1. bölüm / 3
Kırık maskelerİzabella Voss
Bölümler 3Şu an: İzabella Voss
- 1 İzabella Voss1.154 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 2: İlk Kurban Aria Bennet893 kelime
- 3 Bölüm 3: ikinci kurban" Tyler Green2.692 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KIRIK MASKELER
BÖLÜM 1 — ARIA BENNETT
Geceyi kimse hatırlamak istemez ama ben unutamıyorum.
Çünkü o gece herkesin gerçek yüzünü gördüm.
Müzik hâlâ kulaklarımda. O aptal partinin gürültüsü, kalabalığın birbirine karışan sesleri, sahneden yükselen müzik ve insanların kahkahaları... Hepsi sanki dün olmuş gibi aklımda.
Aslında gitmek istememiştim.
Daha evden çıkmadan içimde garip bir huzursuzluk vardı. Bir şeylerin ters gideceğini hissediyordum. İçimdeki ses durmadan gitmememi söylüyordu ama ben onu dinlemedim.
Şimdi düşününce, dinleseydim gerçekten bir şey değişir miydi?
Sanmıyorum.
Partiye ilk girdiğimde her şey normal görünüyordu. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, eğleniyordu. Birkaç dakika boyunca kendimi gereksiz yere gerdiğimi düşündüm. Belki de gerçekten abartıyordum.
Sonra biri bana baktı.
Öyle sıradan bir bakış değildi. Sanki hakkında bir şey biliyormuş gibi bakıyordu. Ne olduğunu anlayamadan gözlerini benden çekti.
Birkaç dakika sonra başka biri baktı.
Sonra bir başkası.
Ardından fısıltılar başladı.
“Bunu duydun mu?”
“Gerçekten yapmış mı?”
“Ben zaten öyle olduğunu biliyordum.”
Ne yaptığımı bilmiyordum.
Çünkü hiçbir şey yapmamıştım.
Ama o anda bunun hiçbir önemi yoktu.
Kimse gerçeği merak etmiyordu. İnsanlar yalnızca bir hikâyeye inanmak istiyordu ve o hikâyede suçlu olan kişi bendim.
Herkes bana bakıyordu ama kimse yanıma gelip konuşmuyordu. Sanki orada yokmuşum gibi davranıyorlardı. Ya da tam tersine, fazlasıyla görünürmüşüm gibi.
Bir süre sonra telefonlar çıkarıldı.
Birileri kameralarını bana çevirdi.
Bir kız arkadaşına bir şeyler söylerken gülmeye başladı.
“Çek şunu.”
O an tek istediğim oradan uzaklaşmaktı.
Kaçmak istedim.
Ama nereye gidecektim?
Her yer insan doluydu. Hangi tarafa dönsem başka bir yüzle karşılaşıyordum.
Sonra bir anda dengemi kaybettim.
Ne olduğunu tam olarak hatırlamıyorum. Bir itiş mi oldu, biri bana mı çarptı, yoksa kalabalığın içinde kendim mi sendeledim, bilmiyorum.
Bir anda yerdeydim.
Başımı kaldırdığımda üzerime doğru gelen ayakkabıları gördüm.
Sonrası birbirine karışıyor.
Bağırışlar, insanların sesleri, üzerime gelen tanıdık yüzler...
Bazıları beni izliyordu. Bazıları gülüyordu. Bazıları ise hiçbir şey yapmadan öylece duruyordu.
Ama en kötüsü tanıdığım yüzleri görmekti.
Göz göze geldiğim insanlar vardı.
Bir anlığına onlardan birinin elini uzatacağını düşündüm.
Hiçbiri uzatmadı.
Hiçbiri bana yardım etmedi.
İşte o an anladım.
Sorun o gece değildi.
Sorun insanlardı.
Ertesi sabah video her yerdeydi.
Telefonumu açtığımda bildirimlerin sonu gelmiyordu.
Video paylaşılmış, üzerine yorumlar yapılmış, insanlar olayın nasıl gerçekleştiğini bile bilmeden kendi hikâyelerini yazmıştı.
Üstelik videonun tamamını kimse görmemişti.
Kesilmişti.
Kırpılmıştı.
Gerçeğin önemli olan kısmı yoktu.
Ama kimsenin umurunda değildi.
Çünkü inanmak kolaydı.
Suçlamak kolaydı.
Beni suçlamak ise hepsinden kolaydı.
Ben gittim.
Onlar kaldı.
Onlar hayatlarına devam etti.
Ben ise devam edemedim.
O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Bazı şeyleri unutmaya çalıştım. Bazı insanları hayatımdan çıkardım. Kendime yeni bir hayat kurmaya çalıştım.
Ama insan geçmişinden kaçınca geçmiş ortadan kaybolmuyor.
Sadece seni takip etmeye devam ediyor.
Ve bazı insanlar yaptıklarının bedelini ödemeden hayatlarına devam edebiliyor.
Ben buna izin vermeyecektim.
Bu yüzden geri döndüm.
Bu kez hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Blackwright Yatılı Koleji'nin önünde dururken birkaç saniye boyunca binaya baktım.
Yıllar geçmiş gibiydi.
Oysa her şey hâlâ aynıydı.
Soğuk taş duvarlar, eski pencereler, ağır demir kapı...
Hatta okulun girişindeki tabelanın rüzgârda hafifçe sallanmasını bile hatırlıyordum.
Telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtım.
Geri dönmen hata.
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
Birkaç saniye boyunca ekrana baktıktan sonra istemsizce gülümsedim.
Başımı kaldırıp okulun tabelasına baktım.
“Yanılıyorsun,” diye mırıldandım.
Telefonumu cebime koydum.
Sonra kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açıp içeri girdiğim anda koridordaki konuşmalar birer birer kesildi.
Önce birkaç kişi sustu.
Ardından diğerleri.
Birkaç saniye içinde koridor tamamen sessizleşti.
Bu sessizlik hoşuma gitmedi.
Çünkü insanlar sustuğunda iki ihtimal vardır.
Ya korkuyorlardır...
Ya da hatırlıyorlardır.
Ben ise kimsenin beni eskisi gibi hatırlamasını istemiyordum.
Tam yürümeye devam edecekken karşı tarafta birinin bana bakarak donup kaldığını fark ettim.
Çocuk yavaşça ayağa kalktı.
Göz göze geldik.
Ve o an içimde bir şey değişti.
Onu tanıyordum.
Bazı yüzler vardır; aradan ne kadar zaman geçerse geçsin insan onları unutamaz.
“Sen!”
Sesindeki titremeyi hemen tanıdım.
Yanındaki kız ona döndü.
“Ne oluyor? Tanıyor musun bunu?”
Gözlerimi çocuktan ayırmadım.
Cevap vermeyeceğini biliyordum.
O hiçbir zaman cevap vermezdi.
Hep susardı.
Hep saklardı.
“Beni tanıyorsun,” dedim.
Etraftaki öğrenciler birbirlerine bakmaya başladı.
Fısıltılar yükseldi.
“Ne oldu?”
“Bunlar birbirini tanıyor mu?”
“Ne konuşuyorlar?”
Çocuğa doğru bir adım attım.
“Ne oldu?” diye sordum. “Yine mi susacaksın?”
Yüzündeki ifade değişti.
Yanındaki kız bu kez doğrudan bana döndü.
“Birisi bana bir şey açıklayacak mı?”
Onu duymazdan geldim.
Gözlerimi hâlâ çocuktan ayırmıyordum.
“Geceyi hatırlıyor musun?”
Koridordaki bütün sesler kesildi.
Çocuk bana bakıyordu ama cevap vermiyordu.
“Hatırlamıyorsan ben hatırlatayım,” dedim.
Bir adım daha attım.
“Beni orada yalnız bıraktın.”
Yanındaki kız birkaç adım geri çekildi.
“Ne diyor bu?”
Çocuk başını iki yana salladı.
“Ben... Ben öyle bir şey...”
“Yalan söyleme!”
Sesim koridorda yankılandı.
Bir anlığına herkes sustu.
“Sen kaçtın,” dedim. “Kapıyı kapattın ve gittin.”
Çocuk gözlerini yere indirdi.
“Ben korkmuştum,” diye fısıldadı. “Mecburdum.”
Acı bir gülümsemeyle ona baktım.
“Ben de korkmuştum.”
Başını kaldırdı.
“Farkımız ne, biliyor musun?”
Cevap vermedi.
“Ben kaçmadım.”
Ders başladığında sınıftaki herkesin dikkati hâlâ üzerimdeydi.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi sıramda oturmaya çalışıyordum.
Yanımdaki kızın adının Maya olduğunu o sırada öğrendim.
Maya, yaşananlara rağmen bana karşı oldukça samimi davranıyordu. Sanki beni ilk kez görmesine rağmen uzun zamandır tanıyormuş gibi.
“Buraya yeni mi geldin?” diye sordu.
“Sayılır.”
“Daha önce bu okulda mıydın?”
Kısa bir an duraksadım.
“Hayır.”
Yalan söylemek artık eskisi kadar zor değildi.
Maya bana dikkatlice baktı.
“Buraya gelmek için çok çalıştığını söyledin.”
“Çalıştım.”
“Zor oldu mu?”
“Oldukça.”
Maya hafifçe gülümsedi.
“Belli oluyor.”
“Nesi belli oluyor?”
“Bilmiyorum.” Omuzlarını silkti. “Sanki buraya aitmişsin gibi davranıyorsun.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Keşke gerçekten bilseydin.
“Belki alışmam uzun sürmez,” dedim.
Maya daha fazla soru sormadı.
Geçmişim hakkında konuşmak istediğinde ise buraya gelmek için çok çalıştığımı ve okula zar zor kabul edildiğimi söyledim.
Ethan'dan bahsettiğinde de onun eski bir tanıdığım olduğunu söyledim.
Daha fazlasını anlatmadım.
Çünkü herkesin bilmesi gereken gerçekler vardır.
Bir de yalnızca doğru zamanı bekleyen gerçekler.
Benimkiler ikinci gruba giriyordu.
Blackwright Yatılı Koleji'ne geri döndüğüm gün hiçbir şey değişmemiş gibiydi.
Aynı koridorlar.
Aynı soğuk duvarlar.
Aynı insanlar.
Ama bir şey değişmişti.
Ben.
Artık o gece herkesin önünde yalnız bırakılan kız değildim.
Ve bunu en iyi bilen kişi bendim.
Sonra Aria Bennett'i gördüm.
Onu ilk gördüğümde kalbim durmadı.
Aksine, yıllardır susturduğum bütün anılar aynı anda geri geldi.
Bir zamanlar bana en yakın olan kişi oydu.
Yanımda duran, beni anlayan, sırlarımı bilen kişi...
En azından ben öyle sanıyordum.
İnsan en çok güvendiği kişiye en büyük sırrını verir.
Ve bazen o sır, bir gün sana karşı kullanılabilecek en güçlü silaha dönüşür.
Aria da beni kullanmıştı.
Bu yüzden geri döndüğümde ilk baktığım kişi o oldu.
Koridorun diğer ucunda duruyordu.
Beni gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.
Şaşırmıştı.
Belki korkmuştu.
Belki de geçmişte yaptıklarının karşısında ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Ama ben artık onun ne hissettiğini merak etmiyordum.
Çünkü yıllardır tek bir şeyi merak ediyordum:
Neden?
Neden beni yalnız bırakmıştı?
Neden herkes gibi o da susmuştu?
Neden gerçeği bildiği hâlde hiçbir şey söylememişti?
Ve en önemlisi...
Beni gerçekten hiç sevmiş miydi?
Gözlerimiz birkaç saniye boyunca birbirinden ayrılmadı.
Sonra ben yürümeye devam ettim.
Çünkü bazı hikâyeler yarım kalmaz.
Sadece bir süreliğine sessizleşir.
Bazı hesaplar kapanmaz.
Sadece doğru zamanı bekler.
Benim hikâyem de bitmemişti.
Bu kez Blackwright'a geçmişimi unutmak için dönmemiştim.
Geçmişimin hesabını kapatmak için dönmüştüm.
Bölüm etkileşimi
