2. bölüm · Kırık Adalet

2. Bölüm: Geçmişin Gölgeleri

Ayşe Naz Karadayı

Geceleri, derin uykusuzluklarımda, kabuslarımda hep aynı soruları soruyorum: Annem neden öldü? O geceyi neden hatırlayamıyorum? Bütün o yıllar boyunca neden sessiz kaldım? Neden korktum? Bir avukat olmama rağmen, hukuk her zaman beni tatmin etmedi. Adaletin ne olduğunu, ne zaman ve nasıl bulacağımı hiçbir zaman bilemedim. Belki de o yüzden bu dava, annemin cinayetiyle bağlantılı dava dosyasını tekrar açma kararı aldım. Ama içimde bir şey vardı; karanlık bir şey. Geçmişimi kurcalamanın ne gibi sonuçlar doğuracağını, o gecenin ardından ne olacağını artık kestiremiyordum. Ama bir şey vardı: Bunu yapmalıydım. Anlamalıydım.
Dosya, yıllar önce kapanmıştı. O gece, İstanbul’un arka sokaklarında kaybolmuş bir cinayet, kimseyi uyandırmadı. Annemi öldüren kişi ya da kişiler, bir iz bırakmamıştı. Dosya kapağındaki mühür, hep bana bir şeyler anlatıyordu. O mühür, bir şekilde susmuştu. Ama ben artık sesimi yükseltmeliydim. Anlamalıydım.

Başta korktum. Korkunun ne kadar derin olduğunu o an hissettim. Geçmişte saklanan her şeyin yeniden ortaya çıkma ihtimali vardı. Anlatılamayan her his ve her histerik çığlık, derinlere gömülmüştü. Ama ne kadar kaçarsam kaçayım, içimdeki soru işaretleri hiç dinmiyordu. Yavaşça kararımı verdim: Dosyayı tekrar açtırmalıydım.

Ofisimde, bilgisayarımın ekranına bakarken, bu kararı almanın ne kadar zor olduğunu düşündüm. Bu kadar derin bir karanlıkla yüzleşmeye hazırlanıyor muyum? Peki ya başıma neler gelecekti? Ama bir şey vardı ki, bunu yapmak zorundaydım.

Önce, eski dosyayı bulmak için polis arşivine gitmeye karar verdim. O dosyanın içinde, annemin ölümüne dair kaybolmuş her şeyin olabileceğini düşündüm. Bir zamanlar hayatımda önemli olan her şeyin, şu anda kaybolmuş olması, beni rahatsız ediyordu. O dosya, geçmişimi yeniden şekillendirebilirdi. Ama bir şey vardı, içimdeki korku… “Yeniden başlamak, tekrar bu karanlığa adım atmak, gerçekten buna hazır mıyım?” diye düşündüm. Ama hazır olmasam da başka bir şansım yoktu.
Polis arşivinin kapıları, yıllardır kapalıydı. O gün içeri girdiğimde, burnuma ağır bir toprak kokusu geldi. Orada, yıllardır durup bekleyen dosyalar vardı. Yavaşça dosyaları inceledim. Bu dosyaların içeriğini bilmiyordum, ama bir şekilde içimdeki his bana bunun çok önemli olduğunu söyledi. Arşivdeki bazı belgeler kaybolmuştu. O kadar önemli belgelere ulaşamadım ki, çok dikkatli bir şekilde her sayfayı inceledim. Sanki çok ama çok değerli bir şey kaybolmuş gibiydi. Kimseye belli etmemek için odada yalnızdım. Ama eksik olan belgelerin varlığı, içimdeki şüpheyi daha da derinleştiriyordu.

Bir şeyler yanlış gibiydi. Dosyanın içinde aradığım tüm izler, sadece daha fazla soru işaretiyle geri dönüyordu. Bu eksik belgeler, bana, bir zamanlar dosyanın bir şekilde kasıtlı olarak kapatıldığını düşündürtmüştü. Bu, cinayet dosyasının sadece başından sonuna kadar gizlendiği bir durum değildi; bu bir örtbas meselesiydi.

Bir an için, eksik belgeler ve kaybolan sayfalar, bana bir şey anlatıyordu. Bir şey vardı; bir sistem vardı, Derin Yalçın’ı susturmak isteyen bir sistem. O eksik belgelerin izini sürmem gerekiyordu, ama bu kadar derin bir karanlıkta ilerlemek korkutucuydu. Her adımımda, kendime bir adım daha yakınlaştığımı hissediyordum. Ama aynı zamanda bir o kadar da uzak…
O günün akşamı, Komiser Cem Akay ile buluşmak üzere randevum vardı. Cem, o zamanlar benim annemin cinayetiyle ilgilenen, yıllar önce o dosyada yer alan önemli bir isimdi. O gün, buluşmamız çok zor olmuştu. Cem, yıllardır sessiz kalan bir isimdi. Ama onunla buluşmayı kabul ettiğimde, bana söyledikleri, benim için bir dönüm noktasıydı.

O buluşmada Cem, dosyanın kapatıldığını söyledi. “Yeterli delil yoktu. O geceyi çözemedik,” demişti. Cem’in gözlerinde o eski korkuyu gördüm. O korkuyu her gün yaşıyordu. “Bazı şeyler daha fazla derinleşmeden unutulmalı,” diye eklemişti. Ama bir şey vardı, Cem’in söylediklerinde bir yalan olmalıydı. Onun bana söylediği her şeyde bir eksiklik vardı. O zaman fark ettim: Cem Akay’ın da kaybolan bir şeyleri vardı. Bu dava, çok daha büyük bir olayın parçasıydı. Ama Cem susuyordu.

Bunu kabul etmek istemiyorum ama bir şeyler eksikti. Cem, bana olan her şeyin gerçekten basit olmadığını söylüyordu. Her şeyin çok daha karmaşık bir durumu vardı. O gece arabamın camına yapıştırılmış bir not buldum. Başımı, notu görmek için çevirdiğimde, yazılı olan mesajı okudum: “Geçmişi kurcalama, aksi halde geleceğinden olursun.”

Ellerim titredi. Korktuğum o şey, işte o an tekrar geri dönmüştü. Korku, o kadar derindi ki, tam da istediğim yanıtı bulduğumda, bir tehdit beni bekliyordu. O an, geçmişin peşinden sürüklenmek, bana ne gibi bir bedel ödetebilirdi? O tehditin kaynağını bilmemek, beni daha da çaresiz bırakıyordu.

Bir an, her şeyin sona erdiğini düşündüm. Yavaşça arabamın direksiyonuna koyduğum ellerim, ter içindeydi. Ama bir şey vardı, bir his… Bu tehdit bile, bana ne yapmam gerektiğini anlatıyordu.O notu okuduktan sonra, içimde bir yangın başladı. Bir tarafta korkum, diğer tarafta ise kararlı bir inat vardı. Geçmişi kurcalama tehdidi, her şeyin bir çöküşe doğru gittiğini bana hatırlatıyordu. Ama ben, buna engel olamam. Benim için bu dava, yalnızca annemin intikamını almak değildi; bir şekilde bu adaletsizliğin karşısında durmam gerektiğini hissediyordum.

Devam etmeliydim. İsterse herkes beni sustursun, herkes bana engel olmaya çalışsın, ben bu davayı çözecektim. Geçmişimle yüzleşip, o kaybolan parçayı bulmak zorundaydım. Her adımda daha fazla tehlike ve bilinmezlik beni bekliyordu. Ama bu sefer, her şeyin bedelini ödeyerek de olsa, doğruyu bulacaktım.