KETÇUP VE MAVİŞ kitap kapağı

11. bölüm / 11

KETÇUP VE MAVİŞ

11. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Bright starr

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 11. BÖLÜM

"Aşk, birbirine bakmak değil; birlikte aynı yöne, mesafelerin ötesine bakmaktır."

-Antoine de Saint Exupery -

Sabah, eşyalarımı toparlarken bir an durup elimdeki kıyafete baktım.

Antalya'ya geleli çok olmamıştı.

Ama sanki buraya geldiğimden beri haftalar geçmiş gibiydi.

Ömer'i bulmak için çıktığım bu yolculukta neler yaşadığımı düşündüm. Korkuyu, endişeyi, belirsizliği... Sonra onu bulduğum anı.

Şimdi ise İzmir'e dönüyordum.

Her şeyin normale dönmesi gerekiyordu.

Ama içimde bir şey, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyordu.

Tam düşüncelerimin arasında kaybolmuşken arkamdan tanıdık bir ses geldi.

"Yine düşüncelere dalmışsın, maviş."

Başımı çevirdiğimde Ömer kapıya yaslanmış, bana bakar bir vaziyetteydi. Yalan yok artık beni gelip böyle izlerken onu fark etmeye alışır gibi olmuştum. Ama yine de bir ses verip geldiğini belli etse de fena olmazdı. Bir anda bu şekilde de gelinmezdi.

"Sen de insan gibi normal bir şekilde gelmeyi ne zaman öğreneceksin?"

Kaşlarını kaldırdı.

"Ben gayet normal bir şekilde geldim."

"Hayır. Sen normal bir şekilde gelmedin. Bayağı sessiz bir şekilde geldin."

"İkisi arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum ben şahsen."

"Gayet büyük bir fark var."

Ömer hafifçe gülümsedi. Her zamanki hafif umursamaz tavrını takındı.

"Abartıyorsun, maviş."

Gözlerimi devirdim.

"Ben mi abartıyorum? Asıl sen çok garip bir insansın."

"Biliyorum."

Bu cevabına karşılık hayretle sordum.

"Bununla gurur mu duyuyorsun bir de?"

"Biraz."

İstemeden gülümsedim.

Tam o sırada kapının önünde Ayaz belirdi.

"Hazırsanız yavaştan çıkalım."

Çantamı aldım.

"Hazırım."

Ömer de başıyla onayladı.

"Çıkalım."

Üçümüz birlikte evden çıktık.

Bir süre yan yana yürüdük. Sabah havası serindi. Antalya'nın sokaklarına son kez bakarken içimde garip bir his vardı. Buraya geldiğimde aklımda sadece Ömer vardı.

Şimdi ise giderken onu geride bırakmak nedense düşündüğümden daha zor geliyordu.

Bir süre sonra Ayaz bana döndü.

"Sen İzmirliydin, değil mi?"

"Evet."

"Doğma büyüme mi?"

Başımı onaylar bir şekilde salladım ve,"Evet, doğma büyüme,"diye cevapladım.

Ayaz'ın yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu.

"Ne güzel. Ben de Ankaralıyım."

Kaşlarımı kaldırdım.

Ömer daha ben bir şey söyleyemeden araya girdi.

"Niye yalan atıyorsun kıza, Ayaz?"

Ayaz ona döndü.

"Ne yalanı?"

"Bir kere öyle dümdüz 'Ankaralıyım' denmez."

Ayaz'ın kaşları havaya kalktı.

"Nasıl denir?"

Ömer ciddi bir ifadeyle, " 'Angaralıyım' denir. Buradan Antalyalı olduğunu belli ettin bile," dedi.

Ayaz birkaç saniye Ömer'e baktıktan sonra kahkahayı bastı.

"Tamam, haklısın kardeşim."

Sonra bana dönüp gülümsedi.

"Ama bir şeyi atlıyorsun."

Ömer merakla ona baktı.

"Neyi?"

Ayaz'ın yüzündeki gülümseme bu kez değişmişti. Daha içten, daha sıcak bir hal almıştı.

"Belki ben hakiki Ankaralı değilim..."

Kısa bir an durdu.

"Ama sen benim kardeşim sayılırsın."

Ömer'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Ayaz devam etti.

"Biz on bir sene beraber büyüdük. Yani senin memleketin benim memleketim sayılır."

Ömer hiçbir şey söylemedi.

Sadece Ayaz'a baktı.

Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Gözlerinin içindeki o sıcaklığı saklamaya çalışsa da pek başarılı olamıyordu.

Sanki Ayaz'ın söyledikleri, Ömer'in içinde kimsenin kolay kolay dokunamadığı bir yere ulaşmıştı.

Ben de bunu fark etmiştim.

Ömer'in gözlerine baktığımda, az önceki şakacı halinden eser kalmadığını gördüm.

Sadece birkaç saniyeliğine sessizleşmişti.

Sonra gözlerini yere indirip hafifçe gülümsedi.

"Sen var ya..."

Ayaz bekledi.

Ömer başını iki yana salladı.

"Nereden vuracağını çok iyi biliyorsun."

Ayaz hiç düşünmeden cevap verdi.

"Boşuna kardeşimsin demiyorum."

Ömer bu kez gerçekten gülümsedi.

Ben de istemsizce gülümsedim.

Onları yan yana izlerken, aralarındaki bağın sadece arkadaşlıktan çok daha fazlası olduğunu bir kez daha anladım.

Bazı insanlar kan bağı olmadan da aile olabiliyordu.

Tam o sırada Ayaz ileride duran taksiyi fark etti.

"Bak, taksi."

Elini kaldırıp taksiye doğru salladı.

Araç yavaşlayarak bize doğru yaklaşırken Ayaz öne doğru bir adım attı.

Ben ise birkaç saniye daha Ömer'e baktım.

İçimde garip bir his vardı.

Sanki İzmir'e dönüyor olsam da Antalya'da bir parçam kalacaktı.

Belki de o parça, Ömer'di.

Taksiye bindikten sonra Ayaz öne, ben ve Ömer arka koltuğa geçtik.

Ben cam kenarına otururken Ömer de yanıma yerleşti.

Daha araba hareket etmeden ona baktım.

"Sen niye buraya oturdun?"

Kaşlarını kaldırdı.

"Ne var?"

"Başka yer yokmuş gibi."

"Var."

"E o zaman?"

"Senin yanında oturmak istedim."

Gözlerimi devirdim.

"Ne kadar da düşüncelisin."

"Farkındayım."

Ayaz önden gülerek araya girdi.

"Ben daha şimdiden pişman oldum."

Ömer ona baktı.

"Sen sus."

"Daha hiçbir şey söylemedim."

"Yine de sus."

Ayaz başını iki yana salladı.

"İşte ben bu çocuğu on bir senedir çekiyorum."

Ömer hemen cevap verdi.

"Ben de seni."

Ayaz birkaç saniye sustu.

Sonra gülümseyerek başını koltuğa yasladı.

"Gerçi hakkını yemeyeyim. Bizim dostluğun temeli sağlamdır."

"Bunu şimdi mi fark ettin?" dedi Ömer.

"Yok. Zaten biliyordum."

Ayaz bir an düşündü.

"Mesela yedinci sınıfta olanları hatırlıyor musun?"

Ömer'in yüzü değişti.

"Hatırlamaz olur muyum?"

Ben merakla ikisine baktım.

"Ne olmuştu?"

Ayaz gülmeye başladı.

"Ben o zamanlar biraz..."

Ömer araya girdi.

"Biraz mı?"

Ayaz ona döndü.

"Tamam, bayağı baş belası bir çocuktum."

"Şimdi de pek farklı değilsin."

"Sen anlatma."

Sonra bana döndü.

"Yedinci sınıftaydık. Sınıftaki üç tane zorba çocuk beni erkekler tuvaletinde sıkıştırmıştı."

Ömer başını salladı.

"Üç kişilerdi."

Ayaz onaylar bir şekilde başını salladı ve anlatmaya devam etti.

"Ben de tek başımaydım. Tam o sırada Ömer tuvalete girdi."

Kısa bir duraksamadan sonra Ömer'in o zamanki halini taklit eden bir sesle, "Onu rahat bırakın." dedi.

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Ayaz devam etti.

"Çocuklardan biri Ömer'e dönüp..."

Sesini değiştirip alaycı bir şekilde, "Sen onun avukatı mısın? Bak işine." dedi.

Ömer başını iki yana salladı.

"Benim o çocuğu yakasından tuttuğum kısmı da anlat."

"Tam o kısma geliyordum zaten."

Ayaz yeniden bana döndü.

"Ömer bir anda çocuğun yakasına yapıştı."

Ömer araya girdi.

"Bir anda değil."

Ayaz güldü.

"Tamam, yavaşça yapıştın."

"Komik misin sen?"

"Evet."

Ayaz tekrar anlatmaya başladı.

"Sonra kavga çıktı. Üçü birden üzerimize geldi. Biz de karşılık verdik."

Ömer omuz silkti.

"Sonra erkek öğretmen geldi."

"Evet."

Ayaz yüzünü buruşturdu.

"Bizi birbirimizden ayırdı. Hepimizi yaka paça sürüklemek suretiyle rehberliğe götürdü."

"Orası daha komikti."

Ömer'in söylediğiyle Ayaz kahkaha attı.

"Kesinlikle!"

Sonra bana dönüp anlatmaya devam etti.

"Şimdi bak. Üç çocuk bizi dövmeye çalışmış, sonra rehberlik odasına gidince sanki hiçbir şey olmamış gibi oturup Ömer'i şikayet etmeye başladılar."

"Cidden mi?"

"Cidden."

Ömer gülerek başını salladı.

"Üçü birden."

Ayaz devam etti, "Biri 'Hocam Ömer bize saldırdı' diyor. Öbürü 'Hocam çok sinirliydi' diyor. Diğeri de sürekli araya girip başka bir şey söylüyor."

Ben gülmeye başladım.

"Peki siz ne yaptınız?"

Ayaz parmağıyla Ömer'i gösterdi.

"Bu sırada beyefendi benim bacağımdaki yarayı temizliyordu."

Ömer makul bir cevapta bulundu.

"Kanıyordu çünkü."

"Evet ama rehber öğretmeni konuşurken sen benim yaramı temizlemeye devam ediyordun."

Ayaz bir an durdu.

"Sonra çocuklardan biri bir şikayet daha söyledi." Ayaz kısa bir an duraksadı sonra yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle, "Bizim ki dayanamadı tabii yapıştırdı cevabı." dedi.

Ömer'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

Ayaz tam o anda Ömer'in sesini taklit ederek, "Hocam arkadaşlar ağlıyor da tuvalete gitsinler mi?" dedi.

Bir iki saniye sessizlik oldu.

Sonra dayanamadım.

Kahkahayı bastım.

"Gerçekten bunu mu söyledin?"

Ömer yüzünü buruşturdu.

"Ben o an çok mantıklı bir soru sorduğumu düşünüyorum."

Ayaz gülmekten kendini zor tutuyordu.

"Sen şuna 'Hıncımı alamamıştım, bir tur daha dövecektim,' desene." dedi. Ömer umursamazca omuz silkti.

"Ne fark eder? En azından onların ağlamasına çözüm bulmaya çalışıyordum."

"Hocam, arkadaşlar ağlıyor da tuvalete gitsinler mi..."

Ayaz bir kez daha taklit edince dayanamadım ve tekrar güldüm.

Taksinin içi birkaç dakika boyunca kahkahalarımızla doldu.

Bir süre sonra sohbet kendiliğinden başka konulara kaydı.

Yolun nasıl geçtiğini anlamamıştım bile.

Ta ki Ayaz camdan dışarı bakıp, "Geldik." diyene kadar.

Otobüs terminalinin önünde taksi yavaşça durdu.

Ayaz cebinden parasını çıkardı.

Tam parayı uzatıp ücreti ödeyecekken Ömer ondan önce davranıp kendi cebinden çıkardığı parayı şoföre verdi.

Ayaz'ın eli havada kaldı.

"Ben ödeyecektim."

Ömer sadece, "Geç kaldın." dedi.

Taksiden indik.

Ayaz, Ömer'e dönüp hafif sitemli bir ifadeyle baktı.

"Orada ben ödeyecektim, sen niye hemen parayı uzatıp ödüyorsun ki? Çok mahcup ettin beni kardeşim, haberin olsun."

Ömer tebessüm etti.

"Mahcup olunacak bir şey yok. Centilmenlik yapmak istedim."

Ayaz hâlâ biraz sitemli bakıyordu.

Ömer omzuna hafifçe dokundu.

"Hem ayrıca kardeşler bugünler için vardır, değil mi?"

Ayaz'ın yüzündeki sitem bir anda dağıldı.

Yerini içten bir gülümseme alırken, "Tamam kardeşim öyle olsun."dedi.

Ben ise çoktan bagaja yönelmiştim.

Çantamı ve valizimi almak için eğildiğim sırada Ömer benden önce davranıp ikisini de aldı.

Elimi uzattım.

"Ben taşırım Ömer, zahmet etme."

"Olmaz."

"Gerçekten taşıyabilirim."

"Biliyorum."

Valizi eline aldı.

"Ama yine de ben taşıyacağım."

"Ömer-"

"İtiraz kabul etmiyorum, maviş."

Valizimi ve çantamı alıp terminale doğru yürümeye başladı.

Ben birkaç saniye arkasından baktım.

Sonra istemsizce gülümsedim.

"İnatçı..."

Ayaz yanımdan geçerken sırıttı.

"Alış artık alış.Ben onu yılardır söylüyorum."

Sanırım Ayaz haklıydı alışmam gerekiyordu. Ömer her ne kadar inatçı falan da olsa iyi bir çocuktu. Bu yüzümde minik bir tebessüm oluşmasına neden oldu ve ben de Ömer'in peşinden yürüdüm.

-💙-

Terminalin peronuna geldiğimizde otobüs de çoktan gelmişti.

Ömer hâlâ valizimi taşıyordu.

Otobüsün yanına geldiğimizde çantamı bana uzattı.

"Al."

Çantayı elinden aldım.

"Teşekkür ederim."

Ömer valizimi alıp otobüsün bagaj bölümüne doğru yürüdü. Valizi yerleştirip tekrar yanıma geldi.

Ayaz da yanımızda duruyordu.

Bir an üçümüz de sustuk.

Az önce taksinin içinde kahkahalarla konuşuyorduk.

Şimdi ise vedalaşma vakti gelmişti.

Ayaz bana gülümseyerek baktı.

"İyi yolculuklar, Kumsal."

"Teşekkür ederim."

Sonra Ömer'e baktım.

Ömer birkaç saniye hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı.

"İzmir'e varınca bana haber ver, maviş."

Başımı salladım.

"Tamam, veririm."

"Unutma."

"Unutmam."

Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.

"Güzel."

Otobüsün kapısına doğru yöneldim.

Tam merdivene adım atacakken dönüp ikisine baktım.

Ayaz elini kaldırdı ve bana doğru salladı.

Ama benim asıl gözlerime ayırmadan baktığım kişi Ömer'di.

Ömer bunu fark etmiş olacak ki yüzünde sıcak ve güven verici bir tebessümle, "Görüşürüz, maviş." dedi.

O an içimde tarif edilemez bir duygu oluştu.

"Görüşürüz, ketçup."

Otobüse bindim.

Koridordan ilerleyip cam kenarındaki koltuğuma oturdum. Çantamı yanıma bıraktıktan sonra başımı cama yasladım.

Dışarı baktığımda Ömer ve Ayaz hâlâ oradaydı.

Yan yana durmuşlardı.

Bulunduğum açıdan ikisinin boyu daha da dikkat çekiyordu. Ayaz, Ömer'den yalnızca üç dört santim kadar kısa görünüyordu. Yan yana durduklarında aralarındaki fark oldukça azdı.

Ömer'in koyu kumral saçları hafifçe dağılmıştı. Kahverengi gözleri doğrudan bana bakıyordu.

Yanındaki Ayaz'ın açık kumral saçları ve mavi gözleri ise uzaktan bile dikkat çekiyordu.

İkisini yan yana görünce istemsizce gülümsedim.

On bir yıl...

Birlikte büyümüşlerdi.

Birbirlerinin hayatında sadece arkadaş değil, gerçekten kardeş olmuşlardı.

Ben bunları düşündüğüm esnada otobüsün motoru çalıştı.

İçimde hafif bir burukluk oluştu.

Elimi kaldırıp camdan onlara doğru salladım.

İkisi de aynı anda bana el salladı.

Ömer'in yüzündeki o küçük gülümsemeyi son kez gördüm.

Otobüs yavaşça hareket etmeye başladı.

Onlar gittikçe geride kalıyordu.

Ben de elim hâlâ havada, gözlerimi onlardan ayırmadan bakıyordum.

Bir süre sonra terminal geride kaldı.

Ömer ve Ayaz artık görünmüyordu.

Elimi indirdim ve başımı yeniden cama yasladım.

Antalya'dan ayrılıyordum.

Ama içimde, bazı şeylerin burada kalmadığını biliyordum.

Özellikle de birinin.

-💙-

Ö𝐦𝐞𝐫𝐝𝐞𝐧;

Otobüs gözden tamamen kaybolana kadar olduğum yerde durdum.

Sonra terminalin çıkışına doğru giden yola baktım.

Kumsal artık yoktu.

Nedense birkaç dakika önceki hâli gözümün önünden gitmiyordu.

Camın arkasından bana el sallayışı...

Gülümsemesi...

'𝘎ö𝘳üşü𝘳ü𝘻, 𝘬𝘦𝘵ç𝘶𝘱.' deyişi...

İstemeden gülümsedim.

Garipti.

Daha önce de insanları uğurlamıştım.

Ama ilk defa birinin gidişi bu kadar sessiz gelmişti.

Sanki etrafımdaki bütün sesler azalmış, geriye sadece onun sesi kalmıştı.

'İ𝘻𝘮𝘪𝘳'𝘦 𝘷𝘢𝘳ı𝘯𝘤𝘢 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘩𝘢𝘣𝘦𝘳 𝘷𝘦𝘳, 𝘮𝘢𝘷𝘪ş.'

Bunu söylerken neden özellikle haber vermesini istediğimi düşündüm.

Aslında cevabı biliyordum.

Onun iyi olduğunu bilmek istiyordum.

Güvende olduğunu bilmek istiyordum.

Belki de...

Sadece sesini duymak istiyordum.

Başımı hafifçe eğdim.

Kumsal hayatıma ne zaman bu kadar yerleşmişti?

Onu ilk tanıdığım zamanı düşündüm.

Sonra birlikte geçirdiğimiz günleri.

Kavgalarımızı.

Atışmalarımızı.

Bana kızdığı hâlleri.

Güldüğü anları.

Ve son zamanlarda aramızda değişen o şeyi...

Adını koyamadığım ama her geçen gün biraz daha büyüyen şeyi.

"Ömer?"

Ayaz'ın sesiyle düşüncelerim bölündü.

Başımı kaldırdım.

Yanımda durmuş bana bakıyordu.

"Efendim?"

Ayaz kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"İyi misin?"

"İyiyim."

Birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra gözlerini otobüsün gittiği yola çevirdi.

"Emin misin?"

"Eminim."

Ayaz tekrar bana döndü.

"Çünkü beş dakikadır aynı yere bakıyorsun."

Bir an sustum.

Sonra omuz silktim.

"Düşünüyordum."

"Onu fark ettim."

Kaşlarımı çattım.

"Neyi fark ettin?"

Ayaz yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle bana baktı.

"Hiç."

"Ne hiç?"

"Senin kafanın bayağı dolu olduğunu."

Başımı iki yana salladım.

"Saçmalama."

Ayaz gülümsemesini biraz daha büyüttü.

"Ben bir şey demedim ki kardeşim."

Bir an göz göze geldik.

Sonra istemeden ben de gülümsedim.

"Yürü hadi."

Ayaz başını salladı.

"Tamam."

Yan yana yürümeye başladık.

Ama ben bir kez daha arkamı dönüp otobüsün kaybolduğu yola baktım.

Ve içimden tek bir şey geçti:

𝘒𝘦ş𝘬𝘦 İ𝘻𝘮𝘪𝘳 𝘣𝘪𝘳𝘢𝘻 𝘥𝘢𝘩𝘢 𝘺𝘢𝘬ı𝘯 𝘰𝘭𝘴𝘢𝘺𝘥ı...

-💙-

Otobüs terminalden uzaklaştıkça dışarıdaki manzara da yavaş yavaş değişmeye başladı.

Binalar geride kalıyor, yerlerini uzun yollar ve birbirini takip eden ağaçlar alıyordu.

Başımı cama yaslamış, kulaklığımı takmıştım.

Ama gözlerim dışarıyı izlerken aklım hâlâ terminaldeydi.

Ömer'in valizimi bagaja koyuşu...

Çantamı elimden alışı...

Ve vedalaşırken söylediği son cümle.

'İ𝘻𝘮𝘪𝘳'𝘦 𝘷𝘢𝘳ı𝘯𝘤𝘢 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘩𝘢𝘣𝘦𝘳 𝘷𝘦𝘳, 𝘮𝘢𝘷𝘪ş.'

İstemeden gülümsedim.

"Ketçup..."

Adını kendi kendime söyleyince gözlerimi dışarıdan çekip koltuğa biraz daha yaslandım.

Kulaklığımdan Yalın'ın 𝘚𝘦𝘴𝘪𝘯𝘥𝘦 𝘈ş𝘬 𝘝𝘢𝘳 şarkısı çalıyordu.

Şarkının melodisi yolun sessizliğine karışırken gözlerim yavaş yavaş ağırlaşmaya başladı.

Tam o sırada şarkının o kısmı geldi,

𝘚𝘦𝘴𝘪𝘯𝘥𝘦 𝘢ş𝘬 𝘷𝘢𝘳, 𝘣𝘪𝘳 𝘣𝘦𝘯 𝘥𝘶𝘺𝘶𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮...

Gözlerimi kapattım.

Ve o anda, hiçbir şey düşünmeye çalışmama gerek kalmadan Ömer geldi aklıma.

Yüzü.

Gülümsemesi.

Bana '𝘔𝘢𝘷𝘪ş' derken ki sesi.

Bir de az önce terminalde bana bakışı...

Dudaklarımın kenarı yeniden kıvrıldı.

Gözlerimi açmadım.

Şarkı kulaklarımda devam ederken Ömer'in sesi sanki hâlâ yanımdaymış gibi geldi.

'𝘎ö𝘳üşü𝘳ü𝘻, 𝘮𝘢𝘷𝘪ş.'

İçimden sessizce karşılık verdim.

𝘎ö𝘳üşü𝘳ü𝘻, 𝘬𝘦𝘵ç𝘶𝘱.

Otobüs ilerlemeye devam ederken ben gözlerimi kapalı tuttum.

Bu kez düşüncelerimden kaçmaya çalışmadım.

Çünkü nedense aklıma gelen kişi, kaçmak istemediğim tek düşünceydi.

-💙-

3 𝗔𝗬 𝗦𝗢𝗡𝗥𝗔

Aradan üç ay geçmişti.

Üç ay önce Antalya'dan İzmir'e dönerken aramızda ne varsa, o günden sonra bambaşka bir hal almıştı.

Ömer artık hayatımın bir parçasıydı.

Sabahları mesajlaşıyor, gün içinde birbirimize saçma sapan şeyler gönderiyor, bazen gecenin bir yarısına kadar konuşuyorduk.

O akşam da odamda yatağımın üzerine oturmuş, kitabımı okuyordum.

Ömer'le en son sabah mesajlaşmıştık.

Telefonum bir anda titredi.

Ekrana baktım.

Ketçup: Naber maviş.

İstemeden gülümsedim.

Ben: Kitap okuyorum. Sen?

Cevabı fazla beklemeden geldi.

Ketçup: Ben de dışarıdayım.

Kaşlarımı çattım.

Ben: İyi gezmeler ketçup, nerdesin?

Bu kez cevap biraz gecikti.

Sonra telefonum yeniden titredi.

Ketçup: Camdan dışarı baksana maviş.

Bir an ekrana öylece baktım.

"Ne?"

Yine de merakıma yenilip yerimden kalktım.

Perdeyi aralayıp dışarı baktım.

İlk anda hiçbir şey göremedim.

Sonra gözlerim sokağın karşı tarafındaki sokak lambasına takıldı.

Lambanın altında biri duruyordu.

Ellerini cebine sokmuştu.

Kalbim bir anda hızlandı.

Gözlerimi kırpıştırdım.

"Yok artık..."

Bir adım daha yaklaşıp camdan dışarı baktım.

O oydu.

Ömer.

Gerçekten Ömer'di.

Telefonum yeniden titredi.

Ketçup: Gördün mü?

Cevap yazmadım.

Dolaba yöneldim.

Üzerimdeki kıyafetlere baktım.

"Böyle çıkamam."

Hemen hızlı bir şekilde acele ile üzerimi değiştirdim. Saçlarımı hızlıca düzelttim, telefonumu cebime koyup odadan çıktım.

Tam merdivenlere yönelmiştim ki Abim'le karşılaştım.

Beni baştan aşağı süzdü.

Sonra kaşını kaldırdı.

"Hayırdır küçük hanım, nereye bu saatte?"

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

"Markete."

"Ne alacaksın?"

"Bir şey."

Abim şüpheyle baktı.

"Ne bir şeyi?"

"Ya abi, önemli değil. Annem bir şey istedi. Hemen gidip geleceğim."

Cevap vermesini beklemeden yanından geçtim. O sırada abim arkamdan seslendi,

"Çok oyalanma!"

Hemen karşılık verdi.

"Tamam!"

Kapıyı açıp dışarı çıktığım anda derin bir nefes aldım.

Ömer hâlâ sokak lambasının altında duruyordu.

Bu kez onu gördüğümde içimdeki heyecan daha da arttı.

Adımlarımı hızlandırdım.

Yanına geldiğimde birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ona baktım.

Koyu mavi bir gömlek giymişti.

Açık mavi kot pantolonu ve beyaz, sade spor ayakkabıları vardı.

Saçları her zamanki gibi hafif dağınıktı ama yine de haddinden fazla iyi görünüyordu.

Ve o kahverengi gözleri...

Belki de kahverenginin en güzel tonu olan o gözler...

Bana bakıyordu.

İstemeden onu baştan aşağı süzdüm.

Ömer bunu fark edip gülümsedi.

"Ne oldu?"

"Hiç."

"Bayağı baktın ama."

"Şey..."

Gözlerimi kaçırdım.

"Gelmene şaşırdım."

"Belli oluyor."

"Bana haber verebilirdin."

"Sürpriz yapmak istedim."

"Başarılı oldun."

Ömer güldü.

Onu karşımda görmek hâlâ garip bir şekilde gerçek dışı geliyordu.

Tam o sırada Ömer ellerimi tuttu ve beni kendine doğru hafifçe çekti.

Kalbim hızlandı.

Ama o an...

İleriden sert bir ses duyuldu.

"Lan!"

İkimiz de aynı anda o tarafa döndük.

Gözlerim bir anda büyüdü.

"Eyvah..."

Ömer bana baktı.

"Ne oldu?"

Sesimi alçalttım.

"Abim."

"Abin mi?"

Başımı hızlıca salladım.

"Evet."

Abim hızla bize doğru geliyordu.

Yüzüne baktığım anda işlerin iyi gitmeyeceğini anladım.

O kehribar rengi gözleri...

Normalde sakin görünürdü.

Ama şu an öfkeyle parlıyordu.

"Eyvah, eyvah..."

Ömer'e baktım.

Ama benim aksime Ömer hiç panik yapmıyordu.

Sanki birkaç saniye sonra karşılaşacağı kişi öfkeden deliye dönmüş abim değilmiş gibi sakince duruyordu.

Abim yanımıza geldi.

Önce bana baktı.

Sonra Ömer'e.

Baştan aşağı süzdü.

Sonunda gözlerini Ömer'in yüzünde sabitledi.

"Adın ne senin?"

Ömer hiç düşünmeden cevap verdi.

"Ömer, abi."

Abim başını hafifçe salladı. Onaylar bir mırıltı çıkardı.

Bir saniye daha baktı.

Sonra sordu, "Boyun kaç santim?"

Şaşkınlıktan abime baktım.

𝘎𝘦𝘳ç𝘦𝘬𝘵𝘦𝘯 𝘣𝘶𝘯𝘶 𝘮𝘶 𝘴𝘰𝘳𝘶𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶?

Ömer ise gayet sakin bir şekilde omuz silkti.

"Bir doksan abi."

Abimin kaşları havaya kalktı.

"Bir doksan?"

"Evet."

Abim kısa bir süre Ömer'e baktı.

Sonra yeni sorusunu sordu.

"Peki memleket neresi?"

Ömer'in yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

"Ankara."

Abim yine başını salladı.

"Angara bebesiyim diyorsun yani."

Ömer hafifçe gülümsedi.

"Aynen abi."

Abimin yüzündeki ifade birkaç saniyeliğine yumuşar gibi oldu.

Ama sonra yeniden ciddileşti.

Ömer'e doğru bir adım attı.

"Peki söyle bakalım Ömer kardeşim..."

Abimin sesindeki öfkeyi duyunca işlerin kötüye gideceğini hemen anladım.

𝘌𝘺𝘷𝘢𝘩 𝘬𝘪 𝘯𝘦 𝘦𝘺𝘷𝘢𝘩

"Neydi senin benim kız kardeşime yaptığın o el kol?"

Ömer'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

Abim bir adım daha yaklaştı.

İkisi yan yana geldiğinde boy farkları dikkatimi çekti.

Abim boyu yaklaşık bir seksendi. Ömer'in ise bir doksan.

Aralarında on santim vardı ama abimin bakışlarına bakılırsa bu, onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Hatta tam tersine, sanki boy farkını hiç umursamıyormuş gibi Ömer'in karşısında dikilmişti.

"Bir daha kardeşimin yanında öyle el kol yaptığını görmeyeyim. Tamam mı koçum?"

"Abi-"

Tam araya girecektim ki abim bileğimden tuttu.

"Sen bir dur. Seninle ayrı görüşeceğiz, küçük hanım."

Beni kendine doğru çekerken aynı anda Ömer de diğer elimden tutup beni yavaşça kendi tarafına çekti.

Bir anda iki tarafın arasında kaldım.

Abimin gözleri önce ellerimize indi.

Sonra Ömer'e baktı.

Kehribar gözleri artık resmen öfkeden alev alevdi.

"Ömer..."

Ömer'in sesi hâlâ sakindi.

"Abi, yanlış anladın."

Abim sağ elini yumruk yapıp var gücüyle sıktı. Kaşları çatıldı.

Tam o an her şey saniyeler içinde gerçekleşti.

Abim bir anda yumruğunu Ömer'e savurdu. Ömer ise yumruğun geleceğini son anda fark edip refleksle başını yana çekti. Yumruk yüzünün hemen yanından geçti.

Ömer hiç düşünmeden abimin bileğini havada yakaladı.

Bir anlığına ikisi de öylece kaldı.

Ömer'in bakışları sertleşmişti ama yüzünde en ufak bir panik yoktu. Abimin bileğini bırakmadan gözlerinin içine baktı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"Anlıyorum."

Abim kaşlarını çatarak ona baktı. Ömer devam etti.

"Sen onun abisisin. Onu korumak istiyorsun."

Abim birkaç saniye sustu.

Ömer bileğini yavaşça bıraktı.

"Ama benim niyetim sandığın gibi değil."

Abim başını hafifçe eğdi.

"Öyle mi?"

Sesi sakindi.

Fazlasıyla sakindi.

Ömer cevap vermedi.

Abim bir adım daha yaklaştı.

"Bak Ömer... Ben seni tanımıyorum. Sen de beni tanımıyorsun."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Benim kardeşim konusunda hata payım yok."

Ömer'in bakışları sertleşti.

"Anlıyorum abi."

"İnşallah."

Abim gözlerini Ömer'den ayırmadan devam etti.

"Çünkü ben bir şeyleri sonradan öğrenmeyi sevmem."

"Abi, ben-"

"Sen karışma, Kumsal."

Sesi yükselmemişti.

Ama o kadar kesin konuşmuştu ki olduğum yerde sustum.

Abim tekrar Ömer'e döndü.

"Şimdi sana açık açık söyleyeyim."

Bir an durdu.

"Bugün burada ne olduğunu unutabilirim."

Ömer sessizce onu dinliyordu.

"Ama kardeşimi üzen bir şey olursa..."

Abim cümlesini tamamlamadı.

Sadece birkaç saniye Ömer'in gözlerinin içine baktı.

Sonra soğukkanlı bir şekilde ekledi, "Bunun seninle bir alakası olduğunu öğrenirsem. O zaman konuşacak çok daha fazla şeyimiz olur."

İçim ürperdi.

Ömer'in yüzündeki ifade değişmedi.

"Anladım."

"Güzel."

Sonra bana döndü.

"Gel."

"Abi..."

"Eve gidiyoruz."

"Daha markete-"

"Marketi boş ver."

Kolumdan tuttu.

Bu kez sert değildi ama bırakmayacağı belliydi.

Ben istemsizce arkamı dönüp Ömer'e baktım.

Ömer hâlâ bize bakıyordu.

Abim bunu fark etti.

"Bakmayı bırak."

İçimden bir nefes verip önüme döndüm.

Abimle birlikte eve doğru yürümeye başladık.

Birkaç dakika boyunca ikimiz de konuşmadık. Ben sessizce yürürken aklım hâlâ geride, sokak lambasının altında kalan Ömer'deydi.

Az önce olanları düşündükçe içim yeniden sıkışıyordu.

Abimin öfkesi...

Ömer'in sakinliği...

Ve o yumruğun havada yakalandığı o birkaç saniye...

Her şey o kadar hızlı olmuştu ki tam olarak ne yaşadığımı anlayamıyordum.

Evin kapısından içeri girdiğimizde abim kapıyı kapattı.

Ben doğrudan odama yönelmek üzereydim ki arkamdan sesi geldi.

"Bir dakika."

Olduğum yerde durdum.

Yavaşça ona döndüm.

"Ne?"

"Gel, otur."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Niye?"

"Sana 𝘎𝘦𝘭 dedim Kumsal. Sözümü ikletme."

"Abi, saat kaç oldu?"

"Farkındayım."

"Yarın konuşsak?"

"Hayır."

Tek kelime.

Kararlı.

İçimden derin bir nefes alıp salona geçtim. Koltuğun ucuna oturdum. Abim de karşıma geçti ve kollarını göğsünde birleştirdi.

Birkaç saniye yüzüme baktı.

Ben de dayanamayarak sordum, "Ne var?"

"Ömer."

İsmini duyunca bile içimi tuhaf bir his kaplamıştı.

"Ne olmuş Ömer'e?"

Abim merakla kaşlarını kaldırdı.

"Bak, daha adını söyler söylemez yüzün değişti."

"Değişmedi."

"Değişti."

"Değişmedi."

"Değişti, Kumsal."

Gözlerimi devirdim.

"Tamam, ne soracaksan sor."

Abim biraz öne eğildi.

"Ne zamandır tanıyorsun onu?"

"Bir süredir."

"Ne kadar bir süre?"

Bir an sustum.

"Uzun."

"Bu cevap değil."

"Abi..."

"Kaç aydır?"

Bakışlarımı kaçırdım.

"Yaklaşık bir buçuk yıl."

Abimin yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Bir buçuk yıl mı?"

Başımı salladım.

"Evet."

"Ve ben bunu şimdi mi öğreniyorum?"

"Çünkü sana anlatacak uygun bir zaman olmadı."

"Bir buçuk yıldır uygun zaman mı bulamadın?"

"Öyle olmadı."

"Nasıl oldu?"

"Uzun hikâye."

"Anlat."

"Abi..."

"Anlat, Kumsal."

Sesindeki ciddiyet yüzünden sustum.

Abim gözlerini üzerimden çekmeden sordu:

"Sevgilin mi?"

Kalbim bir anlığına hızlandı.

"Hayır."

Bu kez sesim daha kısık çıkmıştı.

Abim dikkatle yüzüme baktı.

"Hayır mı?"

"Hayır."

"Emin misin?"

"Eminim."

Abim arkasına yaslandı.

"Peki neden gece yarısı evden çıkıp onun yanına gidiyorsun?"

"Çünkü sürpriz yaptı."

"Gece yarısı?"

"Akşam."

"Gece."

Sonunda dayanamadım.

"Bak, Ömer sandığın gibi biri değil."

Abimin bakışları sertleşti.

"Ben onun kötü biri olduğunu söylemedim."

"Ama öyle davranıyorsun."

"Çünkü seni tanımadığım birinin yanında görünce endişeleniyorum."

"Ömer'i tanısan böyle konuşmazdın."

"Tanımıyorum zaten sorunda bu Kumsal."

"Tanıyacaksın."

Abim birkaç saniye sustu.

Sonra daha sakin bir sesle sordu, "Sen ona güveniyor musun?"

Hiç düşünmeden cevap verdim.

"Evet."

Bu kez abim cevap vermedi.

Sadece yüzüme baktı.

Ben de ilk defa onun gözlerindeki öfkenin altında başka bir şey olduğunu fark ettim.

Endişe.

Beni kaybetme korkusu gibi bir şey.

Tam konuşacakken içeriden annemin sesi duyuldu.

"Emir!"

İkimiz de aynı anda kapıya doğru baktık.

Annem tekrar seslendi:

"Emir, buraya gelir misin?"

Abim gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.

"Geliyorum anne."

Sonra bana döndü.

"Bu konuşma bitmedi."

Başımı yavaşça onaylar bir şekilde salladım.

Abim ayağa kalktı.

Tam kapıya yönelmişti ki durup tekrar bana baktı.

"Bir de..."

"Ne?"

"Bir daha gece yarısı bana haber vermeden evden çıkmak yok."

"Tamam."

"Ve Ömer meselesini de konuşacağız."

Gözlerimi devirdim.

"Tamam dedim ya."

Abim başını sallayıp salondan çıktı.

Ben koltuğa yaslanıp derin bir nefes verdim.

Sonra kendi kendime mırıldandım, "Bu gece daha bitmedi galiba."

İçeriden annemin sesi bir kez daha geldi.

"Emir!"

Abimin sesi koridordan duyuldu.

"Geliyorum anne!"

Ben ise istemsizce gülümsedim.

En azından şimdilik bu ufak çaplı sorgu sona ermişti.

-💙-

Ö𝐦𝐞𝐫𝐝𝐞𝐧;

Kumsal ve abisi gözden kaybolana kadar olduğum yerde kaldım.

Sokağın sessizliği yeniden üzerime çökmüştü.

Az önce yaşananları düşündükçe istemsizce derin bir nefes aldım.

Abisinin yumruğu...

Son anda bileğini yakaladığım o birkaç saniye...

Her şey o kadar hızlı gerçekleşmişti ki hâlâ kafamda tekrar tekrar oynuyordu.

Ama ona da kızamıyordum.

Beni tanımıyordu.

Kız kardeşini gece vakti başka bir erkeğin yanında görmüştü.

Üstelik elini tutarken.

İlk karşılaşmamızın daha iyi geçmesini ben de isterdim.

Başımı iki yana salladım.

"Harika bir ilk izlenim bıraktın, Ömer."

Kendi kendime mırıldanıp yürümeye başladım.

İzmir'e aslında Ayaz'la birlikte gelmiştik. Kumsal'ı görmek istediğimi söylediğimde Ayaz yanımdaydı. Sonra ikimiz, Ayaz'ın babası Mete Bey'i de ikna edip buraya gelmiştik.

Uzun zamandır Kumsal'ı görmemiştim.

Onu habersiz karşısında görünce yüzünün alacağı hâli merak ediyordum.

Ve gerçekten de beklediğim gibi olmuştu.

Beni sokak lambasının altında gördüğü anda yüzündeki şaşkınlığı hâlâ unutamıyordum.

O an için bütün yolculuğa değmişti.

Sonrasını saymazsak.

Yürürken istemsizce güldüm.

"Adam az kalsın yüzümü dağıtıyordu."

Ama aslında komik olan yumruk değildi.

Kumsal'ın iki taraf arasında kalışıydı.

Bir yanda abisi, diğer yanda ben.

Beni korumaya çalışırken yüzündeki endişeyi hatırladım.

Bana güveniyordu.

Bunu biliyordum.

Ama ailesinin de bana güvenmesi için daha çok zaman gerekiyordu.

Bir süre sonra polis evinin bulunduğu binaya ulaştım.

Evet, İzmir'de Ayaz'ın babası Mete Bey'in başkomiser olmasından dolayı bir polis konaklama evinde kalıyorduk.

Kapıya yaklaşırken girişteki görevli beni durdurdu. Sakin bir ses tonuyla beni karşıladı.

"İyi akşamlar."

"İyi akşamlar."

Görevli dikkatlice yüzüme baktı.

"Kimi ziyaret edecektiniz?"

"Mete Ulusoy."

"Adınız?"

"Ömer Yılmaz."

Görevli başını salladı.

"Kimliğinizi görebilir miyim?"

Elimi cebime atıp cüzdanımı çıkardım. Kimliğimi görevliye uzattım.

Görevli kimliği alıp üzerindeki bilgileri kontrol etti. Ardından tekrar yüzüme baktı.

"Mete Bey'le yakınlığınız nedir?"

"Arkadaşım Ayaz'ın babası."

Görevli kısa bir an duraksadı.

"Ayaz Ulusoy?"

"Evet."

Kimliğimi birkaç saniye daha inceledikten sonra bana geri uzattı.

"Tamam, teşekkür ederim."

Kimliğimi alıp cüzdanıma koydum.

"Rica ederim."

Görevli kapıyı açarken başıyla içeri doğru işaret etti.

"Buyurun."

"Teşekkürler."

İçeri adım attım.

Koridorda ilerlerken aklım hâlâ birkaç dakika önce yaşananlardaydı.

Kumsal'ın bana son kez bakışı...

Abisinin öfkesi...

Ve benim ona söylediğim o son cümle, 𝘈𝘯𝘭ı𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮 𝘢𝘣𝘪.

Belki gerçekten de anlamam gereken bir şey vardı.

Kumsal'ı seviyorsam, onun hayatındaki insanları da anlamaya çalışmalıydım.

Özellikle de abisini.

Koridorda ilerlerken kaldığımız odanın önüne geldiğimde kapıyı hafifçe tıklattım.

İçeriden Ayaz'ın sesi geldi.

"Kim o?"

"Benim kardeşim."

Kapı açıldı.

Ayaz karşıma çıktığında önce yüzüme, sonra arkamdaki koridora baktı.

"Sonunda."

"Ne oldu?"

"Bir saattir yoksun."

"Biraz dolaştım, öyle geldim."

Ayaz kenara çekildi.

"Gir."

İçeri adım attım.

Oda üç kişilikti. Ayaz'ın yatağı pencerenin yanında, benim yatağım diğer taraftaydı. Mete Bey'in yatağı ise kapıya yakın tarafta duruyordu.

Ama Mete Bey odada değildi.

Ayaz kapıyı kapattıktan sonra bana döndü.

"Babam aşağıda. Birileriyle konuşuyor."

Başımı salladım.

"Tamam."

Ayaz birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra kaşlarını çattı.

"Senin suratına ne oldu?"

"Ne olmuş?"

"Bir şey olmuş."

"Yok bir şey."

Ayaz gözlerini kıstı.

"Ömer."

"Ne?"

"Beni kandırmaya çalışma."

Yatağımın kenarına oturdum.

"Bir şey olmadı."

Ayaz karşımdaki yatağa oturdu.

"Emin misin?"

"Eminim."

"Peki Kumsal?"

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Ne olmuş Kumsal'a?"

"Gördün mü?"

Başımı salladım.

"Gördüm."

Ayaz'ın yüzünde hemen bir gülümseme oluştu.

"Nasıl geçti?"

Bir an sustum.

Sonra derin bir nefes verdim.

"Abisiyle tanıştım."

Ayaz'ın gülümsemesi bir anda kayboldu.

Birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra merakla sordu.

"Nasıl biri?"

"Koruyucu."

"Bu iyi bir şey."

"Evet."

"Başka?"

"Bana yumruk atmaya çalıştı."

Ayaz'ın gözleri büyüdü.

"Ne?"

"Son anda bileğini yakaladım."

Ayaz birkaç saniye öylece yüzüme baktı.

Sonra kahkahayı bastı.

"Sen İzmir'e Kumsal'ı görmeye geldin, adam sana daha ilk geceden yumruk attı."

"Yumruk atamadı."

"Önemli olan niyet."

"Çok komiksin."

"Teşekkür ederim."

Başımı iki yana salladım.

Ayaz gülmesini biraz toparlayıp bana baktı.

"Ciddi soruyorum. İyi misin?"

"İyiyim."

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Ayaz birkaç saniye sustu.

Sonra daha sakin bir sesle konuştu.

"Abisi seni tanımıyor. Biraz zaman ver."

"Biliyorum."

"Sen de onu anlamaya çalış."

Başımı salladım.

"Zaten çalışıyorum."

Ayaz hafifçe gülümsedi.

"İyi."

Bir süre sessiz kaldık.

Odanın içinde sadece dışarıdan gelen belli belirsiz sesler vardı.

Ben yatağın kenarında oturmuş, düşüncelere dalmıştım.

Kumsal'ın abisinin söyledikleri hâlâ aklımdaydı.

Ne kadar sakin görünmeye çalışsam da içimdeki sıkıntı geçmiyordu.

Derin bir nefes aldım.

Sonra istemsizce sıkıntılı bir şekilde o nefesi verdim.

Ayaz hemen başını kaldırdı.

Birkaç saniye yüzüme baktı.

"Yok arkadaş..."

Kaşlarını kaldırdı.

"Senin bu olaya bayağı moralin bozulmuş."

Başımı ona çevirdim.

"Yok ya."

"Yok deme."

"Gerçekten bir şey yok."

Ayaz bana birkaç saniye baktı.

Sonra başını iki yana salladı.

"Var."

"Abartıyorsun."

"Ömer, az önce içinden 'hayat neden bu kadar zor' diye nefes verdiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam."

İstemeden güldüm.

"Öyle bir şey yapmadım."

"Yaptın."

Ayaz bir anda komodinin üzerindeki telefonuna uzandı.

Telefonunu eline alıp ekranını açtı.

Ne yaptığını merak ederek ona baktım.

"Ne yapıyorsun?"

Ayaz gayet doğal bir şekilde, "Bizimkileri arayacağım."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Bizimkileri mi?"

"Evet."

"Kimi?"

Ayaz ekranı kaydırırken cevap verdi.

"Oğuz'la Enes'i."

Bir an saate baktım.

"Bu saatte?"

Ayaz omuz silkti.

"Gece yarısına geliyor."

"Onlar uyuyor olabilir."

"Enes sence uyuyor mudur?"

Bir an düşündüm.

"Enes mi?"

Ayaz başını salladı. Biraz düşünüp cevap verdim.

"Bence uyumuyordur."

"Ben de öyle düşünüyorum."

"Ya uyuyorsa?"

"Sen ararsın, Enes de Oğuz'u uyandırır."

Ayaz güldü.

"Sonra Oğuz bize söver."

Ben de gülerek başımı salladım.

"Kesin söver."

Ayaz görüntülü arama tuşuna bastı.

Telefon birkaç saniye çaldı.

Sonra ekran bir anda aydınlandı.

Enes'in yüzü görüntüye geldi.

Sarı saçları her zaman ki gibi düzenli, yeşil gözleri ışıl ışıldı.

Telefonu açar açmaz neşeyle bağırdı,

"Alooooo!"

Ayaz telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.

"Bağırma lan!"

Enes kahkaha attı.

"Ne var? Özlediniz mi beni?"

Ayaz başını iki yana salladı.

"Biraz."

"Biraz mı?"

Enes yüzünü buruşturdu.

"Ben sizi çok özledim."

Ben istemeden gülümsedim.

Enes bir anda beni fark etti.

"Ooo Ömer reis de orada!" Enes'in bu sözleriyle yüzümde kısa, içten bir tebessüm oluştu.

"Buradayım."

"Nasılsın ya reisim?"

"İyiyim."

Enes sırıttı.

"Kumsal'ı gördün mü?"

Başımı salladım.

"Gördüm."

Enes'in yüzünde hemen meraklı bir ifade oluştu.

"Eee, nasıl geçti?"

Ayaz bana baktı.

Ben daha cevap vermeden, "İlk başta iyi geçmiş." dedi.

Enes kaşlarını kaldırdı.

"İlk başta mı?"

Ayaz sırıttı.

"Sonra biraz karışmış."

Tam o sırada ekrana ikinci bir görüntü geldi.

Oğuz.

Koyu kahverengi saçları dağılmış, keskin kahverengi gözleri uykudan yarı kapalıydı.

Ekrana birkaç saniye baktı.

Sonra Enes'e yarı uyur uyanık bir halde sordu, "Beni niye uyandırdın?"

Enes sırıttı.

"Uyandırdım mı?"

Oğuz'un yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Yok amına koyayım. Gece yarısı görüntülü aramaya kendi isteğimle katıldım. Mal mısın sen birader?"

Ayaz kahkaha attı.

"Hoş geldin Oğuz."

"Hiç hoş bulmadım. Ayaz, uykum var. Ne söyleyecekseniz hızlı olun, birader.

Enes telefonu biraz kendine yaklaştırdı.

"Bak, Ömer de burada."

Oğuz'un bakışları bana döndü.

"Ömer."

"Selam."

"Ne oldu?"

Ayaz hemen anlatmaya başladı.

"Ömer bugün Kumsal'ı görmeye gitti."

Oğuz başını salladı.

"Onu biliyorum."

"Tek başına gitti."

"Tamam onu da biliyorum. Ne olmuş?"

Enes hemen araya girdi.

"Ya bir sus da anlatsın adam be."

Oğuz sinirli bir şekilde, "Si-"

Tam o sırada Ayaz araya girdi.

"Tamam lan, tamam. İkiniz de bir susun beyler başlıyorum anlatmaya."

Oğuz kaşlarını çatıp ekrana baktı.

"Anlat."

Ayaz derin bir nefes aldı.

"Ömer, Kumsal'la görüştü ama işler biraz beklediğimiz gibi gitmedi."

Enes merakla öne doğru eğildi.

"Ne oldu?"

Ayaz bana baktı.

"Abisiyle tanıştı."

Oğuz'un kaşları hafifçe kalktı.

"Nasıl geçmiş?"

Ayaz birkaç saniye sustu.

Sonra sırıttı.

"Biraz hareketli."

Ben başımı iki yana salladım.

"Abartma."

Enes hemen güldü.

"Daha başlamadan 'abartma' dediyse kesin bir şey olmuş."

Ayaz, yüzünde hafif bir sırıtışla konuşmaya devam etti.

"Adam önce Ömer'i tepeden tırnağa süzmüş."

Enes hemen söze girdi.

"Maşallah, boyu da sırık gibi zaten."

Oğuz esneyerek araya girdi.

"Bir doksan."

Enes devam etti.

"Heybeti de var."

Oğuz umursamazca, "Ben bir doksan üçüm," dedi.

Enes hemen ona, "Tamam, biliyoruz."

Oğuz omuz silkti.

"Konu boysa söyleyeyim dedim."

Enes suratını buruşturdu.

"Lütfen yarama tuz basmayın ya."

Ayaz güldü.

"Bunu da her fırsatta söylüyorsun."

"Çünkü hepinizin içinde en kısa benim amına koyayım."

Ayaz, " Benden iki santim kısasın," dedi.

Enes hemen itiraz etti.

"İki santim de az değil!"

Ben güldüm.

Enes bana baktı.

"Ömer, sen de gülme. Sen bir doksanla rahat rahat oturuyorsun."

"Ne yapayım?"

"Biraz kısal."

Oğuz kahkaha attı.

"Adam boyunu mu kısaltsın?"

Enes yüzünde büyük bir ciddiyetle hiç düşünmeden cevap verdi.

"Evet."

Ayaz gülerek sordu, "Senin derdin ne tam olarak Enes biraderim?"

Enes hemen cevap verdi, "Grubun en kısası olmak istemiyorum."

Oğuz sakin bir şekilde, "Benim yanımda zaten hep kısa kalacaksın," dedi.

Enes gözlerini devirdi.

"Birader, sen sus."

Ayaz gülerek tekrar konuya döndü.

"Neyse, boy muhabbetini geçelim."

Sonra Enes'e baktı.

"Abisi Ömer'e yumruk atmaya çalışmış."

Enes'in gözleri büyüdü.

"Ne?"

Oğuz da bir anda tamamen uyandı.

"Ciddi misin?"

Ben araya girdim.

"Son anda yakaladım."

Ayaz hemen , "Bak yine küçümsüyor," dedi.

Ben ise omuz silkerek "Refleksti," dedim.

Enes yüzünde büyük bir hayranlıkla, "Vay be Ömer reis."

Oğuz başını salladı.

"İyi misin?"

"İyiyim."

Ayaz devam etti.

"Adam yumruğu savuruyor, Ömer son anda çekiliyor ve havada bileğini yakalıyor."

Enes hayretle dinlemeye devam ederken, "Film gibi." dedi.

Oğuz merakla sordu.

"Sonra?"

Ayaz sesini biraz değiştirerek, "Sonra da gayet sakin bir şekilde 'Anlıyorum abi' demiş."

Enes Ayaz'ın bu cümlesinden sonra şiddetli bir şekilde kahkahayı bastı.

"Yumruğu yakalayıp 'Anlıyorum abi' mi dedin?"

Ben başımı iki yana salladım.

"Adam Kumsal'ın abisi."

"Tamam Ömer'im."

Oğuz hafifçe gülümsedi.

"Senin ilk tanışman da bayağı iyi olmuş."

"Ben de onu söylüyorum."

Ayaz gülerek anlatmaya devam etti.

"Sonra adam Ömer'i ciddi ciddi uyarmış."

Enes gülerek, "Anlat birader, anlat. Ne demiş?

Ayaz anlatmaya devam etti.

"Benim kardeşimi üzersen seninle konuşacak çok daha fazla şeyimiz olur, demiş."

Oğuz başını salladı.

"Koruyucu abi."

"Evet."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Oğuz bana baktı.

"Sen iyi misin gerçekten?"

Ayaz bana bakıp hafifçe gülümsedi.

"Bak, şimdi daha iyi."

Ona bakıp onaylar bir şekilde mırıltı çıkardım.

"İyiyim."

Ayaz birkaç saniye daha yüzüme baktı. Sanki gerçekten iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu.

Sonra fazla üstelemedi.

"Tamam o zaman."

Enes hâlâ gülümseyerek ekrana bakıyordu.

"Yalnız Ömer, senin İzmir macerası beklediğimden hızlı başladı."

İstemeden güldüm.

Oğuz esneyerek başını koltuğa yasladı.

"İlk geceden yumruk yiyen adama da macera denir zaten."

"Yumruk yemedim."

"Son anda kurtulmuşsun işte."

"Yine de yemedim."

Enes araya girdi.

"Tamam, tamam. Ömer'imin gururunu daha fazla incitmeyelim."

Ayaz güldü.

"Bence de."

Başımı iki yana sallayıp gülümsedim.

Biraz önceki sıkıntım tamamen geçmiş değildi ama en azından içimdeki ağırlık hafiflemişti.

Bazen insanın ihtiyacı olan şey, sorununu çözmek değil, birkaç dakika boyunca arkadaşlarının saçmalıklarını dinlemekti sanırım.

Ayaz bana bakıp hafifçe gülümsedi.

"Şimdi daha iyi misin?"

Bu kez gerçekten gülümsedim.

"Biraz."

Oğuz bir kez daha esnedi.

"Ben yatıyorum artık."

Enes hemen itiraz etti.

"Daha dur lan, iki dakika oldu."

"Sen konuşmaya devam et. Benim gözler kapanıyor."

Ayaz gülerek başını salladı.

"Tamam, tamam. Yarın devam ederiz."

Enes ekrana bakıp bana sırıttı.

"Ömer'im, sen de fazla düşünme bu arada."

"Düşünmüyorum."

"Tabii tabii."

Oğuz araya girdi.

"Enes, kapat da uyuyalım amına koyayım."

"Tamam lan."

Enes elini kaldırıp ekrana doğru salladı.

"İyi geceler beyler."

"İyi geceler."

Oğuz da kısa bir şekilde, "İyi geceler." dedi.

Ayaz son kez ekrana baktı.

"Hadi, görüşürüz."

Ayaz aramayı sonlandırdı.

Telefon ekranı karardığında odanın sessizliği yeniden üzerimize çöktü.

Ayaz telefonu komodinin üzerine bırakıp yatağına uzandı.

Bir süre tavana baktıktan sonra başını bana çevirdi.

"İyi geceler, kardeşim."

"İyi geceler."

Ayaz pikesini üzerine çekip gözlerini kapattı.

Ben de yatağıma geçip uzandım. Başımı yastığa koyduğumda gün boyunca yaşadıklarım yeniden aklımdan geçmeye başladı.

Kumsal'ı gördüğüm an...

Yüzündeki şaşkınlık...

Abisinin bana öfkeyle bakışı...

Ve Kumsal'ın ikimizin arasında kalmış hâli.

Derin bir nefes aldım.

Her şey beklediğimden farklı gelişmişti.

Ama yine de onu gördüğüm için pişman değildim.

Tam tersine.

Uzun zamandır ilk kez içimde garip bir huzur vardı.

Belki yarın her şey daha kolay olurdu.

Belki de olmazdı.

Bunu bilmiyordum.

Ama bildiğim bir şey vardı.

Kumsal'ı gördüğüm o birkaç dakika, bütün yolculuğa değmişti.

Gözlerimi kapattım.

Aklıma yine önce onun yüzü sonra ise her baktığımda içimin eridiği o güzeller güzeli yeşil gözleri.

İstemeden hafifçe gülümsedim.

Sonra düşüncelerim yavaş yavaş birbirine karışmaya ve bilincim tamamen elimden kayıp gitmeye başladı. Ve ben o gece, Kumsal'ı düşünürken farkında bile olmadan uykuya daldım.

-💙-

Odamda yatağımın üzerinde oturmuş, karşımdaki duvara boş boş bakıyordum.

Ev sessizdi.

Saat gece yarısına gelmişti ve herkes uyumuştu.

Ama benim zihnimde günün bütün sesleri hâlâ dönüp duruyordu.

Abimin öfkeli sesi...

Ömer'in sakinliği...

Ve o sokak lambasının altında onu gördüğüm ilk an.

Gözlerimi kapattım.

Sanki birkaç saat öncesine geri dönmüş gibiydim.

Ömer orada, elleri cebinde durmuş bana bakıyordu.

Beni gördüğünde yüzünde oluşan o küçük gülümseme...

Üç ay boyunca onu sadece telefon ekranından görmeye alışmışken bir anda karşımda bulmak garip bir şekilde kalbimi hızlandırmıştı.

Üstelik bana haber bile vermemişti.

Sadece gelmişti.

Sırf beni görmek için.

Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.

"Gerçekten delisin, ketçup..."

Kendi kendime fısıldadım.

Sonra aklıma abim geldi.

Gülümsemem yavaşça kayboldu.

Az önce yaşananları düşündükçe içim yeniden sıkışıyordu.

Abimin Ömer'e bakışı...

Sorduğu sorular...

Sonra o yumruk...

Gözlerimi açtım.

Ömer'in yumruğu son anda yakaladığı an hâlâ gözümün önündeydi.

Her şey birkaç saniye içinde olmuştu.

Ama beni en çok şaşırtan şey Ömer'in sakinliğiydi.

Korkmamıştı.

Sinirlenmemişti.

Abime karşılık vermemişti.

Sadece onu anlamaya çalışmıştı.

'𝘚𝘦𝘯 𝘰𝘯𝘶𝘯 𝘢𝘣𝘪𝘴𝘪𝘴𝘪𝘯. 𝘖𝘯𝘶 𝘬𝘰𝘳𝘶𝘮𝘢𝘬 𝘪𝘴𝘵𝘪𝘺𝘰𝘳𝘴𝘶𝘯.'

Bu cümlesini hatırlayınca içimden derin bir nefes verdim.

Belki de Ömer'i bu kadar farklı yapan şey buydu.

Her şeye rağmen karşısındaki insanı anlamaya çalışması.

Başımı dizlerime yasladım.

Sonra birkaç saat önce abimle olan Ömer hakkında ki baş başa olan konuşmamızı düşündüm.

'𝘚𝘦𝘯 𝘰𝘯𝘢 𝘨ü𝘷𝘦𝘯𝘪𝘺𝘰𝘳 𝘮𝘶𝘴𝘶𝘯?'

Abimin sorusuna hiç düşünmeden cevap vermiştim.

'𝘌𝘷𝘦𝘵.'

Gerçekten de öyleydi.

Ömer'e güveniyordum.

Hem de bunu düşünmem gerekmeyecek kadar.

Peki ne zamandan beri?

Bu sorunun cevabını bulmaya çalışırken aklıma Antalya geldi.

Onu ilk bulduğum an...

Birlikte geçirdiğimiz günler...

Kavga ettiğimiz anlar...

Bana '𝘔𝘢𝘷𝘪ş' diye seslenişi...

Ben ona '𝘒𝘦𝘵ç𝘶𝘱' dediğimde yüzündeki o gülümseme...

Ve bugün.

Üç ay sonra ilk kez yeniden yan yana durduğumuz an.

Kalbimin neden bu kadar hızlı attığını artık inkâr edemiyordum.

Ömer'i özlemiştim.

Hem de düşündüğümden çok daha fazla.

Elimi göğsümün üzerine koydum.

Kalbim hafifçe hızlanmıştı.

"Ne yaptın sen bana böyle ketçup?"

Sessiz odada kendi sesimi duyunca hafifçe güldüm.

Sonra yatağa uzandım.

Tavana bakarken gözümün önüne yeniden onun yüzü geldi.

Koyu kumral saçları...

Kahverengi gözleri...

O kendinden emin gülümsemesi...

Ve bana bakarken gözlerinin nasıl yumuşadığı...

Bir an gözlerimi kapattım.

Keşke o an biraz daha uzun sürseydi.

Keşke abim gelmeseydi.

Keşke onunla biraz daha konuşabilseydim.

Ama sonra istemeden gülümsedim.

Çünkü üç ay boyunca özlediğim kişi artık birkaç sokak ötemdeydi.

Ö𝘮𝘦𝘳 İ𝘻𝘮𝘪𝘳'𝘥𝘦𝘺𝘥𝘪.

Ve nedense bu düşünce bile içimi sıcacık yapmaya yetiyordu.

Bir süre hiçbir şey düşünmeden tavana baktım.

Sonra aklımdan tek bir düşünce geçti.

Belki de bazı insanlar hayatımıza fark ettirmeden giriyordu.

Sonra bir gün dönüp baktığımızda...

Onların hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapladığını fark ediyorduk.

Ben de galiba Ömer'in hayatımdaki yerini yeni yeni anlamaya başlıyordum.

Gözlerimi kapattım.

Bu kez düşüncelerimden kaçmadım.

Çünkü aklımda olan kişi...

Düşünmekten en çok hoşlandığım kişiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 77