkında tüm bilgilere ulaşmaktı ve umarım nükhet hakkında da birkaç işe yarar ipucu bulabilirdim.

eğer pusat dedikleri kadar akıllı ve güçlüyse nükhet'in ölümünden haberi vardır. yoksa da bu daha iyiydi çünkü bu, pusat'ın sisteminde açık olduğu anlamına gelir ve açıklar sızmak için en iyi yollardır.

sistemi hacklemeye çalışmak oldukça zordu, hatta imkânsıza yakındı ama olsun. ahlat en çok imkânsızı severdi.

yaklaşık iki saatlik bir uğraştan sonra sistemde bir açık bulmuştum. şimdi sezdirmeden o açıktan içeri girme vaktiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…