1. bölüm · Kırık Adalet
1. Bölüm: Travma
Bazen, uykusuz gecelerde, gözlerimi kapatıp geçmişe gömülü anılarımla yüzleşmek zorunda kalıyorum. Geceleri uyumak kolay değil. Anlatılanlardan farklı, bir şeyler eksik kalıyor. Ne kadar derinlere inmeye çalışsam da, o geceyi unutmak imkansız. O gece... Anlatmak, hissettiklerimi paylaşmak bile imkansız. Belki de buna cesaretim yok. Ama her gece uyandığımda, o anlar yeniden gözümün önüne geliyor. Sadece rüyamda değil, her anımda.
Kendime soruyorum, gerçekten ne kadar adalet var? Ya da var mıydı? Kendi hayatımda adaletin peşinden koşarken, bu soruyu her gün daha fazla sorguluyorum. Başarılı bir avukat olmam, bana adaleti bulabileceğimi söylemedi. Ne zaman dava dosyalarına göz atsam, her şeyin daha karanlık, daha bozuk olduğunu fark ediyorum. Ama belki de gerçek şu; adalet diye bir şey yok.
İçimde bir boşluk var. Ne kadar dolmaya çalışsa da o boşluk, her geçen gün büyüyor. Dava dosyalarını gözden geçiriyorum, ama bu sadece başka bir kaçış yolu gibi. Korkum, her geçen gün büyüyor. Anlamadığım bir şey var, bir şeyler eksik.Bir zamanlar, 10 yaşındaydım. O yaşta bir çocuğun bile hissetmesi gereken korku vardı. Her şey karanlık, her şey anlaşılmaz bir hızla oluyor ve birden kayboluyordu. Ne kadar zamandır geçtiğini, nasıl bu kadar uzun süre korktuğumu hatırlamıyorum ama o gece, annemin mutfakta uğradığı saldırıyı duyduğum an, hayatımın en korkunç anıydı.
O an, sanki her şey durmuştu. Yatak odamda saklanmıştım. Gözlerim kamaşmış, kulaklarımda annemin çığlıkları yankılanıyordu. O çığlıklar, hâlâ kulağımda çınlıyor. O kadar netti ki, yıllar geçse de kaybolmadılar. Bir çocuk nasıl sesini çıkaramazsa, ben de o an hiçbir şey yapamamıştım. Ne yapabilirdim ki?
Ve sonra, annemin son sesini duydum. Her şey aniden bitti, sessizlik her tarafı sardı. O an, o anda zaman durmuş gibiydi. 10 yaşındaki bir çocuğun yapabileceği tek şey, o korkuyla büyümekti. O korku büyüdü, zamanla hep içimde bir yara bıraktı. O geceyi düşündükçe, "Neden yardım edemedim?" diye sorgulamak zorunda kaldım.Şu an, bu şehirde en başarılı avukatlardan biri olarak anılıyorum. Ama ne var ki? İnsanlar beni tanıyor, dosyalarımı okuyor, kazandığım davaları takdir ediyor. Ama içimde bir boşluk var. O boşluğu hissediyorum, her geçen gün daha fazla. Geceleri uyumakta zorlanıyorum. Kendime soruyorum, neyi savunuyorum? Gerçekten neyi? Bir zamanlar annemi kaybettim, o ölümün peşinden gelen yılların ardından hala içimde bir boşluk var.
Şu an, büyük bir hukuk bürosunda çalışıyorum. O ofisin içinde, her gün başka bir dava, başka bir müvekkil. Ama içimden bir şey hep eksik kalıyor. İnsanlar bana adalet için geldiğinde, ben de onlara “adalet” sunmak için mücadele ediyorum. Ama her geçen gün, ne kadar adaletin var olduğuna inanamadığımı hissediyorum. Birer birer kazandığım davalar bile içimde bir boşluk bırakıyor. Adaletin bir anlamı kalmadı.
Her sabah uyanıp tekrar aynı şeyi yapıyorum: Kendi içsel çatışmamla boğuşarak hukuk bürosuna gidiyorum. Kazandıkça, kaybediyorum. Kaybettikçe, içimdeki boşluk daha da derinleşiyor. Artık gerçekten neyi savunduğumu sorguluyorum. Adaletin ne kadar gerçek olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Ama bir şey var, hep bir eksik var.
Bir gün, Orhan Kural adında bir işadamı geldi. Onun davayı bana getirdiğini öğrendiğimde, önce ne yapmam gerektiğini anlayamadım. Beni neden seçtiğini bilmiyorum. Ama bir şey vardı, bana dokunan bir şey. Onun davasını kabul ettim, ama içimde bir his vardı. Tıpkı annemin ölümünün ardında bir şeyler olduğu gibi, bu davada da bir eksiklik vardı.
Dosyayı incelediğimde, geçmişi ve bugün arasında bir bağ hissettim. O kadar çok benzerlik vardı ki... Benim annemin öldüğü geceyle. Orhan Kural’ın davası, bana geçmişimi hatırlatıyordu. Kafamda her şeyin bir bağlantısı olduğunu fark ettim. Ve bu dava, bir anlamda bana geçmişimi tekrar yaşatacak gibiydi. O karanlık geceyi çözmek için uğraşmak, Orhan’ın dava dosyasındaki her bir belgeyi incelemek, hepsi birbirine bağlanıyordu. Ama her seferinde, ne kadar derine inmeye çalışsam da, bir şey eksikti.
İçimdeki boşluk büyüdükçe, artık neyi savunmam gerektiğini bile bilmiyorum. O geceyi hatırladıkça, annemin yaşadığı acıyı bir daha duydum. Bu dava bana geçmişi hatırlatıyor, ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, her şey eksik kalıyor. Gerçekten adalet var mı? Gerçekten doğru bir şey yapabiliyor muyum?
O an fark ettim ki, adalet dediğimiz şey, bir sistemden başka bir şey değil. Benim için bu dava, geçmişimle hesaplaşmak gibi. O eksik puzzle parçasını birleştirmem gerekiyordu. Ama ya yanlış bir şey yapıyorsam? Gerçekten doğruyu bulabilecek miyim?
