8. bölüm · KİMSE GERİ DÖNMEZ

7. Bölüm Atlatılamayan Acılar, Kanayan Yaralar

Ezgi Nur Alçın

Yapma böyle. Anla artık, sen yıkıldıkça o yeniden doğuyor. Senin acından besleniyor. Buna izin verme!” Asuman’ın son söyledikleri kulaklarımda uğulduyordu. Ben ise sadece önümdeki cesede, Pelin’e ruhsuzca bakıyordum. Gözlerimden akan yaşlar durmuyordu, lakin ben bağırmayı çoktan bırakmıştım.

“Baran Demir, oyunu kaybetti.
Erdem Yalçın, oyunu kaybetti.
Buse Demirci, oyunu kaybetti,” gibi daha birçok isim sıraladı Karanlıklar Lordu.
Buz gibi gözlerle cesede bakmaya devam ederken zor da olsa konuştum: “Kuzey haklıydı. Ortam sessizleşti, her şey rahatladı zannettik ve tam o anda bir bomba patladı. Bir sürü insan o bombanın içinde kayboldu. O bomba, konservenin içindeki camlardı.”

Asuman daha çok endişelenerek bedenimi sarstı. “Kendine gel Asena. Yıkılamazsın,” dedi sinirle. “En azından sevdiklerin, Kuzey için, benim için yapma bunu, lütfen!” Bakışlarımı ona çevirdim. Bir robottan farkım yoktu belki de. Gözümden bir damla yaş daha süzülürken yarım kalan cümleme devam ettim: “O bomba bir sürü can aldı. Bir sürü insanın nefesi o küçücük cam parçalarıyla son buldu. Ve ben o insanların geride bıraktıklarını düşünmeden edemiyorum.” Ağlamaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu. Yıkılmış gibi dudaklarımdan dökülen cümlelere dayanamadım, kaybettim kendimi. Gözümden akan yaşlar, bugün feda edilen kana damladı.

“Götür beni buradan,” dedim. Sesim kısılıyor ve ağladığım için tiz çıkıyordu.
Koluma girerek bedenimi çekiştirdi. Fakat ben oralı değildim çünkü kendi içimde bir çatışma yaşıyordum. Yine ben mi sebep oldum buna? Kafamın içi bu sesle doluydu. Lakin anlamıyordum da. Tam olarak ben mi sebep olmuştum yoksa katil daha çok insanı katlederek canımı yakmak mı istiyordu?

“Kuzey’i aramamı ister misin?” diyen bir ses daha duyduğumda kafamı çevirip tekrar Asuman’a baktım. Başımı evet anlamında salladım. Beni kendime getirecek tek kişi oydu. Belki bu olanlardan sonra da ondan uzak durmam gerekirdi. Ama istemiyordum. Sanki ondan uzak durmak her şeyi daha kötü bir hale getirmekten başka bir şeye yaramayacaktı.

Adımlarımız durdu. Asuman telefonda Kuzey’le konuşuyordu. Sinirli sesi buradan bile duyuluyordu. “Yapamam, yürüyecek durumda değil,” dedi Asu. Ve birkaç dakika sonra Kuzey tam karşımdaydı. Adımlarını tam önümde durdurdu. Islak gözlerle yüzünü inceledim. Bir şeyi yoktu. Kollarını belime doladı ve beni göğsüne yasladı. Gözlerimi kapatarak soluklandım, dinlendim birkaç dakika. Daha sonra ayrıldım ondan. Amacım gözlerimi silmekti ama nafileydi. “Yapma be güzelim,” dedi Kuzey’in acı dolu sesi. Fakat tam o noktada delirdim belki de.

Kendimden beklemediğim bir sinirle “Neyi yapmayayım?” diye soludum. “Neyi yapmamamı bekliyorsun? Tüm bunlara sebep olan ben değilim!” Ağlamanın ötesine geçmiştim artık. Hıçkırıklarım arasında nefes almaya çalışıyordum. Tüm bu ölümlerin, vahşetin, kanın içinde boğuluyordum.

“Üzgünüm!” diye haykırdım. “Ben senin gibi ölü görmeye alışmadım da. Bu yüzden bu tepkilerimi normal gör ve beni yargılama!” Hıçkırdım gözyaşlarımın arasında. Ve beni kendime getirecek sesini duydum. Kırgın ama hâlâ sevgi dolu. “Üzülmeni istemiyorum sadece,” dedi. Titredim yerimde. Ellerimi yüzüme kapatarak sakinleşmeye çalıştım. “Bitsin, lütfen! Bu kâbus bitsin,” diye mırıldandım. Kan solumaktan sıkılmış, her gece farklı bir anonsla gelen ölümlerden bıkmıştım.
Gözlerimi açtığımda kırgın bakan yeşil gözlerini gördüm. Bu kadar kırılgan değildi normalde. Benim tek cümleme kırılmaması gerekirdi. “Özür dilerim,” dedim sanki her şeyi düzeltebilecekmişim gibi. Daha sonra arkamı dönüp ikisinden de uzaklaştım. Doğru değildi yaptığım. Bunu geç fark etmem acı vericiydi.

Kendi odama çıkıp kapıyı üç kez arkamdan kilitledim. Mum gölgemi kapının üstüne düşürüyordu. Gidip yatağın üstüne oturdum. Sakince bekledim. Bekledim.

Başka bir şey yapmak ne istedim ne de zorunda kaldım. Yatağın yanındaki komodinde oyalanıyordu bakışlarım. Gece lambası, defterler, kalemlik gibi bir sürü şey orada duruyordu. Elimi deftere uzattım. Yumuşak sarı renk kapağı bana lise dönemini hatırlatıyordu. Sayfaları rastgele karıştırırken bir kâğıt düştü kucağıma.

“Artık herkes gerçeği biliyor. Efsane gerçek. Tıpkı geri dönmeyecek insanlar gibi. Aynaya bak Asena Turalı. Sen, sen misin gerçekten? Gerçek kimliğini öğrenmeye çalışmadan önce, kim olduğunu öğren. Araştırmaya kendinden başla.
Sana bıraktığım şifrelerle bulmacayı çöz. O bulmaca, sen ve senin geçmişin. Bu oyunun bir parçası. Oyun, acıların üstünü örtmek için güzel bir araç. Bunu unutma. Ve eğer bulabilirsen kendini, o zaman çözeceksin cinayetleri de.
Sevgiler,
Karanlıklar Lordu.”

Benim için anlamı olmayan o kâğıda bakakaldım bir süre. Burnuma gelen ben kokusu rahatsız ediciydi. Katil yine odama girip bu kâğıdı bana bırakmıştı. Bu defter daha önce burada değildi aslında. Onu fırlattığım dolaptan alıp buraya koymuştu. Bunu ilgimi çekmek için yapmıştı. Başarmıştı da. Lakin değindiği kendini bul kısmına bir anlam verememiştim.

“Sana verdiğim süre iki gün sevgili Asena. Bu şifreyi çözersen oyun bitecek ve sen kazanacaksın. Ama eğer çözemezsen bu senin için kötü olacak çünkü ailen yanımda. Evet, onlar senin için burada.”

Gelen anons sesiyle yutkundum. Nefesim boğazımda düğüm haline geldi. Ellerim delicesine titrerken ayaklanıp odadaki tüm defterleri önüme yığdım. Kapıdan gelen ses ise tüm dikkatimi dağıttı.

•••

Asuman deli gibi koridorda dönüp duruyordu. Asena onu fazlasıyla endişelendiriyordu. Onu en son pek iyi görmemişti. Asena’nın elleriyle birlikte bedeni de titriyordu her korktuğunda. Bunu bilmediğine yemin edebilirdi Asuman.

Koridora camlardan giren ışık ortamı aydınlatıyordu lakin ortamdaki kan ve rutubet kokusu rahatsız edici şekilde fazlaydı. Gözünün değdiği her yerde ceset görüyordu Asu. Bu normal değildi. Ceset gördüğü her anda aklına küçük kardeşi geliyor, ciğeri yanıyordu. Boğazındaki yumru onu öldürecek kadar nefesini kesiyor, bir hayli boğuyordu.

Geçmiş

Daha 8 yaşında bir minikti Asu. Kardeşi Melek 6 yaşındaydı. Birkaç hafta sonra da 7 yaşına girecekti. Bunun için fazlasıyla heyecanlı olduğu belliydi. Ablasını rahatsız etmeye devam etti. “Lütfen abla, söz veriyorum karşıdan karşıya geçerken sağımı solumu 5 kez kontrol edeceğim.” Elindeki köpüklü tabağa baktı Asuman. Annesi ve babası sürekli çalıştığı için evin işlerini o hallediyordu. Okuldan gelir gelmez evi topluyor, sonrasında da derslerine çalışıyordu. Bunları yaparken de bir hayli zorlanıyordu. Ailesi ondan çok şey istiyordu. Hepsine yetişmek fazlasıyla zordu.

Kardeşi ise şimdi evlerinin önündeki parka gitmek istiyordu. Ama annesi izin vermezdi. Daha altı yaşındaydı. Karşıdan karşıya geçmesi tehlikeliydi. “Daha sağını solunu bilmiyorsun Melek. Evde kal biraz. Ben seni sonra götüreceğim. Olmaz mı? Hem birlikte oynarız?” dedi. Suyu hafif açtı ve köpüklere boğduğu bulaşıkları durulamaya başladı. O da oynamak istiyordu ama üstüne yıkılan sorumluluklardan vakit bulamıyordu.

“Abla, lütfen ben artık büyüdüm,” diyerek ısrarını sürdürdü Melek. Güldü Asuman onun bu ısrarına. Kıyamadı ve çabuk ikna oldu. “Üstüne hırka al. Çamurla oynama ve karşıdan karşıya dikkatli geç. Anneme söylemek de yok. Bana izin verdiğim için çok kızar. Sen de biliyorsun,” dedi. Gözleri buğuluydu ama gülüyordu. İçine bir huzursuzluk çökmüştü. Nedenini bilmiyordu.
Melek zıplayarak evin içinde koşuşturdu.

Üstüne beyaz örgü bir hırka aldı. Bunu ona anneannesi örmüştü. Aynısından Asuman’da da vardı. Saçlarını hızla tarayan Melek fazla heyecanlıydı. Onu izledikçe Asuman’ın yüzündeki gülümseme de büyüyordu. Kapıyı açarak dışarı yöneldi. Asuman onu camdan izliyordu. Dışarı çıktığını gördü hızlıca. Koşuyordu ama. Ablasına söz vermişti lakin umurunda değildi. Yolun karşısına da koşarak geçecekti ki Asuman’ın duyduğu bir korna sesi kâbusu olmuştu. Nefesi yarım kalmış, çığlığı tüm sokağı altüst etmişti. Koşarak dışarı attı kendini. Köpüklü ellerini umursamadan soluğu yolun ortasında buldu.

Kalbi deli gibi vuruyor, korkuyu en derininde hissediyordu. Melek’i göremeyince boğazı yırtılırcasına bağırdı: “Kardeşim nerede?” Haykırışı yüzünden tüm komşuları dışarı çıkmıştı. Bir araba duvara çarpmış, içindeki yaralı insanlara yardım ediliyordu. Peki kardeşi, canı, kanı neredeydi? Sarsak adımlarıyla yürüdü. Bir kalabalık gördü. Elindeki su ve köpükler yerdeki kana karışıyor, korkunç bir görüntü sunuyordu.

Kalabalığa doğru ilerlerken bir kadın onun elini tuttu. “Gitme kızım,” dedi ağlayan kadın. Asuman kim olduğunu öğrenmek için hafif kafasını kaldırdı. Komşuları Ayçin teyzeydi. Elini sertçe kadından çekti. Ama izin vermedi Ayçin teyze. Yanlarına Esma ablası da geldi. Asuman artık deli gibi ağlıyordu. “Ne oldu Melek’ime?” Tiz çıkan sesiyle daha çok bağırdı. Kokruyordu. Kalbi göğüs kafesini delecek diye korktu.

Onu tutan ellerden kurtulur kurtulmaz koştu kardeşinin yanına. Yerde yatan hareketsiz bedenini görünce de yutkundu. Yaşı asılı kaldı gözünün pınarında. Yavaşça süzüldü sonra. Kardeşinin kan içinde olan parmağına düştü. Kan ile gözyaşı karıştı. O an çok istedi, çizgi filmlerdeki gibi kendi yaşının da sihirli olmasını. Gözyaşlarının kardeşini geri getirmesini çok istedi. Ama sadece istemekle yetindi.

Diz çöktü. Beyaz hırkası onun kanıyla yıkanmıştı. Gözleri açık ona bakıyordu. Kardeşinin kanla ıslanmış saçlarına dokundu. “Uyan ablacım. Daha yedi yaşına giremedin. Az kalmıştı. Çok heyecanlıydın, gidemezsin.” Sesi titriyordu ama konuşmayı bırakmıyordu. Sesini duyup uyanacaktı, inanıyordu. “Hediyeni de vermedim sana. Görmeyecek misin?” Ellerine bulaşan kanı gördü. Donup kaldı adeta, nefes dahi almakta zorluk çekti. “Çok istediğin ayıcığı almıştım. Kalk hadi, söz hediyeni erken vereceğim.” Uyanmadı. Uyanacak diye çok konuştu ama kardeşi Melek uyanmadı. Acı dolu bir mırıltı çıktı dudaklarından. Buna engel olamadı. O an anladı ki kardeşi ona geri gelmeyecekti.

Diz çöktüğü yerden haykırdı acısını. Kendini geri itti ve kan gölünden uzaklaştı. “Benim yüzümden!” Öyle bir bağırdı ki olayı görmeyenler de başında toplandı. “İzin vermemeliydim,” dedi ağlamaya devam ederken. Delirmiş gibi ellerini saçlarını attı. “Kalk lütfen, kalk.” Aralıksız tekrarladığı kelimeleri söyledi. “Esma abla, yardım et,” dedi çok sevdiği komşusuna bakarken. “Ağlama lütfen, yardım et. Söz oyun oynamak için Melek daha ısrar etmez sana.” Dedi ama Esma ablası artık bir şey yapamazdı. Melek gerçekten melek olmuştu.

Annesinin sesini duydu. Ayçin teyzesi telefondan aramış olmalıydı. Annesinin kızgın ama ağlayan sesleri yüzünden daha çok parçaladı kendini. Yok olmak istedi.

“İzin ver-me-meyecektin,” dedi annesi. Hıçkırarak ağlıyor, kekeliyordu. Telefon hoparlörde olduğu için herkes duyuyordu. “Anne, bilmiyordum,” dedi Asuman boğuk sesiyle. “Özür diler-” diyordu ki sesini telefondan gelen fren sesleri yüzünden kesti. Tekrar haykırdı kardeşine bakarken: “Anne, siz de bırakmayın beni.” Dedi. Çığlığını duymayan kalmadı. O mahalle Asuman'ın, küçük bir kız çocuğunun yıkılışına şahit oldu. Ayçin teyzesi telaşla konuşmaya başladı. Ama telefonun diğer ucunda ses yoktu. Kalktı. Kendini zorladı ve adımları telefona doğru gitti. Üstünde, parmaklarında kardeşinin kanı vardı. Yüzünü buruşturdu. Yürüyecek gücü bile kalmamıştı. “Özür dilerim,” dedi dizlerinin üstüne düşerken. Gözlerini sıkıca yumdu, elleriyle yüzünü kapattı ve ağladı. İçi çıkana kadar ağladı.

“Özür dilerim,” dedi. Son yarım saat bunları tekrar etti. Sonrasında kardeşini ondan almak isteyenler geldi. Anında ayağa fırladı ve ölü bedenin yanında buldu kendini. Onu yerden kaldıracaklarında engel oldu. Kanlı hırkayı çekiştirdi. “Götürmeyin onu, benim başka kimsem yok!” Güçlükle konuştu ama onu dinlemediler. Acıyla tekrar bağırdı "götürmeyin onu!" Kardeşi ondan uzaklaşırken o sadece izliyordu.

Şimdi

Titreyen elleriyle Asuman eline bulaşan kardeşinin kanını hatırladı. Kuzey, Asuman’ın değişen ruh halini gördü. Bir sorun olduğunu anlamıştı. Dikkatle arkadaşına baktı. “Sorun ne?” dedi. Gözlerindeki endişeyi gizleyemiyordu.

Asuman kardeş gibiydi onun için.
“Bir sorun yok komiserim. Melek’i hatırladım,” dedi. Sesi hüzün dolu bir hikâye gibiydi. Başını salladı Kuzey. “Bir sorun varmış abicim. Bana burada komiserim demene de gerek yok,” diyerek yanına doğru ilerledi. Eğilip ona baktı. Ağlamaması mucizeydi.

“Sana verdiğim süre iki gün sevgili Asena. Bu şifreyi çözersen oyun bitecek ve sen kazanacaksın. Ama eğer çözemezsen bu senin için kötü olacak çünkü ailen yanımda. Evet, onlar senin için burada.”

Gelen anons sesiyle bakıştılar bir süre. Kuzey derin bir nefes aldı. Deliriyordu bu anonsları duyduğunda. Asena’nın kapısına baktı. Kapıya doğru ilerledi ve kapıyı tıklattı. Tekrar Asena’nın başına kötü bir olay gelmesinden korktu. Kapı iki dakika sonra açıldı. Komiserinin adımları odanın içine ilerlerken Asuman bir alt kata yöneldi. Onların yalnız kalması en iyisiydi.

Derin düşünceler içerisindeyken ağlamamak için dişlerini sıktı, nefesini tuttu. Zaten güçlü olduğunu göstermek için, güçlü olduğuna inanmak için polis olmuştu. Ağlamak için değil. Derin nefesler alarak kendini sakinleştirmeyi başardı. Bakışları otelin camına kaydı. Gökyüzünü süsleyen yıldızlara gülümsedi. Küçük kardeşi onlardan biriydi. Buna inanıyordu.

“Acil müdahale lazım!” diye haykıran bir kadınla tüm dikkati dağıldı. Kadının kucağında taşıdığı yaklaşık 19-20 yaşlarında bir adam vardı. Kadının yaşı olduğundan tahminen oğluydu. “Doktor, yardım et!” Tüm otel koridoru inledi. Odadan fırlayan adam hastanın başına geçti. “Siktir, yine mi?” dedi sinirle. Esmer teni geceye ortak oluyordu. Mavi gözleri ise bir ışık gibi aydınlatıyordu sanki burayı. Asuman gözlerini ondan almakta zorlanıyordu. Hayatında ilk defa bir adamı yakışıklı bulduğunu kendine itiraf etti.

“Yara bir bıçak yarası olmalı. Derinlik biraz fazla, kurtarmak zor olacak.” Beyaz gömleğinin kollarını yukarı doğru kıvırırken stresli olduğunu gizleyemiyordu. “Kolonya gibi bir şey lazım bana. İçinde alkol olsun yeter!” Koridora doğru bağırdı adam. Asuman küçük bel çantasını hızla karıştırdı. Küçük şişede olan kiraz çiçeği kolonyasını kaldırarak bağırdı: “Bende var.”

Koşarak adamın yanına ilerledi ve ona şişeyi verdi. Adam kolonyayı aldıktan sonra hızla odasından temiz bir havlu getirdi. Beyaz renkli havluya kolonyadan döktükten sonra yaraya bastırdı. Sinirle bağırdı sonrasında: “Bunu bir ameliyathanede yapmam gerek, lanet otel koridorunda değil!”
Kolonya yaraya temas ettiği an hastadan hırıltılı bir çığlık koptu.

Kadın gözyaşlarıyla oğlunu izliyordu. Doktor elindeki bezi hafif kaldırarak kanamanın durup durmadığına baktı. Kiraz çiçeği kolonyası ve kanın metalik kokusu pek iç açıcı değildi. Kan dışarı taşmayı bıraktığında endişesi bitmedi. İç kanamadan şüphelenmişti. “Aranızdan birinde iğne ve iplik var mı?” Kalın sesi ortama daha fazla gerginlik yaydı. Sabırsızlıkla etrafına bakarken yaraya baskı uygulamayı bırakmıyordu. Hastanın annesi bağırdı. “Bende var,” diyerek siyah ipliği Asuman’ın eline sıkıştırdı.

İğneyi de dikkatlice ona verdi. Asuman ipliği iğneye geçirdikten sonra elinde tutmaya devam etti. Birkaç saniye sonra doktor yaraya bastırmayı bıraktı. Kan yerde her yere yayılırken Asuman’ın ellerine de bulaşmıştı.
Doktor titreyen parmaklarıyla iğne ipliği aldı. Son çare olarak bunu yapıyordu. Dikişin kanamayı durdurmayacağını o da iyi biliyordu. Lakin başka çaresi yoktu. Dikkatlice dikiş atarken Asuman’a seslendi: “Nabzı kontrol edebilir misin?” Dedi ve göz göze geldiler.

Hızla başını aşağı yukarı salladı. İki parmağını hastanın boynuna koydu. Cılız bir ritim parmağına vuruyordu. “Nabzı hâlâ atıyor,” dedi. Elini geri çekmedi. Sakince bekledi. Kanın kokusu her defasında burnuna vuruyor, ona kötü günleri hatırlatıyordu. Cılız ritim de son bulduğunda gözlerini kapatıp titreyen bir sesle konuştu: “Nabzı durdu doktor.” Kiraz çiçeği kokusu hâlâ havada asılıydı ama ölümün üstünü örtemiyordu.

Doktor kana bulanmış ellerini hastanın boynuna attı. Asuman elini geri çektikten sonra o da kontrol etti. Fayda yoktu. O bir ölüydü artık. “Oğlum!” diye haykıran kadın dizlerinin üstüne düştü. Yavrusunun bedenine sıkıca sarılırken söyleyebildiği tek şey “‘beni neden bıraktın’”dı. Asuman dolan gözlerini gizleyemedi. Doktora baktı. O da zaten onu izliyordu. “Ölü görmeye pek alışık değilsin galiba komiser. Öyleyse neden bu meslek?” Müfettiş (dedektif) olmak için ekipte olduğunu herkes biliyordu.

“Aksine ölü görmeye alışığım doktor, lakin duygusuz değilim. Kendinde sorun aramaya ne dersin?” Soğuk sesi buz gibi ortamı daha da gerdi. Doktor hiç tepki vermediği için söylüyordu bunları.

“Bunun için beni suçlayamazsın. Bu gece üçüncü kayıptı.” Yorgunluğu her halinden anlaşılıyordu. “Rüzgâr ben.” Saçma bir şekilde bu kadınla tanışmak ve onu hayatına almak istiyordu. Asuman’ın içi titredi ama belli etmedi. “Asuman.”