3. bölüm / 5
Kimsesizler OkuluGiriş
Bölümler 5Şu an: Giriş
- 1 TANITIM279 kelime
- 2 Selam (Bakarsanız sevinirim🤍)513 kelime
- 3 Giriş4.628 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 1. Yeni Okul11.238 kelime
- 5 (2) Başlangıcın Sonu8.318 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selam çiçeklerim, nasılsınız bakalım?
Umarım ki hepiniz iyisinizdir,bu benim ikinci kurgum ama gerçek anlamda yazmak istediğim ilk kurgu. Yazmaya başladığım asıl kurgu ise 'Bitmeyen karanlık' onu arka planda düzenliyorum. Zamanı gelince tekrar sizlerle olur. Ama şuan önceliğim, 'Kimsesizler Okulu' çoğu yazarın yaptığı hataya düşmek istemiyorum, bir kurgu bitmeden diğerine başlamak.
Her neyse bu arada yazmak gerçekten kolay bir şey değil. Aklınızı kaçıracak gibi oluyorsunuz ama hayır öyle olmuyor, yazdıkça yazarları daha iyi anlıyorum ve bölüm atamamaları o kadar anlamlı geliyor ki, siz siz olun böyle bir işe bulaşmadan önce iyi düşünün çünkü gerçekten sağlam bir psikoloji istediğini düşünüyorum.
Gelelim "kimsesizler okuluna" benim için farklı bir deneyim olacak bakalım bizi bu yolda neler bekliyor.
Hadi görüşürüz, satır arası yorumlarınızı bekliyorum ve, yıldızlarımız sönmesin değil mi?
İyi okumalar efendim, sağlıcakla kalın diğer bölümlerde görüşmek dileğiyle.💋
Giriş
✧
"Geçmiş, kapanmayan tek yaradır; ne merhemi vardır, ne de ilgilenen bir hekimi. 'Zamanla geçer' derler... Oysa biz sadece alışırız."
✧
✧
16 Eylül 2011
Lavinia okuldan yeni çıkmıştı ve her çocuk gibi merak ediyordu. Diğer çocukların merak ettiği şeyleri değil daha başka şeyleri.Üstüne bugün okulda arkadaşları onu parmakla gösterip gülmüştü de durmadan. "Yetim... Babası ölmüş... Kimsesiz..." gibi bir sürü laf etmişlerdi. Ağlamamak için zor dayanmıştı, tüm gün gözleri dolmuş, dudakları titremişti ama tek damla göz yaşı dökmemişti.
Kimsesiz...
Hala arkadaşlarının sesi kulaklarında yankılanıyordu. Sahi ne demekti ki 'kimsesiz' en çok aklına takılanlardan biride bu olmuştu. Eve gidip Mahir abisine sormak istiyordu, o bilirdi ne demek olduğunu. Tekrar dolan gözleri ile görüşü bulanıklaştı, titrek bir nefes alarak boynundan sarkan suluk'u ağzına doğru kaldırıp birkaç yudum içti.
Babası ölmüş
Aklında durmadan dönen sözlerden biride buydu, "peki ya 'ölmüş' ne demek" diye geçirdi içinden. Ama gene kendine bir cevap bulamadı, hayat ona ölüm kelimesini en acı şekilde öğretmişti. Oysaki adında bile ölümü taşıyordu. Daha bilmiyordu ama ölüm hep bir gölge gibi peşinde olacaktı.
Lavinia:Ölüm çiçeği
Ona verilmiş bir lanetti adı, belkide adından dolayı ölüm hep bir gölge gibi peşindeydi. Önce babasını sonra, sonra kimi alacaktı ondan? İç çekerek bir türlü bitmek bilmeyen yolu yürümeye devam etti yol onun için fazlasıyla uzun geliyordu. Birbirine dolanan ayakları ile kendini yerde bulan çocuk daha fazla dayanamayıp kaldırım kenarına çöktü. Minik elleriyle yüzünü kapatıp için için ağlamaya başladı.
Yoldan geçenler oluyordu, kimisi göz ucuyla bakıyordu kimisi ise görmemiş gibi yapıyodu. Her birinin yetişmesi gereken bir yer ya da başka bir telaşı vardı. Hatta kimisi uğraşmamak için görmezden geliyordu. Hiçbirinin küçük bir çocuğa ayıracak birkaç dakikası yoktu.
Karşı kaldırımdan geçen 10 yaşındaki Atlas'ın odağı bir süredir ağlayan kızın üzerindeydi. 'Neden ağlıyor' diye içinden geçirdi. Annesi de bir süredir böyle ağlıyordu ama onun ağlama sebebini biliyordu. Atlas bir türlü anlamıyordu kendisini mutlu eden bir şey annesini neden böyle için için ağlatıyordu ki? Daha fazla olduğu yerde duramayan çocuk yolu kontrol ederek lavinia'nın yanına ilerledi.
Lavinia oturduğu yerde birden bileklerine sarılan buz gibi eller ile irkilerek hızlıca başını kaldırdı. Karşılaştığı ela gözlere ürkmüş bir şekilde baktı. Eladan çok sarıya kaçıyordu Atlas'ın gözleri biraz daha zorlasalar sarı olacaktı, güneş gibiydi. Lavinia'nın ürkek bakışlarını gören çocuk ellerini çekerek arkasına sakladı ve "Seni korkuttum mu?" diye sordu merakla.
Diz çöktüğü yerden kalkarak kızın yanına kaldırıma oturan Atlas bir süre öylece bekledi, neyi beklediğini bilmeyerek bekledi. Parmakları ile kaldırım kenarında ki toprağa desenler çizen Atlas, duyduğu ses ile başını kaldırıp yanında ki kıza baktı. "Sen de kimsin?" Lavinia'nın sesi ağlamaktan çatallaşmıştı. Bir an 'bu benim sesi mi' diye içinden geçirdi içinden.
"Hım..." diye ufak bir mırıltı çıkaran çocuk omuzlarını silkerek kıza döndü "Bilmem genelde Atlas derler" diyen çocuğun sesi oyunbazdı. "Sen kitap mısın?" diye soran lavinia ise afallamıştı. Neye uğradığını şaşıran Atlas yüzünü buruşturarak kıza baktı "O da nereden çıktı?" diye farklı bir soru ile yanıt verdi.
Kıkırdayan lavinia suluğunu bir kez daha ağzına doğru kaldırarak birkaç yudum su içti ve "Abimin odasında şey..." bir süre düşünen kız "ımm..." Gibi garip mırıltılar çıkardı. "Türkiye atlası görmüştüm" kaşlarını hafifçe çatan kız hala düşünüyordu "dünya atlası da olabilir" diye düşünceli bir mırıltı ile sözlerini bitirdi .
"Bir kere Türkiye atlası diye bir şey yok" Atlas'ın sesi kendinden emin ve çok bilmiş gibi çıkıyordu. "Her neyse bir kitap değilim ben" diyen çocuk yüzünü bir kez daha buruşturdu. Düşüncesi bile onun için korkunçtu, kitapları hiç sevmezdi. "Neden? Bir kitap olmak istemez miydin?" Lavinia'nın sözlerine karşı kaşlarını çatan Atlas'ın sesi bu sefer huysuzdu "Neden bir kitap olmak isteyeyim ki? Üstelik kitaplardan nefret ediyorum."
Lavinia iç çekerek bakışlarını yoldan geçen bir kaç araca doğru çevirdi. "Ben bir masal kitabı olmak isterdim mesala" kıkırdayan kız gülümseyerek devam etti "Sadece çocukların okuduğu bir kitap". "Ve bende senden nefret ederdim." diyen Atlas'ın kastettiği çok farklıydı lakin lavinia çok hassas bir dönemde olduğu için bu sözler bile ona dokunmuştu. İç çekmesi ile dudaklarının titremesine engel olamadı. Gözlerinden akan birkaç damla yaş ile tekrar ağlamaya başladı.
Neye uğradığını şaşıran Atlas ise yanlış bir şey yaptığını anladığında "Hey, ne oldu? Ne yaptım şimdi?" diye soran çocuğa hıçkırıklarından dolayı cevap veremedi lavinia. Biraz sakinleştikten sonra kazağının koluyla burnunu silerek iç çekti. "Niye herkes benden nefret ediyor ki? Hem ben nefret ne demek onu bile bilmiyorum ama annem bana sürekli 'senden nefret ediyorum' der, annem bana hiç iyi cümle kurmaz kesin kötü bir şeydir." diyen kız soluksuz konuşarak tekrar ağlamaya başladı.
"Hey, hey lütfen ağlama" diyen çocuk paniklemişti ne yapmalıydı bilmiyordu. Annesi ağladığında ona sarılırdı, çünkü annesi sürekli ona 'sarılmak ruhun ilacıdır' derdi. Ne yapacağını kestiremeyen Atlas lavinia'yı kendine çekerek sarıldı. "Ağlama bak masal kitabı ol söz elimden hiç indirmem hatta okuyacağım tek kitap olursun" diyen çocuğun sesi sitemliydi. Ağlaması yavaşlayan kız gözlerini kırpıştırarak çipil çipil çocuğa baktı "Söz mü?" diye sordu burnunu çekerek. Kızın sakinleştiğini gören çocuk gülümseyerek "Söz" dedi içten bir şekilde.
İkisinin de haberi yoktu ama bu söz gelecekte onları bir araya getirecekti. İkiside bu sözü unutacaktı unutmayan tek şey ise kader olacaktı.
Titrek bir nefes alarak geri çekilen kız burnunu koluyla sildi ve ayağa kalktı "Geç kalırsam annem bana kızar, gideceğim ama tekrar görüşelim olur mu?" diyen Lavinia gülümseyerek elini Atlas'a uzattı. "Bu arada banada lavinia derler." Kendisine uzatılan ele haylaz bir şekilde bakan atlas tuttuğu elden destek alarak kalkmak istediğinde buna hazırlıksız yakalan Lavinia bir kez daha düştü.
"Ya ama neden böyle yaptın ki" diye sızlanan kız ayağa kalkarak pantolonunu silkeledi. "Kalkmam için yardımcı olmak istediğini düşünmüştüm" diyen Atlas'ın sesi fazlasıyla eğlenir çıkıyordu. "Keşke beni düşürmek yerine kalksaydın bari ya" lavinia bir kez daha sızlandığında Atlas oturduğu yerden kalkmıştı. "İyi misin?" diye sordu, onu incitmek istememişti.
"İyiyim, sonra görüşürüz biran önce evde olmalıyım" diyen kız koşar adımlarla düşe kalka eve doğru ilerlemeye başladı. Atlas ise iç çekerek ufak bir tebessümle onun ardından baktı bir süre sonra ise evine doğru ilerledi. Lavinia sırtında ki çanta ile koşarken bir penguene benziyordu. Eve vardığında bir süre bekledi ve nefeslendi, girmek istemiyordu çünkü babası evde değildi abiside muhtemelen daha gelmemişti. Onu annesinden koruyacak kimse yoktu.
Boynundan sarkan suluğundan birkaç yudum alarak evin merdivenlerini çıktı. Müstakil bir evleri vardı ve lavinia'nın gözünde büyük bir evdi. Çantasından çıkardığı anahtarı birkaç deneme ile anca kapı kilidine sokmuştu. Zorlanarak da olsa kapıyı açabilmişti. İsterdi ki ona bu kapıyı annesi açsın diye, lakin annesi değil açmak bir kez daha kapatırdı o kapıyı.
Lavinia eve adım attığında evde ki sessizlik dikkatini çekmişti, ölüm sessizliği. Ölüm uğramıştı o eve lavinia bunu biliyordu ama ne anlama geldiğini öğrenememişti. Lavinia ufak adımlarla odasına ilerledi. Çantasını ve boynunda ki suluğu indirerek annesinin evde olup olmadığına baktı, hiç bir odada yoktu bakmadığı bir oturma odası kalmıştı. Oraya doğru adımladı sakince, kapıyı mümkün olabildiğince yavaş bir şekilde açtı eğer annesi orada ise öfkesini üzerine çekmek istemiyordu.
Kapıyı tam açmadı sadece göz atabileceği kadar bir aralıktan hemencecik odaya baktı. Annesini görünce istemsizce yutkundu, Zeliha hanım kanepenin yanına çökmüş ellerini saçlarına daldırmış bir halde kızarmış gözlerini halıya dikmişti. 'Bundan sonra ne yapacağım' diye düşünüyordu. Eşini, Kaya beyi arkadaşı Celal ile bir trafik kazasında kaybetmişti.
Lavinia annesinin dikkatini çekmek istemediği için kapıyı yavaşça çekip odasına geçti. Okul formasını indirip giyindikten sonra boya kalemlerini, resim defteriyle beraber çıkarıp öğretmenin verdiği ödevi yapmaya başladı, Öğretmeni 'Bir hayalinizi çizin, yarın hepsini kontrol edeceğim' demişti.
Yatağa yüz üstü uzanarak bir elini çenesine yaslayan lavinia ufak bir gülümseme ile çizmeye başladı. Evdeki sessizlik onu ürkütmeye başlamıştı, deftere sürtünen kalemin sesini bile duyabiliyordu. Annesine sarılan, bir kız çizmişti lavinia ama daha resmi bitmemişti sessizliğe daha fazla dayanamadığı için televizyonu açıp resim defterini sonra devam etmek için masanın üzerine bıraktı. Kanallarda bir süre gezip Winx'i bulunca gözleri ışıldadı.
İç çekerek açtığı çizgi filmi izlemeye başladı kızlar dönüşmeye başladığında kıkırdayarak Flora'ya eşlik etti. En sevdiği Winx karakteri Floraydı. Sürekli ona eşlik etmekten hareketleri bile ezberlemişti. Birden sertçe açılan kapı ile gülümsemesi söndü ve irkilerek kapıya döndü. Annesinin öfkeli bakışları ile karşılaşmak alıştığı bir şeydi.
Zeliha hanım hızlı adımlarla televizyona ilerleyerek fişi söktü. Kocasını bir türlü anlamıyordu ne gerek vardı bu kızın odasına televizyon koymaya. Lavinia ürkek bir şekilde karşısındaki kadına bakıyordu,şuan ürkek bakan gözleri büyüdükçe öfke ve nefret ile harmanlanacaktı. Zeliha hanım ağır ağır laviniaya döndü "Baban ölmüş ve sen burada dans mı ediyorsun?" Yılan gibi tıslayan zeliha hanım Lavinia'nın üzerine öfkeli adımlarla yürüdü.
Annesinin her adımıyla gerileyen Lavinia sesini çıkaramıyordu, oysaki en çok annesine konuşması gerekmez miydi? Annesinin hızlı adımlarıyla koşarak kapının arkasına saklandı. "Anne gelme lütfen, korkuyorum." Lavinia titreyen sesine engel olamıyordu. Saklandığı kapının kulpunu sıkıca tutuyordu. Zeliha hanım ise yüreğini yakan acıyı Lavinia'dan çıkarmaya niyetliydi, küçük kızın korkusundan zevk aldı garip bir şekilde.
Bir çocuk annesinden de korkar mıydı?
Lavinia korkuyordu işte.
Zeliha hanım kapıyı sertçe kapatarak, Lavinia'nın küçük bedenini ortaya çıkardı. Lavinia çarpan kapının sesi ile irkilerek ağlamaya başladı."Baban ölmüş ve sen burada güle eğlene oynuyor musun?"diye bağıran Zeliha hanımın sesi sinirden titriyordu. "Anne yapma lütfen ben ölüm ne demek bilmiyorum ki" Lavinia ağlayarak karşısında ki kadına yalvardı. Zeliha hanım biran yumuşar gibi oldu ama,o da bir anlıktı işte. Kalpsiz veya duygusuz bir kadın değildi lakin Lavinia'ya karşı fazlasıyla kalpsiz ve duygusuzdu.
"Ölüm ne demek bilmiyorsun öyle mi?Gel göstereyim ben sana" Lavinia'yı Mahir'in sabah uzun uğraşlar ile ördüğü saçından kavrayarak peşinden sürüklemeye başladı. Lavinia ise ağlayarak annesinin peşinden sürükleniyordu, minik elleriyle annesinin elini tutuyordu ona engel olmaya çaşlıyordu. "Anne bırak beni canım yanıyor" diyerek hıçkıran kız annesinin büyük adımlarına yetişemiyordu bile.
Dışarı çıktıklarında Zeliha hanım hızlıca terliklerini giymiş ve lavinia'ya ayaklarına bir şey giyme fırsatı tanımadan. Onu saçlarından sürüklemeye devam etmisti, lavinia ise ağlayarak annesinden kurtulmaya çaşlıyordu. Çıplak ayaklarla merdivenleri inerken tökezleyerek düştü. Dizleri kanamaya başladı lakin bu Zeliha hanımın umrunda olmadı ve laviniayı öyle sert bir şekilde saçlarından tutup kaldırdı ki lavinia biran ensesindeki saçların koptuğunu düşünmüştü. "Anne ne olur dur canım çok yanıyor" diyen Lavinia hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Zeliha hanım her zaman olduğu gibi bugün de Laviniaya karşı sağır ve kördü. Lavinia ayaklarına batan taşları hissetti, sıcak kaldırım taşları ayaklarının tabanını yaktı ama ne yapsa kendini annesinden kurtaramadı. "Anne bırak artık bırak" lavinia annesine bağırdı, Zeliha hanım bu bağırışa karşı sağır değildi, bu bağırış sadece öfkesini harladı. Sokakların boş olması Zeliha hanıma büyük bir avantaj sağlıyordu. Normalde tıklım tıklım olan sokaklar bugün bomboştu.
Lavinia ayağına batan cam ile dayanamayıp çığlık attı, bu çığlığı sadece batan cam için değildi, yardım çığlığıydı, attığı bu çığlık ruhunun en saf ve en yüksek çığlığıydı. Zeliha hanım göz ucuyla bakarak umursamayıp kızı peşinde sürüklemeye devam etti. Lavinia tek ayağıyla seke seke annesinin peşinden gitmeye çalışıyordu. Neyse ki mezarlığa birkaç adım kalmıştı. Zeliha hanım saçından tuttuğu kızı biran bile bırakmamış üstüne elini de gevşetmemişti. Köşeyi dönerek sürüklediği kızın ne halde olduğunu umursamadan karşıdan karşıya geçti Zeliha hanım.
Mezarlığın demir kapısını boşta ki eliyle iten Zeliha hanım o ağır havayı anında hissetti. Lavinia'nın ise dizlerinde derman kalmamıştı, gözlerinde ise dökecek yaş sadece hıçkırıyordu. Bilmiyordu ama ruhu ağlıyor, yardım çığlıkları atıyordu.Tek ayağıyla annesinin peşinden gitmeye çalışan kız etrafına bakındı ama yardım edecek kimsecikler yoktu. Zeliha hanım saçından tuttuğu kızı Kaya Bey'in mezarına fırlatarak bıraktı. Lavinia sırtını sert mezar taşına çarpınca, biran bedenini bu acıyı kaldıramayacağını düşündü. Lakin bedeni diğer acıların üstesinden geldiği gibi bununda üstesinden gelmişti. Lavinia ilk iş ayağına batan camı korkarak çıkarmıştı, dolu gözlerle etrafına bakıyordu ama artık ağlayamıyordu. Üstü başı çamur içinde kalmıştı.
Mahir ve atlas bir süre önce gelip Kaya Bey'in mezarını sulamıştı. Şuan ise Celal beyin mezarını suluyorlardı. Mezarlığın diğer tarafında kaldıkları için olan biteni bilmiyorlardı. "Anne neden böyle yapıyorsun?" diye soran lavinia'nın ruhu dünyanın adaletine karşı isyan ediyordu. Lakin Zeliha hanım bu sözleride duymazdan gelmişti.
"Bak üzerine oturduğun yere, babanın mezarı orası" diye mezarlığı inletecek kadar yüksek bir sesle bağırdı. Lavinia annesine anlamayarak ve inanamaz bir şekilde bakıyordu. Babası ile babaannesinin mezarın giderlerdi her bayram, babası uzun uzun karşısında ki toprak ile konuşur sonra mezar taşını öperek kalkardı. Lavinia kaşlarını çatarak üzerine oturduğu toprağa sonrasında ise annesine baktı "Yalan söylüyorsun" diye bağırdı amacı bağırmak değildi ama istemsizce sesi yüksek çıkmıştı.
Lavinia ilk kez annesine karşı çıkmış onu yalanlamıştı.
Kızının sözlerine ve bağırışına öfkelenen Zeliha hanım kaşlarını çatarak elinin tersiyle laviniaya sert bir tokat attı. Koskoca mezarda etin ete çarpma sesi yankılandı.
Lavinia tokat'ın etkisiyle düştüğü için başını mezar taşına çarpmıştı. Lavinia dönen başıyla kendine gelmeye çalışırken istemsizce elini başına götürdü. Islanan armaklarından kanadığını anladı. Bayılacak gibi oldu ama bilinci Zeliha hanıma karşı çıkarcasına açık kaldı.
Su almak için çeşmeye giden Mahir ve Atlas bu ana şahit olmuştu. Mahir hayatının en kötü anlarından birine şahit olduğunu düşündü. Küçük kardeşi yara bere içindeydi ve bunu yapan kişi gene annesiydi. Daha 10 yaşında bir çocuk olmasına rağmen üzerinde ki şoku atınca içi burkuldu ve elinde ki şişeyi atıp koşarak kardeşnin önünde dikildi.
Öfkeliydi en az annesi kadar öfkeliydi Mahir, çocuk bedenine sığmıyordu öfkesi genede annesine yansıtmadı ne olursa olsun annesiydi onun. "Anne neden ona bunu yapıyorsun, canı yanıyor" diye sitemle sordu Mahir, daha 10 yaşındaydı ama sanki büyüyüp küçülmüş bir çocuktu.
Zeliha hanım ilk defa oğluna boş gözlerle bakmıştı, normalde sevgi ile ışıldayan gözleri oğluna ilk defa boş bir şekilde bakmıştı. Yaşadığı acı ile ne yaptığının bilincinde bile değildi annesi . O bakışlar mahir'e dokunsada bir şey diyemedi. Zeliha hanım ise öfkesinin oğluna vurmasını istemediği için hızlı adımlarla mezarlıktan çıktı. Uzaklaşan kadın ile Atlas da onların yanına ilerledi.
Lavinia bir eliyle kanayan başını tutuyorken abisine odaklanmaya çalışıyordu."Abi neden senden iki tane var?" diye sordu lavinia. Annesinin ardından bakan mahir bakışlarını kardeşine yöneltti. Atlas ise daha bir saat önce konuştuğu kızın haline çatık kaşlarla baktı, üstüne mahir'in kardeşi olmasına şaşırmıştı zaten. Zeliha hanımı iyi biri sanıyordu, mahir'e karşı hiç kötü davranmamıştı, üstüne üstlük kendisini de oğlu gibi görüyordu.
Mahir yavaşça kardeşini babasının mezarından kaldırdı. Lavinia ayağına batan camdan dolayı ayakta duramıyordu bu yüzden iki mezarın arasına toprağa oturdu. "Prensesim kalk oturmaya oraya" Mahir sakin bir şekilde kardeşini kaldırmaya çalıştı. Lavinia başını iki yana sallayarak reddetti, "Ayağıma cam battı, abi canım yanıyor" sonlara doğru sesinin titremesine engel olamadı. Gözlerinden birkaç damla yaş aktı ve tekrar ağlamaya başladı.
Mahir iç çekerek kardeşinin karşısına oturdu ve kanayan ayağına baktı, derin ve tırnak boyutunda bir kesikti. Atlas da arkadaşının yanına oturarak kızın yaralanmış ayağına baktı. "Mahir,kötü görünüyor" diye mırıldandı. "Ne yapmalıyız, Atlas" diye soran mahir kendini birkez daha çaresiz hissetti. İçinden 'baba ben senin yerini nasıl dolduraym?' diye geçirdi. Babası ona hep 'ben yokken annene ve kardeşine sahip çık, özellikle kardeşin yokluğumda beni aramasın' derdi.
Atlas bir süre düşündükten sonra "Bizim eve götürelim, annem hemşire olduğu için bir şeyler yapabilir belki" diye ufak bir teklif sundu. Mahir tereddüt içinde arkadaşına baktı "Kızmasın Ayşegül teyze" diye tedirgin bir şekilde sordu Mahir. Atlas kendinden emin bir şekilde"Kızmaz,kızmaz" diyerek arkadaşını yanıtladı.
Mahir kardeşi bir kez daha incinsin istemiyordu ama başka çaresi de yoktu. Bu yüzden ellerini lavinia'nın koltuk altlarına yerleştirerek, yandaki mezarın mermer zeminine oturttu. Ve sırtını ona dönerek bacaklarını tuttu "Lavinia kollarını boynuma sar" diye kardeşine seslendi. Lavinia koluyla burnunu silerek kollarını sıkıca abisinin boynuna doladı. Başını mahir'in boynuna gömerek gözlerini kapattı. Göz kapakları ağrıyordu bugün çok fazla ağlamıştı hatta gözleri kızarmıştı.
"Abi uykum geldi" lavinia'nın gözleri isyan ediyordu, üstüne başını da çarpmış olması iyice uykusunu getirmişti. "Prenses uyumak yok, biraz bekle tamam mı?" Lavinia esneyerek usulca başını salladı. Lavinia'nın başından akan kanlar mahir'in boynunu kirletmişti ama bunu sorun etmedi.
Mezarlıktan çıkmışlardı, Atlas'ın evi uzak değildi hatta varmış sayılırlardı. Apartman kapısını açan atlas içeri girmelerini bekledi. Merdivenleri güçlükle çıkan mahir, 2. Daireye varmış Atlas'ın gelmesini bekliyordu. Kapıyı çalan Atlas mahir'e döndü "Kardeşin olduğunu bilmiyordum" dediğinde, Mahir "Bize gelmediğin için bilmiyorsun" diye homurdandı.
Açılan kapı ile ikisinin de bakışları, kapıyı açan Ayşegül hanıma döndü. Onunda Zeliha hanımdan pek farkı yoktu dağılmış bir haldeydi. Lavinia ise başını kaldırıp bakamayacak kadar bitkindi. "Çocuklar?" Ayşegül hanımın bakışları mahir ve Atlas arasında gidip geliyordu. En sonunda ise bakışlarını laviniaya çıkardı. "Mahir kardeşine ne oldu?" diye soran Ayşegül hanım afallamıştı. Eğilip laviniayı mahir'in sırtından aldı.
Ayşegül birkaç kez Kaya Bey'in evine gittiği için lavinia'yı hatırlıyordu. "Anne onu iyileştirir misin?" Diye soran Atlas, mahir ile ayakkabılarını indirip hızlıca Ayşegül hanımın peşinden gitti. "Ayşegül abla uyumak istiyorum" lavinia sızlandığında, Ayşegül hanım onu kanepeye yatırdı. "Atlas, oğlum ilk yardım çantasını getir" annesinin sözleri ile Atlas koşarak gitti. Mahir ise kardeşinin yanına oturdu. "Uyumak yok tatlım, hem kim yaptı bunu sana anlat bana" Ayşegül hanım bir süre önce vefat eden eşinin acısını unutmuş, lavinia'ya odaklanmıştı. Kandan dolayı lavinia'nın yüzüne yapışan saçlarını eliyle çekti.
Lavinia'nın yanağında ki kızarıklıktan, şiddet gördüğünü anlamıştı Ayşegül hanım. Elindeki ilk yardım çantası ile gelen Atlas hepsinin dikkatini dağıtmıştı. Mahir'in yanına oturarak annesini izlemeye başladı. Ayşegül hanım önce yavaş hareketlerle Lavinia'nın yaralarını bir güzel temizlemişti. Hemen sonra ise merhem sürerek lavinia'nın yaralarını sarmıştı. Lavinia'nın ayağındaki kesik mikrop kaptığı için baya bir uğraştırmıştı Ayşegül hanımı.
Lavinia bir süre sonra uyuya kaldığı için Mahir onu uyandırmak yerine Atlasla birlikte, onun odasına geçerek oyun oynamaya başlamıştı. Ayşegül hanım ise durgun bakışlarla karşısında yatan kızı izliyordu. Tek oğlu vardı, babasız kalmıştı ama celal bey Atlas için hiç bir zaman baba olmamıştı. Karşısında yatan kızı gördükçe aklına oğlu geliyordu.
Hayat'ın adaletsizliği her zaman kendini gösteriyordu. Bir kaza lavinia'nın tüm dayanağını almıştı ve gene bir kaza Atlas'ın tüm derdini almıştı.
•••
Lavinia gözlerini ovuşturarak yatağından kalktı, dün başını çarptığı için bugün başında garip bir ağrı vardı. Ufak adımlarla gözlerini ovuşturarak banyoya ilerledi, ellerini ve yüzünü yıkayıp, holde yürüdü. Duyduğu sesler ile gidip kendini odasına kapatmak istedi. Abisi ve annesi tartışıyordu. Babası da hep böyle annesiyle tartışırdı. Bugün lavinia'nın doğum günüydü, ama babası gelmemişti oysaki nerede olursa olsun kızının doğum gününe gelirdi. Bu sefer kara toprak izin vermiyordu.
Zeliha hanım bir hışımla oturma odasından çıktığında lavinia irkilerek annesine baktı, ona anne diyordu ama annesi onun için bir canavardı. Annesi onu görmemişti lavinia holun bir köşesine sinerek öfke ile odasına dalan annesini izledi. Mahir ise annesinin peşinden ağlayarak gidiyordu. "Anne bu kadarını yapma" diye annesine sabahtan beri yalvarıyordu.
Lakin Zeliha hanım ilk defa oğluna sağır olmuştu. Dün eve geldiği gibi lavinia'nın bavulunu toplamıştı. Elindeki bavulla lavinia'nın odasından çıkan kadın, lavinia'yı gördü ve ona doğru sert adımlarla ilerledi. Bileğinden sıkıca kavradığı kızı tek kelime etmeden, peşinden sürüklemeye başladı. "Anne ne yapıyorsun, bırak beni" lavinia bileğini çekiştirerek annesinden kurtulmaya çalıştı ama nafileydi.
"Ne mi yapıyorum, seni geldiğin yere yani ait olduğun yere götürüyorum" diyerek bir eliyle laviniayı bir eliyle ise bavulu sürüklemeye başladı. Mahir annesinin eteğine yapışmış bir şekilde "Anne onu benden alma, daha babamın acısını atlatamadan bana kardeş acısı yaşatma" durmadan yalvarıyordu. Mahir'in sesi feryat edercesine çıkıyordu. Zeliha hanım ilk defa oğlunun acısını görmüyordu, eğer görmek isterse yapamazdı çünkü.
Zeliha hanım lavinia'nın bileğini bırakarak, bavulu arabanın bagajına koydu, bu esna da mahir lavinia'yı arkasına almıştı, Lavinia ise sıkıca abisinin tişörtünü kavramıştı. Zeliha hanım bagajın kapısını sertçe kapatarak, Lavinia'ya döndü. "Mahir çekil oğlum" Zeliha hanım dişlerinin arasından konuşarak oğluna dönmüştü. Mahir hızlıca başını iki yana salladı "Babam hep onu korumam gerektiğini söylerdi" diyerek annesine karşı çıktı.
Mahir bir umut annesine yalvardı "Anne doğum günü bugün en azından bir günlüğüne olsa ona karşı iyi olmayı deneyemez misin?" dolu gözlerle annesine bakıyordu, bir umut arıyordu. Babasını kaybetmişti üstüne üstlük kardeşini de kaybedecekti. Hayat bu kadar acımasız olmamalıydı. Zeliha hanım umursamadı umursamak istemedi, "Mahir çekil" diyen sesi bir yılanın tıslamasından farksızdı. Mahir çekilmedi kardeşi için son ana kadar savaşacaktı. Babası ona böyle öğretmişti. 'Hayat acımasızdır, oğlum bir savaşçı olup durmadan savaşman gerekecek' öyle demişti Kaya bey.
Zeliha hanım istemeye istemeye yakasından tuttuğu oğlunu bir kenara iterek laviniayı bileğinden çektiği gibi arabaya bindirdi. Son anda tırabzanlara tutunan mahir düşmekten kurtulmuştu. Zeliha hanım hızlı adımlarla sürücü koltuğuna geçtiğinde, mahir toparlanarak araba kapılarını açmaya çalıştı. Elleriyle kaç kez cama vurmuştu bilmiyordu. "Anne yapma anne!" Mahir ağlayarak bağırıyordu. "Bunu bana yapamazsın, senin gibi bir annem olduğu için hayattan nefret ediyorum!" Diye bağıran çocuk öfkesini çocuk bedeninde tutamıyordu.
Zeliha hanım yutkundu, gözleri doldu sonrasında arka koltukta ağlayarak abisine bakan kıza baktı ve bir kez daha ondan nefret etti. Nefret büyüdü, büyüdü ve Zeliha hanımı ele geçirdi. Arkasında bıraktığı oğlunu umursamayarak gaza yüklendi. Biranda çalışan araba ile lavinia az kalsın ön koltukla arka kotluk arasında kalan boşluğu düşecekti. Abisinin haykıran sesi ile ağlaması şiddetlendi.
Mahir giden arabanın arkasından sadece ağlayarak bağırabildi "Lavinia özür dilerim kardeşim! Koruyamadım seni ben babam değilim ki, seni nasıl korumam gerektiğini bilmiyorum" ilk başlarda bağıran mahir'in sesi sonlara doğru sadece bir fısıltıya dönmüştü. Bir süre boyunca ağlayarak giden arabanın arkasından baktı mahir, sonrasında ise acele ile çıplak ayakla indiği merdivenlere baktı. Yenilmiş bir şekilde çıplak ayaklarını umursamadan adımlarını mezarlığa çevirdi.
Mezarlığa girdiğinde mahçup bir şekilde babasının yanına ilerledi. "Baba..." Kısık sesli mırıltısı bir yakarıştan ibaretti. Babasına ihtiyacı vardı, nasıl gitmişti onları vicdansız bir kadının eline bırakarak nasıl gitmişti. "Baba söyle bana ben ne yapacağım? Hep yaptığın gibi yol göster bana baba ".Babasının mezar taşına sarılarak ağlayan mahir annesinden nefret etmişti. Nasıl yapabilmişti bunu, nasıl bu kadar acımasız olabilmişti. Mahir babasının mezarının başında ağlayarak uyuya kalmıştı o gün. Yaşadığı bu acıyı 10 yaşında ki bedenine sığdıramıyordu.
O gün yemin etmişti, şuan gücü yetmiyordu ama gücünün yettiği an kardeşini bulacaktı. Ona en güzel şekilde sahip çıkıp elinden çalınan hayatından daha güzelini verecekti.
Lavinia bir yarım saate yakın annesiyle arabadaydı. Korkuyordu çünkü annesi arabayı son hızda sürüyordu. "Anne biraz yavaşlar mısın? Korkuyorum" diye mırıldandı lavinia arabanın içinde her kavşak da oradan oraya savrulurken tutunacak yer arıyordu. Zeliha hanım ise sanki daha hızlı sürebilirmiş gibi gaza daha fazla yüklendi.
Lavinia yolun sonunda kendisini neyin beklediğini bilmiyordu, babasını istiyordu, abisini istiyordu. Tutunacak bir dal arıyordu bu bilinmezlik küçük bedenini korkuyla ele geçirdi. Bir yarım saatlik yolunda sonunda sert bir frenle arabayı durdurdu Zeliha hanım. Lavinia korkuyla geldikleri yere baktı. Neresiydi burası ilk defa geliyordu.
Annesi onu çok uzağa getirmişti. Zeliha hanım arabadan inerek hızlı adımlarla bagaj kapısını açtı lavinia ise kendine saklanacak yer arıyordu, lakin arabada değil saklanacak kaçacak yer bile yoktu. Titrek bir nefes aldı, araba babası gibi kokuyordu, burada olsaydı böyle olmazdı hiç bir şey. Sertçe açılan kapı ile irkilerek başını çevirip annesine baktı. Güzel bir kadındı ama lavinia'nın gözünde sadece bir canavardı.
"Anne beni nereye getirdin" lavinia titreyen sesiyle mırıldandı. Ve sırtını diğer kapıya yaslayarak olabildiğince annesinden uzaklaştı. Zeliha hanım bıkkın bir şekilde kapıyı kapatarak arabanın etrafında dolandı ve diğer kapıyı açtı lakin Lavinia bu sefer Zeliha hanımın kapattığı kapıya yaslanıp,yok olmayı belkide abisinin yanına ışınlanmayı diledi.
"Anne,eve gidelim söz birdaha çıt çıkarmam, ne dersen yaparım." lavinia titreyen sesiyle merhametten yoksun annesine yalvardı. Daha da geri gidebilirmişçesine oturduğu köşeye iyice sindi. "Lavinia" Zeliha hanım tıslayarak karşısında ki kıza seslendi, "Cinlerim tepemde, beni iyice sinirlendiriyorsun" diye sözlerine devam etti. Oturduğu köşeye iyice sinen kızı gören Zeliha hanım tekrar konuştu. "Ve burada seni elimden alacak kimse yok" diye sözlerini bitirdi.
Lavinia istemeye istemeye annesinin bulunduğu taraftan inmek yerine yaslandığı kapıyı açıp indi. Meraklı ve ürkek gözlerle etrafına bakıyordu, nerede olduğunu anlamak istiyordu ama bilinmezlik içindeyken sadece korkuyordu. Zeliha hanım arabanın kapısını çarparak lavinia'ya ilerledi ve bir eliyle bavulu çekiştirerek diğer eliyle lavinia'nın bileğini kavradı. Boş yolda karşıdan karşıya geçerken, lavinia'nın adımları zorakiydi. Etrafına baktır bir umut ışığı aradı ama sabahın bu saatinde kimsecikler yoktu. Dünde bir sokak ortasında annesi tarafından sürükleniyordu ve o zaman da kimsecikler yoktu.
Etrafı koca duvarlar ile çevrili olan 6 katlı bir binanın önünde durdu. Lavinia'nın bileğini bırakarak gitmek için arkasına döndüğünde lavinia şaşkınlıkla annesine bakıyordu. Çaresiz gözlerle bakarken annesinin kendisine çare olmasını diledi. "Beni bırakıp gidecek misin anne?" Lavinia titreyen bir sesle mırıldandığında, dudakları da titriyordu.
Zeliha hanım ufak biran durdu dönüp ardında bıraktığı kıza omzunun üzerinden baktı. Tekrar yürümeye başladığında bu sefer lavinia ağlayarak annesine seslendi "Anne sarılalım mı, sen bana hiç sarılmadın" Zeliha hanım kulaklarını bir kez daha kızına karşı tıkadı. "Seni babama şikayet edeceğim" lavinia hıçkırarak annesinin arkasından bağırdı. "Niye beni de sevmedin ki, ben nefret ne demek bilmiyorum ama sen bana sürekli benden nefret ettiğini söylüyorsun" arkasından hıçkırarak ağlayan kızı umursamayarak arabaya bindi.
Arabayı çalıştırıp gaza yüklendiğinde "Anne bırakma beni, korkuyorum çok korkuyorum!" diye bağıran kızı duymadı bile. Arkasında ki kapı açılınca irkilerek arkasına döndü lavinia, karşısında ki adama ağlayarak,korkuyla baktı ve birkaç adım geriledi. Güvenlik kulübesine geçmek için çıkan adam, kapının önünde bir çocuk daha bulmanın burukluğunu yaşadı. Karışsında ağlayan çocuğa elini uzatan Mehmet bey"Gel buraya ufaklık" diyerek kızın elini tutmasını bekledi.
Lavinia tereddüt içinde ve korkuyla bir adama bir de eline bakıyordu."Sen kimsin?" diye sorduğunda sesi çatallaşmıştı. Karışsında ürken çocuğa bakarak iç çeken adam "Ben buranın güvenliğiyim." diye ufak bir açıklamada bulundu. "Peki burası nere?" diye soran kız ağlamıyordu, sessizce hıçkırıyordu.
"Burası Kimsesizlerin evi" diyen adam sabırlıydı kızın sakinleşmesini bekliyordu. Lavinia burnunu kazağının koluyla sildi ve kaşlarını çatarak karşısında ki adama baktı "Ben kimsesiz değilim" Mehmet derin bir nefes ile elini indirdi. "Buraya bırakıldığın an kimsesizsindir ufaklık" lavinia başını iki yana sallayarak reddetti. Lavinia kimsesiz değildi ki, kimsesi olmayana kimsesiz derlerdi. Lavinia'nın kimseleri vardı, annesi vardı onu sevmese bile, abisi vardı şuanda yanına olmasa da ve babası vardı şuan da kara toprağın altında olsada.
"Tamam, sakin ol en azından annen gelene kadar içeri geçelim olmaz mı?" diyen Mehmet bey ilk defa böyle şeylerle karşılaşmıyordu. Her hafta korku dolu gözlerle karşılaşıyor ve omuzları yeni bir emanetin ağırlığıyla çöküyordu. Lavinia başını iki yana sallayarak karışsında ki adamı reddetti "Babam hep yabancılar ile vakit geçirmemem gerektiğini söylerdi" Mehmet bey ilk defa bu denli inatçı bir çocukla karşı karşıya kalmıştı. Ne yapacağını bilmiyordu, ufak bir yalan ile karşısında ki kızı kandırmayı denedi bu sefer, cebinde ki güvenilik kartını çıkararak karışsında ki kıza gösterdi. "Polisim ben bana güvenebilirsin"
Lavinia tereddütle karışsındaki adama baktı ve derin bir nefes alarak başını onaylar anlamda sallar "Peki ama sadece annem gelene kadar" diyen küçük kız adamın tekrar uzattığı eli bu sefer tuttu. Lavinia Mahir'in bir şekilde annesini ikna edeceğini umarak öyle demişti. Lakin Mahir hiç bir zaman annesini ikna edememişti, lavinia adım attığı bu yerden sadece 18 yaşında çıkabilecekti başka bir cehenneme adımladığını bilmeden.
Bugün lavinia kimsesizlik ile tanışmıştı ama içinden hep ben kimsesiz değilim diye geçirmişti.
Lavinia büyüdükçe nefreti öğrenecekti ama aklına sadece annesinin gözleri gelecekti.
Lavinia geçen zamanla ölümü anlayacaktı, hep bir nefes kadar uzağında olan ölüm ile anlaşmaya çalışacaktı.
Ama ona kimsesiz diyen herkese verecek bir cevabı vardı. 'Ben kimsesiz değildim ki bana neden kimsesiz diyorlardı kimselerim vardı benim beni sevmesede annem vardı, küçük yaşta ondan ayrıldığım abim vardı, ölmüş olsada benim bir babam vardı ben kimsesiz olamazdım.'
Zeliha hanım bugün ailesini yüreğinde ki acı ile paramparça etmişti. Oğlunun nefretini kazandığını görse de geri dönüş olmadığı düşüncesiyle bir şey yapma gerkesinimi duymayacaktı.
Ben Lavinia Miran, hayatıma hiç bahar gelmemişti, ben hep sonbahardım.
Ben Lavinia Miran; annemin gözleriyle tanıştığım nefreti, anneme karşı ölesiye besliyorum.
Ben Lavinia Miran, babamın ölümüyle ölümün bana ne kadar yakın olduğunun farkına varmıştım, oysaki ölümü adımda bile taşıyordum.
Ben Lavinia Miran, bir yanım hep yarım çünkü abim benden kilometrelerce uzakta.
Ben Lavinia Miran, her şeye inat gülmeye ve savaşmaya devam edeceğim.
≈≈≈≈≈≈≈≈≈
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz bakalım?
Zeliha hanım...
Diyecek sözüm yok size bırakıyorum.
Mahir ah be mahir taktın oğlum bizi.
Pekala şunu söylemek isterim ki ben yazmadım kesinlikle karakterler ete kemiğe bürünüp kendini yazdı. Oturup acaba şunu şöyle yapsam mı diye düşünmedim, girip yazmak istedim şunu yazayım dediğimde 'hayır ben bunu değil, şunu yaparım' gibi sesler kafamda dolandı.
Gerçek bir soru sormak istiyorum, ne hissetiniz?
Veya ağlayan oldu mu, umarım bu konuda yanlız değilimdir.
Bir sonra ki bölümü de düzenleyerek daha güzel bir şekilde atacağım merak etmeyin uzun sürmez.
Biliyorum Mahir ve Lavinia'nın bazı hareketleri yaşına göre büyük ve uymuyor. Ama bazı çocuklara çocuk olma hakkı verilmez.
Sanırım sadece mükemmeliyetçiler anlayacak, neyse bir sonraki bölümde görüşürüzz...💋💋🫶🏼🫶🏼
Bölüm etkileşimi
